– Kristallerime dokunma sakın! diye bağırıyor eski komşusu. Git, kendi gözlerine bak! Görmediğimi mi sanıyorsun, kimi süzdüğünü biliyorum!
– Yoksa kıskanıyor musun sen? diye şaşırıyor Tamara Hanım. Kime göz koyduğun belli! Yılbaşında sana ne hediye edeceğimi biliyorum: bir dudak büzme makinesi!
– Kalsın sende o zaman! diye karşılık veriyor Lütfiye. Yoksa senin dudaklara artık hangi alet fayda eder ki? Görmediğimi mi sanıyorsun?
Teyze Tamara, yaşlanmış yatağından ayaklarını aşağı sarkıtıp küçük evin köşesindeki Kuran köşesine gidip sabah duasını okumaya başlıyor.
Tam anlamıyla dindar olduğu söylenemez elbet: bir şeylerin, bir güç ya da kaderin bu hayatı yönettiği kesin, fakat kimdi o, işte onu sormak hala zor.
Ve bu hükümran kudrete çeşitli isimler verilirdi: alın yazısı, kaderin başlangıcı, tabi ki Allah! Evet, beyaz sakallı ve tebessümlü bir dede gibi, bulutların üstünde oturup yeryüzündeki herkesi düşünen biri.
Üstelik, Teyze Tamaranın yaşı çoktan yetmişe yaklaşmış halde. O yaşta üsttekiyle ters düşmek istemez insan: nasıl olsa yoksa bir şey kaybetmezsin, ama varsa kaybedeceklerin büyük olur.
Duasının sonunda Tamara Hanım kendi içinden birkaç söz daha ekliyor: bunun da bir önemi var! Tüm bu ritüelden sonra içi hafifliyor ve yeni güne başlıyor.
Hayatında Tamara Hanımın iki büyük derdi var. Hemen akla gelen şey değil: ne yollar ne de kabadayılar! Onun derdi komşusu Lütfiye ve kendi torunları.
Torunların dertleri belli: yeni jenerasyon, bir işi sahiplenmek istemiyor. Ama onların anne babaları da var, kendileri uğraşsın!
Ya Lütfiye ne olacaktı? O ise tam anlamıyla Tamaraya sinir harbi uyguluyor!
Sadece filmlerde Necla Nazırla Lale Oraloğlunun didişmesi sevimli duruyor! Gerçekte ise hiç öyle olmuyor. Hele ki sebepsiz yere üstüne geliniyorsa.
Bir de Tamara Hanımın yakın arkadaşı vardı; lakabı Petek. Asıl adıyla; Petek Aydınlı. Soyadı da böyle işte.
Lakap kolayca çıkıyor: gençliğinde Petek, motor delisiymiş, petek gibi cıvıl cıvıl, hevesli biri. Zamanla moped de arızalanıp kenarda kalmış ama lakabı köyde ona yapışıp kalmış: tek kelimeyle köy hayatı!
Eskiden ailecek dostlukları vardı: Petek ve eşi Nimet, Tamara ve eşi. Şimdi ise iki eş de köy mezarlığında huzur içinde yatıyor.
Tamara hâlâ Petekle görüşüyor, sonuçta okuldan tanır, eski dosttur.
Lisede üç kişi dostmuşlar: Tamara, Petek ve Lütfiye. O zamanlar fena gitmiyormuş, aralarında kesinlikle bir flört olmadan. Okul etkinliklerinde hep üçlü gezermişler: arada bir delikanlı, yanında iki hanım, kollarına girmişler.
Adeta iki kulplu fincan gibiler! Öyle fincanlar vardır ya, düşmesin diye iki tutacaklı Malum köy yerinde iş belli olmaz!
Yıllar geçince bu dostluk bozulmuş, hatta Lütfiyenin tarafında bariz bir soğukluğa, sonra ise düpedüz kine dönüşmüş.
Adeta karikatür gibiydi: sanki birisi Lütfiyeyi değiştirmişti! Bu, eşinin vefatından sonra başladı, öncesi çok sıkıntılı değildi.
İnsan zamanla değişir: önce hafif tutumlu olmak, yıllar geçtikçe cimriliğe döner. Çok konuşan çenebaz olur, kıskanç olanı ise kıskançlık hop oturtup hop kaldırır.
Belli ki Lütfiyede de bunlar baş göstermişti; köy kadınları böyledir işte, erkekler de farklı değil.
Hem kıskanacak çok şey vardı.
Birincisi, Tamara yaşına rağmen hâlâ narin ve zinde; Lütfiye ise fıçıya benzemiş. Gün gibi ortada; komşusunun yanında iyice sönük kalıyor.
