Ben bunu yapmam! Ve bana emir verme! Sen kim oluyorsun ki bana burada karışıyorsun!
Deniz tabağı öyle bir hızla evyenin içine fırlattı ki, mutfak tezgahına bulaşık suyu sıçradı, sanki küçük bir gölet açıldı. Elif bir an nefesini tuttu. On beş yaşındaki çocuk ona öyle bir öfkeyle bakıyordu ki, sanki Elif onun hayatını doğrudan mahvetmiş.
Sadece bulaşıklara yardım istemiştim, Elif sükûnetini bozmamaya çalıştı, bu gayet normal bir istek.
Annem asla bana bulaşık yıkatmazdı! Ben kız değilim! Sen de kim oluyorsun bana emir veriyorsun?
Deniz arkasını döndü ve mutfaktan çıktı. Bir saniye sonra odasından bir müzik gürültüsü yükseldi.
Elif buzdolabına yaslanıp gözlerini kapadı.
Bundan bir yıl önce, her şey bambaşkaydı…
Baran Elifin hayatına tamamen tesadüfen girmişti aslında. Yan blokta büyük bir inşaat firmasında mühendis olarak çalışıyordu. Sürekli toplantılarda karşılaşıyorlardı. Önce öğle arasında bir kahve, sonra iş çıkışı yemekler, gece yarısına kadar telefonda muhabbetler derken…
Bir oğlum var, üçüncü buluşmada itiraf etmişti Baran, peçeteyle oynamaktan parmakları yorulmuş. Denizin yaşı on beş. Annesiyle iki yıl önce ayrıldık, o yüzden onun için zor bir dönem.
Çok iyi anlıyorum, Elif elini onun elinin üzerine koydu. Boşanmayı çocuklar her zaman zor atlatıyor. Bu çok doğal.
İkimize birden hazır mısın gerçekten?
Elif o anda gerçekten çok hazır hissediyordu. Otuz iki yaşındaydı, arkada çocuğu olmayan, başarısız bir evlilik ve hala hayalini kurduğu gerçek bir aile. Baran tam da sığınılacak liman gibi geliyordu.
Altı ay sonra, hafif utangaç, Elifin en sevdiği eklerlerin arasına bir yüzük saklayarak evlenme teklif etti. Elif kahkahayı bastı, bir saniye bile düşünmeden evet dedi.
Düğünü sade yaptılar: karşılıklı aileler, birkaç yakın arkadaş, Edirnede uygun fiyatlı bir restoran. Deniz bütün akşam başını telefondan kaldırmadı, yeni evlilere bir kere bile bakmadı.
Alışır, diye fısıldadı Baran, Elifin kafası karışık yüzünü fark edince. Ona biraz zaman ver.
Düğünden sonraki gün Elif, Baranın ferah üç artı bir evine taşındı. Ev aydınlık, kocaman mutfağı ve balkonu, avluya bakıyor. Ama Elif ilk dakikadan kendini misafir gibi hissetti…
Deniz ona adeta sandalye gibi bakıyordu içinden, yanından, üzerinden; hiç fark etmiyordu varlığını. Elif odaya girince Deniz kulaklık takıyordu. Bir şey sorunca, tek kelimelik cevaplar, yüzü döner başka yöne.
İlk iki hafta Elif durumu Denizin yeni düzene uyumuna bağladı. Oğlana zaman lazım, sonuçta babasının hayatına başka bir kadın dahil oldu. Her şey rayına oturacak sandı. Oturmadı.
Deniz, lütfen odanda yeme, sonra hamam böceği sorunu yaşarız.
Babam izin veriyordu.
Deniz, ödevini yaptın mı?
Sana ne.
Deniz, arkanı toparlar mısın lütfen?
Sen yap. Zaten işin gücün yok.
Elif, bu konuları Baranla konuşmaya çalıştı. Dikkatli, cümleleri seçerek, pamuk prensesin üvey annesi gibi görünmek de istemiyordu.
Sanırım evde temel birkaç kural koymamız lazım, dedi bir akşam, Deniz odasına çekilince. Odada yemek yok, arkasını toplamak, ödevleri belli saate kadar bitirmek gibi…
Elif, onun zaten dünyası çok değişti, Baran burnunu ovaladı. Boşanma, hayatına yeni biri, üstüne gitmeyelim.
Üstüne gitmiyorum. Sadece düzen olsun istiyorum.
Daha çocuk.
Ama on beş yaşında Baran. Bu yaşta artık bardağını yıkamayı öğrenmesi lazım.
Baran ise sadece içini çekip televizyonu açtı, konuşmanın bittiğini ilan etti.
Durum gün geçtikçe daha da beter oldu. Elif Denize çöpü dökmeye yardım etmesini isteyince oğlan ona öyle bir küçümsemeyle baktı ki…
Sen benim annem değilsin. Hiçbir zaman da olmayacaksın. Bana karışmaya da hakkın yok.
