Yazlık, Her Şeyi Çözer
Aklını mı kaçırdın sen? Ben Gülserene özellikle söyledim, geleceksin diye! En güzel parça eti sana ayıracaktı!
Nazlı, elinde poşetle donakaldı. Kayınvalidesi mutfağın kapısında, kollarını göğsünde birleştirmiş, sanki Nazlı marketten et değil, bir finans kuruluşunu soyup gelmiş gibi bakıyordu.
Nurten Hanım, pazara yetişemedim, Nazlı mümkün olduğunca sakince konuşmaya çalıştı. İşten çıktım, önce sizin elbisenizi kuru temizlemeden aldım, sonra bir eczaneye uğradım…
Bir zahmet arayamaz mıydın? Haber veremez miydin? Gülseren kapanışa kadar bekledi seni! Bir saat bana ağladı telefonda, Ablacım ben seni mahcup ettim diye!
Nazlı poşeti masaya bıraktı. İçinde bir şey düştü sanki.
Et gayet güzel, taze bakın, paketi çıkarıp gösterdi. Lokum gibi dana eti, soğuk zincirde…
Nurten Hanım yüzüne bile bakmadı. Masaya yaklaşıp, iki parmağıyla poşeti sanki bir radyoaktif madde eliyormuş gibi itekledi.
Marketten alınan bir şey… Kimyasal dolu. Eymen bunu yemez, midesi hassastır.
Geçen hafta Eymen kendi aldı aynı etten, Nazlı ağzından kaçırdı.
Yanlış. Kayınvalide pancar gibi oldu.
Tabii! Koca kendi alışverişe gidiyor, hanım anlamadık neyle meşgul! Üç yıl, Nazlı, üç yıldır bu ailedesin, elde var sıfır. Yemek bilmezsin, ev işleri mi… Yardım mı edecek… Çocuk doğurmak da yok…
Nurten Hanım, haksızlık bu.
Haksızlık mı? kayınvalide burnundan soludu. Ben rahmetli kayınvalidemin yanında yere kadar eğilirdim, aksini söylemekten korkardım. Sen? Burnun havada, laf dinlemezsin, bildiğini okursun…
Nurten Hanım antreye gitti, askıdan çantasını çekti. Her hareketi Nazlının sinirini zımparalıyordu.
Ben Eymene diyorum ki, boşan, geç kalmadan. Kendine düzgün bir kız bulursun. Kocasının değerini bilen…
Elini salladı, cümlesini bitirmedi. Ayakkabısına ayağını soktu, topukları düzeltmeye tenezzül dahi etmeden.
Nazlı mutfağın kapısında, elleriyle kasaya yapışmış durdu.
Güle güle, Nurten Hanım.
Kayınvalide cevap vermedi. Kapı arkalarında kapandı, ev sessizleşti.
Nazlı ağır ağır duvara kaydı, mutfağın soğuk fayansına oturdu. Dana eti yalnız, kimsesiz masada duruyordu; bakmak gelmiyor içinden. Ne ona, ne pırıl pırıl mutfağa, ne düğünden kalma duvarda hep birlikte gülümsedikleri fotoğraflara Nurten Hanım orada bile sanki ayakkabısında çivi varmış gibi gülümsemiş.
Üç yıl. Üç yıldır uğraşıyor, didiniyor. Eymenin çocukluğundaki yemekleri öğreniyor. Pazar günleri kayınvalideye giderken her yemekte “Ama Eymenin patatesi küp doğranmalı, ince doğranmaz” diye bir laf duyuyor; nazikçe gülümseyip özür diliyor, sebebini anlamasa da.
Gene de nafile. Yine de Keşke boşansalar. Yine de Olmadı.
Başını geriye yasladı, duvara dayadı. Tavan badana istiyor. Eymene söylemeli.
Gerçi, ne anlamı var ki artık.
