Boşanmak İçin Gittiğim Gün Gelinlik Giydim Kocam boşanmak istediğini söylediğinde dolabı açıp gelinliğimi çıkardım. “Ne yapıyorsun?” diye endişeyle sordu. “Bunu giyeceğim, mahkemeye böyle gideceğim,” deyip gelinliği silkeleyerek üzerindeki tozu attım. “Akıllı mısın sen? Kim boşanmaya gelinlikle gider!” “Tabii ki giderim. Sen de damatlığını giyeceksin. Beni o kıyafetle sonsuza dek seveceğine söz vermiştin, şimdi de aynı kıyafetle sonsuza dek veda edeceksin.” Söyleyecek söz bulamadı, gardırobun dibinde damatlığını aramaya başladı. Adliyeye vardığımızda güvenlik donup kaldı. Bir kadın “Tebrikler!” dedi, diğeri ise “Salak, bunlar boşanıyor!” diyerek onu dürttü. Hakim bizi görünce az kalsın sandalyeden düşecekti. Ben alabildiğine beyaz gelinlik, duvak ve her şeyimle; o ise smokin, papyon ve parlak ayakkabılarıyla. “Hanımefendi,” dedi hakim, gülmemek için kendini zor tutarak, “Neden gelinlikle geldiniz, sorabilir miyim?” “Çünkü hakim bey,” dedim onurluca, “Bu adam bana ‘ölüm bizi ayırana dek’ diye aynı bu kıyafetle söz verdi. Ölüm bizi ayırmadığı halde artık devam etmek istemiyor. Bunu da beni o gün gördüğü gibi görerek yapsın istedim.” Eşim gözleri dolu dolu bana baktı. “Ben sana hiç yalan söylemedim. O gün gerçekten seviyordum.” “Şimdi?” dedim, sesim titrerken. Hakim boğazını temizledi. “Biliyor musunuz, size yarım saatlik bir ara veriyorum. Çıkın, biraz yürüyün, konuşun. Eğer yarım saat sonra hala aynı kıyafetlerle ve kararlı şekilde dönerseniz, işlemi sürdürürüm. Ama hissim, bu noktaya gelen iki insanın hâlâ konuşacak çok şeyi olduğudur.” Koridora çıktık. Duvağımı düzeltti. “Çok güzelsin,” dedi. “Aynı o günkü gibi.” “Sen de yakışıklısın,” itiraf ettim. “Ama bazen gerçekten salaksın.” Adliye koridorunda, düğün günü gibi giyinmiş hâlde ne yapacağımızı bilemeden kaldık. “Ya…” dedi biraz çekinerek, “Boşanmak yerine gidip düğün pastası yesek ve neden evlendiğimizi hatırlasak?” Gerçek aşk, boşanmaya bile düğün gibi hazırlanmak mıydı, yoksa sadece dramatik iki Türk olup hiçbir şeyi yarım yapamamamız mıydı?

Boşanmaya gittiğim gün, gelinlik giydim diye anlatayım sana.

Bak, eşim gelip Boşanalım, dediği gün, hiç düşünmeden dolabı açıp gelinliğimi çıkardım. O ise gözleri büyüdü, şaşkın, Ne yapıyorsun sen? dedi bana.

Dedim ki, Mahkemeye bunu giyip gideceğim. Bir güzel silkeledim gelinliği, tozunu attım.

Olamaz böyle şey, delirdin mi? Gelinlikle boşanmaya mı gidilir? diye bağırdı.

Olur tabii, dedim. Sen de damatlığını giy. Eğer onunla bana sonsuza dek beraberlik sözü verdiysen, onunla da sonsuza dek veda et.

Baştan bir sürü bahane aradı, bulamadı tabii. Yirmi dakika sonra dolabın altını üstüne getirip, damatlık arıyordu, kendi kendine söylenerek.

Mahkemeye gittiğimizde güvenlik görevlisi taş kesildi yemin ederim. Bir kadın seslendi hemen, Mutluluklar! Arkadaşı ise dirsekle dürttü, Saçmalama kızım, boşanıyorlar! dedi.

Hakim var ya, neredeyse sandalyeden düşüyordu. Ben, bembeyaz gelinliğimle, duvağımla, her şeyimle oradayım. O ise smokinli, papyonlu, ayakkabıları pırıl pırıl.

Hakim gülmemek için kendini zor tutarak, Hanımefendi, dedi, Acaba niçin gelinlikle geldiniz?

