En Yakınlarımız, Canımızdan Aziz Olanlar: Bir Aile Hikâyesi Hayatın cilvesi işte… Her şey bambaşka olabilirdi. Komşularımız şansımıza şaşırıyor; çocuklar bize destek oluyor, torunlarımız ise sık sık uğruyorlar. Bugün de ortanca torunumuz Veli gelecek. Dedesiyle matematik çalışacaklar, evimizin önündeki parktaki demirlerde çekişme yapmayı birlikte öğrenecekler. Anne Hanım ve Poyraz Bey henüz yetmişlerini yeni geçmiş dinç bir çift. Üç muhteşem torunları var. Akşamdan, küçük torunları Melis ve büyükleri Sude ile birlikte kurabiyeler pişirdiler. Torun Veli’ye ikram edecek, çay yanında hep birlikte yiyecekler. — Annecim, bizim bir tane büyük dünya küresi almamız lazım, — diye seslendi Poyraz Bey düşüncelere dalan eşine, — Veli ile Melis haritadan çok zor anlıyorlar, kocaman bir küre lâzım! Bir de top almalı! Veli’yle parkta basket oynayanları gördük, o da denemek istiyor. Kapı çaldı. Veli okuldan geldi: — Selam babaanne! Selam dede! Size gelirken favori çöreklerinizden aldım! Üstünü çıkardı, ellerini hemen yıkadı. Babaannesinin öğrettiği gibi alışmış artık. — Nasıldı okul bugün? Notlar nasıl bakalım?, — diye sordu Poyraz Bey. — Dede, matematikten iki üç aldım. Yardımcı olur musun, lütfen? Kafam çok karıştı, dede! — gözlerinden belli, morali bozuktu. — Neydi sorun? Geçen sefer bakmamış mıydık? Olsun, geliriz birlikte çalışırız, şimdi her şeyi çözeriz. — Aman Poyraz, çocuk daha yeni geldi, bırakalım bir dinlensin, yemeğini yesin, sonra çalışırsınız. — O zaman bana da bir tabak ev yapımı çorba, — diye gülümsedi dedesi torununa. Yemekten sonra Veli dedesiyle çalışmaya geçti. Anne Hanım sevgiyle onları izledi. Yakında yazlık sezonu başlıyor; şehir dışının tertemiz havası şifa niyetine! Küçük torunlar Melis ve Veli yazlıkta onlarla kalacak, büyük torun Sude ise hafta sonları ailesiyle gelir. Artık neredeyse on yedi yaşında! Sude sağlık meslek lisesinde okuyor, stajı hastanede. Çok seviyor; ilerde doktor olmak ve insanlara yardım etmek istiyor. Güçlü ve yufka yürekli bir kız. Her işin üstesinden gelir. Anne Hanım komodinin üstünden bir fotoğraf çerçevesi aldı eline: — Ah oğlum, Yücel’im… Bir görebilseydin nasıl yaşadığımızı… Affet bizi, oğlum; demek ki bir yerde bir hata yaptık, sana yardım edemedik uzun. Başaramadın, oğlum! — biraz başını kaldırıp göz kırptı, — yok oğlum, ağlamıyorum. Umudum ve inancım var; bizi görüyorsun ve mutlu oluyorsun. Hayat böyle, içinde sevinç de var, acı da… Çok az görebildin oğlum, ama… Artık her şey için geç… Değiştiremeyiz. — Annecim, duymadın mı? Yeliz ile Mert geldiler! Melis de yanlarında! — Babaanne! — küçük torun Melis boynuna atladı, sıcak küçük elleriyle sımsıkı sarıldı. — Bak bana, babaanne! — Melis yanağına şefkatle dokundu — bak, saçımı gördün mü? Seninki gibi! Çünkü sana benziyorum. Ben seni çok seviyorum babaanne, — diye yine sımsıkı sarıldı. Anne Hanım neredeyse gözyaşlarını tutamadı. — Kıyamam babaanneciğim, — Yeliz ile Mert gülümseyerek baktılar — babaanneye sürprizini unuttun mu? — Ay bak babaanne, — Melis annesinin çantasından bir resim çıkardı, — bak bu resim anaokulunda çizdim, bu sensin, bu dede, bu anne ve baba, bu da Sude, Veli ve ben! Sana ve dedeme hediye yaptım; kocaman ailemiz bak! Güzel olmuş değil mi babaanne? Beğendin mi? — Çok! Herkes ne güzel benzemiş! Poyraz, gel bak, torunumuz ne çizmiş! Bu resmi özel çerçeveye koyacağım, hep bakacağım! Harika! Tüm büyük ailemiz var burada. — Neyse Anne Hanım, bizim gitmemiz gerek. Veli, hazır mısın, çantanı unutma! Anne Hanım, Poyraz Bey, yarın öğlen bize gelin, çocuklar güzel bir gösteri hazırladılar. Hadi, hoşça kalın, yarın görüşürüz. Kapı kapandı. Anne Hanım ve Poyraz Bey çaylarını yudumladılar. — Poyraz, ne güzel, kocaman bir ailemiz var. — Evet Annecim… — Yücel, bir zamanlar Yeliz’i eve getirmişti ya, ne sevinmiştim, belki doğru yolu bulur demiştim. Bir sene her şey harikaydı. Ama sonra o yine eski arkadaşlarına döndü… — Hadi Annecim, ağlama, — Poyraz Bey eşine sarıldı. — Ardından Yeliz gitti, Yücel bir kavgada bıçaklandı, oğlumuz gitti… Gerisi hüsran… — Bugün neden böyle oldun?, — dedi Poyraz Bey, gözyaşlarını sildi. — İşte, Melis resim verince düşündüm… Ne büyük mutluluk ki, Yeliz’i o zor günlerinde bulduk, hamileydi; Yücel yoktu artık… Sonra Mert’le tanıştı, Sude’den başka iki torunumuz daha oldu: Veli ve Melis. Hepsi de canımızdan aziz, gerçek evladımız gibi. Ve inanıyorum ki, yaşadığımız tüm acılara rağmen bugün dünyanın en mutlu anneannesi ve dedesiyiz! Bizim kocaman ailemiz—işte en kıymetli insanlar, yüreğimizdeki en “yakınlarımız”! Nerede sevgi, nerede birlik var, orada hüzün yoktur!

