Kayınvalidem, belli ki bir hesabı olarak, evine taşınmamızı önerdi.
Çok teşekkür ederiz, bu gerçekten cömertçe bir teklif. Ama biz kabul etmeyeceğiz.
Kayınvalidemin yüzü düştü.
Sebep nedir? Gurur mu yapıyorsunuz?
Hayır, gurur değil. Sadece bizim bir düzenimiz var. Çocukların yıl ortasında okul değiştirmesi büyük stres olur. Alıştık artık burada. Evi yeni yapmışız, her şeyimiz taptaze.
Sizin orada ise… Meryem biraz durakladı ama gerçekleri söylemeye karar verdi. Orası sizin anılarınızla, size özel eşyalarınızla dolu.
Çocuklar küçük, illa bir şey kırarlar ya da kirletirler. Bizim de huzurumuz kaçar, size de yazık olur.
Meryem işten eve döndüğünde eşi Ömer, onu koridorda bekliyordu. Belli ki onu kolluyordu.
Ayakkabılarını çıkarıp sessizce odasına geçti, üstünü değiştirdi, sonra mutfağa yöneldi. Ömer de sessizce arkasından geldi.
Meryem dayanamadı:
Yine başlama, Ömer! Sana söyledim: Olmaz!
Ömer derin bir iç çekti.
Bugün yine annem aradı. Tansiyonu çıkmış, orada tek başına çok zorlanıyormuş. Dede ve nine artık iyice yaşlandılar, çocuk gibi huysuzlanıyorlarmış. Annem tek başına yetişemiyor.
Eee? dedi Meryem, bir yudum soğuk su içerek sinirini bastırmaya çalıştı. O hayatı kendi seçti.
Evi kiraya veriyor, para alıyor, hava temiz. Orayı kendi sevdi.
Severdi, çünkü gücü vardı. Şimdi ise, yalnızlık ve zorluk diyor. Neyse… dedi Ömer, derin bir nefes alarak. Bize evini teklif etti. Üç odalı.
Meryem gözlerini açarak mırıldandı:
Hayır.
Ama neden hemen hayır? Sonunu daha dinlemedin! deyip ellerini açtı Ömer. Bak: Semt şahane, senin işine on beş dakika, benimkine yirmi dakika. Okul çaprazda, anaokulu avluda. Trafikte zaman harcamayacağız!
Evimizi de kiralarız, kredi kendi kendine ödenir. Üstüne biraz da kalır.
Ömer, kendini dinliyor musun? Meryem ona iyice yaklaştı. Burada iki buçuk yıldır yaşıyoruz.
Her priz yerini ben seçtim! Çocukların arkadaşları yan apartmanda.
Nihayet kendi evimizdeyiz, kendi evimizde!
Evin adresinin ne önemi var, zaten yatmak için geliyoruz. İşten eve iki saatte dönüyoruz! karşılık verdi Ömer. Annemin evi eski usul, tavan üç metre, duvarlar kalın, komşular duyulmuyor.
Ve tadilatı sen okula giderken yapılmış bir ev, sözünü kesti Meryem. Unuttun mu, rutubet ve koku? Hem orası bizim evimiz değil. O, Fikriye Hanım’ın evi.
Annem söz verdi, karışmayacakmış. Kendi köyde kalacak. Sadece evine göz kulak olduğumuzu bilecek.
Meryem acı acı gülümsedi.
Ömer, hafızan balık gibi mi? Evimizi nasıl aldığımızı unuttun mu?
Ömer bakışını kaçırdı. Elbette hatırlıyordu. Yedi yıl boyunca hep bir odalı evlerde kirada süründüler, her kuruşu biriktirdiler.
Yeterli peşinatı biriktirdiklerinde Ömer annesine gitmişti. Plan hazırdı: annesinin büyük dairesini değiştirecekler, ona güzel iki odalı bir yer ve gençlere de medeni bir ev.
Fikriye Hanım o zamanlar başıyla onaylayıp, Tabii yavrularım, genişleme zamanı deyip gülümserdi.
Evin modelleri seçildi, hayaller kuruldu. Ta ki tapuya gitmeleri gereken gün Fikriye Hanım telefon etti.
