Bu Yazın Ucunda Hayatım Değişti: Küçük Bir Anadolu Kentinde Kütüphaneci Olarak Sıradan Günlerim, Bir Ödül Tatiliyle Sahilde Başlayan Macera, Kurtarılan Bir Genç, Sıcak Tanışmalar, Sarsıcı Aile Sırları ve Yepyeni Bir Aşk Hikayesi

Bu Yazın Sonunda

Bir kütüphanede çalışırken, Asuman hayatının oldukça sıradan ve renksiz olduğunu düşünüyordu. Günümüzde artık kimse kütüphaneye uğramıyor, çoğu kişi internetten kitap okuyor ya da araştırıyor. Asuman da arada sırada raflardaki kitapları yer değiştirip tozlarını alıyordu. İşinin tek güzel yanı, akıl almaz miktarda kitap okumasıydı: romanlar, felsefeler, her türden… Ve otuzuna geldiğinde, romanlarda okuduğu tüm o romantizmin nedense kendi hayatına hiç uğramadığını fark etti.

Yaşı da iyice gelmişti aslında, yavaş yavaş bir aile kurma vakti geliyordu. Dış görünüşü sadeydi, işinden aldığı maaş da oldukça düşüktü. Hiç aklına gelmemişti işini değiştirmek, her şey olduğu gibiydi. Kütüphanede genelde sadece üniversite öğrencileri, arada liseliler ve yaşlılar gelirdi.

Geçenlerde ilde bir mesleki yarışma düzenlenmişti. Asuman, hiç beklemediği bir şekilde büyük ödülü kazandı: Her şey dahil olarak iki haftalık bir Ege tatili!

Harika, kesinlikle gideceğim! diye sevincini paylaştı en yakın arkadaşı Ayşen’e ve annesine, Bu maaşla zaten tatile çıkmak hayal, şans resmen ayağıma geldi.

Yaz bitmek üzereydi. Asuman, bomboş sahilde dolaşıyordu. O gün deniz her zamankinden daha dalgalıydı, bu yüzden çoğu tatilci kafelerde oturmayı tercih ediyordu. Tatilde üçüncü günüydü, biraz yalnız kalıp sahilde gezinmek, düşünmek ve hayallere dalmak istedi.

Birdenbire, iskeleden bir delikanlının dalgalarla birlikte denize sürüklendiğini gördü. Kendini düşünmeden hemen yardıma koştu. Çok uzak değildi, kendisi iyi bir yüzücü olmasa da çocukluğundan beri suda tutunmayı bilirdi.

Dalgalar, genci bir yaklaştırıyor bir uzaklaştırıyordu. Tüm gücüyle uğraşarak, sonunda çocuğu kıyıya çıkarmayı başardı. Dizine kadar suya girip zar zor ayakta duruyordu. Güzel elbisesi vücuduna tamamen yapışmıştı. Şaşkın bir şekilde gence baktı.

Meğerse çocukmuş, ancak on dört yaşında falan, uzun boylu ve hatta benden de uzun diye düşündü. Seslice, Evlat böyle bir havada denize girilir mi? diye sordu.

Çocuk ise sadece teşekkür ederek sendeleyerek uzaklaştı. Asuman ise arkasından baktı, omuz silkti. Ertesi sabah otelde uyanınca hafifçe gülümsedi. Hava mükemmeldi, güneş parıl parıl parlıyordu. Pencereden bakınca masmavi, hafifçe çırpınan deniz hemen önümdeydi. Deniz adeta dün için özür diliyordu.

Kahvaltıdan sonra Asuman sahile indi, güneşin tadını çıkardı. Öğleden sonra sıkılınca biraz yürümeye çıktı, sonra yakındaki parka gitti. Orada bir atış poligonu vardı, yıllar önce lisede ve üniversitede iyi nişancıydı. Fakat ilk atışı ıskaladı, ikinci de ise tam on ikiden vurdu.

Vay oğlum, bak böyle atış yapılır! diye bir erkek sesi duydu arkasında. Döndüğünde ise dün kurtardığı çocuğu gördü.