İki hafta Nazlı, sanki gizli görevdeki bir casus gibi yaşadı. Nurten Hanımın aramalarına Eymen yanıt verdi, pazar öğle yemekleri çok işim var bahanesiyle iptal edildi, tesadüfi karşılaşmalar “merhaba” diyerek kaçmanın ötesine gitmedi.
Sonra bir gün noter aradı.
Nazlının en fazla beş kere gördüğü dedesi, rahmetli olmuş. Adamcağız Nazlıya Sakaryaya kırk kilometre uzaklıkta bir yazlık bırakmış. “Sabah Güneşi” adında şiirli bir bahçeli sitesinde küçücük bir yer.
Gidip bir bakalım bari, Eymen elinde, üzerinde yarısı silinmiş bir çilek anahtarlık olan anahtarlarla oynuyordu. Cumartesi çıkalım mı?
Nazlı başını salladı. Cumartesi hay hay.
Ama unuttuğu bir şey vardı.
Eymenciğim, ben de geliyorum! Nurten Hanım sabah sekizde kapıda, ayağında lastik çizmeler, elinde sepet. Oralar mantarlıymış, Gülseren dedi.
Nazlı sessizce termosu hazırlamaya başladı. Günün “harika” geçeceği baştan belliydi.
Yazlık tam Nazlı’nın kafasındaki gibi çıktı.
Yamuk bir ev, otlardan geçilmeyen bir bahçe, iki paslı çivi ve iyi niyetle ayakta duran bir çit. İçerisi rutubet ve eski gazete kokuyordu.
Eymen, Nazlı eşinin kolunu çekip fısıldadı. Satalım burayı. Ne işimiz var burada? Her hafta gelip çapa, çaput… Bizim tarzımız değil.
Eymen konuşacaktı ki…
Ne satması? Nurten Hanım bir hayalet gibi arkalarında belirdi. Kendinizden geçmiş misiniz? Toprak bu! Tapulu yer! Ben bunun hayalini kurardım…
Kayınvalide ellerini göğsüne bastı, gözleri nemlendi.
Verin bana anahtarı. Tertemiz yaparım burayı. Çiçek dikerim, evi onarırım. Bir yıl sonra teşekkür edersiniz!
Nazlı şüpheli gözle kayınvalidesine baktı. O, bahçenin ortasında eski yaprakların arasında adeta parlıyordu.
Nurten Hanım burada işin…
Nazlı, Eymen kolunu nazikçe sıktı. Bırak annem ilgilensin. Çok mutlu olur. Ne kaybederiz ki?
Kaybedecek bir şey yoktu. Saçmaydı biraz. Ama tartışmak daha çok can sıkardı.
Nazlı çilekli anahtarı Nurten Hanıma uzattı, sessizce.
…İki ay tam bir sis içindeydi. Gerçekten garip, rüya gibi bir dönemdi; Nurten Hanım sadece ihtiyaç olduğunda arıyordu, izinsiz uğramıyor, ve en inanılmazı ne pazardan alınan et lafı ediyordu, ne torun, ne yanlış doğranmış patates. Telefonda çevik, enerjik bir tonda: Eymenciğim, harika burası! Çok meşgulüm, sonra konuşalım!
Nazlı bir şey anlamıyordu. Bir terslik mi var? Fırtına öncesi sessizlik mi? Hastalanmadı mı yoksa?
Eymen, bir akşam sordu. Senin annende bir sıkıntı yok, değil mi?
Hiç yok, Eymen omuz silkti. Yazlıkla uğraşmakla meşgul. Orada deli gibi iş var, uyuyacak vakti yokmuş.
Cuma günü Nurten Hanım aradı.
Yarın bekliyorum sizi yazlığa! Mangalı kurarım, bahçeyi gösteririm. Neler neler yaptım! Gelin, gözünüzle görün!
Eymen, ben gitmesem mi? Nazlı daveti alınca başını salladı. İki ay sessizlik, sonra yine başa döndük…
Nazlı, annem çok uğraştı. Kırılır, gitmezsek.
Zaten hep kırılır.
Lütfen, Eymen öyle yavru köpek bakışı attı ki Nazlı pes etti.