En kıymetli insanlar. Hikâye

Bak işte, hayat nasıl da tuhaf sürprizlerle dolu. Her şey bambaşka olabilirdi aslında. Komşumuz hâlâ şaşar, Ne kadar şanslısınız, der hep. Çocuklar ellerinden geldiğince destek olur, torunlar ise sürekli uğrarlar bize.

Daha bugün, ortanca torunumuz Okan gelecek. Dedesiyle birlikte matematik çalışacaklar. Okan’ı apartmanın bahçesindeki demirlerde barfiks çekmeye de o öğretiyor zaten.

Hatice Hanımla Aziz Bey henüz yetmişlerini yeni geçmişlerdi. Genç sayılmazlar mı hâlâ! Üstelik üç tane de cıvıl cıvıl torunları vardı.

Daha dün akşamdan, iki torunuyla beraber, küçük Elif ve büyük ablası Selin ile, Hatice Hanım bir tepsi kurabiye pişirmişti. Çayın yanına atıştırmalık, bir de toruna ikramlık işte, fena olur mu hiç?

Haticem, bir dünya küresi almak lazım bize, dedi Aziz Bey birden düşüncelere dalmış karısına, Okanla Elif haritadan pek anlamıyorlar. Büyük bir küre lazım, şöyle eski usul!

Bir de top lazım. Bahçede geçen gün Okanla basket oynayan çocukları gördük, o da özendi.

Kapı zili çaldı. Okan okuldan dönmüştü.

Selam babaanne! Selam dede! Yol üzerinde size pek sevdiğiniz haşhaşlı çöreklerden aldım.

