Oğlunu Pısırık Yapıyorsun Diye Suçlandım: Kayınvalidemle Mücadelem, Eşimin Taraf Seçmesi ve Oğlumun Kendi Hayallerinin Peşinden Gitmesi

Neden onu müzik kursuna yazdırdın?

Emine Hanım, gelininin yanından geçerken eldivenlerini aceleyle çıkarıyordu.

Hoş geldiniz, Emine Hanım. Buyurun lütfen. Sizi görmek bana gerçekten çok büyük mutluluk.

Alaylı bir tondu, ama Emine Hanım hiç umursamadı, eldivenlerini vestiyerin üstüne attı ve Zeynepe döndü.

Oğlum Onur telefonda anlattı. Bir seviniyor ki; piyano çalacağım! diyor. Bu da ne? Sen ne düşünüyorsun? Oğlan sana göre kız mı?

Zeynep kapıyı ağır ve dikkatlice kapattı. Sakinliğini elinden geldiğince koruyordu, bağırmamak için zor tutuyordu kendini.

Bu, sizin torununuzun müzik eğitimi alacağı anlamına geliyor. Kendisi çok hevesli.
Hevesli! Emine Hanım Zeynepin söylediğini aptalca bulmuş gibi burun kıvırdı. O daha sadece altı yaşında, neyi sever neyi sevmez bilmez. Onu sen yönlendirmelisin. Oğlan dedik, soyumuz dedik, sen ondan ne yetiştiriyorsun?

Emine Hanım mutfağa geçti, bir bilmişlik havayla kettleın düğmesine bastı. Zeynep arkasından gitti, dişlerini öyle sıktı ki çenesi sızladı.

Ben ondan mutlu bir çocuk yetiştiriyorum.
Sen ondan pısırık ve zayıf bir çocuk yetiştiriyorsun! Emine Hanım ellerini beline koydu. Futbola yazdıracaktın! Güreşe! Erkek gibi olsun, bir… bir piyanist olmasın bari!

Zeynep kapı kasasına yaslandı, için için beşe kadar saydı. Ama fayda etmedi.

Onur kendi istedi. Gerçekten. Müziği çok seviyor.
Seviyor muymuş! Emine Hanım elini salladı. Mustafa onun yaşında mahalle çocuklarıyla koşturur, sokakta top oynardı! Seninki ne yapacak? Gamlarla mı uğraşacak? Ayıptır!

Zeynepin içinde bir şey koptu. Kapıdan ayrılıp Emine Hanıma yaklaşarak:

Bitirdiniz mi?
Bitirmedim! Sana bir şey daha söyleyeceğim…
Ben de size bir şey söyleyeceğim Zeynep sesini alçaltıp neredeyse fısıldayarak Onur benim oğlum. Benim. Nasıl yetiştireceğime de ben karar veririm. Size müsaade etmeyeceğim.

Emine Hanım kıpkırmızı kesildi.

Sen… Sen bana nasıl konuşuyorsun?!
Çıkar mısınız evimden?
Ne?!

Zeynep vestiyerden Emine Hanımın kabanını aldı, kucağına verdi.

Gitmenizi istiyorum.
Beni evden mi kovuyorsun?! Beni mi?!

Zeynep kapıyı açtı. Emine Hanımın koluna girip çıkışa doğru ittirdi. O direnip kolunu çekmeye çalıştıysa da Zeynep kararlıydı. Sonunda onu kapıdan çıkardı.

İstediğimi elde edeceğim! Emine Hanım merdivenlerde sinirinden yüzü buruşmuş bir şekilde bağırdı. Duyuyor musun beni?! Oğlumu bozdurmanıza izin vermeyeceğim!
Güle güle, Emine Hanım.
Mustafa her şeyi öğrenecek! Ona anlatacağım!

Zeynep kapıyı kapadı, sırtını yasladı ve derin bir nefes aldı. Yavaş yavaş, ciğerinde nefes kalmayana kadar…

Kapının arkasından bir süre daha bağırışlar duyuldu, ayak sesleri merdivende yankılandı ve sonra sessizlik oldu.

Emine Hanım canına tak etmişti. Her seferinde eleştiriler, akıllar, nasihatler; Böyle besle, şöyle giydir, şöyle büyüt. Mustafa ise hiçbir sorun görmüyordu. Annem iyilik ister, Tecrübeli kadın, Bir dinlesen ne kaybedersin?. Annesini kutsuyordu adeta. Her sözünü kanun sanıyordu. Zeynep ise sabretmek zorunda kalıyordu. Her gün, her misafirlik.