Karışmıyorum. Sadece ortak yaşadığımız evde biraz yardımcı olmanı istiyorum.
Burası senin değil, babamın evi. Bir de benim.
Elif tekrar Barana gitti. Baran dinledi, başıyla onayladı, konuşacağına söz verdi. Ama ya hiç konuşmadı ya da konuştuysa da sonuç sıfırdı; Elifin kafası karışmış haldeydi.
Deniz eve gece yarısı, habersiz ve sessizce gelmeye başladı. Elif gözünü kapatamıyor, apartmanda her ses çıkışında irkiliyordu. Baran ise yanda horlayarak uyuyordu.
Hiç olmazsa, bana gelip ne zaman nerede olacağını yazmasını rica eder misin? o sabah Elif sordu. Her şey olabilir, endişeleniyorum.
Artık büyüdü Elif. Onu kontrol edemezsin.
On beş yaşında!
Ben de o yaşta geç geliyordum.
Ama en azından onunla konuşsan? Bizim niyetimizin kötü olmadığını anlatsa?
Baran omuz silkti ve işe gitti…
Elif ne zaman eve dair bir kural koymaya çalışsa ortalık savaş alanı oluyordu. Deniz bağırıyor, kapı çarpıyor, Elifi aileyi dağıtmakla suçluyordu. Baran tabii ki her tartışmada oğlunun tarafındaydı.
O çok zorlanıyor, cümlesi döviz kuru gibi oldu Baranın. Sen anlamalısın.
Ya benim için kolay mı sanıyorsun? sonunda isyan etti Elif. Bana burada açıkça hakaret ediliyor, sen ise sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorsun!
Büyütüyorsun.
Büyütüyor muyum?! Oğlun bana doğrudan Sen burada yoksun dedi.
Kelimesi kelimesine.
Ergen işte. Hepsi aynı.
Elif annesini aradı; ne zaman konuşsa içini rahatlatan o yumuşak sesini duydu.
Kızım, annesi sesi endişeliydi. Hiç mutlu değilsin, bunu sesinden anlıyorum.
Anne, ne yapacağımı bilmiyorum. Baran hiçbir sorunu görmüyor.
Çünkü sorunu sadece sen yaşıyorsun. Onun için bir dert yok. Sadece sen üzülüyorsun.
Gülten Hanım sustu, sonra yavaşça ekledi:
Daha iyisini hak ediyorsun kızım. Bunu unutma.
Deniz artık tamamen serbest kaldığını anlayınca ipin ucunu kopardı. Sabaha karşı üçte Mardin Kebabı kıvamında müzik, kirliler her yerde: sehpalarda, pencere kenarında, hatta banyoda. Çoraplar koridorda, ders kitapları mutfak lavabosunun yanında.
Elif mecburen topladı. Pislikte yaşayamıyordu, topladı ama içi içini yedi. Bir noktada Deniz Elifi selamlamaktan da vazgeçti. Elif onun hayatında ancak laf sokacağı, tersleyeceği zaman var oluyordu.
Çocukla iletişim kuramıyorsun, bir gün Baran öyle dedi. Belki biraz da sorunu kendinde aramalısın?
Yol mu? Elif acı acı güldü. Altı aydır deniyorum. Senin yanında bana o şey diyor.
Abartıyorsun.
Elif son bir deneme daha yaptı. Denizin en sevdiği yemeğini buldu internetten bal ve baharatla tavuk, yanında anne usulü fırın patates. En iyi malzemeleri aldı, dört saat mutfakta geçti.
Deniz, akşam yemeği hazır! Masayı donattı, çocuğu çağırdı.
Deniz çıktı, tabağa bakıp yüzünü buruşturdu.
Bunu yemem.
Neden?
Çünkü sen yaptın.
Arkasını döndü, kapıyı bana mısın demeden çarptı gitti. Beş dakika sonra kapı gürültüsü Deniz arkadaşına gitmiş.
Baran eve döndü, soğumuş yemekleri ve morali dipten dönen Elifi buldu.
Ne oldu, anlat hadi?
Elif olanı biteni anlattı. Baran içini çekti.
Aman Elif… Çocuğa çok takılma. Kötülükten değil.
Kötülükten değil mi?! Elif bu sefer tutamadı. Kasden ve bile bile beni rezil ediyor! Her gün!
Sen biraz büyütüyorsun olayı.
Bir hafta sonra Deniz beş kişilik ergen ordusunu eve soktu. Mutfakta ne varsa, her yere bulaştırmışlardı.
Şimdi hemen evinize dağılın! Elif salonun ortasına çıktı, çocuklara hitap etti. Saat on bir oldu!
Deniz başını kaldırma zahmetine bile girmedi.
Burası benim evim. İstediğimi yaparım.
Burası ortak evimiz. Ve burada kurallar var.