Çocuğun gözlerinde bir an korku belirdi, Asumanı o da tanımıştı. Asuman ise hemen durumu anlamıştı, çocuğun babası başına gelenleri duymamıştı. Hafifçe gülümsedi.

Bize bir örnek atış gösterir misiniz? dedi yanında duran uzun boylu, hoş görünümlü adam. Oğlum Berk hiç beceremiyor, ben de öyle, ne yazık ki, dedi, dostça gülümseyerek.

Poligondan sonra hep birlikte gezdiler; ardından kafede dondurma yediler, dönme dolaba bindiler. Asuman başta çocuğun annesi de gelir diye düşünmüştü ama ikisi oldukça rahat ve kimseyi beklemeden vakit geçirdiler.

Çocuğun babası, kendini Taner olarak tanıttı. Çok iyi bir sohbet arkadaşıydı, birçok konuda bilgiliydi ve zaman geçtikçe Asumanın ona olan ilgisi daha da arttı.

Asuman Hanım, uzun zamandır burada mısınız?

Hayır, daha bir haftam bitti, bir hafta daha kaldı.

Nereden geldiniz, sakıncası yoksa?

Meğer tesadüfe bakın ki, Taner ve oğlu da Asumanın yaşadığı şehirdeymiş. Üçü de bu tesadüfe kahkahalarla güldü.

Şansa bak! Koskoca şehirde yıllardır rastlaşmayız, gelip burada tanışıyoruz, dedi Taner ve Asumana olan ilgisi gözlerinden okunuyordu.

Berk de artık rahatlamıştı, demek ki Asuman babasına o olayı anlatmayacaktı. Gece geç saatlere kadar vakit geçirdiler, Taner ve Berk, Asumanı oteline bırakırken yarın için sahilde buluşmak üzere sözleştirdiler.

Ertesi gün Asuman plaja ilk gelen oldu, Taner ve Berk ise neredeyse bir saat geciktikten sonra göründü.

Günaydın, dedi Taner, affedin bizi Asuman Hanım! yerleşirken mahcupça gülümsedi. İnanmayacaksınız ama basbayağı saati kurmayı unutmuşuz

Baba, ben yüzeceğim! diye seslendi Berk ve denize doğru koştu.

Ama Asuman hemen heyecanla durdurdu:

Dur, yüzmeyi bilmiyorsun ki!

Kim, ben mi? diye şaşırdı Taner, Oğlum çok iyi yüzer, okulunda yarışmalara katıldı.

Asuman şaşırdı ama bir şey demedi. Demek ki dün yanlış anlamıştı, belki o an çocuk paniklemişti.

Onlar da yan otelde kalıyorlarmış
Sonraki tatil günleri adeta bir rüya gibiydi. Her sabah sahilde buluşuyorlar, geç saatlere kadar birlikte vakit geçiriyorlardı; gezilere çıkıyorlardı. Asuman, Berkle baş başa konuşmayı çok istiyordu, çünkü onun bir şeyden huzursuz olduğunu hissediyordu; ya da sadece kendi kuruntusuydu.

Bir gün Berk tek başına plaja geldi.

Selam, babam biraz rahatsızlandı, ateşi çıktı, dedi, ben de izin aldım, dedim ki Asuman Hanım bana göz kulak olur, gülümsedi. Kusura bakmayın ama odada oturamam.

Berk, bana babanın numarasını versene, arayayım bir, deyince Berk numarayı söyledi.

Günaydın, dedi Taner telefonda, hatta belki pek de günaydın değil, birden ateşim çıktı. Oğluma iyi bakın olur mu, söz dinleyecek size…

Merak etmeyin, iyileşin siz, ben göz kulak olurum, zaten neredeyse yetişkin gibi akıllı bir çocuk, dedi Asuman.

Denizden çıkınca Berk, şezlonga uzandı ve beklenmedik şekilde,

Biliyor musunuz, siz gerçek bir dostsunuz deyiverdi. Asuman ona bakınca, Berk hafifçe gülümsüyordu.

Niye böyle düşündün?

Babama o olayı anlattığınız için teşekkür ederim, utana sıkıla dedi. Hakikaten o gün dalga iskeleden denize sürükledi, bir an kafam karıştı.