Ne dediğini hatırlıyor musun? dedi Meryem. Ben düşündüm… Benim semtim çok gösterişli, komşular nezih. Ben nasıl gelip sizin işçi mahallesinde otururum? Hayır, istemiyorum.
Biz de bankadan kredi çektik, deli faize, şehrin dışına beş kilometre uzak bir eve geldik. Tek başımıza. Onun prestijli metrekareleri olmadan.
Yanlış yaptı o zaman, yaşlılık korkusu işte, dedi Ömer. Şimdi yalnız, torunları yanında istiyor.
Yanında mı? Bir ayda bir, elimizde erzakla gittiğimizde görüyor. Yarım saatte de gürültüden başım ağrıdı diye oflamaya başlar.
O sırada altı yaşındaki Kerem koşarak içeri girdi, peşinden dört yaşındaki Zeynep.
Anne baba, acıktık! diye Kerem bağırdı. Zeynep uçağımı bozdu! Üç saat uğraştım, mahvetti…
Yalan! diye bağırdı Zeynep. Kendi düşürdü!
Meryem iç çekti.
Hadi, elinizi yıkayın. Yemek hazır. Baba makarna yaptı mı?
Yaptım, dedi Ömer kısa bir sesle. Sosis de var.
Çocuklar sandalye çekiştirip gürültü yaparken Meryem yemeği dağıttı. Akşam tartışma ertelendi. Yatağa girene kadar konu kapanmış gibi oldu.
***
Cumartesi köye gitmek şart oldu, Fikriye Hanım sabah zayıf bir sesle arayıp dedenizin ilacı kalmadı, benim de kalbim sıkışıyor dedi.
Yol bir buçuk saat sürdü. Fikriye Hanım onları kapının önünde bekliyordu. Altmış üç yaşında olmasına rağmen gayet bakımlıydı: saçları düzgün, tırnakları manikürlü, boynunda şık bir fular vardı.
Oh, geldiniz, yanağını öptürdü. Meryemciğim, kilo mı aldın? Yoksa bluzun mu bol?
Size de merhaba Fikriye Hanım. Bluz bol, dedi Meryem alışılagelmiş alaycılığı sineye çekip.
İçeri girince kayınvalidenin annesiyle babası salonda uyukluyordu, Meryem selam verdi, ama onlar başlarını bile kaldırmadı.
Bir çay içer misiniz? diye mutfağa geçti Fikriye Hanım. Bisküvi var ama bayat… Mağazaya gitmiyorum ki, dizlerim ağrıyor.
Biz pasta getirdik, Ömer pastayı masaya koydu. Anne, şu ev konusunu konuşalım mı?
Fikriye Hanım birden canlandı.
Evet, oğlum, evet. Gücüm kalmadı. Burada hava güzel, tabiat şahane, ama anne babam ilgisiz kalırsa ne olur, ona bakıyorum.
Ama kışın? Ömrüm geçmiyor. Şehirdeki ev öyle boş boş duruyor, kiracılar her şeyi bozuyor, içim gidiyor!
Anne, kiracı aile, düzgün insanlar araya girdi Ömer.
Düzgünlermiş! diye Fikriye Hanım. Geçen sefer bir baktım perdeyi eğri asmışlar. Bir de koku var… benim evim gibi değil.
Dedim ki, siz neden oralarda çekişiyorsunuz? Gelin buraya, evim geniş, herkese yer var.
Meryem, Ömerle göz göze geldi.
Fikriye Hanım, siz nerede kalacaksınız peki? diye sordu Meryem, doğrudan.
Kayınvalide kaşını kaldırdı.
Nerede olacak? Burada, tabii, anne babamla. Bazen şehre gelirim, muayene olurum. Bizim aile sağlığı merkezinde tüm doktorları tanıyorum.
O ara sıra ne kadar ara sıra? dedi Meryem.
Haftada bir iki? Ya da hava kötü olursa bir hafta kalırım. Oda benim tabii, yatak odama kimseyi koymayın, kalırdım zaten. Bir gün lazım olur.
Meryem öfkesini gizlemedi.
Yani siz bize üç odalı evi teklif ediyorsunuz ama bir odasını kendinize kapalı tutuyorsunuz? Biz de çocuklarla iki odada mı yaşayacağız?
