Eşimin Akrabaları Kendi Kendilerine Bizim Yazlığa Yılbaşı Tatilinde Gelmek İstedi, Ama Anahtar Vermedim

Şöyle düşündük de: Niye sizin yazlık boş boş dursun ki? Biz çocuklarla sömestrde gidip orada kalalım dedik. Hava temiz, yokuş hemen yanında, saunayı da yakarız. Zaten Nuray, sen hep iştesin, eşin de dinlenmek istiyormuş ama bizimle gelmeye niyeti yok, uyumak istiyorum diyor. O yüzden anahtarı verin, yarın sabah erkenden geliriz.

Kaynımın eşi Şuleyi telefonda duymak öyle zordu ki, telefonu kulağımdan çekmek zorunda kaldım. Mutfakta, henüz yıkadığım tabağı kurularken donup kaldım. Kocamın akrabalarının pervasızlığı artık İstanbulda hikâye olmuştu ama böylesine cüretli bir isteği beklemiyordum.

Bir dakika, Şule, dedim içimden yükselen öfkeyi gizleyerek, kelimeleri dikkatle seçerek. Bu kararı kimle aldınız? Gittiğiniz yazlık herkese açık bir yer değil, dinlenme tesisi de değil. O bizimle eşimin evi. Üstelik biz de bu tatilde gitmeyi planlıyorduk.

Amaan, abartma! dedi Şule, ağzında bir şeyler çiğnerken ses çıkartarak. Siz yine evde oturuyorsunuz diye duydum. İki katlı o kadar yer, bize engel olmazsınız. Zorla gelirseniz de bize uymaz, biz kalabalığız, gürültülüyüz. Bir de Gökhan arkadaşları çağıracak, mangalda et, müzik olacak Sen kitaplarınla sıkılırsın orada, zaten.

Yüzüme kan yürüdü. Gözümün önüne hemen Gökhanın, mangalı sevip yüksek sesle arabesk dinleyen, iki çocuklarıyla birlikte yasak kelimesini bilmeyen halleri geldi Ve yıllarımı verdiğim o yazlık ev. İçimde biriktirdiğim tüm birikim, emek, hayaller bir anda gözlerimin önünden geçti.

Şule, hayır. dedim net bir sesle. Anahtarı vermiyorum. Ev şu anda misafir kabul etmeye uygun değil, ısıtma sistemiyle ilgilenmek lazım, fosseptik hassas. Ayrıca, yabancı bir kalabalığın evde olmasını istemiyorum.

Biz mi yabancıyız yani?! Şule neredeyse çığlık attı. Kocanın öz kardeşi, yeğenlerin! Tüm gün hesap-kitap yaparken iyice katılaştın! Şimdi anneme arayacağım, göreceğiz kim ailesine nasıl davranıyor!

Telefondan biiip-biiip seslerini duydum. Telefonu yavaşça masaya bıraktım. Ellerim titriyordu. Anladım ki esas fırtına daha yeni başlıyor. Birazdan ağır top kayınvalidem, Sabiha Hanım devreye girecek ve abluka başlayacak.

Kocam Kerem yaklaşık bir dakika sonra mahcup bir yüzle mutfağa geldi. Konuşmaları tabii duymuştu ama koltuğunda oturup benim çözmemi beklemişti.

Nursencim bu kadar keskin olmana gerek var mıydı? diye lafı dolandırdı, kolumu omuzuma dolamaya çalıştı. Şule biraz rahat ama sonuçta aile. Kırılırlar.

Elini omzumdan attım, ona döndüm. Gözlerimde öyle bir yorgunluk ve kararlılık vardı ki Kerem sustu.

Kerem, geçen mayısı hatırlıyor musun? diye sessizce sordum.

Kerem yüzünü buruşturdu, sanki dişi ağrıyormuş gibi.

Hadi canımm

Hadi canımm mi? Sesimi yükselttim. İki gün mangal için geldiler. Sonuç ne oldu? Babamın diktiği elma ağacı kırıldı. Salonda kömürle yanmış halı, bir hafta uğraştım lekeyle. Dağın kadar bulaşık, Şule benim tırnaklarım var, makineye atarsın dedi ama makineyi çalıştırmadan artık yemekle tıktılar, filtre tıkandı! Kırık vazo? Çiğnenmiş şakayıklar?

Ee çocuklar Oynuyordu dedi Kerem, yere bakarak.

Çocuklar mı? Yeğenin on beş, yeğenin on üç yaşında! Serpilin oğlu, kızım daha değil bu yaşta Küçük değiller! Saunada bacayı açık bırakmışlar, az daha yanıyorduk! Onları bir haftalığına ve kış günü yalnız bırakmamı mı istiyorsun?

