Şaka yapıyorsun, değil mi, Murat? Lütfen bana bunun saçma bir espri olduğunu söyle. Ya da belki musluğun şırıltısından yanlış duydum?
Derya musluğu kapattı, ellerini mutfak havlusuyla kuruladı, ağır ağır kocasına döndü. Mutfakta haşlanmış sebze, taze dereotu ve mandalina kokusuyla yılbaşı havası iyice sarmıştı. Yılbaşına tam altı saat kalmıştı. Masanın üstünde dağ gibi doğranmış rus salatası malzemeleri, fırında elmalı ördek kuzucuk gibi pişiyor, gece boyunca hazırlanan paça dolapta soğuyordu.
Murat kapının eşiğinde duruyordu; sürekli ayaktan ayağa geçiyor, gecelik gömleğinin düğmesini kurcalıyordu. Zaten bu işin absürtlüğünü anladığının en belirgin işareti buydu, ama geri de adım atmaya hiç niyeti yoktu.
Derya, bak gözünü seveyim, başlatma şimdi… sesi iyice yumuşaktı, tabiri caizse burma kablo gibi iyice çarpılmış. Ayşenin su tesisatı patlamış, annesi de tatildeymiş. Sular da yok, doğalgaz da yok. Düşünsene, yılbaşını çocuklarla buz gibi evde geçirecekler. Ne diyecektim yani? Onlar da benim çocuklarım neticede.
Çocuklar tamam, senin çocukların dedi Derya sakin olmaya çalışarak, içinde patlayan kırgınlığa rağmen. Ama Ayşe? O da mı çocuğun sayılıyor? Neden annesine gitmiyor? Arkadaşına gitsin ya da otelde bir gece kalsın. Ona ödediğin nafakayla sanırım deluxe bir oda ayarlayabilir.
Annesi kaplıcada, arkadaşları şehir dışında Murat yere baktı. Hem ne var yani, ailece bir gece işte. İki oğlan babalarıyla yılbaşı geçirsin istedim sadece. Hep beraber oturacağız, yemek yiyeceğiz, havai fişek izleyeceğiz. Koca evimiz var, herkes sığar.
Derya bir bakışta mutfağı süzdü. Evet, ev büyüktü ama orasını bizim evi olarak benimsemişti. Geçen haftayı temizlikle, çam ağacı süslemeyle, perdeyle uyumlu peçete aramayla, Murata hayallerindeki pahalı parfümü almakla geçirmişti. İkilere özel bir gece hayal etmişti: mum ışığı, loş süs ışıkları, sakin müzik… ve baş başa. Evlendiklerinden beri ilk defa yılbaşını sadece ikisi geçireceklerdi. Şimdi bütün huzur, kartondan kule gibi yerle bir oluyordu.
Murat, hani sözleşmiştik diye hatırlattı fısıldayarak. Bu yılbaşını sadece ikimiz kutlayacaktık. Çocuklarına karşı bir itirazım yok, haftasonları gelince hep başımızın üstünde yeri var. Ama Ayşe Eski eşini bizim sofraya davet ettin Murat. Bunun nasıl göründüğünü anlıyor musun?
Abartıyorsun dedi Murat iyice ciddiyet kasarak. Sonuçta medeni insanlarız. Ayşe normal bir insan, sadece çocuklarımın annesi. Egoist olma Derya, böyle gecede insan biraz insaflı olur. Bir saate gelirler.
Ceketi kaptığı gibi mutfaktan yıldırım gibi çıkarken, Derya tezgaha yaslandı. Fırında pişen ördek cızırdıyordu ama iştah sıfırlanmıştı. Egoist olma lafı içini hançerlemişti. Üç yıldır mükemmel eş olmak için çırpınmıştı; evi düzene sokmuş, Muratı çocuklarıyla buluşturmuş, Ayşenin gecenin üçünde Musluk tamirine yardım et, Kediyi veterinere götür gibi çağrılarına bile göğüs germişti. İşte karşılığı buymuş!
