Yetmiş Yaşını Geçince Kimse Ona İhtiyaç Duymadı, Oğlu ve Kızı Doğum Gününde Onu Arayıp Kutlamadı Bile

Yetmiş yaşını geçtiğimde kimseye lazım değildim, oğlum ve kızım bile doğum günümü hatırlamadı

Gönül, hastane parkındaki bir bankta oturuyordu, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Bugün yetmiş yaşına girmişti, ama hiçbir çocuğu arayıp da kutlamadı. Sadece oda arkadaşı ona küçük bir hediye verdi, bir tebrik etti. Hemşire Derya da yıldönümü için bir elma uzattı. Aslında hastane iyi sayılırdı ama personel pek ilgisizdi.

Burada herkes yaşlıları çocuklarının daha fazla uğraşmak istemediğinde getirdiklerinin farkındaydı. Gönülü buraya getiren oğlu, dinlensin, hastalığı iyileşsin diye getirdiğini söylemişti, ama aslında sadece gelinine yük oluyordu.

İstanbulda iyi bir dairesi vardı, ama oğlu evini kendi üstüne devretmesi için ona baskı yapmıştı. Evrakları imzalamadan önce, Gönülü evde bırakacaklarına söz verdiler. Sonra hepsi eve taşındı, Gönül ise geliniyle çatışmaya başladı.

Gelin hep bir şeyler buluyordu: çorba lezzetsiz olmuş, banyoda su birikmiş, daha neler neler. İlk başta oğlu annesinin arkasında durdu, sonra o da bağırmaya başladı. İçinde gün geçtikçe oğlunun ve gelininin gizli gizli fısıldaştığını görüyordu.

Sonra oğlu birden, Anne, dinlensen, iyi gelsen, şöyle güzel bir yere gitsek, sanatoryuma. Bir ay kal, sonra gelirsin, demeye başladı. Annesi gözlerinin içine bakarak sordu:
Evladım, beni huzurevine mi bırakacaksınız?

Oğlu kızardı, yere bakarak, Anne yapma, sadece bir tatil, sonra döneceksin, dedi.

O da getirip bıraktı, birtakım evraklar imzalattı, Yakında gelirim, diyerek çıktı gitti. Gönül burada iki yıldır yalnız kalmıştı.

Bir gün oğlunu aradı. Telefonu açan bir adam, Oğlunuz evi sattı, dedi. Şimdi artık oğlunun nerede olduğunu bile bilmiyordu. İlk başlarda gecelerce ağladı; çünkü getirildiği gün asla eve dönmeyeceğini biliyordu. En çok da zamanında kızına yaptığı haksızlığa yanıyordu.

Gönül, küçük bir kasabadan İstanbula göç etmişti. Büyük bir evleri vardı, tarlaları vardı. Günün birinde komşuları, Şehirde hayat daha iyi, maaş var, evler güzel, deyip aklına sokmuştu. Kocası hemen heveslendi, Gönülü de ikna etti, her şeyi satıp büyük şehre göçtüler. Komşunun dediği gibi, hemen ev buldular, zamanla eşyalarını aldılar, eski bir araba bile aldılar. Ama kocası kaza yaptı, ertesi gün hastanede vefat etti.

İki çocuğuyla Gönül ortada kalakaldı. Çocuklarını büyütüp okutabilmek için geceleri apartmanların merdivenlerini temizledi. Evlatlarım büyüyünce bana sahip çıkarlar, umuduyla yaşadı ama olmadı.

İlk başlarda oğlu başını belaya soktu, onu hapisten kurtarmak için ciddi borç aldı. Sonra kızı evlendi, torunu oldu. Başlarda her şey iyiydi, fakat torunu sık sık hastalanmaya başladı. Kızı işini bıraktı, çocuğu ile ilgilendi, ama doktorlar torunun rahatsızlığını bir türlü bulamadı. Sonra hastalığı teşhis ettiler ve sadece Ankaradaki özel bir hastanede tedavi edileceğini söylediler. Bu hastaneye de sıra gelmek zordu. Kızı hastanede başka bir dul adamla tanıştı, onun da kızı hasta idi. Aynı dertten muzdarip iki insan birlikte yaşamaya başladılar.

Dört yıl sonra damadı ameliyat olmak zorunda kaldı, büyük paraya ihtiyaç vardı. Gönül, oğlunun dairesi için biriktirdiği parayı vermek istemedi. Kızı ondan borç istediğinde, Oğlumun hakkını yabancıya veremem, deyip reddetti. Kızı ise çok alınarak Artık senin kızın yokum, dedi ve tam on bir yıl hiç arayıp sormadı.

Gönül, banktan kalktı, ağır adımlarla huzurevine dönmek için yürümeye başladı. Tam o sırada bir ses işitti:
Anne!

Kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Döndüğünde kızını karşında gördü. Bacakları titredi, düşmek üzereydi ki kızı onu tuttu.

Seni bulmak için çok uğraştım, dedi kızı. Abin adresini vermedi, ancak mahkemeye vereceğim deyince nerede olduğunu söyledi. Anneciğim, sana çok kızgındım, ama sonra zaman geçti, utandım, bir türlü sana gelmeye cesaret edemedim. Birkaç hafta önce seni ormanda yürürken, ağlarken gördüm rüyamda. Sabah ağlayarak uyandım. Eşime anlattım, hemen yanına gitmemi söyledi. Eve gittiğimde yabancılar vardı, seni hiç tanımıyorlardı. Sonra abini buldum. Şimdi biz Egede büyük bir evdeyiz. Eşim de seni götürmemi istedi.

Gönül, kızına sarılıp hıçkıra hıçkıra ağladı, fakat bu defa yanaklarından sevinç gözyaşları dökülüyordu.

Rate article
Lifequest
Yetmiş Yaşını Geçince Kimse Ona İhtiyaç Duymadı, Oğlu ve Kızı Doğum Gününde Onu Arayıp Kutlamadı Bile