Nasıl kurallar? Denizin bir arkadaşı kıkırdadı. Deniz, bu kadın kim ya?
Boş verin siz de. Öylesine biri. Takılmayın.
Elif odaya çekildi, hemen Baranı aradı. Baran bir saate geldi; ortalık dağılmış, Elif ise pestili çıkmıştı.
Elif, abartıyorsun ya. Çocuklar geldi, biraz oturdular hepsi bu.
Biraz mı?!
Olayı büyütüyorsun. Hatta gözlerini kıstı Baran, beni oğluma düşman edeceksin gibi geliyor.
Elif kocasına baktı, tanıyamıyordu artık.
Baran, bizim ciddi ciddi konuşmamız lazım, ertesi gün dedi. Biz, yani seninle ilgili, geleceğimizle ilgili.
Adam bir kasıldı, oturup karşıya geçti.
Ben artık dayanamıyorum, Elif ağır ağır konuştu. Altı aydır bana saygısızlık var. Denizin hakaretleri, senin benim duygularıma tamamen duyarsız kalman…
Elif, ben…
Bitirmeme izin ver. Çok uğraştım, bu ailenin parçası olmak istedim. Ama bir aile yok ortada. Sen, oğlun ve bir de evi süpüren, yemek yapan ileri düzey yardımcı var sadece.
Haksızsın.
Haksızlık mı? Oğlun bana en son ne zaman iyi bir söz söyledi? Sen en son ne zaman beni savundun?
Baran sustu.
Seni seviyorum, dedi en sonunda kısık sesle. Ama Deniz benim oğlum. Her şeyden önemli.
Benden de mi önemli?
Her ilişkiden önemli.
Elif başıyla onayladı. Göğsünde boşluk, içinde buz gibi bir soğuk.
Açık sözlülük için sağ ol.
Bardağı taşıran damla iki gün sonra geldi. Elif annesinin doğum gününde hediye ettiği en sevdiği bluzu yatakta, lime lime doğranmış buldu. Kıyafetin halinden kimin yaptığı tartışılmazdı.
Deniz! Elif elinde parça parça bezlerle yanına gitti. Bu nedir?
Deniz hiç gözünü telefondan ayırmadan omuz silkti.
Bir fikrim yok.
O benim eşyam!
Ee, nolmuş?
Baran! Elif kocasını aradı. Hemen eve gel!
Baran geldi, bluz parçasına, oğluna, eşine bakıp…
Deniz, sen mi yaptın bunu?
Hayır.
Gördün mü? Baran ellerini açtı. Hayır diyor, yapmamış.
Kim yaptı o zaman? Kedi mi? Evde kedimiz yok!
Belki kendin yanlışlıkla…
Baran!
Elif ona baktı, bu evde derdini anlatmanın boşuna olduğunu anladı. Baran asla değişmeyecek, asla onun tarafında olmayacak. Onun dünyasında sadece oğlu vardı. Elif ise, sadece iş yapan bir yardımcıydı.
Deniz annesiz büyüyor, yine döviz gibi cümle geldi Barandan. Anlayış göster.
Anlıyorum, Elif bu kez sakin, kısık sesle dedi. Artık her şeyi anlıyorum.
Akşam Elif valizlerini çıkardı.
Ne yapıyorsun? Baran kapıda dondu kaldı.
Toparlanıyorum. Gidiyorum.
Elif? Bekle, konuşalım!
Altı aydır konuşuyoruz, değişen bir şey yok, Elif giysileri valize koyuyordu. Ben de mutlu olmaya hakkım var Baran.
Ben değişeceğim! Denizle konuşacağım!
Artık geç.
Elif bir kez daha baktı ona yakışıklı, yetişkin bir adam ama bir türlü koca olamayan. Sadece baba. O da fazlasıyla kör bir baba.
Haftaya boşanma davası açarım, Elif valizin fermuarını çekti.
Elif!
Hoşça kal Baran.
Kapıyı açıp arkasına bakmadan çıktı. Koridorda Denizin yüzü bir an göründü ilk defa gözünde bir damla şaşkınlık, hatta belki biraz endişe. Ama Elif için artık önemsizdi.
Kiracı olarak tuttuğu tek odalı daire minicikti ama huzurlu avluya bakan penceresi vardı, sessiz, temiz bir mahallede. Elif eşyalarını yerleştirdi, çayını demleyip pencere kenarına oturdu. Altı aydır ilk defa rahattı.
…İki ay sonra boşanma gerçekleşti. Baran birkaç kere mesaj attı, bir şans daha istedi. Elif nazik ama kararlıydı: Hayır.
Kırılmadı. Kin tutmadı. Sadece anladı ki, mutluluk fedakârlıkla, sabırla gelmiyor. Mutluluk, insanın değer gördüğü, saygı gördüğü yerde oluyor. Ve bir gün, Elif onu bulmayı biliyor. Ama bu adamla değil…




