Çocukla kal sen. Kardeşimin düğününe tek başıma gideceğim.
Bundan yıllar önce, kocam bir akşam işten döndüğünde biraz tuhaftı. O günlerde İstanbul’da dar bir tek odalı dairede yaşardık. Apartmanı bize kayınvalidem vermişti; sağ olsun, minnettarız. Kızımız neredeyse iki yaşındaydı ve annelik iznindeydim. Hemen işe dönmeyi de düşünmüyor, çocuğumuza bakacak kimseyi de bulamıyordum.
O akşam düğünü konu açtım; yüzü düştü, hemen yere baktı. Ben düğüne tek gideceğim… dedi. Şaşkınlıkla sordum, Ya ben? Kocam usulca anlattı: Cebim bomboş kaldı bu ay. Sadece kendim gideceğim. Sen çocuğa bakarsın. Üç gün yokum, otelde kalacağım, yemek yiyeceğim ve tabii gelin-damat için de hediye almak gerekecek.
Epey genç bir aileydik. Kayınvalidemin bize verdigi evde yaşamak düğün zamanı işimizi biraz kolaylaştırmıştı. Annem mi? O her zaman kendiyle meşguldü; sürekli ek iş kovalar, yurtdışına gidip gelir, fırsat buldukça güzellik salonlarında olurdu. Bana hep, Acil bir işin olursa, mecbur kalırsan ben gelirim kızım, derdi. Ama saçımı yaptıracağım, yeni elbise alacağım diye ona çocuk emanet yahut rica etmek mi? O zaman hemen geri çeker ellerini, kabul etmezdi.
Annemin huyunu iyi bilirdim. Ne de olsa tüm hafta sonlarını SPAda, güzellik merkezi ya da masaj salonunda geçirirdi. Herkes kendi keyfine bakardı. Zaten evimizde büyük sorun da olmazdı. Kocam evdeyse işimi hallederdim; ama doğruya doğru, dışarıya çıkmama pek izin vermez, nadiren ve kısa süreliğine çıkardım.
Nihayet bir gün, kocamın küçük kardeşi evlenmeye karar verdi. Düğün için başka bir şehre, üç günlüğüne gitmek gerekiyordu. Annemin kapısını çaldım; torununa baksın dedim. Önce uzun süre gönülsüz davrandı ama sonunda derin bir iç çekip iş yerinden izin aldı. Çok mutlu oldum; sonuçta iki yıldır çocukla aynı evde takılmıştım, belki azıcık nefes alırım diye. Ama hayallerim, kocamın bir akşamki açıklamasından sonra suya düştü.
Bu benim açımdan önemli bir olaydı. Bir yıl boyunca kızımı hiç bırakmadan büyütmüştüm. Ama bir tek ben, hep ben Ve nedense evde bana yardımcı olmak isteyen kimse de olmadı. Kocam ise sık sık şirket etkinliklerine, iş seyahatlerine giderdi zaten. Kısaca, ne onun kardeşini tanıyordum, ne de gelin adayını; yüzünü sadece bir fotoğrafta görmüştüm.
Canım çok sıkılmıştı. Yine de kocam anlamak istemedi. Bak hayatım, dedi, Annen zaten çok da istekli değil, birkaç gün dinlensin bırak. Sen de evde kal, çocuğa bak. Kimseyi zorlamak doğru değil. Hem sen de ailemi doğru dürüst tanımıyorsun. Ne gerek var gitmeye? Evde dur, çocuğumuza bak. Ben gidip geleceğim nasıl olsa.
Böyle olunca kimse gitmedi. Neden sadece kocamın dediği olmalıydı ki?
Sizce kim haklıydı? Benim gözümde hem annem hem de kocam bencil davranıyordu. Tabii, hiçbir büyükanne torununa bakmaya mecbur değil ama kendi kızını da biraz düşünemez mi? Öte yandan; kocam da eşinin ne yaşadığını anlamıyordu. O kadar zamandır çocuğuna tek başına bakan biri biraz nefes almak istemez mi?
Kocasının sevgisi gerçekse, bir kadını anlamak ve dinlemek gerekirdi.
Bu durumda olan kadın ise oldukça üzgündü; tamamen eşine bağımlı kalmıştı, yanında destek olacak kimse yoktu.
Acaba diğer kadınlar ne düşünüyorlardı? Belki bir gün o kız tüm cesaretiyle kendi fikrini dile getirir ve eşiyle açıkça konuşup sorunlarını çözebilir.
Kızlar, unutmayın! Ülkemiz özgür bir ülkefikirlerinizi söylemekten, eşinizle konuşmaktan çekinmeyin. Kimse size bir şey yapamaz. Sonunda koca ayrılmak isterse, bilin ki o sevgide samimiyet yoktur. Birbirimize saygı göstermek ve birbirimize mutluluk vermek en güzeli…




