Kadın eşyalarını toplayıp sessizce ortadan kayboldu
Fazla masum ayağına yatma. Her şey düzelir. Kadınlar çabuk yatışır, biraz bağırır çağırır, sonra susar. Önemli olan hedefe ulaşıldı. Artık bir oğlumuz var, soyumuz devam ediyor.
Deniz sessizliğe büründü.
Gökhan, Deniz hafifçe öne eğildi, sesini alçaltarak, fısıldar gibi konuştu. Geçen hafta hamilelik konusunu hallettim dedin. Ne demek istedin?
Gökhan çatalı bıraktı, sandalyenin arkasına yaslandı.
Dediğim kadar işte. Beş yıl boyunca kafamı şişirdi. Hazır değilim, kariyerim önemli, sonra olsun E peki, ne zaman sonra? Otuz iki yaşındayım, Deniz. Evlat istedim, düzgün bir aile özlemiyle doluyum. Sonunda haplarını değiştirdim.
Deniz şaşkınlıktan donakaldı.
Bunu ona söyledin mi? Ne zaman?
Tam evden gittiği gün, içini çekerek cevapladı Gökhan. Bağırmaya başladı. Ben de açıkladım; Alış kızım, sen ne istiyorsan ben sadece yardım ettim dedim.
Sakinleşir sandım, kaçamayacağını anlar, dedim. Ama yok Tuhaf biri, çantasını kaptığı gibi çekip gitti.
***
Mutfak masasının üstünde, kirli biberonların yanında abisinin unuttuğu bir tarak duruyordu. Deniz ona bakıp için için öfkeleniyordu. Neden her şey bulaşık gibi ortalıkta durmak zorunda ki?
Bebek beşiğinde nihayet susmuştu. Ama sessizlik, Denizin üzerinde rahatlatıcı bir etki bırakmıyordu; bir saat, bilemedin iki saat sonra her şey tekrar başlayacaktı!
Sabahlığına çekidüzen verdi, çaydanlığı eline aldı. Sadece bir ay önce, yengesi Selini hastaneden almışlardı. Gökhan o gün parlıyordu; telaşlı, hemşirelere koca koca buketler uzatıyor, sevinçten gözleri ışıldıyordu. Oysa Selin Sanki eve değil, darağacına gidiyormuş gibiydi.
O zaman yorgunluğuna, lohusalığa yordum, diye düşündü Deniz. Anne olmanın ilk günleri, hormonlar, ne de olsa kolay değil Oysa o günden şüphelenmeliydim.
Antre kapısı çarptı; Gökhan işten dönmüştü. Kravatını gevşeterek mutfağa daldı, doğru buzdolabına yöneldi.
Yemek var mı? dedi, Denize bile bakmadan.
Tencerede makarna, sosisleri de haşladım. Gökhan, çocuk daha yeni uyudu. Sessiz olur musun biraz?
Gökhan homurdandı, tabak çıkardı.
Yorgunum Deniz. Tüm gün ayaktaydım. Müşterilerle uğraşmak saç baş bıraktırmıyor insanda.
Civciv iyi mi bari? dedi, kaba bir şaka tonuyla.
Çocuğun ismi Alp, dedi Deniz, bardağı hafifce biraz hızlıca masaya koyarak. Ve üç saat aralıksız ağladı. Kucağımda uyudu.
Eh, sen hallediyorsun işte, Gökhan aldırışsızca omuz silkti, masaya oturdu. Kadınsın sonuçta, sizde bu işler içgüdüsel.
Bizim annemiz de öyleydi, babam şantiyelerdeyken tek başına büyüttü bizi.
Deniz dudaklarını ısırdı. O tabakla ona fırlatmak istiyordu. Şu an burada sadece geçici olarak kalıyordu; kendi stüdyosunun kira borçlarını kapatana kadar. Ama bu iki haftada, parasız dadı, aşçı ve hizmetçi olmuştu adeta.
