Hay Allah, yine başladı dizlerimi yere koyup Küçük kızımın pembe yanaklarına baktım. Yorgunluktan içimde bir ağırlık hissettim. Yine kaşıntı, yine kızarıklık
Dört yaşındaki Elif odanın ortasında duruyordu, sabırlı ve yaşına göre ciddi. O artık kontrolde, anne babasının endişeli yüzlerine, bitmeyen kremlere ve ilaçlara alışmıştı.
Zeynep yanımda diz çöktü ve Elifin saçını nazikçe yana itti.
Bu ilaçlar hiçbir işe yaramıyor, dedi sessiz bir öfkeyle. Sanki su veriyoruz. Hastanedeki doktorlar da yani ne doktorlar ne de bilmiyorum. Tedavi yöntemini üçüncü kez değiştiriyorlar, ama hâlâ bir sonuç yok.
Ayağa kalkıp burnumu ovuşturdum. Dışarıda hava griydi, günün kasveti de öncekilerden farklı olmayacaktı. Hemen toparlandık Elife kalın montunu giydirdik ve yarım saat sonra annemin evindeydik.
Anneme uğradığımızda, o içini çekerek Elifi sırtından okşuyordu.
Daha küçücük ama ne çok ilaç kullandı. Yazık, vücusuna ağır geldi, dedi, Elifi kucağına alıp sardı. Elif de hemen ona sokuldu.
Keşke ilaç vermesek, Zeynep Ama alerji hiç gitmiyor. Her şeyi kaldırdık. Yalnızca temel gıdalar yiyor, yine döktü.
Peki, doktorlar ne diyor?
Bir şey yok. Analiz, test her şey yapıldı, ama diye elini salladı Zeynep. Sonuç işte, yanakları yine dolu.
Annem Elifin yakasını düzelterek içini çekti.
Belki büyüyünce geçer. Bazı çocuklarda olurmuş ve kaybolurmuş. Ama durum hoş değil tabii, can sıkıcı.
Hiç cevap veremedim, kızımı izledim. Küçücük, zayıf Kocaman gözleriyle etrafı süzüyor. Saçlarını okşadım. Birden çocukluğum aklıma geldi: Annem Cumartesi günleri börek açardı, mutfaktan çalardım. Sakız, çikolata dilenirdim. Reçeli kaşıkla kavanozdan yerdim. Ama Elif Sade haşlanmış sebze, haşlanmış tavuk, su Ne meyve, ne tatlı, ne de normal bir çocuk yemeği. Dört yaşında ama diyeti bir mide hastasından bile katı.
Yiyecekten bir şey kalmadı, dedim usulca. Artık neredeyse hiçbir şey yemiyor.
Eve dönerken sessizdik. Elif arka koltukta uyukladı, sık sık dikiz aynasında ona bakıyordum. En azından, bu sırada kaşınmıyordu.
Zeynep telefon açtı.
Annem aradı, dedi. Haftaya Elifi götürecekmiş. Kukla tiyatrosuna bilet almış. Torununu gezdirecek.
Tiyatro mu? diye sordum vitesi değiştirirken. İyi, moral olur.
Bence de. Elifin de kafası dağılır.
Cumartesi, kayınvalidemin evine vardık. Elifi arabadan çıkardım. Kızım uykulu uyanmıştı, gözlerini ovuşturuyordu. Onu kucağıma aldım, boynuma sokuldu, minik bir serçe gibi hafif ve sıcaktı.
Müyesser Hanım desenli sabahlığıyla kapıda belirdi, Elifi görünce, sanki bir gemi kazasından survivor gelmiş gibi ellerini açtı.
Ay, kuzum, prensesim! dedi, Elifi sardı, kocaman göğsüne bastırdı. Ne solgun, ne zayıf! Yanaklar çökmüş! Diyet diye çocuğu mahvettiniz, bak hepten eridi.
Ellerimi cebime sokup sabrımı zorladım. Her seferinde aynı şeyler.
