Ben her zaman yanında olacağım, anne. Gerçek gibi bir rüya hikayesi
Babaanne Makbule akşamı zor bekliyordu. Komşusu Seher, ellisine dayanmış yalnız bir kadın, ona öyle şeyler anlatmıştı ki, başı dönmeye başlamıştı bile.
Ve söylediklerini kanıtlamak için, onu akşam kendisine davet etmiş, Sana bir şey göstereceğim, demişti.
Öyle başladı her şey. Sabah markete gitmekte olan Seher, Makbule Hanıma uğramıştı:
Bir şey ister misin Makbule Teyze? Karşıdaki büfeye gidiyorum. Börek yapacağım, bir iki ufak şey daha alacağım.
Sen çok iyi bir kadınsın Seher, akıllı, merhametli. Seni daha küçücükken bile bilirim. Yazık oldu sana, hayat bir türlü yüzüne gülmedi. Hep tek başınasın. Ama görüyorum, hiç dert etmiyor, şikâyet etmiyorsun. Bazıları gibi değilsin.
Benim şikâyet edecek neyim var ki Makbule Teyze? Sevdiğim bir adam var, ama şimdilik onunla birlikte yaşayamıyorum. Nedenini anlatacağım sana. Kimseye anlatmazdım, ama sana anlatacağım. Hatta sana bir başka şey de göstereceğim.
Çünkü bilirim seni, dilin sürçse de duyuran olmaz kimin inanacağı var ki, gülüştü Seher. Neyse, hadi söyle, neyini alayım? Markete dönünce uğrar, birlikte çay içeriz, sana başımdan geçenleri anlatırım. Belki sevinirsin de bir daha beni acımazsın.
Aslında Makbule Teyzenin bir şeye ihtiyacı yoktu o gün. Ama dayanamadı; Ekmekle, biraz da şekerleme getir çayın yanına, dedi.
Merakı çoktan zincirlerinden kurtulmuştu; acaba Seher ona ne anlatacaktı ki?
Seher ona ekmek getirdi, şekerlemeleri dizdi. Makbule Hanım mis kokulu çayı demledi, dinlemeye hazırlandı.
Makbule Teyze, hatırlarsın yirmi sene önce olanları. Otuzuna yaklaşmıştım. Yanımda hep iyi bir adam vardı, evlenmeyi bile düşünüyorduk. Belki çok âşık değildim ama, insanın ailesiz, çocuksuz hayatı eksik. Nikah için dilekçeyi verdikten sonra yanıma taşındı.
Hamile kaldım. Sekizinci ayında kızım doğdu. İki gün yaşadı, sonra öldü.
Aklımı kaybedecek gibi oldum. Eşimle de ayrıldık, bizi bağlayan kalmamıştı. İki ay sonra yavaş yavaş toparlandım, ağlamayı kestim.
Ve sonra bir gece…
Seher, Makbule Hanıma bir sır verir gibi baktı:
Nasıl anlatayım bilmiyorum. Kızım için odada bir beşik hazırlamıştım.
Kötü bir alışkanlıkmış, önceden hazırlamak. Hiçbir batıl inanca inanmazdım, her şeyi aldım, serdim, oyuncakları bile koydum.
O gece bir çocuk ağlamasıyla uyandım. Yaşadığım acıdan ötürü hayal mi görüyorum dedim. Ama yine ağladı. Beşiğe yaklaştım, bir de ne göreyim… Küçücük bir kız yatıyor!
Onu kucağıma aldım, mutluluktan neredeyse ciğerim duracaktı. Bana baktı, gözlerini kapadı, uyudu.
Her gece aynı şey. Kızım geliyor, yanıma uzanıyor.
Biberon, mama bile aldım. Ama pek yemez, kucağıma alınca gülümser, yine uyur.
Nasıl olur böyle şey? Makbule Teyze büyülenmiş gibi sordu.
Ben de olamaz sanıyordum! dedi Seher, kırmızı yanaklarıyla.
Sonra ne oldu? dedi Makbule Hanım, bir şekerleme ağzına atıp çayını yudumladı.
O günden beri hep böyle, Seher mutlu bir şekilde gülümsedi, Kızım başka bir âlemde yaşıyor, orada annesi babası var. Ama beni unutmuyor, geceleri bana kısa süreliğine geliyor hâlâ.