Gayet ciddi ve sakin şekilde, Efendim, dedim, Bu adam bana ölüm bizi ayırana dek sözünü tam da bu kıyafetlerle verdi. Ölüm bizi ayırmadı ama kendisi bırakmak istiyor, öyleyse sözünü bozarken de bana aynı şekilde baksın istedim.

Eşim bana baktı, gözlerinde yaşlar birikti. Sana hiç yalan söylemedim. O gün gerçekten sevmiştim seni, dedi.

Peki ya şimdi, dedim, sesim titremeye başladı.

Hakim bir öksürdü usulca, sonra, Şimdi size otuz dakika mola veriyorum. Bir dışarı çıkın, konuşun, gezin. Eğer ikiniz de halen bu halde ve kesin kararlı şekilde gelirseniz, davamıza devam edeceğim. Ama içimden bir şey diyor ki, buraya böyle gelen iki insanın daha çok konuşacak şeyi vardır.

Koridora çıktık. O benim eğilmiş duvağımı düzeltti.

Çok güzelsin, dedi, Aynı o günkü gibi.

Sen de fena değilsin, dedim. Ama inatçının tekisin.

Öylece kaldık mahkeme ortasında; düğünde gibi giyinmiş, ne yapacağımızı bilemeden.

Sonra o hafif bir cesaretle, Ne dersin, dedi, boşanmak yerine gidip bir düğün pastası keselim, neden evlendiğimizi hatırlayalım?

Acaba dedim içimden, gerçek aşk dediğin şey bu mu? Boşanırken bile düğündeki gibi hazırlanmak Yoksa biz gerçekten fazlaca romantik, işleri hep abartarak yaşayan iki kişi miyiz, yarım bırakmayı hiç beceremeyen?

Rate article
Lifequest
Boşanmak İçin Gittiğim Gün Gelinlik Giydim Kocam boşanmak istediğini söylediğinde dolabı açıp gelinliğimi çıkardım. “Ne yapıyorsun?” diye endişeyle sordu. “Bunu giyeceğim, mahkemeye böyle gideceğim,” deyip gelinliği silkeleyerek üzerindeki tozu attım. “Akıllı mısın sen? Kim boşanmaya gelinlikle gider!” “Tabii ki giderim. Sen de damatlığını giyeceksin. Beni o kıyafetle sonsuza dek seveceğine söz vermiştin, şimdi de aynı kıyafetle sonsuza dek veda edeceksin.” Söyleyecek söz bulamadı, gardırobun dibinde damatlığını aramaya başladı. Adliyeye vardığımızda güvenlik donup kaldı. Bir kadın “Tebrikler!” dedi, diğeri ise “Salak, bunlar boşanıyor!” diyerek onu dürttü. Hakim bizi görünce az kalsın sandalyeden düşecekti. Ben alabildiğine beyaz gelinlik, duvak ve her şeyimle; o ise smokin, papyon ve parlak ayakkabılarıyla. “Hanımefendi,” dedi hakim, gülmemek için kendini zor tutarak, “Neden gelinlikle geldiniz, sorabilir miyim?” “Çünkü hakim bey,” dedim onurluca, “Bu adam bana ‘ölüm bizi ayırana dek’ diye aynı bu kıyafetle söz verdi. Ölüm bizi ayırmadığı halde artık devam etmek istemiyor. Bunu da beni o gün gördüğü gibi görerek yapsın istedim.” Eşim gözleri dolu dolu bana baktı. “Ben sana hiç yalan söylemedim. O gün gerçekten seviyordum.” “Şimdi?” dedim, sesim titrerken. Hakim boğazını temizledi. “Biliyor musunuz, size yarım saatlik bir ara veriyorum. Çıkın, biraz yürüyün, konuşun. Eğer yarım saat sonra hala aynı kıyafetlerle ve kararlı şekilde dönerseniz, işlemi sürdürürüm. Ama hissim, bu noktaya gelen iki insanın hâlâ konuşacak çok şeyi olduğudur.” Koridora çıktık. Duvağımı düzeltti. “Çok güzelsin,” dedi. “Aynı o günkü gibi.” “Sen de yakışıklısın,” itiraf ettim. “Ama bazen gerçekten salaksın.” Adliye koridorunda, düğün günü gibi giyinmiş hâlde ne yapacağımızı bilemeden kaldık. “Ya…” dedi biraz çekinerek, “Boşanmak yerine gidip düğün pastası yesek ve neden evlendiğimizi hatırlasak?” Gerçek aşk, boşanmaya bile düğün gibi hazırlanmak mıydı, yoksa sadece dramatik iki Türk olup hiçbir şeyi yarım yapamamamız mıydı?