Bugün, içimi kemiren düşüncelerle günlüğüme yazmak istedim. Annem gibi görmeye çalıştığım kayınvalidem, kendi evini bırakıp, benim evimde yaşamaya karar verdi. Kendi evini ise kızına verecekmiş.
Eşim Mehmet, geniş ve kalabalık bir ailede büyümüş. Kayınvalidem Züleyha Hanım ise sonunda bir kız çocuğu olana kadar peş peşe çocuk sahibi olmuş. İlginç bir yaklaşım ama eleştirmek bana düşmez, öyle yetişmişler.
Evlendiğimiz zaman çok mutlu olduğumu, gerçekten şanslı olduğumu düşündüm. Mehmet bana sorumluluk sahibi, kararlı, güçlü bir adam olarak görünüyordu. Aile bağlarını bilirdi, ama annesi ve küçük kız kardeşinden kopması da asla söz konusu değildi. Kayınvalidem ise oğullarına pek ilgi göstermezken, küçük kızı Ayşegülün mutluluğu her daim öncelikliydi.
Ayşegül ile tanıştığımda sadece 10 yaşındaydı. İlk başlarda bana hiç dokunmuyordu, ama aradan 5 yıl geçtikten sonra işler değişti. Ders çalışmayı hiç istemiyordu, güvenilmez tiplerle geziyordu ve her işi Mehmet üstlenmek zorunda kalıyordu. Gece yarısı arayıp abisinden yardım isterdi, ister evde ister dışarıda olsun Mehmet hep yanındaydı.
Ayşegülün büyüyüp evlenmesini ve herkesin kendi yoluna gitmesini diledim. Ama öyle olmadı. Ayşegül evlenmeye karar verince, Züleyha Hanım eşimin erkek kardeşlerinden düğün masraflarına katkı istendi, çünkü kayınvalidemin hiç parası yoktu. Ayşegülün kocası oldukça fakirdi, işinden az bir maaş alıyordu ve haliyle bu sebepten Ayşegül annesiyle yaşamaya devam etti.
Ardı ardına bir çocuk, sonra bir çocuk daha doğunca, kayınvalidem artık böyle yaşamaya devam edemeyeceğini fark etti. Ve mükemmel(!) bir çözüm buldu: Bizim eve taşınacak, kendi evini de kızına bırakacakmış. Fakat asıl sorun burada başlıyor! Çünkü evi ben kendi paramla aldım, Mehmet evin alımında bir kuruş bile katkı sağlamamıştı. Üstelik kendisi de bu duruma oldukça memnundu, annesinin bana yardımcı olacağını söylüyor.
Yalnızca iki odalı, küçük bir evimiz var. Kendi konforumdan, huzurumdan vazgeçmek, başkasının varlığına alışmak istemiyorum. Kayınvalidem ise, Mehmetin en büyük oğlu olduğu için onu gözetmemizin bir görevimiz olduğunu düşünüyor.
Eşimi seviyorum, boşanmayı asla düşünmüyorum. Ama ona nasıl anlatacağım? Mehmete bu işin ciddiyetini ve annesiyle yaşamanın neden bana eziyet olduğunu nasıl göstereceğim? Şu an çıkış yolu bulamıyorum. Keşke biri bana akıllıca bir yol gösterseBir akşam, sıcacık çaylarımızı içerken konu en sonunda kaçınılmaz biçimde annesine geldi. Mehmete, eve gelen her yeni misafirin ardından içimde yankılanan rahatsızlığı, kendi dilimle ama kırmadan anlatmaya başladım. Sessizliğimle değil, bu kez kelimelerimle savunmaya geçtim. Yumuşakça ama kararlıca, Mehmet, ben bu eve sığamıyorum artık. Seninle eşit bir hayatı paylaşmak isterken başkasının gölgesinde yaşamak beni tüketiyor, dedim. Artık gerçekleri saklamanın faydası yoktu.
Mehmet uzun uzun sustu. O an, kendi annesiyle benim annemden bir farkı olmadığını, geçmişteki alışkanlıklarının bizi yönlendirmemesi gerektiğini fark etmeye başladı. Gözlerinde ilk defa kendiyle ilgili bir sorgulama gördüm. Ben kendimi arada kalmış gibi hissediyordum hep, dedi kısık bir sesle, Ama haklısın. Burası bizim yuvamız. Senin huzurun, mutluluğun her şeyden önce gelir. O an, yıllardır üzerimde dönen gölgelerden biri sanki hafifledi.
Ertesi hafta, Mehmet annesiyle uzun bir konuşma yaptı. Züleyha Hanım kırgın olsa da, kendi yoluna gitmeye razı oldu. Mehmet her şeye rağmen ailesine destek olmanın başka yollarını buldu birlikte, ama mesafeleri koruyarak.
İlk gece üçümüz yerine sadece ikimizin nefes alışverişiyle sakinleşen evde, yorganın altına girerken Mehmetin elini tuttum. Başardık mı? dedim fısıltıyla. Gülümsedi. Birlikte olunca en dar ev bile sonsuz olur, yeter ki kalplerimiz ferah.
O anda anladım: Ev bazen dört duvar değil, iki kişinin huzuruyla dolu bir dünyaydı. Ve ben, sonunda kendi evimin içinde kendim olmayı, en çok da sevdiklerime kalbim kadar geniş bir yer açabilmeyi öğrendim.