İkincisi, lise arkadaşı Petek, son zamanlarda Tamaraya daha çok ilgi gösteriyor: sık sık şakalaşıp gülüyorlar, neredeyse baş başa kalıyorlar.
Lütfiyeye ise kuru selamdan fazlası yok, misafirliğe bile gelmiyor. Lütfiye ise boşuna davet edip duruyormuş.
Tamam, madem Lütfiye Tamara kadar akıllı değil, mizah da nasip olmamış. Oysa Petek, her zaman espriden hoşlanırdı.
Türkçede güzel bir deyim vardır: çenenin bağı çözülmek. Son dönemde Lütfiye de aynen böyle olmuş, en küçük şeye bile laf atar olmuş.
Önce, Tamaranın tuvaletinin yanlış yerde olması ve pis kokması mesele olmuş!
– Senin tuvaletten kötü kokular geliyor! diye çıkıştı Lütfiye.
– Sen de amma dedin! On yıldır orda, şimdi mi fark ettin? diyerek karşılık verdi Tamara, lafı da yapıştırdı: Ah, kristalini da devlet verdi sana bedavadan! Kaliteli şeyi öyle beleşe verirler mi hiç?
– Kristallerime dokunma dedim sana! diye tekrar bağırdı Lütfiye. Git, kendi gözlerine sahip çık! Görmediğimi mi sanıyorsun?
– Kıskanıyorsun yani? dedi Tamara Hanım. Demek dudağını ona buna sarkıtıyorsun! Yılbaşı hediyen belli: bir dudak düzleştirici!
– Kalsın sende! deyişiyle Lütfiye bir laf daha sokuşturdu. Yoksa senin dudağa hiçbir şey yaramıyor, öyle mi? Sanıyorsun ki ben görmüyorum?
Evet, görüyordu elbette Bu bir değil, iki değil, her seferinde aynı şey! Peteke yakınırken o da yeni tuvalet önerdi. Torunları ve çocukları imece olup ev içine bir tuvalet yaptılar. Eski foseptik de Petek tarafından toprakla kapatıldı: bitti, Lütfiye, başkasını bul kendine!
Ama ne gezer! Hemen komşu torunlarının kendi bahçesinin sınırına kadar uzanan Lütfiyeye ait armut ağacını yolmakla suçladı onları.
– Çocuklar kendi sandı herhalde! diye savundu Tamara, halbuki armuda kimse dokunmamıştı: Bak, senin tavuklar da benim bahçede cirit atıyor, bir şey dediğim yok!
– Tavuk dediğin akılsız hayvan! Ticari cins ama yine de tavuk işte! diye bağırdı Lütfiye. Torun yetiştirmek lazım, nine! Kovboylarla sabah akşam gülmeyi bırak!
Yani, başa sar, tekrar başla! Yine Peteke döndük sonunda
Torunlar azarını yedi. Armut mevsimi de geçti, bi rahatlama oldu, ama yok!
Bir de bakıldı ki, dallara kimse zarar vermiş!
– Göster hele, neresi kırık? diye sordu Tamara. Hiçbir şey yoktu; dallar sapasağlamdı.
– Bak işte, burada! diye parmak salladı Lütfiye, elleri kalın ve damarlıydı; Tamaranın elleri ise ince, zarif parmaklıydı. Kadının eli prestijdir; köyde de olsa fark etmez!
Sonunda Petek dal kesmeyi teklif etti: sonuçta alan senin bahçen, kural sana ait!
– Kıyamet kopar şimdi! dedi Tamara.
– Yok yok, sesini çıkarmaz; ben yanındayım! diye garanti verdi Petek.
Gerçekten de Lütfiye olup biteni camdan izledi, bir şey de demedi.
Ağaç meselesi de böyle kapanmışken, şimdi sıra Tamara’nın şikayetlerinde: Lütfiye’nin tavukları tam anlamıyla bahçeye dadandı.
Bu sene yeni bir cins almıştı; geçen yıl öyle değildi.
Tavuk ne anlar, deli gibi eşinir; bahçeyi tarla gibi kazıp mahveder. Uyardıysa da, Lütfiye sırıtarak Ne yapacaksın, elinden ne gelir? der gibi davrandı.
Başka bir çözüm, birkaçını yakalayıp kızartıp göstermekti ama Teyze Tamaranın gönlü elvermedi.
Parlak zekalı Petek ise, internetten bulduğu pratik bir yöntem önerdi: Gece bahçeye yumurta bırak, sabah toplarken de Lütfiyeye göster ki, sanki tavuklar yumurtladı.
İnternete alışık biri olarak hemen denedi.
Harika işledi! Lütfiye dondu kaldı, komşusunun sepetle yumurta topladığını görünce.
O günden sonra tavuklar bir daha bahçeye girmedi.