Üzerini çıkardı; ellerini hemen yıkadı. Her şeyi babaannesinin öğrettiği gibi yapmaya iyicene alıştı.

Nasıl geçti okulda? Kaç aldın bakalım? Aziz Bey sordu.

Dede, matematikten iki düşük puan aldım… Sorunları çözemedim ya, kafam çok karıştı. Yardım eder misin yine? dedi Okan mahcup, bakışları yere eğik.

Neymiş derdin bakalım? Geçen gelişinde de anlatmıştık aslında. Gel, yeniden bakalım birlikte; çözülmeyecek bir şey yok.

Aziz, çocuk yeni geldi, bir karnını doyursun, sonra ders çalışırsınız!

Eh, bana da bir tabak mercimek çorbası koy, dedi Aziz Bey, torununa göz kırparak.

Yemekten sonra Okan dedesiyle ders çalışmaya gitti. Hatice Hanım da sevgiyle arkalarından bakakaldı.

Yakında yazlık mevsimi açılır. Ne de güzel olur oralar! İstanbulun dışında, temiz hava, ferah ferah. Küçük torunlar Elifle Okan yazlıktaki evde onlarla kalırdı çoğu zaman. Selin ise hafta sonları anne ve babasıyla katılırdı onlara. Büyüdü Selin, on yedi yaşına basacak bu yaz.

Selin sağlık meslek lisesinde okuyor, hastanede stajda. Seviyor işini. Sonra üniversiteye geçmek istiyor. Hekim olmanın hayalini kuruyor, insanlara yardım etmek istiyor. Ne iyi yürekli, ne dirayetli kız! Her şeyin en güzelini hak ediyor.

Hatice Hanım komodinin üzerinde duran çerçeveyi aldı eline, dikkatlice göz gezdirdi:

Ah oğlum, Burakım… Keşke bizi görsen… Bizi affet oğlum, belki hepimiz yanlış yaptık, sana yardım edemedik. Elimizden gelmedi, başaramadın Burak. Hafifçe başını kaldırıp baktı; Yok oğlum, ağlamıyorum. Umarım bizi görebiliyorsundur, yaşadıklarımıza şahit oluyorsundur. Hayat ne garip, hem sevinçlerle hem hüzünlerle dolu. Sen az gördün oğlum o güzellikleri, şimdi ise ne desek fayda yok. Geç kaldık artık, değişmiyor hiçbir şey.

Hatice, bak duymuyor musun? Yeldayla Mehmet geldiler. Elif de yanlarında.

Babaanne! diye bağırdı Elif, koşarak geldi, Hatice Hanımın boynuna atıldı, sımsıkı sarıldı minik kollarıyla.

Baksana babaanne, dedi Elif, elleriyle yüzünü kendine çevirerek, Saçımı gördün mü? Çok güzel değil mi? Senin gibi topladık. Çünkü ben sana benziyorum, seni çok seviyorum babaanne, kollarını iyice sardı, Hatice Hanım gözlerini zorla tuttu.

Kıyamam ben sana, Yelda ile Mehmet gülümseyerek izlediler onları, Hediyeni hatırladın mı babaanneye?

A, evet! diye bağırdı Elif, hızla annesinin çantasından kağıdı çekip gösterdi, Bak, anaokulunda senin için çizmiştim. Bu sensin, bu dedem, burası annem ve babam, burada Selin, Okan ve ben! Size hediye olsun diye yaptım büyük ailemiz. Güzel olmuş mu babaanne?

Hem de nasıl güzel! Hepsi birbirine benzemiş. Aziz, gel bak, torunun bize ne harika bir resim yapmış. Bunu çerçeveletip odamıza asacağım. Hep beraber olduğumuzu hatırlamak için. Güzel ailem benim!

Neyse Hatice Hanım, biz artık gidelim. Okan, hazırsan çıkıyoruz. Çantanı unutma. Hatice Hanım, Aziz Bey, yarın öğle yemeğine bize bekliyoruz sizi; çocuklar küçük bir konser hazırladı. Şimdilik hoşça kalın.