Gökhan hiçbir şey olmamış gibi davranıyordu. Oysa karısı eşyalarını toplayıp kimseye haber vermeden ortadan kaybolmuştu.
Selin aradı mı? diye sordu Deniz, kardeşinin alelacele yemek yiyişini izleyerek.
Gökhan, çatalı ağzında donakaldı, yüzü bir süre karardı.
Telefona bakmıyor. Engellemiş resmen. Bunu düşünebiliyor musun? Çocuğu bırakıp gitmek Akıl alır gibi değil.
Kızıyor bana, çünkü ilaçlarını değiştirdim, daha çabuk hamile kalması için.
Sen tam bir vicdansızsın Gökhan, dedi Deniz, kısık bir sesle.
Ne diyorsun sen ya? gözlerini büyüterek bağırdı. Aile için uğraşıyorum! Çalışıyorum, eve para getiriyorum!
Ama çocuğu o bırakıp gitti! Hangimiz suçlu?
Onun karar hakkını elinden aldın, dedi Deniz, ayağa kalktı. Sözde sevdiğin bir insanı kandırdın.
Ne bekliyordun ondan? Teşekkürler sevgilim, hayatımı mahvettin mi deseydi?
Off, başlama gene Gökhan elini savurdu. Sinirini geçirir, başka nereye gidecek? Çocuk burada, eşyaları burada.
Parası biter, paşa paşa döner. Şimdilik Sen bakarsın değil mi?
Bu dönemde işim başımdan aşkın, muhasebe yoğunluğu var.
Deniz cevap vermedi. Mutfaktan çıkıp çocuk odasına yöneldi.
Alp huzur içinde uyuyordu; minik yumrukları sımsıkı. Deniz ona bakınca kalbinde bir sızı hissetti.
Bir yanda, masum ve savunmasız Alp vardı. Öte yandan, tuzağa itilmiş Selin
İkisine de acıdı.
Telefonunu aldı, mesaj uygulamasını açtı. Selin, üç dakika önce çevrim içiydi. Deniz uzun uzun yazdı, sonra sildi, tekrar yazdı.
Selin, ben Deniz. Geri dön demiyorum. Sadece iyi olup olmadığını bilmek istiyorum. Ve Tek başıma çok zorlanıyorum. Sadece konuşalım mı? Tartışma yok.
On dakika sonra cevap geldi.
Bir oteldeyim. Üç gün sonra başka bir şehirde işe başlamak üzere geçici görevim olacak. Zaten önceden belliydi.
Dönünce boşanma davası açacağım. Alpi terk etmiyorum Deniz. Ama şu an orada olamam. Yüzüne bakamıyorum. Gökhanı görüyorum onda!
Deniz derin bir nefes aldı.
Anlıyorum. Gerçekten anlıyorum. Gökhan bana her şeyi anlattı.
O ne yapıyor? Kendisiyle gurur duyuyor herhalde?
Aynen öyle. Senin döneceğinden emin.
Hayal kurmaya devam etsin. Deniz, eğer dayanamazsan söyle. Bir şekilde bir bakıcı ayarlarım, para yollarım. Ama ona dönmem. Bir daha asla.
Deniz, telefonu kenara bırakıp içini çekti. İş bulmalı, borçlarını kapatmalı, yeni bir hayat kurmalıydı. Ama Alpi, bez değişmeyi bile bilmeyen Gökhana bırakamazdı.
***
Sonraki üç gün bitmek bilmeyen bir kabusa dönüştü.
Gökhan geç geliyordu eve, yemeğini yer yermez yatıyordu.
Çocukla ilgilenmesi için her isteğe Yorgunum veya Sen daha iyi yapıyorsun diye karşılık veriyordu.
Bir gece, Alp öyle çok ağladı ki, Deniz sabrını kaybetti.
Kardeşinin odasına girip ışığı yaktı.