Hala inatla patates doğramaya devam etti; belki öfkesi dinerdi Belki, Ayşe şaşırtıcı şekilde kibar olurdu? Sonuçta yılbaşı, mucizeler ve barış ortamı zamanı.
Mucizeler hak getire. Tam elli dakika sonra kapı zili çaldı. Derya, hızlıca sabahlıktan kurtulup zarif siyah elbiseyi giydi, hafif bir makyaj yaptı. Murat, kapıyı sanki milli piyango kazanmış gibi koşarak açtı.
Antreye tam bir curcuna eşliğinde konvoy girdi. Önce Melih (on yaşında) ve Kaan (yedi yaşında) geldiler. Ayakkabılarını çıkarmadan salonun laminantında koştura koştura kir izleri bıraktılar. Arkalarından, bir buz kırıcısı edasıyla Ayşe süzüldü.
Üzerinde kırmızı, dekolteli bir elbise, elinde dev boyutta poşetlerle, ağır ve şekerli bir parfüm bulutu bütün antreyi sardı. Mandalina kokusu bile ezildi.
Vay, tantuni gibi bir trafik vardı, var ya! Şoföre zorla bastırdım! Murat, şu poşetleri al, çocuklara hediye, bir de şampanya var. Normal şampanya yalnız, senin aldığın deyince insan üzülüyor.
Derya, nezaketle gülümseyerek koridora çıktı.
Hoş geldin Ayşe. Çocuklar, siz de hoş geldiniz.
Ayşe baştan aşağı inceleyici gözlerle taradı, Deryanın sade ama zarif elbisesinde durdu.
Selam Derya dedi aceleyle. Ay, burası ne sıcak böyle? Bir pencere açsanız bari Peki benim pembe terliklerim nerede Murat? En son geçen ay, avans almaya uğradığımda bırakmıştım ya.
Hemen bulurum, Ayşecim, hemen diye Murat ayakkabı dolabında panik aramaya başladı.
Ayşecim. Deryanın içi fena sıkıştı: Demek evde eski eş için özel terlik tutuluyormuş, hem de Murat yerini ezbere biliyormuş.
Misafirler salona geçti. Melih ve Kaan televizyonu kökleyip koltuklarda zıplamaya başladı. Derya yüzünü buruşturdu; yeni, açık renk koltuğa gözü gibi bakıyordu.
Melih, Kaan, biraz dikkatli olun, lütfen. dedi tatlı dille.
Aman bırakın, salın çocukları, rahat olsunlar! diye araya Ayşe girdi, koltuğa yayıldı. Enerji atacak yer bulamıyorlar. Murat, bana bir su getir, kupa gibi kurudum yine.
O bir saat tam anlamıyla Ayşe Tiyatrosuna döndü. Ayşe her yerdeydi. Çam ağacını inceledi (Hiç eğlenceli süs yok, biz zamanında ne şenlikli şeyler asardık!), sofrayı eleştirdi (Bu kadar çatal neye, İngiliz Kraliçesi mi geliyooor?), çocukları bir azarlıyor bir şımartıyordu. Murat, kırık buzdolabı gibi peşinde, Bir yastık getir, sesi aç, sesi kapa, şarjım bitti diye didiniyordu. Deryaya ise bakan bile yoktu.
Derya sessizce sofrayı hazırladı. Tabakları, kadehleri koydu, kendini bir garson gibi hissetti.
Derya, rus salatasına sucuk mu koydun yoksa? Ay, bu kadarcık bir şey de eskide kaldı. Murat salatayı hep etle sever. Demek bilmiyordun? Evvelki senelerde hep dana etiyle yapardık.
Üç yıldır yalnızca benim rus salatamı lüp lüp yiyor Murat dedi Derya, salata kasesini sertçe tepsiye koyarak.
Demek ki zavallı Murat, nezaketinden yapıyor, çatalla boğuluyor ama sesini çıkarmıyor dedi Ayşe gülerek.