Kapalı niye olsun? dedi Fikriye Hanım. Kullanın, ama eşyama dokunmayın. Büfemde kristaller var. Kitaplarım var.
Ömere dönüp, Kitaplığı sakın ellemeyin, diye tekrar etti.
Ömer sandalyede huzursuzca kıpırdandı.
Anne, biz taşınırsak düzen kurmamız gerekecek. Çocuklara oda lazım, yatak alınacak
Yatak neye gerek? Harika bir açılır kapanır kanepemiz var. Zamanında baban almıştı. Neden boşa harcama yapıyorsun?
Meryem ayağa kalktı.
Ömer, dışarıda konuşalım mı?
Cevabını beklemeden kapıya çıktı. Ömer bir dakika sonra suçlu gözlerle dışarı geldi.
Duydun değil mi? diye fısıldadı Meryem. Kanepe yerinden kımıldamasın, oda benim, gelirim arada bir hafta. Bunun anlamını biliyor musun?
Meryem, değişimden korkuyor işte…
Hayır, Ömer! Evini ücretsiz gözlememizi istiyor! Bir dolabı bile çekemeyiz!
Her an gelip anahtarıyla kapıyı açacak, bana perde asmayı, çorba yapmayı ve yatak toplamayı öğretecek!
Ama işe yakın
Boş ver işi! Evime, kendi bildiğim düzene geleceğimden emin olayım yeter. İki saat trafik çekerim yine de.
Ömer sessizleşti, ayakkabılarına bakarak. O da anlamıştı. Kolaya kaçmak insanı baştan çıkarıyor…
Bir de, diye Meryem kollarını kavuşturdu. Ev değiştirme muhabbetini hatırla. O zaman da bizi yüzüstü bıraktı, sadece itibar için. Şimdi ise canı sıkılıyor, bize yakın olup uğraşacak biri istiyor.
O anda kapı açıldı, Fikriye Hanım göründü.
Ne konuşuyorsunuz fısıltıyla?
Meryem ona döndü.
Sizi rahatsız etmeyeceğiz. Taşınmayacağız.
Neymiş canım bu? dedi kayınvalide. Ömer, niye tek kelime etmiyorsun? Karın karar vermiş, sen onaylıyor musun?
Ömer başını kaldırdı.
Anne, Meryem doğru söylüyor, dedi kararlı bir sesle. Biz gitmeyeceğiz. Kendi evimiz var.
Fikriye Hanım dudaklarını sıktı. Yenildiğini anladı ama kabullenmeye niyeti yoktu.
Siz bilirsiniz, ben sadece iyiliğinizi istemiştim. Yardım etmek istemiştim. Ama… kendi bildiğinizi okuyun. Tıkanıp kalın şu trafikte, sonra bana şikayet etmeyin.
Etmeyiz, dedi Ömer. Hadi anne, başka ihtiyacın var mı?
Hiçbir şeye ihtiyacım yok sizden, dedi ve dramatik bir şekilde içeri gidip kapıyı kapadı.
Geri dönerken konuşmadık. Şehrin girişinde trafik açılmıştı ama mahalleye yaklaşırken tekrar sıkıştı.
Kızgın mısın? diye sordu Meryem, kırmızı ışıkta beklerken.
Ömer başını salladı.
Hayır. Keremin o babamın kanepesinde zıpladığını hayal ettim de, annemin kalbinden bir şey olurdu herhalde. Haklısın. Kötü fikirdi.
Yardım etmekten yana derdim yok, Ömer, dedi Meryem yumuşakça dizine dokunarak. Gerekirse erzak, ilaç getiririz. Durum kötüleşirse bir bakıcı tutarız. Ama ayrı yaşayacağız.
Uzaklık, sağlıklı ilişkilerin garantisidir.
Özellikle annemle, deyip güldü Ömer.
***
Elbette Fikriye Hanım gönül koydu bize. Hatta meğer, kiracıları bile çoktan çıkarmış, oğluyla gelinini kesin gelecek sanmış.
Bir ay boyunca neredeyse her gün Ömeri aradı, darladı.
Ama Ömer iradesini bozmadan kaldı. Gerekli olduğunda hayır demek, insanı özgür ve huzurlu kılıyor, bunu bir kez daha anladım.