Kalk, dedi, buz gibi bir sesle.
Gökhan yorganı başına çekti.
Deniz, bırak uyuyayım, sabah altıdan önce kalkacağım.
Umurumda değil. Git oğlunu sakinleştir. Süt istiyor, ben yorgunluktan kollarımı kaldıracak halim yok.
Deli misin sen? dedi Gökhan, yatakta oturup saçı başı dağılmış halde. Sen burada bunun için kalıyorsun! Sana barınak sağlıyorum, faturaları ödüyorum!
Demek öyle? Denizin sesi yükseldi. Demek ben burada hizmetçiyim?
İstersen öyle de, ne fark eder, homurdandı. Selin gelince dinlenirsin. Şimdilik çalış.
Deniz sessizce odadan çıktı.
O geceden sonra uyuyamadı. Mutfakta, beşiği ayaklarıyla sallarken, kardeşini nasıl hizaya getireceğini düşündü. Gökhan iyice şımarıklaşmıştı.
Sabah olup Gökhan evden çıkınca, Deniz tekrar Seline yazdı.
Bugün görüşmeliyiz. O yokken. Lütfen.
Selin kabul etti.
Evin yakınındaki küçük bir parkta buluştular.
Selinin hali içler acısıydı: Solgun, gözaltları mor, zayıflamış
Uzun süre oğluna baktı, elleri titriyordu.
Ne kadar büyümüş, dedi kısık sesle. İki haftada ne çok değişmiş
Selin, seni tanımaz bile, dedi Deniz yumuşakça.
Biliyorum, Selin elini yüzüne kapattı. Deniz, ben canavar değilim. Sanırım onu seviyorum. İçimde bir yerde, onun benim oğlum olduğunu hissediyorum.
Ama Gökhanla kalmayı, bana bunu yapan biriyle aynı yatakta uyumayı düşündükçe Nefesim kesiliyor.
Ya Gökhansız olursa? dedi Deniz.
Selin başını kaldırdı.
Nasıl yani?
O, seni bırakmayacağını sanıyor. Seni ve çocuğu sahiplenmiş gibi düşünüyor.
Ama kabullenelim: O gerçek bir baba değil, ideal aile projesinin yöneticisi.
Geceye bir kere bile kalkmadı, mama ölçüsünü sormaz. Tüm derdi, varis sahibi olmak, ama yetiştirmek umrunda değil.
Peki ne yapacağız?
Sen üç haftalık iş seyahatine gideceksin, dedi Deniz kararlı bir sesle. Çalış ve toparlan.
Ben üç hafta daha burada Alple kalırım. Ama bu süreçte her şeyi hazırlayacağım.
Neyi?
Boşanma ve velayet Selin, Gökhana dönmek zorunda değilsin. Yeni bir ev tut. Ben de taşınırım, sana Alpe bakmada yardımcı olurum.
Maddi işlerim yoluna girecek, uzaktan birkaç iş bağladım. İkimiz beraber başarırız. Onsuz.
Selin ona kuşku dolu bir bakışla uzun süre sustu.
Kardeşinin karşısında yer alacaksın yani?
O benim kardeşim, ama çok yanlış yaptı. Artık bir suça destek olmak istemiyorum.
Yanında olduğumu sanıyor, çünkü gidecek yerim yok. Yanılıyor.
Selinin bakışları, bebek arabasının güneşliğinde oynayan ışıklı lekeye takıldı uzun süre.
Ya o? Alpi kolay kolay bırakmaz. Olay çıkar.
Çıkar, dedi Deniz. Ama elimizde koz var. Hapları değişmesini itiraf etti. Boşanma davasında, hâkim karşısında doğrularım.
Doğum izni boyunca yaptığı yardımı da anlatırım.
Gökhanın gerçekten çocuğa ihtiyacı yok. Onun derdi, kontrol etmek.