Kocasının ağzından tek kelime çıkmadı. Abartma, Derya harika yapıyor diye savunması gerekiyordu halbuki, ama Murat üç maymunun kralıydı.
Birinci uyarıydı bu. İkincisi, Derya fırından nar gibi kızarmış ördeği çıkarttığında geldi. Gerçek bir mutfak başyapıtıydı. Tam gururlanıp sofraya koyuyordu ki
Alın bakalım, elmalı ve erikli ördek.
Çocuklar masaya koşup burun kıvırdı.
Bu yanmış, yemem! dedi Kaan. Baba, pizza söyleyelim!
Yanık değil, o kabuğu çocuklar demeye çalıştı Derya.
Aman neyse, çocuklar böyle şey yemez dedi Ayşe, ördeğin butuna sanki mikroskopla bakar gibi bakıp itici bir şekilde. Yağlı, bir de erik mi konulur? Murat, çocuklara pizza söyle. Bana da, ben de ördekle uğraşamam. Midem hassas.
Murat mahcup bir şekilde Deryaya baktı.
Belki haklılardır, Derya. Çocuklar sevinir. Ben hemen ararım; yirmi dakikada gelir.
Gerçekten mi? sesi çatladı Deryanın. Dört saat fırında tuttum, bir gün marine ettim. Bunu en iyi yaptığım yemek diye tanıdım herkese.
Alınma hemen, herkesin damak tadı farklı dedi Murat sarılmaya çalışırken, Derya yana çekildi. Hem ördek hem pizza, masamız daha zengin olur işte.
Murat bir yandan pizzacıya sipariş verirken bir yandan da Ayşe, sen mantarlı mı istersin? diye sordu.
Derya sandalyeye çöküp, olan bitenin bir kabus olmasına umut etti. Evinin, mutfağının, yılbaşının ortasında koltuk gibi sessizdi; eşi eski eşiyle pizza sosunu tartışırken, Ayşe yaptığı her yemekte kusur bulurken
Bu arada, hani 2015e birlikte girmiştik ya Murat? diye Ayşe coştu kimseden izin beklemeden şampanya açarak. O kampta; Noel Baba kostümüyle dolaşırken sakalın düşmüştü ya! Neler gülmüştük!
Hatırlamaz mıyım! Murat da sanki kırk yıllık muhabbet gibi açıldı. Sen de Kar Kızı olmuştun, karın ortasında topuklu kaldın!
Hatıralar peş peşe döküldü; deniz tatili, ilk araba alımı, çocukların bebekliği Gülüşüp, birbirlerinin lafını kesip anılarda kendilerini kaybettiler. Derya ise güzelce donatılmış sofrada kendi gölgesi gibi duruyordu: Görünmez, hissedilmez, laflara dahil olmayan bir dekor.
Çocuklar masanın etrafında dönerken biri kırmızı şarap kadehini devirdi. Kadeh bir anda bembeyaz örtüye devrildi; o örtüyü Derya bir saat ütülemişti. Şarap hızla kan gibi yayıldı.
Vay anam, ne yaptınız şimdi? diye ellerini havaya kaldırdı Ayşe. Murat, ne bakıyorsun? Topla şunları! Ay Derya, tuzun var mı? Hem güzelim, örtü de zaten basitmiş, dert etme.
Derya yavaşça ayağa kalktı. Televizyondan yükselen seslere rağmen kulakları uğuldadı. Murat, Laris… pardon, Ayşe ne derse yaparken Derya’nın halini kimse görmedi. Eski ailesinin yılbaşı sefasına kapılmışlardı.
O anda Derya anladı: Bu evde onun yokluğu kimsenin umrunda değil. Murat için Ayşe ve çocuklar her zaman öncelikliydi, oysa Derya ise görünmez, iş yapan sessiz bir figür olarak oradaydı.