Ama bu gün bitmişti.

Mustafa akşam sekiz gibi eve geldi. Zeynep daha kapı sesiyle anlamıştı annesi mutlaka aramıştı. Kocası anahtarı fırlattı, mutfağa geçerken salonda Onurun çizgi film izlediğine bile bakmadı.

Onurcuğum, burada kal biraz, Zeynep diz çöküp oğlunun kulaklarına kulaklığı geçirdi, tabletten en sevdiği robot çizgi filmini açtı. Biz babanla biraz konuşacağız.

Onur başını sallayıp ekrana gömüldü. Zeynep çocuk odasının kapısını kapatıp mutfağa geçti.

Mustafa pencere önünde, kolları çapraz durmuştu. Zeynep girince dönmedi bile.

Sen annemi evden kovdun.

Soru değil, bir gerçekti.

Gitmesini rica ettim.
Kapıdan dışarı fırlattın! Mustafa döndü, yüz kasları titriyordu. İki saat boyunca telefonda ağladı! İki saat, Zeynep!

Zeynep masaya oturdu. Tüm gün ayakta çalışmış, bir de bunla uğraşıyordu.

Peki senin onu bana hakaret etmesi rahatsız etmiyor mu?

Mustafa bir an duraksadı, sonra elini salladı.

Oğlunu düşünüyor ne var bunda?
Oğlumu pısırık ve zayıf dedi. Altı yaşındaki oğlumu, Mustafa. Bizim oğlumuzu.
Yani biraz abartmış, olur öyle. Ama annemin da haklı olduğu noktalar var, Zeynep. Çocuğa spor lazım. Takım ruhu, dayanıklılık…

Zeynep gözlerini dikti eşine, uzun bir süre sustu, Mustafa gözlerini kaçırdı.

Ben küçükken annem zorla jimnastiğe gönderdi. Jimnastikçi olacaksın dedi. Beş yıl boyunca, Mustafa. Peş peşe antrenmanlarda ağlardım. Sakatlansam da rahatlama yoktu, zayıfladım, yalvardım beni oradan al diye…

Mustafa susuyordu.

Hala spor salonu görmek istemiyorum. Hala. Oğluma bunu yaşatmak istemem. İsterse futbol da olur, ama kendi isteğiyle. Zorla asla.
Annem sadece iyilik istiyor…
O zaman kendine bir çocuk daha yapsın, nasıl isterse öyle yetiştirsin, Zeynep ayağa kalktı. Ama Onura karışmasına artık izin vermiyorum. Sana da ederim, eğer tarafında olursan.

Mustafa bir şey demek istedi ama Zeynep çoktan mutfaktan çıkmıştı.

Akşam konuşmadılar. Zeynep Onuru uyuttu, sonra uzun süre çocuk odasında oturdu, oğlunun nefesini dinledi.

Ertesi iki gün sessiz geçti. Sonra Mustafa bir akşam bir espri yaptı, Zeynep gülümsedi; buzlar çözülmeye başladı. Cuma günü geldiğinde, aralarında normal konuşmaya başlamışlardı ama Emine Hanım konusunda hep sustular.

Cumartesi sabahı Zeynep birden uyandı. Birkaç saniye saatlere baktı sekizdi. Hafta sonu için çok erken. Mustafa derin uyuyordu, Onur da kesin hala uyuyordu.

Ne uyandırdı ki?

Sonra duydu antrede metalik bir ses. Anahtar sesi. Zeynep birden irkildi, kalbi boğazında atıyordu. Gündüz vakti hırsız mı? Telefonunu kaptı, sessizce koridora süzüldü.

Kapı açıldı.

Kapıda Emine Hanım duruyordu. Elinde anahtar demeti, yüzünde zaferle gülümseyerek.

Günaydın, gelin hanım.

Zeynep, ayakları çıplak, eski tişört ve pijama pantolonuyla Emine Hanıma bakıyordu; sanki sabah sekizde başka birinin evine girmek hakkı gibi bakıyordu ona.

Bu anahtarlar sizde neden var?

Emine Hanım anahtarları salladı.

Mustafa verdi. Önceki gün uğradı, verdi. Anne, kusura bakma, seni üzmek istemedi dedi. Senin hatalarını telafi etti yani.

Zeynep bir kaç kez göz kırptı, ne duyduğunu anlamaya çalıştı.