Kapı kapandı. Hatice Hanım ve Aziz Bey oturup birer bardak çay koydular.

Ne iyi ettik de böyle büyük bir aile olduk, Aziz.

Öyle vallahi, Hatice.

Mehmet, Yeldayı bize getirdiğinde ne çok sevinmiştim, hatırlıyor musun? Belki Burak akıllanır diyordum. Bir yıl mutlu mesut yaşadık, içim sevinçle doluydu. Sonra tekrar o eski arkadaş grubu, karışık işler… Hatice Hanım iç çekti.

Boşver Hatice, ağlama, dedi Aziz Bey ve eşini teselli için sarıldı.

Sonra Yelda gitti. Ardından Burak bir kavgada bıçaklandı, gitti… Bizim de oğlumuz kalmadı elimizde.

Noldu sana bugün? Aziz Bey gözündeki yaşları sildi.

Elif bana resim verdi ya, o geldi aklıma. Şanslıymışız ki Yelda hamileyken Buraktan mahrum kalmamışız. Sonra Mehmetle tanıştı, ve biz Selinden başka Okanla Elifi de torunumuz bildik. Hepsi kalbimizin bir parçası artık.

Biliyor musun Aziz, bunca imtihanın ardından, ben diyorum ki biz dünyanın en bahtiyar babaannesiyle dedesiyiz!

Büyük ailemiz bizim en kıymetli varlığımız.