Hiçbir şey söylemeden oturma odasından çıktı. Kimse fark etmedi. Ayşe kaynana ziyaretinden bahsediyor, Murat kıkırdıyor
Derya yatak odasına girdi. Oda sessiz, sokak lambasının ışığı yere dökülüyor. Dolaptan minik spor çantayı çıkardı. Elleri titremiyordu; aksine, müthiş bir soğukkanlılık ve netlik içindeydi: Jean pantolon, kalın kazak, yedek iç çamaşırı, makyaj çantası, telefon şarjı. Kimlik.
Elbiseyi yatağa attı; yerine botlarını giydi, aynada kendine baktı: Yorgun ama kararlı bir kadın vardı karşısında.
Tam dışarı adımını atarken, pizzacı geldi.
Yaşasın pizza! diye çocuklar bağırıyordu.
Murat, öde şunu valla bozuk yok! emir verdi Ayşe.
Derya koridora geçti. Murat pizzaları alırken ona bakmadı bile.
O anı fırsat bilerek giriş kapısını sessizce açıp merdivene çıktı. Kapı sesi, evden gelen gürültüde kayboldu. Asansöre bindi ve ancak kabin inmeye başlayınca derin bir nefes aldı.
Dışarıda dev kar taneleri yağıyordu. Şehri kuru gürültüyle yılbaşına hazırlıyordu. Derya telefonunu çıkarıp tuşladı.
Sibel, uyudun mu? dedi, arkadaşı telefonu açar açmaz.
Delirdin mi? Saat on! Hem yılbaşı! Biz Baranla şampanya patlatıyoruz. Ne oldu? Sesin mahvolmuş gibi.
Muratı terk ettim. Sana gelebilir miyim?
Amanın… Tabii ki gelirsin! Baran, bir tabak-sandalye daha çıkar, Derya geliyor! Neredesin, hemen taksi çağırayım!
Kırk dakika sonra Derya, Sibelin sıcak mutfağında oturup ellerini sıcak çayla ısıtıyordu. Baran, kibarca televizyon kurmak bahanesiyle başka odaya geçip kadınlara alan açtı.
Anlat bakalım, ne halt yedi bizimki? diye Sibel, limonlu çayı uzattı.
Derya her şeyi anlattı; Ayşenin musluk bahanesini, mutfağın savaş alanına çevrilmesini, yenmeyen ördeği, çocukların kurban ettiği koltuğu…
Anlıyor musun Sibel, mesele onların gelmesinde değil. Mesele Muratta. Hizmetçi gibi yerime gömüldüm, onlar eğlendi. Ben niye varım ki; hâlâ eski ailesinin gölgesinde yaşıyor.
Ahhh dedi Sibel. Ne iyi adam sendromu ya! Herkese iyi olayım derken en yakınındakini sıfırlıyor. İyi ki de çıktın evden. Yoksa bu adam daha da şımarırdı. Kadının her lafına boyun eğersen, senin de yerini unutur işte.
Deryanın telefonu, evden çıkmasından bir saat sonra tıkırdamaya başladı. O esnada ancak Deryanın yokluğunu fark etmişlerdi.
Murat aramış. Sonra bir daha. Sonra sürekli mesajlar:
Derya neredesin, seni kaybettik.
Market mi çıktın, pizza soğuyacak.
Derya, lütfen aç şu telefonu. Misafirler ev sahibini soruyor.
Sen gücenip mi gittin? Çocukluk bu ha! Hemen dön, Ayşe mahcup oldu!
Derya sonuncuyu görüp acı acı sırıttı: Ayşe mahcup olmuş. Hangi eşi yıkmışsın, hangi kadına mahcup olmuşsun, be Murat?
Sakın bakma bile dedi Sibel. Bırak Ayşecimle hamur gibi kalsın, sonra çocukların arkasını da kendisi toplasın.
Derya telefonu kapadı.
O gece, yılbaşı dileği dilemeyi unutacak kadar huzurluydu. Şampanyasını Sibel ve Baranla içti, Neşeli Günler izledi, omuzlarındaki üç yıllık sırt çantasını sanki yere bıraktı.