Bir gün Alpin ne kadar emek istediğini anladığında kendisi vazgeçer. Arkadaşlarına terk edilmiş baba rolü yapmak, gerçekten çocuk büyütmekten kolay gelecek ona.
Selin uzun zamandır ilk defa hafifçe gülümsedi.
Büyümüşsün Deniz.
Mecbur kaldım, dedi Deniz. Anlaştık mı?
Evet. Teşekkür ederim.
Üç hafta çabuk geçti.
Her geçen gün Gökhan daha sinirli oluyordu, fark etti ki Deniz artık kapıdan girince hemen önüne tabak koymuyor.
Selin ne zaman dönecek? dedi bir akşam, evrak çantasını kanepeye fırlatırken.
Yarın, dedi Deniz, Alpi kucağına bastırarak.
Sonunda. Normal bir restorana gideriz, makarna yemek istemiyorum artık.
Bir hediye almak lazım, yüzük veya küpe filan Kadınlar bunları sever.
Deniz ona tiksintiyle baktı.
Gerçekten bir yüzüğün her şeyi düzelteceğini mi sanıyorsun?
Bak, Gökhan ona dokunmak isterken, Deniz çekildi. Fazla uzatma. Her şey yoluna girer. Kadınlar kolay affeder. Sinirlenip sustuktan sonra unutur. En önemlisi; oğlumuz var, aile devam ediyor.
Deniz buna cevap vermedi.
***
Ertesi sabah, Selin Gökhan evde yokken geldi. İçeri girmeden, arabasında bekledi. Deniz önceden tüm bebek eşyalarını, çantasını ve gereklilerini hazırlamıştı.
Her şeyi aşağı taşımak için üç kez inip çıktı. Alp arabasında derin uykudaydı.
Son kez eve çıkıp anahtarı bırakmak üzere mutfağa girdi.
Anahtarı, haftalar önce Gökhanın bıraktığı yere, mutfak masasına koydu. Yanına bir not iliştirdi:
Gökhan, biz gidiyoruz. Selin seni avukatıyla arayacak, onu arama. Alp onun yanında. Ben de.
Aile istedin ama aile güvenle kurulur, oyunla değil.
Makarnalar buzdolabında. Artık tek başına başa çıkmayı öğren.
Ve çıktılar.
Selin, kentin öbür ucunda küçük ama şirin bir ev tuttu. İlk günler sıkıntılı geçti; Alp yeni ortamda huysuzlandı, Selin sık sık ağladı; Gökhan ardı ardına mesajlar ve öfkeli aramalar yaptı.
Gökhan telefonda bağırdı, tehdit etti, çocuğu alırım, sizi ortada bırakırım diye bağırdı.
Deniz ise her şeyi sakinlikle karşıladı.
Pes etmediler.
Bir süre sonra Gökhan sinirini yitirdi ve ortalıktan çekildi.
Selinle mahkemede boşandılar, Gökhan oğlunu büyüteceğim demedi bile. Denizin tahmini doğru çıktı: O, sorun istememiş, sadece kurtulmak istemişti. Çocukla ilgili herhangi bir sorumluluk almak yerine, düzenli nafaka ödemeyi kabul etti. Ziyaret hakkını bile önemsemedi.
***
Bu hikaye, bir ailedeki büyük ihanet ve kırılmış güven üstüne kuruluydu. Deniz, hem kardeşine hem yengesine üzülse de, sonunda doğru olanı yaptı: Eğer bir ailede sevgi ve güven yoksa, o evde tek kalan soydan devamın hiçbir kıymeti kalmaz. Gerçek aile; dürüstlük, karşılıklı saygı ve özgür iradeyle kurulur. Aksi sadece dört duvar, bir sofra ve alışkanlıklardan ibarettir. Sevgi güvenin gölgesinde büyür. Birinin iradesi çalınırsa, orada ne anne olur, ne baba, ne de gerçek bir yuva…