Söz verdiler bu sefer dikkatli olacaklar Gökhan kontrol edecek dedi.

Gökhan ancak rakıyı takip eder! dedim camdan dışarı bakarak. Hayır, Kerem. O ev benim. Resmi olarak da, fiilen de. Tüm paramı, babaannemin evini satıp yaptırdım. Her çiviyi bilirim orada. Onu mal müdürlüğüne çevirmelerine göz yumamam.

Akşam hiç konuşmadan geçti. Kerem bir açtı bir kapadı televizyonu, sonra odasına gitti. Ben mutfakta oturup soğuyan çayımdan içtim, o evi yaparken çektiğim zorlukları düşündüm.

O ev sadece bir yazlık değildi. Hayalimdi. Annemle babamdan kalan o kerpiç evi üç yılda baştan sona yeniledik. Kendime kıyıp kıyafet almaz oldum, tatile gitmedim, bütün paramı eve yatırdım. Kendi ellerimle duvarları zımparaladım, boyadım, perdeleri diktim, şömineye seramik seçtim. Orası benim ruhumun dinlendiği köşeydi. Keremin akrabalarına ise bedavadan lüks villadan başka anlamı yoktu.

Ertesi sabah kapı çaldı. Gözüm kapı deliğinden baktım; kayınvalidem Sabiha Hanım karşıda. Başında vizon şapka, dudaklar boya içinde, kocaman çantadan donmuş balık kuyruğu sarkıyor.

Aç kapıyı Nursen! Konuşacağız! diye bağırdı girmeden.

Kapıyı açtım. Sabiha Hanım eve girince bütün antreyi doldurdu. Kerem hemen mutfağa atladı:

Anne! Habersiz niye geldin?

Oğluma artık randevuyla mı gelinecek! diyerek paltosunu Keremin eline verdi. Çay koyun. Bana biraz limonlu su lazım, kalbim yine sıkıştı bu dertlerden.

Mutfağa kurulunca komutan gibi sandalyesine oturdu. Ben de çay koyup kek kestim. Kıyamet yaklaşıyordu.

Anlat bakalım, kızım dedi Sabiha Hanım, sıcak çayını höpürdeterek. Şuleye ne garezin var? Eşinin kanı, canı. İnsan gibi rica etmiş, anahtarı isteyivermiş. Onlar evde tadilatta, nefes alamıyorlar, çocuklar hasta olacak. Sizin yazlık saray gibi duruyor bomboş. Kıyamadın mı?

Sabiha Hanım, gözlerine bakarak cevap verdim. Birincisi, orası saray değil, bakım isteyen bir ev. İkincisi, Şulenin tadilatı beşinci yılı geçti, her seferinde sığınağımız olamaz. Üçüncüsü, geçen gelişlerinden beri evin perdesinden sigara dumanı çıkmıyor; oysa içeride sigara yasağını çok söyledim.

Ne var canım, biraz duman olmuş! ellerini salladı. Camı açarsın. Sen Nursen, insanlardan çok eşyayı düşünüyorsun. Mal düşüncesi! Biz Keremi cömert severdik. Sen ise pinti yaptın. Evi götürüp mezara mı sokacaksın?

Anne, gerçekten Nursen çok emek verdi dedi Kerem, utangaçça.

Sus! dedi annesi. Karının lafından çıkmaz oldun! Şule ve çocuklar kapıda mı kalsın? Gökhanın doğum günü üçüncü gün, kırk beş yaşında adam, kutlamayı istedi. Her şey alındı, konu komşu çağrıldı. Şimdi ne yapacaklar? Herkese rezil mi olacaklar?

Ev sahibine danışmadan davet vermeleri benim sorunum değil, kestim. Buna saygısızlık denir.

Sabiha Hanımın rengi attı. Otoritesine karşı gelinmesine alışık değildi; özellikle Keremi her isteğine tabi bilirdi. Ama ben öyle kolay pes edecekten değildim.

Saygısızlık ha? Eliyle göğsünü tuttu. Duydun oğlum! Annene böyle konuşuyor! Anahtarı şimdi getirmezsen bu evin hayrını görmeyesiniz! Ayağımı da basmam oraya!

Sizin ayağınız zaten oralara basmadı, toprakla uğraşmayı sevmezsiniz ki, dememi engelleyemedim.

Sana yuh olsun Nursen! sandalyesini devirdi kalkarken. Kerem, anahtarı getir, kendim vereceğim Şuleye! Sen evin büyüğü müsün, nesin?