Sabah güneşli, buz gibi bir Ocak sabahında Derya kahve kokusuyla uyandı. Telefonunu açtı: elli cevapsız çağrı, yirmi mesaj. Muratın mesajları tehditkârken panikli, sonra da ağlamaklı olmuştu.
Çocuklar vazoyu kırdı, en sevdiğin olanı. Özür dilerim.
Ayşe ortalığı birbirine kattı, koltuğu beğenmedi, sert dedi.
Gittiler. Ev kaos. Ne yapacağımı şaşırdım.
Deryacım, aşkım, affet beni. Gerizekalı oldum. Lütfen aç.
Öğleye doğru Sibelin kapısı çaldı. Karşıda Murat; savaş mağlubiyetiyle. Saç baş dağılmış, gömlekte şarap lekesi, gözlerde halka. Elinde dev bir gül buketi; muhtemelen Yılbaşında tek açık çiçekçiden dünya paraya alınmış.
Sibel onu kapıdan bir adım bile içeri almadı.
Yaa Murat Bey, buyurun? Ne oldu, prensesi unuttunuz herhalde?
Sibel, Deryayı çağırabilir misin? Biliyorum burada ve konuşmam lazım.
Derya çıktığında ne hissetti? Hiç. Ne acıdı, ne de sevinç duydu; sadece yorgundu.
Derya! Murat kucaklamak isterken Deryanın keskin bakışıyla durdu. Derya, özür dilerim. Gerçekten. Orası cehennem oldu. Sen gidince her şey sarpa sardı. Ayşe emir verdi, çocuklar çıldırdı, ağacı devirdi Her şeyi düzeltmeye çalıştım, olmadı. Gece üçte bunları taksiyle yolladım.
Derin bir nefes aldı.
Anladım, Derya. Seni kırdım. Silik oldum. Onlara kötü görünmemek için, sana eziyet ettim. Ailemin tek üyesisin sen. Affet ve eve dön. Çok yalnızım. Her yeri topladım… yani, hemen hemen.
Derya buketteki damlayan suları seyretti.
Sadece kırmadın, bana yerimi gösterdin Murat. Yani, mutfak personeli ve sandalye arasında bir yerdeyim. Evimize bir yabancının yerleşmesine, beni eleştirmesine göz yumdun.
Söz veriyorum bir daha asla olmayacak! diye yemin etti Murat. Ayşeyi her yerden engellerim. Çocuklar için sadece dışarıda görüşürüm. Asla gece yarısı arama yok. Değişeceğim söz.
Derya sessizdi. İnanıyordu; Muratta samimiyet vardı. Ama o sofra başında yaşadığı yalnızlığı unutabilir miydi?
Bugün dönmeyeceğim dedi sonunda. Zamana ihtiyacım var. Birkaç gün daha Sibeldeyim. Sen eve git ve neden bu hale geldiğimizi iyi düşün. Beni nasıl geri döndüreceğini değil, neden eski karının hatırı, benim duygularımdan önemli olmuş?
Bekleyeceğim. dedi Murat başını öne eğerek. Gerekirse on yıl. Seni seviyorum, Derya. Gerçekten.
Çiçek buketini vestiyere bırakıp gitti.
Derya mutfağa döndü. Sibel iki fincan taze çay döküyordu.
E ne diyorsun, affedecek misin? diye sordu Sibel.
Bilmem, Sibel. Belki. Zamanla. Murat iyi adam ama kafası karışık. Dönersem, bambaşka bir kadın olarak dönerim. Kendimi asla ikinci plana ittirmenize izin vermem. Bir daha asla.
Pencereye yanaştı. Öylesine bakir, bembeyaz bir kar örtüsü vardı ki, sanki yepyeni bir öykü başlıyordu. Artık biliyordu: O hikâyenin kalemi, Deryanın kendi ellerinde olacaktı; ne Ayşede, ne başka bir geçmiş hayalette.
Beğendiyseniz beğeni bırakmayı ve kanalı takip etmeyi unutmayın, yorumlarınız ve desteğiniz benim için çok değerli.