Elimizden gelen bu. İyiliği için Zeynep, dedim.
Ne iyiliği! diye homurdandı. Sadece kemik ve deri kalmış. Çocuk bünyesi gelişemiyor, aç bırakıyorsunuz.
Elifi alıp içeri geçti, arkasına bile bakmadan kapıyı sessizce kapadı. Kapının önünde kaldım. İçimden bir şey acıtıyor, bir his oluşmaya çalışıyor ama kayboluyor. Alnımı ovalayıp bir dakika daha kapının önünde durdum. Sessizliği dinledim, sonra arabaya yöneldim.
Çocuksuz hafta sonu garip bir duyguydu. Cumartesi alışverişe gidip, haftalık gıda aldık. Evde üç saat boyunca banyodaki bozuk muslukla uğraştım. Zeynep eski dolapları boşaltıp eşyaları ayırdı. Alışılagelmiş hengame, ama çocuk sesi yokken ev fazla boş ve tuhaf geliyordu.
Akşam pizza söyledik mozzarella ve fesleğenli, Elife yasak olan cinsinden Yanına bir şişe kırmızı şarap açtık. Mutfakta oturup, uzun zamandır konuşmadığımız gibi sohbet ettik: İşten, tatilden, bir türlü bitmeyen tamirattan konuştuk.
Ne güzelmiş, dedi Zeynep birden; sonra durdu, dudağını ısırdı. Yani Yani işte. Sessiz, huzurlu.
Anladım, dedim elini avuçlayarak. Ben de özlüyorum. Ama dinlenmek iyi geldi.
Pazar akşamı Elifi almaya gittim. Akşam güneşi sokakları turuncuya boyuyordu. Kayınvalidemin evi yaşlı elmaların ardında, o ışıkta huzurlu bile görünüyordu.
Arabanın kapısını açıp bahçe kapısını ittim menteşe gıcırdadı ve bir anda durdum.
Kızım kapı önünde oturuyordu. Yanında Müyesser Hanım vardı, suratında tam bir mutluluk ifadesiyle eğilmişti. Elinde büyük, yağlı, kızarmış bir börek vardı. Elif yavaşça böreği kemiriyordu. Yanakları yağlı, çenesi kırıntı dolu, gözleri ise öyle bir mutluydu ki, uzun zamandır öyle görmemiştim.
Dönüp birkaç saniye durakladım. Göğsümde öfke sıcak ve yoğun bir dalga gibi kabardı.
İleri atılıp üç adımda yanlarına vardım, böreği kayınvalidemin elinden kaptım.
Bu da ne?!
Müyesser Hanım ürkekçe geri çekildi, yüzü baştan aşağı kızardı.
Sadece bir parça, çok az, ne olacak ki börekten ellerini salladı.
Dinlemedim. Elifi kucağıma aldım kızım korkuyla susmuş, montuma sarılmıştı. Arabanın arka koltuğuna oturttum, emniyet kemerini bağladım. Parmaklarım öfkeden titriyordu. Elif bana kocaman gözlerle baktı, dudakları titriyordu neredeyse ağlayacak.
Tamam, güzelim, sakin ol, başını okşadım, sesimi olabildiğince yumuşak tuttum. Burada bekle, baban hemen gelir.
Kapıyı kapatıp tekrar eve yöneldim. Müyesser Hanım hâlâ kapıda duruyor, sabahlığının ucunu çekiştiriyordu.
Ahmet, sen anlamıyorsun
Ben mi anlamıyorum?! birkaç adımda yanına vardım ve patladım. Altı aydır kızımızın neyi var anlamadık! Test, analiz, alerji denemesi sen biliyor musun bunların maliyetini? Kaç gece uykusuz kaldık?
Müyesser Hanım kapıya doğru geri çekildi.
Ben en iyisini istedim
İyisini mi?! Kızımı su ve haşlanmış tavukla besledik! Her şeyi kaldırdık. Sen ise gizlice kızarmış börek yediriyorsun!