Sevgiyle, birliktelikle, dertler de unutulur; huzur hep bizimle olur…

Rate article
Lifequest
En Yakınlarımız, Canımızdan Aziz Olanlar: Bir Aile Hikâyesi Hayatın cilvesi işte… Her şey bambaşka olabilirdi. Komşularımız şansımıza şaşırıyor; çocuklar bize destek oluyor, torunlarımız ise sık sık uğruyorlar. Bugün de ortanca torunumuz Veli gelecek. Dedesiyle matematik çalışacaklar, evimizin önündeki parktaki demirlerde çekişme yapmayı birlikte öğrenecekler. Anne Hanım ve Poyraz Bey henüz yetmişlerini yeni geçmiş dinç bir çift. Üç muhteşem torunları var. Akşamdan, küçük torunları Melis ve büyükleri Sude ile birlikte kurabiyeler pişirdiler. Torun Veli’ye ikram edecek, çay yanında hep birlikte yiyecekler. — Annecim, bizim bir tane büyük dünya küresi almamız lazım, — diye seslendi Poyraz Bey düşüncelere dalan eşine, — Veli ile Melis haritadan çok zor anlıyorlar, kocaman bir küre lâzım! Bir de top almalı! Veli’yle parkta basket oynayanları gördük, o da denemek istiyor. Kapı çaldı. Veli okuldan geldi: — Selam babaanne! Selam dede! Size gelirken favori çöreklerinizden aldım! Üstünü çıkardı, ellerini hemen yıkadı. Babaannesinin öğrettiği gibi alışmış artık. — Nasıldı okul bugün? Notlar nasıl bakalım?, — diye sordu Poyraz Bey. — Dede, matematikten iki üç aldım. Yardımcı olur musun, lütfen? Kafam çok karıştı, dede! — gözlerinden belli, morali bozuktu. — Neydi sorun? Geçen sefer bakmamış mıydık? Olsun, geliriz birlikte çalışırız, şimdi her şeyi çözeriz. — Aman Poyraz, çocuk daha yeni geldi, bırakalım bir dinlensin, yemeğini yesin, sonra çalışırsınız. — O zaman bana da bir tabak ev yapımı çorba, — diye gülümsedi dedesi torununa. Yemekten sonra Veli dedesiyle çalışmaya geçti. Anne Hanım sevgiyle onları izledi. Yakında yazlık sezonu başlıyor; şehir dışının tertemiz havası şifa niyetine! Küçük torunlar Melis ve Veli yazlıkta onlarla kalacak, büyük torun Sude ise hafta sonları ailesiyle gelir. Artık neredeyse on yedi yaşında! Sude sağlık meslek lisesinde okuyor, stajı hastanede. Çok seviyor; ilerde doktor olmak ve insanlara yardım etmek istiyor. Güçlü ve yufka yürekli bir kız. Her işin üstesinden gelir. Anne Hanım komodinin üstünden bir fotoğraf çerçevesi aldı eline: — Ah oğlum, Yücel’im… Bir görebilseydin nasıl yaşadığımızı… Affet bizi, oğlum; demek ki bir yerde bir hata yaptık, sana yardım edemedik uzun. Başaramadın, oğlum! — biraz başını kaldırıp göz kırptı, — yok oğlum, ağlamıyorum. Umudum ve inancım var; bizi görüyorsun ve mutlu oluyorsun. Hayat böyle, içinde sevinç de var, acı da… Çok az görebildin oğlum, ama… Artık her şey için geç… Değiştiremeyiz. — Annecim, duymadın mı? Yeliz ile Mert geldiler! Melis de yanlarında! — Babaanne! — küçük torun Melis boynuna atladı, sıcak küçük elleriyle sımsıkı sarıldı. — Bak bana, babaanne! — Melis yanağına şefkatle dokundu — bak, saçımı gördün mü? Seninki gibi! Çünkü sana benziyorum. Ben seni çok seviyorum babaanne, — diye yine sımsıkı sarıldı. Anne Hanım neredeyse gözyaşlarını tutamadı. — Kıyamam babaanneciğim, — Yeliz ile Mert gülümseyerek baktılar — babaanneye sürprizini unuttun mu? — Ay bak babaanne, — Melis annesinin çantasından bir resim çıkardı, — bak bu resim anaokulunda çizdim, bu sensin, bu dede, bu anne ve baba, bu da Sude, Veli ve ben! Sana ve dedeme hediye yaptım; kocaman ailemiz bak! Güzel olmuş değil mi babaanne? Beğendin mi? — Çok! Herkes ne güzel benzemiş! Poyraz, gel bak, torunumuz ne çizmiş! Bu resmi özel çerçeveye koyacağım, hep bakacağım! Harika! Tüm büyük ailemiz var burada. — Neyse Anne Hanım, bizim gitmemiz gerek. Veli, hazır mısın, çantanı unutma! Anne Hanım, Poyraz Bey, yarın öğlen bize gelin, çocuklar güzel bir gösteri hazırladılar. Hadi, hoşça kalın, yarın görüşürüz. Kapı kapandı. Anne Hanım ve Poyraz Bey çaylarını yudumladılar. — Poyraz, ne güzel, kocaman bir ailemiz var. — Evet Annecim… — Yücel, bir zamanlar Yeliz’i eve getirmişti ya, ne sevinmiştim, belki doğru yolu bulur demiştim. Bir sene her şey harikaydı. Ama sonra o yine eski arkadaşlarına döndü… — Hadi Annecim, ağlama, — Poyraz Bey eşine sarıldı. — Ardından Yeliz gitti, Yücel bir kavgada bıçaklandı, oğlumuz gitti… Gerisi hüsran… — Bugün neden böyle oldun?, — dedi Poyraz Bey, gözyaşlarını sildi. — İşte, Melis resim verince düşündüm… Ne büyük mutluluk ki, Yeliz’i o zor günlerinde bulduk, hamileydi; Yücel yoktu artık… Sonra Mert’le tanıştı, Sude’den başka iki torunumuz daha oldu: Veli ve Melis. Hepsi de canımızdan aziz, gerçek evladımız gibi. Ve inanıyorum ki, yaşadığımız tüm acılara rağmen bugün dünyanın en mutlu anneannesi ve dedesiyiz! Bizim kocaman ailemiz—işte en kıymetli insanlar, yüreğimizdeki en “yakınlarımız”! Nerede sevgi, nerede birlik var, orada hüzün yoktur!