Artık barışır mıyız acaba? Lütfiye, bak boşuna kavga ettik! Dedikse de nafile. Bu kez de yazlık mutfağından yükselen duman ve et kokusu dert oldu.
Daha dün bir şey yok, bugün baş belası! Belki kızartma kokusu beni rahatsız ediyor, belki ben vejetaryenim, üstelik meclis de mangal yasası çıkardı!
– Nerede gördün mangalı? diye seslendi Tamara Hanım. Ara ara gözlüğünü sil de öyle laf et!
Nazik ve sabırlı olan Tamara Hanım bile sonunda sabrın sınırına geldi. Çünkü Lütfiye artık iyice çekilmez olmuştu.
– Deneylere mi göndersek bunu? dedi üzgün üzgün Tamara Hanım, Petek’le çay içerken. Bütün enerjimi emiyor kadın!
Gerçekten de son zamanlarda iyice çökmüştü; süregelen tartışmalar yordu.
– Boğazına dizilir! Ben de buna izin vermem! dedi Petek. Aklımda başka, daha iyi bir yol var!
Birkaç gün sonra, bir sabah Tamara Hanım kapının önünde Petekin neşeli sesini duydu: – Tamara, Tamara, çık evden!
Kapıda Petek duruyor, kendi tamir ettiği eski mopedine binmiş: Petek tekrar mopediyle gelmiş!
– Neden hep üzgündüm biliyor musun? dedi Petek, Çünkü mopetim bozuktu!
E hadi bakalım, güzelim, gezmeye çıkalım mı? Atlayıver, gençlik günlerini yad edelim!
Tamara Hanım da çok geçmeden atladı! Zira bu devirde yaşlılık meclis kararıyla iptal edildi: Aktif 65+ emekliler artık başrolde!
Gerçek anlamda da, mecazi anlamda da, yeni bir hayata yelken açtı.
Çok geçmeden de resmen Kıymetli Hanım oldu: Petek Aydınlı evlenme teklif etti!
Tüm parçalar yerine oturdu ve Tamara Hanım eşyalarını toplayıp yeni eşinin yanına taşındı.
Lütfiye ise yalnız, şişman ve huysuz kadın olarak kaldı. Söyler misin; bundan daha iyi kıskançlık sebebi olur mu?
Artık kavga edecek kimse de yoktu; içindeki tüm öfkeyi kendiyle baş başa bıraktı.
O öfke bir çıkış yolu arar O yüzden dikkat et Tamara, kapıdan çok ayrılma! Kim bilir, daha neler olacak! Köyde hayat işte, böyle hikayeler bitmez.
Tuvaleti bunca mesele yapmasaydık iyiydiBir sabah, köy meydanında bayram şenliği vardı; çocuklar koşuşturuyor, yaşlılar sohbet ediyordu. Tamara Hanım, Petekle kol kola, köyün en hareketli köşesine geldi. Gözleri parlıyordu, yüzünde huzurlu bir tebessüm vardı. Komşular yeni çifte nazikçe şakalaştı, kimi tatlı dillerle geçmişi andı.
Lütfiye ise uzaktan, evinin penceresinden onları izledi. Elinde tuttuğu eski çay bardağını hafifçe cama vururken, içeride yalnızlığını bastıran eski şarkılardan birini açtı. Gözleri doldu, ama buna kimse şahit olmadı.
Tamara Hanım bir an durdu, çarşaf gibi gergin gökyüzüne baktı. Sonra Petekin elini daha sıkı tuttu. Dönüp köy meydanındaki kalabalığa gülümsedi; hayatın yeniden başlama cesareti olduğunu hissetti.
Birkaç çocuk yanlarına gelip Nine! Hadi anlat, eskiden neler yaşadınız? diye sordu. Tamara Hanım onlara baktı ve mırıldandı:
Evladım, insan bazen küslere de tebessüm etmeli Çünkü gün gelir, en büyük huzuru paylaşmayı öğrendiğinde bulursun.
Köy meydanında tam o anda bir melodi yükseldi. Petek, Tamaranın kulağına eğildi:
Hadi Son bir dans?
Yaşamın onca yükünün ardından, ikisi meydanın ortasında yavaşça dönmeye başladılar. Bir zamanlar iki kulplu fincan gibi beraberdiler; şimdi ise hayatta kalbin en güzel demlendiği zamandaydı.
O akşam köyün yıldızları uzun süre sönmedi. Kimi içindeki kıskançlığı unuttu, kimi affetmeyi Ve herkes, tam hatırlayamadıkları eski bir şarkının sözlerini, yüzlerinde hafif bir gülümsemeyle mırıldandı.
Hayat böyle; bazen geç, bazen erken Ama gerçek mutluluk, yeniden başlamaya cesaret edenlerin kapısını hiç çalmadan bulur.