Bu saatte ne işiniz var burada?
Torunumu almaya geldim kabanını çıkardı, askıya astı. Hadi hazırlan Onur! Bugün futbol kursuna başlıyorsun, ilk antrenman!

Öfke bir anda sardı içini. Sıcak, boğucu, kör edici, deli gibi. Zeynep odaya koştu.

Mustafa yatakta, yüzü duvara dönük yatıyordu, ama Zeynep omuzlarının gerginliğini görüyordu.

Kalk!
Zeynep, sonra konuşalım…

Onun üstünden örtüyü çekti, kolundan yakaladı ve salona sürükledi. Mustafa sendeledi, kurtulmaya çalıştı, ama Zeynep bırakmadı.

Emine Hanım çoktan divana kurulmuştu. Dergi karıştırıyordu.

Ona anahtar verdin, Zeynep ortada durdu, hala kocasının bileğinden tutuyordu. Benim evimin anahtarını.

Mustafa susup kıpır kıpır duruyordu.

Burası benim evim Mustafa. Evlilikten önce öz paramla aldım. Sen nasıl annenin eline evimin anahtarını verebilirsin?
Ne kıskanç çıktın! Emine Hanım dergiyi attı. Yok senin, yok benim… Hep kendi çıkarın! Mustafa ise oğlunu düşündü, o yüzden verdi. Ben de torunumla doyasıya görüşebileyim diye. Niye beni eve almıyorsun ki!
Susun!

Emine Hanım şokla sustu ama Zeynep sadece kocasına bakıyordu.

Onur futbola gitmeyecek. Kendi istemedikçe gitmeyecek.
Onu sen karar veremezsin! Emine Hanım ayağa fırladı. Sen hiç bir şeysin! Geçici birisin oğlumun hayatında! Kendini ne zannediyorsun? Mustafa seni sadece çocuk için çekiyor!

Sessizlik.

Zeynep yavaşça eşine döndü. Mustafa başını eğmişti, ses yok, savunma yok.

Mustafa?

Hiçbir şey. Onu koruyan bir kelime bile.

Peki dedi Zeynep. Soğuk, berrak bir huzur kapladı içini. Geçiciysem, şimdi bitti. Oğlunuzu alın, Emine Hanım. Artık bana koca değil.

Yapamazsın! Emine Hanım bembeyaz oldu. O çocuğu bırakmaya hakkın yok!
Mustafa, Zeynep sessizce, gözlerinin içine bakarak. Sana yarım saat. Eşyalarını topla ve git. Yoksa seni pijamayla kapıdan atarım, umurumda değil.
Zeynep, dur, konuşalım…
Konuşacak bir şey kalmadı.

Emine Hanıma döndü, acı bir gülümsemeyle.

Anahtar sizde kalabilir. Bugün kilitleri değiştiriyorum.

…Boşanma dört ay sürdü. Mustafa dönmek istedi, aradı, mesaj attı, geldi, çiçek getirdi. Emine Hanım tehdit etti; mahkeme, velayet, tanıdıklar… Zeynep iyi bir avukat tuttu, bir daha aramalara cevap vermedi.

İki yıl su gibi akıp geçti…

…Sanat okulu salonunda heyecanlı bir kalabalık vardı. Zeynep üçüncü sırada oturuyordu, elinde program. Onur Yıldırım, 8 yaşında. Beethoven Neşeye Övgü.

Onur sahneye çıktı ciddi, odaklanmış, beyaz gömlek ve siyah pantolonla piyano başına oturdu, parmaklarını tuşlara koydu.
İlk notalar salonu doldurdu, Zeynep ise nefesini tutmuştu.

Oğlu Beethoven çalıyordu. Sekiz yaşındaki kendi oğlu, kendi isteğiyle müzik okuluna yazılan, saatlerce çalışan, konser için bu parçayı kendi seçen çocuğu…

Son akor bitince salon alkışla yıkıldı. Onur ayağa kalkıp eğildi, salonu tararken annesini buldu, gülümsedi kocaman ve mutlu.
Zeynep herkesle birlikte alkışladı; gözlerinden yaşlar akıyordu.

Her şeyi doğru yapmıştı. Oğlunu her şeyin önüne koymuştu başkalarının lafının, evliliğin, yalnız kalma korkusunun bile.

Bir anne zaten böyle yapmalı…

Rate article
Lifequest
Oğlunu Pısırık Yapıyorsun Diye Suçlandım: Kayınvalidemle Mücadelem, Eşimin Taraf Seçmesi ve Oğlumun Kendi Hayallerinin Peşinden Gitmesi