Bazen bana şunu bile söyledi:
Ben hep seninle olacağım anne. Aramızdaki görünmez bağı kimse koparamaz!
Bazen düşünüyorum, belki rüya görüyordum. Ama bana, o dünyadan hediyeler bile getiriyor. Yalnız, burada fazla durmuyorlar, ilkbahar karı gibi eriyip gidiyorlar.
Gerçek mi söylüyorsun? Makbule Teyze dudakları kuru, gözleri dolu tekrar çayından yudumladı.
İşte bu yüzden seni akşama davet ettim. Görürsün, bana inandığını söylersin. Ben inanıyorum ama…
Gece geç vakit, Makbule Hanım Sehere gitti. Işığı kıstılar, koyu koyu konuştular.
Evde kimseler yoktu; yalnız Seher ve Makbule Hanım. Uykuları gelmeye başlamıştı ki, bir anda yumuşak bir ışık yayıldı, hava titredi, odada… zarif bir kız belirdi:
Merhaba anneciğim! Bugün çok güzel bir gün geçirdim, seninle paylaşmak istedim! Bu da sana hediyem, dedi ve masaya çiçek koydu.
Ah, selamlar, kız, Makbule Hanımı görünce, annem anlatmıştı sizi göreceğimi. Benim adım Elvan…
Bir süre sonra genç kız vedalaştı, havada eriyip yok oldu.
Makbule Hanım, taş kesilmiş gibi oturuyordu, şaşkınlığı içinde. Nihayet konuşabildi:
Vay arkadaş… Gerçekmiş demek.
Kızın ne güzel, kendine benziyor.
Senin adına sevindim Seher. Mutlu bir kadınmışsın meğer. Herkes kadar varmış, belki daha bile fazlası!
Vallahi bu dünyada neler oluyormuş. Kendi gözümle görmesem hayatta inanmazdım. Dünya ne kadar ilginç!
Sana minnettarım.
Resmen gözümü açtın. Demek hayat her yerde devam ediyor. Artık ölümden de korkmuyorum.
Mutluluklar sana Sehercik!
Masada bıraktığı çiçekler giderek soluklaştı, sonunda tamamen kayboldu.
Ama Seher, komşusunu uğurladıktan sonra, hayallerine gülümseyerek daldı. Yarın, yeni ve harika bir gün olacaktı. Çok sevdiği Arifle buluşacaktı. O da Seheri seviyordu, Seher emindi bundan.
Nasıl mı?
Anlatılmaz ki…
Belki bir gün, en sevdiklerini bir araya getirecek. Elvanı ve ArifiO gece Seher başucuna Elvanın getirdiği çiçekten bir yaprak koydu. Gözlerini kaparken, kalbinin derinliklerinde tarifsiz bir huzur vardı; kayıplar geçmişte kalmıştı, ama sevgileri hep yanında, görünmeyen eller gibi, omzunu okşuyordu. Sabah pencereyi açtığında, gün ışığıyla birlikte taze bir umut doldu içeri.
O günden sonra Seher hayatında ilk kez yüreğindeki boşluğun sevgiyle dolduğunu hissetti. Kızı her gece olduğu gibi, farklı bir dünyanın kapısından usulca anne kokusuna uzanacak, Makbule Hanım ise gördüğü mucizeyi anlatacak yeni dostlar bulacaktı. Bazı hikâyelerin sonu var sanılır, oysa asıl hikâye, birbirine bağlanan kalplerle, umut edilen yarınlarla sürer gider.
Çaydanlıktan çıkan ince buhar gibi, her mutluluk anı eve yayıldı; gönüllere bir daha hiç gitmemek üzere yerleşti. Seher, her sabah yeni umutlarla uyandı. Ve o görünmez bağ, sevgiyle örülmüş o incecik iplik, şimdi iki âlemi birbirine bağlıyordu; bir annenin yüreğiyle, kaybettiği her şeyin aslında hep yanında olduğunu bilerek, hayatını gülümseyerek yaşamaya devam etti.
Çünkü mucizeler, bazen bir çiçeğin solup kaybolan yaprağında, bazen de insanın hep hissettiği, anlatmaktan korktuğu o sıcak rüyada saklıydı. Ve Seher, artık biliyordu: Her gece bir başka sabahın vaadiydi; sevgiyle geçen hiçbir gün, asla kaybolmuyordu.