Cumartesi kısmeti…
Cumartesi günü Nazlı, kayınvalidesini tanıyamadı.
Nurten Hanım kapıda, keten elbisesi, yanık teni ve sağlıklı yanaklarıyla duruyordu. O asık suratlı, zoraki bir gülümsemeden eser yok, gerçek bir tebessüm yüzünü aydınlatmış, on yıl gençleşmiş gibiydi.
Geldiniz! Sonunda! kayınvalide sarılmak için kollarını açtı, Nazlı da kendini tutamayıp ender bir şekilde kucaklandı.
Nurten Hanım’ın üstü başı toprak, dereotu ve hafiften bal kokuyordu.
Bahçe bambaşka olmuştu. Düzenli sebze yatakları, çiti ayakta tutan iki çivi artık tarih olmuş; yeni, sağlam çit, taptaze kuşburnu fidanları, pencere altlarında kadife çiçekler.
Hadi, bakın neler yaptım! Nurten Hanım onları kolundan çekiştirdi. Şurada çilek, komşudan aldım, harika çeşit, haziranda ilk meyveyi toplarsınız. Burada domates, burada salatalık var. Sonbaharda konserveler hazır; size vereceğim, kendime bir-iki kavanoz kalır.
Nazlı, Eymen ile göz göze geldi. Eymen aynı şaşkınlıkta.
Anne, sen tek başına mı yaptın hepsini? dedi bahçeye işaret ederek.
Kim olacaktı? Nurten Hanım güldü, genç ve içten. El var, kafa çalışıyor. Komşular destek olur. İnsanlar burada çok sıcak! Şehirdeki gibi değil.
Evi de gezdirdiler. İçerisi apayrı: yeni tüller, kristal gibi camlar, masada nakışlı örtü. Rutubet kokusu gitmiş, yerini kek ve bitki kokusu almış.
Alın, kayınvalide masaya bir şişe süt, pergamende bir paket koydu. Semiha Hanımdan aldım, iki ev ötede oturuyor. Sütü kendi keçisinden. Et de kendi yetiştirdiği danadan. Götürün, peynir de var, krema da…
Nazlı pakete bakakaldı. Komşunun kendi eti. Pazar, Gülseren yok, laf yok.
Nurten Hanım, şaşkınlık içinde sordu, siz… burada mutlu musunuz?
Kayınvalide bir tabureye oturdu, gözünde Nazlının hiç görmediği bir şey parladı.
Nazlıcığım, ilk kez böyle dedi, Ben hep hayalini kurdum, kendi evim, bahçem olsun, ellerim toprakla uğraşsın, kafam rahat olsun. Şehir beni bunaltıyordu, nedenini bilmiyordum bile. Ama burada…
Pencereye doğru elini salladı.
Burada yaşadığımı hissediyorum.
Dönüşte kimse konuşmadı. Eymen arabayı sürerken, arkada süt ve peynir dolu kavanozlar birbirine çarpıyordu.
Şey, sessizliği kıran ilk Eymen oldu, belki çocuk da yapabiliriz artık? Yazın gönderecek yerimiz var.
Nazlı burun kıvırdı ama gülümsedi.
Var ya, ben ilk gün yazlığı satacaktık diye tutturdum. “Bize ne bu eski yerden” dedim.
Hatırlıyorum.
O yazlık… Nazlı sustu, kelime aradı. Her şeyi düzeltti. Benimle annenin arasını. Üç yılda olmadı, iki ayda bu ev yaptı.
Eymen kırmızıda durdu, ona döndü.
Annem mutsuzmuş. Şimdi değil.
Nazlı başını salladı. Camın dışında şehir ışıkları yanarken, düğün fotoğraflarıyla dolu eve dönecek olmaktan ilk kez içi rahattı.
Sık sık gitmeliyiz yanına, dedi alçak sesle.
Ve söylediğine kendisi bile şaştı; işin aslı, ilk kez gerçekten istiyordu.




