Sanırım Aşk Bitti: İstanbul’un Kalbinde Başlayan Bir Hikâyenin On Beş Yıllık Yolculuğu, Birlikte Kurulan Hayaller, Fedakârlıklar ve Sonunda Yalnızlığa Cesur Bir Adım

Sence de aşk bitti mi ya?

Bu bölümdeki en güzel kız sensin, demişti o zaman, metro çıkışındaki çiçekçiden aldığı papatya buketini uzatırken.

Elif gülerek aldı çiçekleri. Papatyalar yazı kokuyordu, bir de tarif edemediği bir doğruluğu. Emre karşısında öyle emin duruyordu ki ne istediğini bilen biri gibi. Ve o, Elifi istiyordu.

İlk buluşmalarında Maçka Parkında yürümüşlerdi. Emre yanında bir örtü, termosla sıcak çay ve annesinin yaptığı sandviçlerden getirmişti. Çimenlere serilip karanlık çökene kadar sohbet etmişlerdi. Elifin aklında onun kahkahası kalmıştı, başını geriye atarak nasıl güldüğü. Elini dokunurkenki o yanlışlıkla halleri… Ona öyle bakıyordu ki sanki İstanbulda başka kimse yokmuş gibi.

Üç ay sonra Fransız komedisine götürmüştü Emre. Elif filmi pek anlamasa da onunla beraber kahkahalara karışmıştı. Altı ay geçti, ailesiyle tanıştı. Bir yıl dolunca da Hadi artık beraber yaşayalım, dedi.

Zaten her gece yan yanayız, Elif, dedi saçlarını okşarken. İki eve kira vermek gereksiz değil mi?

Elif kabul etti. Tabii ki para için değil. Onun yanında dünya daha anlamlıydı sanki.

Kiralık bir oda, pazar günlerinin üzerine sinmiş mercimek çorbası kokusu, ütülü çarşaflar. Elif, Emrenin annesinin yaptığı gibi; sarımsaklı, dereotlu köfte yapmayı öğrendi. Emre akşamları gazete ya da dergilerden iş dünyası haberlerini yüksek sesle okurdu. Kendi işi olsun istiyordu hep. Elif, elini yanağına dayayıp onu dinlerdi. Her lafına inanırdı da.

Gelecek için planlar yaptılar. Önce peşinata para biriktirmek. Sonra kendi evleri. Sonra araba. Tabii çocuklar da bir oğlan, bir kız.

Hepsine yetişiriz, derdi Emre, Elifin başını öperek.

Elif hep ondan güç buluyordu.

…On beş sene geçti beraber. Hayatlarındaki her şey alışkanlığa dönüştü. Sessiz sakin bir mahallede bir ev, pencereden ağaçlar gözüküyor. Yirmi yıllık konut kredisi, tatile ya da dışarıya çıkmaktan kıstılar erken bitsin diye. Kapıda bir gümüş gri Toyota; Emre kendi seçti, kendi pazarlık yaptı, kendisi her cumartesi parlatırdı.

Göğsünde sıcak bir gurur dalgalanırdı Elifin. Kendi başlarına başarmışlardı. Ne aile parası, ne torpil, ne de şans. Sadece emek, sabır ve tutumluluk.

Elif hiç şikâyet etmedi. Metroda uykusu gelse de, son durağa kadar gitse de. Bazen her şeyi bırakıp Egeye kaçıp gitmek istese de. Biz bir takımız, derdi Emre sık sık ve Elif ona inanırdı.

Onun huzuru hep Elifin önceliğiydi. Bunu kanıksamıştı artık. Emre kötü bir gün geçirse, Elif en sevdiği yemekleri yapar, bir demlik çay koyar, sessizce dinlerdi. Patronuyla kavga mı etti, başını okşardı Elif, Geçecek, diye fısıldardı. Morali mi bozuk, Elif toparlardı.

Benim limanım sensin, dayanağım sensin, derdi Emre öyle anlarda.