Kerem çaresizce bana, sonra annesine baktı. Ortada kaldı. Annemin dediğinden korkar, ama beni de sevip evi düşünürdü. Yakın zamanda Gökhanın mangal yüzünden kırdığı merdiveni tamir edip yorgun düşmesini de unutmadı.

Anne, anahtar Nursende, dedi. Belki biz gideriz bu tatilde.

Yalan! Haykırdı Sabiha Hanım. Tamam. Şule yarın sabah gelecek. Anahtar masada olacak. Sobanın talimatını da yaz. Yoksa Kerem, sen artık benim oğlum değilsin. Ve sen bana parmağını salladı bugünü unutma! Dünya küçük.

Ardından kapıyı hızla kapattı. Evde bir süre sadece saatin sesi kaldı.

Anahtarı vermeyeceksin değil mi? dedi Kerem yarım saat sonra.

Vermeyeceğim, dedim. Hatta, Kerem, sabah ilk iş yazlığa gidiyoruz. Kendimiz.

Ama planımız yoktu Sen raporları yetiştirecektin.

Plan değişti. Biz gitmezsek onlar zorla girerler. Şuleyi bilirsin, gerekirse pencereden atlar. Ama biz içerideysek gelemez.

Nursen, bu resmen savaş çıkacak

Bu bizim sınırımızı korumamız, Kerem. Eşyalarını topla.

Ertesi sabah, hava henüz ağarırken yola çıktık. Şehir yılbaşı ışıklarıyla süslüydü, ama ruhumuz hiç kutlama havasında değildi. Kerem endişeliydi, telefonunu sessize almamı istediğim için habire cebine bakıyordu.

Bir buçuk saatte varmıştık. Kasaba, kar altında masal gibiydi. Bizim ahşap ev, çatısı bembeyaz, bir rüya gibi görünüyordu. Oh çekip rahatladım. Burada güvendeydim.

Evi ısıttık, yerden ısıtmayı açtım. Depodan yılbaşı süslerini çıkardım. Öğlene kadar ev çam koktu, mandalina kokusu yayıldı. Gerginlik dağıldı. Kerem dışarda karları temizledi; pencereden gülümseyerek baktım. O da huzuru özlemişti ama itiraf etmeye çekinirdi.

Saat üçte fırtına koptu.

Kapıda uzun uzun kornalar çaldı. Pencereden bakınca donakaldım. Çit önünde iki araba. Biri eski bir SUV, diğeri tanımadığım bir otomobil. Arabalardan kalabalık bir grup indi. Şule, rengârenk montuyla, Gökhan açık montuyla, çocuklar, yabancı bir çift ve kocaman bir köpek tasmasız, insanı ürküten bir Kangal. Sabiha Hanım ise lider gibi duruyordu.

Kerem elinde kürekle donakaldı.

Açsana kapıyı! Misafir geldik! diye bağırdı Gökhan tüm köye sesini duyururcasına.

Montumu giyip, botlarımı geçirip kapıya çıktım. Kerem kapının kilidini açıp açmamak arasında kaldı.

Kerem aç, donduk burada! bağırdı Şule, kapıyı zorluyor. Nursen, niye bekletiyorsunuz? Sürpriz yapmak istedik! Siz burdaysanız daha güzel, birlikte kutlarız!

Kereme omzuna dokunup, yüksek sesle dedim:

Merhaba. Biz kimse beklemiyorduk.

Amaan uğraşma, alay etti Gökhan, daha dışardan alkol kokuyordu. Sürpriz işte! Et, içki getirdik, bak bu Tolga ve eşi de geldi, köpekleri Narin çok uslu, ısırmaz. Açın artık, Kerem!

Köpek mi? dedim, Kangalın kışlık diktiğim mazı ağacına işediğini görünce. O köpeği bitkilerimden uzak tutun!

Ne olmuş ki, ağaç işte! Şule kahkaha attı. Hadi açın, çocuklar tuvalete gitmek istiyor!

Tuvalet benzinlikte, beş kilometre ötede, yavaşça ama net bir şekilde söyledim. Size dün de söyledim: yazlık dolu. Biz burada kendimiz dinleniyoruz. On kişiyle üstüne bir de köpekle kalacak yerimiz yok.

Çitin arkasında sessizlik oldu. Bunu hiç beklemiyorlardı; genelde fiili durumla işlerini çözmeye alışmışlardı.

Bizi içeri almıyor musun? Sabiha Hanım öfkeyle titredi. Ananı soğukta mı bekleteceksin oğlum! Kerem! Sen konuş!

Kerem çaresiz bana baktı.