Önemli değil, dedi Asuman ve biraz duraksadıktan sonra sordu, Berk, annen nerede? Neden ikiniz tatile çıktınız?

Berk biraz sustu, anlatıp anlatmamakta tereddüt etti, sonra başını kaldırıp anlatmaya başladı; belli ki kendini artık yetişkin sayıyordu.

Taner, işinden dolayı sık sık şehir dışına, başka illere gidermiş. Oğlu ise evde annesi Melike ile kalırmış. Dışarıdan bakıldığında huzurlu bir aileymişler. Ancak işler pek öyle değilmiş; sorun anneden çıkmış.

Bir gün Taner, eşine haber vermiş:

Melike, beni İstanbula üç haftalık bir eğitime gönderiyorlar, sonrasında muhtemelen terfi alacağım, patron öyle dedi. Maaş iki üç katına çıkacak, düşün.

Kadın nedense pek bir memnun gibi görünmüş. Koca gitmiş, Melike oğluyla baş başa kalmış.

İki gün sonra annesi Berke şöyle demiş:

Oğlum, bugün misafirlerimiz var. İşyerinden Ahmet abinin kızıyla gelecek. Bizim Ahmetle çizimlere bakmamız lazım, sen de kızıyla ilgilen olur mu, kız senden biraz büyük.

Kız, Elif, bayağı hareketli, akıllı biriydi. Biraz oturunca Berke,

Hadi çıkalım, parkta küçük bir tur yapalım, demiş. Melike de hemen desteklemiş, Berke de bin lira tutuşturmuş.

Tabii ki, çıkın gezin, şu para da sizde kalsın, kızı dondurmayla filan ağırlarsın demiş. Berk şaşkın, annesi daha önce hiç bu kadar harçlık vermemişti.

Üç saat gezdikten sonra eve dönmüşler. Elifle vakit ilginç geçmişti, yaşça biraz büyük olduğu için fazla detay anlayabiliyordu. Üç hafta boyunca böyle geçmiş.

Babasının gelmesine yakın Elif şöyle demiş:

Neyse ufaklık, iyi ki baban geliyor, yoksa seni oyalamaktan bıktım. Benim kendi işlerim var, babamla pazarlık yaptım: seni oyalayacağım, evden uzak tutacağım, onlar da evde rahat rahat eğlenecekler, dedi alaycı şekilde. Benim ebeveynlerim de yıllardır boşandı zaten, hâlâ ev kavgası…

Berk, annesi ve Elifin babası hakkında böyle konuşmasına çok alınmıştı, bir yandan anlatılanlara inanmak istemiyor bir yandan da duyduklarına engel olamıyordu. Babası eve döndüğünde ne yapacağını şaşırmıştı.

Susayım mı? Anneme mi her şeyi anlatayım, babama mı?

Kısa süre sonra annesinin babasına soğuk davrandığını gözlemlemişti. Zaman geçtikçe ailedeki huzursuzluk daha da belirginleşmişti. O akşam, karar vermişken eve gelirken annesinin bağırarak şunları söylediğine şahit olmuştu:

Evet, aldatıyorum! Eee, ne yapacaksın? demişti annesi.

Hiçbir şey, demiş babası. Sadece boşanacağım, oğlum benimle kalacak, belli ki senin umurunda değil…

Tabii tabii, olur! dedi annesi, ben zaten kendime yeni bir aile kuracağım.

Berk hemen odasına kaçtı ve olanları oradan dinlemeye devam etti. Annesi,

Ben uzun süredir Ahmetle görüşüyorum, sen ise hiçbir şey anlamadın. Yarın taşınıyorum! diyordu.

Ertesi gün cumartesiydi. Berk yatakta uzun süre doğrulmadı, biliyordu ki annesi eşyalarını topluyor, babası ise sessizce bilgisayarında çalışıyordu. Bir karar vermişti, baba ile kalacaktı, zaten annesinin yeni hayatını da istemiyordu. Sonra kapı sertçe kapandı ve annesi gitti.

Babası ona bir şeyler anlatmaya çalıştı, ama Berk:

Baba, anlatmana gerek yok. Her şeyi zaten biliyorum ve anlamıştım. Seni seviyorum, ben seninle kalacağım, dedi kararlı şekilde.