Elif gülümserdi. Başkasının limanı olmak Ne güzel bir şey aslında, değil mi?

Zor dönemler geçti. Beş yıl sonra ilk kez işsiz kaldı Emre, şirkette iflas. Üç ay evden dışarı çıkmadı, internetten iş aradı.

Bir kere daha, daha kötüsü oldu. İşteki arkadaşları Emreyi belge işlerinde yaktı, sadece işte kalmadı, ciddi borca girdi. Arabayı satıp ödediler borcu.

Bir kere bile hesap sormadı Elif. Hiç imâ bile etmedi. Fazladan işler aldı, uykusuz geceler geçirdi, kendisinden kısıp Emre için biriktirdi hep. Sadece ona ne olacağını düşünüyordu: kırılır mı, gücünü kaybeder mi

Emre toparladı. Daha iyi bir iş buldu. Yeniden o gümüş Toyotayı aldılar. Hayat tekrar rayına oturdu.

Bir yıl önce, mutfakta otururken Elif içinde büyüyüp duran bir soruyu sordu nihayet:

Belki de artık zamanı geldi mi? Gençliğim geçiyor. Daha fazla ertelersek

Emre ciddi bir şekilde başını salladı.

Hazırlanalım, dedi.

Elifin boğazı düğümlendi. Yıllardır bekliyor, erteleyip duruyorlardı. Ve işte o an gelmişti.

Defalarca hayal etmişti bunu. Minicik eller, Elifin parmaklarını tutan. Bebek pudrası kokusu. Salonda ilk adımlar. Emrenin uyutmadan önce masal okuması.

Kendi bebekleri, nihayet.

Değişiklik hemen başladı. Elif tüm hayatını gözden geçirdi; yediklerine, uyku düzenine, hareketlerine dikkat etti. Doktordan randevular aldı, tahliller verdi, vitaminlere başladı. Kariyer ise arka planda kaldı, tam da terfi konuşulurken hem de.

Emin misin, dedi müdürü, Elife gözlüğünün üstünden bakarak. Bir daha gelmez böyle fırsat

Elif emindi. Terfi; seyahat, stres, düzensizlik demekti. Hiç de hamilelik için uygun değildi.

Filiale geçeyim ben, dedi.

Müdür omuz silkti.

Şubesi evine on beş dakika mesafedeydi. İşler sade, rutin, ilerleme yok. Ama saat altı olunca çıkıp hafta sonu evde kafa dinleyebiliyor.

Elif hızlıca alıştı. Yeni iş arkadaşları iyi hoştu ama hırslı değillerdi. Kendi yemeklerini evde hazırlamaya, öğlen arası yürüyüşlere, geceyarısından önce yatmaya başladı. Her şeyi olası çocukları için yapıyordu, çekirdek ailesi için.

Sessizlik sinsi sinsi geldi. Önceleri Elif pek önemsemedi. Emre yoruluyordu, oluyordu böyle şeyler.

Ama gün geldi, Bugün işin nasıl geçti? diyen kalmadı. Sarılmalar azaldı, yatakta kucağa almak bir yana yüzüne bile bakmıyordu eskisi gibi. O ilk zamanlardaki hayran bakışlar gitmişti artık, en güzel kadın benim karım diyen Emre yok olmuştu.

Evde tuhaf, huzursuz bir sessizlik. Eskiden işten, hayallerden, saçma şeylerden saatlerce konuşurlardı. Şimdi Emre akşamı telefonda geçiriyor, kısa cevaplar veriyor, yatarken arkasını dönüyor.

Elif tavana baka baka yatıyor. İkisinin arasında koca bir yatak genişliği

Yakınlık kalmadı. İki hafta, üç hafta, bir ay derken Elif günleri saymaz oldu. Her gece bir bahanesi vardı adamın:

Çok yorgunum, yarın olur.

Ama yarın hiç gelmiyor.

Bir akşam cesaret bulup yolunu kesti banyoya giderken:

Emre, ne oluyor? Doğru söyle.