Bağışıklığı güçlendirmek istedim! diyerek inatla başını kaldırdı. Az az verdim ki vücut alışsın. Biraz daha sabretseydiniz, hepsi geçecekti! Ne yaptığımı biliyorum, üç çocuk yetiştirdim!
Ona baktım ve onu tanıyamadım. Yıllardır huzur için, eşim için idare ettiğim kadın; ama şimdi, çocuğuma zarar veren biri Doktorlardan, bizden daha akıllı olduğunu sanıyor.
Üç çocuk yetiştirdin, dedim sessiz ve Müyesser Hanım iyice soldu. Ama her çocuk farklı. Elif benim kızım, senin değil. Artık onu göremeyeceksin.
Ne?! diye bağırdı, parmaklıkları tuttu. Bu senin hakkın değil!
Benim hakkım.
Arabama döndüm, ardımdan bağırdı. Ama arkamı dönmedim. Direksiyona oturup arabayı çalıştırdım. Arka camda Müyesser Hanım bahçe kapısı önünde, ellerini sallıyordu. Gaza bastım.
Eve gelince Zeynep bizi koridorda bekliyordu. Yüzümü, gözleri yaşlı Elifi görünce, hiçbir söze gerek kalmadı.
Ne oldu?
Kısaca ve ifadesiz anlattım. Zeynep dinlerken yüzü gitgide sertleşti. Sonra telefonunu çıkardı.
Anne. Evet, bana anlattı. Nasıl yapabildin bunu?!
Elifi banyoya götürdüm hem börek kalıntılarını, hem gözyaşını silmek için. Kapının dışından Zeynepin sesi geliyordu, sert ve yabancı. Annesini hayatında ilk kez bu kadar fırçaladığını duydum. Sonunda net bir şey söyledi: Elifin alerjisi çözülmeden onu görmeyeceksin!
İki ay geçti
Pazar öğlenleri artık annemde yemek yemeye başladık. Bugün masada kocaman bir pasta vardı: pandispanya, krema ve çilekle. Elif kendi başına, büyük bir kaşıkla, suratını kremaya bulayarak yiyordu. Yanaklarında bir benek bile yoktu.
Kim derdi ki dedi annem başını sallayarak. Ayçiçek yağıymış meğer, ne tuhaf bir alerji.
Doktor bir sürü çocuğun başına gelmiyor dedi, dedi Zeynep ekmek sürerken. Ayçiçek yağını tamamen bırakıp zeytinyağına geçince, iki haftada döküntü bitti.
Elife bakmaya doyamadım. Pembecik yanaklar, parlak gözler, burnunda krema Mutlu çocuk, sonunda normal yemeğini yiyor. Pastalar, kekler, içinde ayçiçek yağı olmayan ne varsa Meğerse hemen her şey yapılabiliyormuş.
Kayınvalideyle ilişkimiz soğudu. Arayıp, özür dileyip ağlıyor. Zeynep kısa ve soğuk konuşuyor. Ben ise hiç konuşmuyorum.
Elif bir kez daha pastaya kaşık uzatınca, annem tabağı yaklaştırdı.
Ye bakalım yavrum. Afiyet olsun.
Sırtımı sandalyeye yaslayıp pencereye baktım. Dışarıda yağmur Ama içerisi sıcacık, hamur işi kokusu dolu. Kızım iyileşti. Geri kalan hiçbir şeyin önemi yok artık.
Bugün öğrendim ki, insan bazen doğru bildiğinin tek yol olduğunu sanıyor. Ama kendini fazla akıllı zannedip başkasının hayatını tehlikeye atmak, affedilmez bir hata Artık önce bir dinlemeyi, sonra doğrudan asla sapmamayı öğrendim. Hangi yoldan gitsek de, Elifin sağlığına kavuşması, her şeyden önemli.