Gerçekten Zaten geldiler Ne olur yani?

Olmaz, Kerem, dedim. Bu kapı açılırsa bir saat sonra burada rezalet başlar. Köpek bahçeyi kazacak, çocuklar ortalığı dağıtacak, Şule bana mutfakta ahkâm kesecek, Gökhan içeride sigara içecek. Bizim tatilimiz yine mahvolacak. Bunu mu istiyorsun? Yoksa huzurlu bir yılbaşı gecesi mi? Şimdi karar ver.

Kerem bir an bekledi, sonra çitin önüne gidip epey sessiz ama net şekilde konuştu:

Anne, Şule. Nursen haklı. Haber verdik, anahtarı vermeyeceğiz, misafir kabul etmiyoruz. Gidin lütfen.

Ne?! çığlık attı hepsi birden.

Duyduğunuz gibi. Burası benim de evim ve ben de burada gürültü istemiyorum. Lütfen.

Sen Sana yazıklar olsun! diye Gökhan çit aralığından kapı koluna uzanmaya çalıştı.

Çekil Gökhan, Kerem küreği eline aldı. Polisi ararım. Burada güvenlik de var.

Yabancı mıyız sana? Sabiha Hanım öfkesinden soluk alamıyordu. Allah seni bildiği gibi yapsın, gelinini de! Bir daha sizi aramam!

Hadi gidelim! diye Şule arabanın kapısını çekiştirdi. Bunlar aklını yitirmiş! Biz Tolgada kutlarız, orası samimi en azından.

Hadi gidelim! Tolga da gönülsüzce eşlik etti. Sobamız var, ısıtırız.

Motorlar çalıştı, arabalar zorla dönüp karı çarpıttı. Şule arabadan el hareketi yaptı, Sabiha Hanım camdan bakıp bir daha dönmedi.

Beş dakika sonra yine sessizlik çöktü. Sadece taze kar üzerinde köpeğin işediği yerde bir sarı leke kaldı.

Kerem küreği kara sapladı, basamaklara çöküp elleriyle yüzünü kapattı.

Allahım, ne utanç! Annem

Yanına oturdum, onu sarıldım.

Değil Kerem, suç değil. Olgunlaşmak bu. İlk defa bizim ailemizi korudun. Hep senden talep edenleri değil, bizi.

Annem affetmeyecek.

Affeder. İhtiyacı olduğunda döner yine: ilaca ya da tamire para lazım olur. Fırsatı varsa hemen unuturlar. Ama artık bilirler ki burası bizim sınırımız ve izinsiz giremezler. Zamanla sana da saygı duyarlar.

Öyle mi diyorsun?

Eminim. Olmazsa da Daha huzurlu oluruz. Hadi içeri, üşüyeceksin. Ben salep yaparım.

Sıcak eve döndük. Perdeleri çektim, sessizliğin ve huzurun tadını çıkardık. Akşamları sobanın başında oturup hiç konuşmadan ateşi izledik. Ama bu sessizlik küslük değil, derin bir anlayıştı.

Üç gün rüya gibi geçti. Ormanda yürüyüşler yaptık, sadece kendimize mangalda et kızarttık, saunada keyif yaptık, kitap okuduk. Telefon duvar oldu, akrabalardan hiç ses yoktu.

Üçüncü günün akşamı Keremin telefonuna Şuleden mesaj geldi. Özür değil, tabii ki. Sadece bir fotoğraf: derme çatma bir ev, odun sobası, masada içki şişeleri, etrafta kırmızı suratlar. Not olarak: Bizim de keyfimiz yerinde! Kıskanın!

Fotoğrafa baktım, pis masa, Gökhanın şişmiş suratı Sonra Kereme baktım, koltukta temiz, huzurlu, uyumuştu.

Kıskanacak hiçbir şey yok Şule, dedim sessizce ve mesajı sildim.

Bir hafta sonra döndükten sonra Sabiha Hanım aradı. Sesi tatsızdı ama, Keremden polikliniğe götürmesini rica etti. Yazlık konu olmadı. Sınır çizilmişti. Zaman zaman küçük atışmalar olsa da, yazlığımız hâlâ kaleydi.

Kendi kendime şunu çok iyi anladım: Bazen başkalarına göre kötü insan olmalıymışım ki kendime ve aileme iyi kalabileyim. Anahtar artık girişteki rafta değil, kendi kasamda. Ne olur ne olmaz.

Rate article
Lifequest
Eşimin Akrabaları Kendi Kendilerine Bizim Yazlığa Yılbaşı Tatilinde Gelmek İstedi, Ama Anahtar Vermedim