Emre gözünü Elifin üstünde bile tutmadı, kapı kasasına baktı.

Bir şey yok.
İnanmıyorum.
Büyütüyorsun. Sadece zor bir dönem. Geçer.

Elifi atlatıp banyoya kapandı. Su sesi

Elif koridorda elleri göğsünde sımsıkı kaldı, çıkan sızı hiç eksilmedi.

Bir ay daha dayandı. Sonra bir gece direkt sordu:

Beni seviyor musun?

Uzun ve kötü bir sessizlik oldu.

Yani… ne hissettiğimi bilmiyorum, dedi Emre sessizce.

Elif kanepeye oturdu.

Bilmiyor musun?

Emre ilk kez gözlerinin içine baktı. O eski Emre yoktu orada. Yorgun bir boşluk, kaybolmuşluk

Sanırım aşk bitti. Çok oldu hem de. Hep sustum, seni üzmek istemedim.

Onca ayı bu belirsizlikle geçirmişti Elif. Bakışlarını yakalayıp çözmeye, kelimelerinde bahane aramaya çalışmıştı. Herhalde işte bir sorun var, ya da yaş krizidir, geçici! Kendini kandırmış durmuş. Oysa adam sadece vazgeçmişti, üstelik ona bunu hiçbir zaman söylemeden! Elif çocuk planı kurarken, işinden vazgeçerken, hamilelik için her şeyi düzenlerken

Karar bir anda geldi Elife. Belki düzelir, biraz daha sabır, bekleyelim yok artık. Yeterdi.

Boşanacağım senden, dedi sessizce.

Emrenin yüzü bembeyaz oldu, boğazında bir tik. Bir şey söyleyecek gibi oldu.

Bir dur, hemen olmasın, denemeyelim mi, diyecektin herhalde?
Denemek? Hadi çocuk yapalım, belki değişir her şey derler ya, çocuğun birleştirici etkisi olur.

Elif acı acı, gürültülü bir şekilde güldü.

Çocuk yapınca daha mı iyi olacak? Beni sevmiyorsun. Neden o zaman çocuk yapalım? Sonra yeni doğmuş bebekle mahkemelerde buluşmak için mi?

Emre sus pus. Hiçbir şey diyemedi.

O gün Elif topladı eşyalarını. Yakın bir arkadaşından oda buldu. Bir hafta içinde de boşanma evraklarını hazırladı, elleri titremese hemen verecekti.

Mal paylaşımı uzun süreceğe benziyordu. Ev, araba, on beş yılın anıları Avukat bir şeyler anlatıyordu hisse, anlaşma, ekspertiz. Elif başını salladı, not aldı, ama hayatının metrekare ve beygir gücüyle ölçülmesine alışamadı.

Çok geçmeden kendine tek başına bir ev tuttu. Tek başına yaşamayı öğrendi Elif. Bir kişilik yemek yapmak, kimseyle konuşmadan dizi izlemek, bütün yatağa yayılıp uyumak

Geceleri geldikçe daha fena olurdu. Yastığa kafayı gömüp papatyaları, Maçka Parkındaki örtüyü, Emrenin kahkasını, limanım sensin diyen sesini anımsardı.

Çok canı acıyordu. On beş yılı bir çuvala koyup atılmıyormuş işte.

Ama o acının içinde başka bir his vardı. Hafiflemişlik. Doğruluk. Zamanında çekilmişti. Çocuk doğurmadan, umutsuz bir evlilikte yıllarca sürüklenmeden kurtulmuştu.

Otuz iki yaşındaydı Elif. Önü bomboştu.

Korkuyordu, deli gibi. Ama yapacak başka bir şeyi de yoktu.
Baş edecekti. Başka yolu yoktu.

Rate article
Lifequest
Sanırım Aşk Bitti: İstanbul’un Kalbinde Başlayan Bir Hikâyenin On Beş Yıllık Yolculuğu, Birlikte Kurulan Hayaller, Fedakârlıklar ve Sonunda Yalnızlığa Cesur Bir Adım