Vay be oğlum, meğer sen büyümüşsün! dedi Taner. Annene ister görüş ister görüşme, bu tamamen senin kararın.

Berk ise annesini hemen görmek istemezdi, affetmemişti. O gün Asuman ve Berk sahilden meyve alıp Taneri ziyaret ettiler. Artık Tanerin keyfi de yerine gelmişti, ertesi gün kesin plaja geleceğine söz verdi.

Üç gün sonra Taner ve Berkin eve dönme zamanı gelmiş, ama Asumanın iki günü daha kalmıştı. Yaz bitiyordu. Bu yazın sonunda vedalaştılar. Taner, Asumanı havalimanında karşılayacağına söz verdi, Berk ise mutlulukla gülümsüyordu.

Asuman hiçbir plan yapmadı, sadece huzurla gülümsüyordu ve arka arkaya gelen, Tanerin özlem dolu mesajlarını tekrar tekrar okuyordu. Çok geçmeden de Asuman, Taner ve Berkin yanına taşındı. Kimin daha çok sevindiğini kestirmek zordu: hem Taner, hem Berk, hem de AsumanSıcak bir Eylül sabahında Asuman, kütüphane raflarında dolaşırken bir zamanlar sıradan ve renksiz sandığı hayatının, artık şaşırtıcı biçimde canlı ve umut dolu olduğunu fark etti. Elindeki kitabı yerine koyarken gülümsedi; çünkü o eski yalnızlığının yerini, artık hevesle beklenen buluşmalar, merakla okunan mesajlar, birlikte planlanan küçük geziler ve yavaş yavaş örülen bir aile hissi almıştı.

Tanerin beraber hazırladıkları sabah kahvaltılarına, Berkin odasına gizlice sakladığı çizimlerle gelip Asumana sabırsızlıkla göstermek istediği hayallere alışmıştı. Üçü birlikte, ellerine geçen her fırsatta sahile iniyor, kimi zaman yüzüyor, kimi zaman sadece dalgaları dinleyip sessizliği paylaşıyorlardı. Yağmurlu akşamlarda ise pencereden yağmuru izleyip kitap okuyorlardı; bazen hangisinin ses tonuyla hikâyenin daha heyecanlı ya da duygulu olduğunu tartışıyorlardı.

Bir gün akşam yemeğinde Taner, masanın ortasına birkaç tane fırınlanmış midye koydu ve gözlerini Asumana dikti:

Her zaman usulca yaşadım hayatımı, dedi, ama bazen insanın karşısına öyle birileri çıkıyor ki, eski korkuları, yalnızlıkları arkasında bırakıyor. Sen bizim hayatımıza güneş gibi doğdun, Asuman. Benimle yaşlanmak ister misin?

Asuman şaşkın ve utanarak gülümsedi, Tanerin ellerini tuttu. O an, romanlarda yıllardır aradığı o büyülü duygunun, nihayet kendisinin de başına geldiğini anladı. Cevabı kelimelere dökmeye gerek kalmadı; masa başında üç mutlu insan, yeni bir başlangıca kadeh kaldırdı.

Asuman artık bir roman kahramanı gibi değil, kendi öyküsünün başrolü olduğunu bilerek yaşadı. Belki hayat hâlâ düz ve sade akıyordu; ama şimdi, en sade ve sıradan anların bile, küçük bir aileyle, göz göze gülümsendiğinde, dünyanın en güzel romanı olduğunu öğrendi.

Ve o yazın sonunda başlayan hikâye, meğer yeni bir hayatın, umutla ve sevgiyle dolu nice mevsimin ilk satırlarıymış.

Rate article
Lifequest
Bu Yazın Ucunda Hayatım Değişti: Küçük Bir Anadolu Kentinde Kütüphaneci Olarak Sıradan Günlerim, Bir Ödül Tatiliyle Sahilde Başlayan Macera, Kurtarılan Bir Genç, Sıcak Tanışmalar, Sarsıcı Aile Sırları ve Yepyeni Bir Aşk Hikayesi