Başımı döndüren bir keşif
Yirmi yedi yaşıma kadar hayatım Yunusun şen şakrak aktığı, aceleyle geçip giden bir dere gibi sürüp gitti. Hiç düşünmeden, ne yapacağımı planlamadan yaşadım. Adım köyde hızlıca yayıldı; herkes Mert şu haşarı çocuk, derdi. Gece, hasattan döner dönmez arkadaşları toplayıp üç köy ötede dereye oltalarla gitmek, sabahı görmeden eve dönüp hemen komşunun yamuk ahırına yardıma koşmak Hep hareket, hep telaş.
Allah Allah, bu Mertin hiç derdi yok galiba, diye mırıldanırdı köyün yaşlıları.
Hiç aklı bir kararda değil Tam bir başına buyruk. Annem derin derin iç çekerdi.
Aynı bizim gibiydi, bak biz evlendik, çoluk çocuğa karıştık ama o hâlâ deli fişek, diye gülüştü yaşıtlarım, çoktan ev bark sahibi olmuşlar.
Sonra bir sabah, yirmi yedinci yaşımın sabahı, bir değişiklik oldu. Ama yıldırım gibi çakmadı; rüzgarsız bir gün, elmayı ilk terk eden kuru bir yaprak gibi sessizce indi içime. Günü horozun ötüşüyle açtım; ama bu sefer sesi, beni eğlenceye değil, sorgulamaya çağırdı. Daha önce hissetmediğim bir boşluk koyulaşıp kulaklarımda uğuldamaya başladı.
Etrafıma baktım: Güzel ama yaşlanan baba evi, kalıcı ve güçlü ellere ihtiyacı var. Babam saban gibi bükülmüş, konuşmaları hep tarladan, biçerdöverden ve yem fiyatlarından açılıyor.
Kırılma anı, uzaktaki bir akrabamızın köy düğününde geldi. Yine ben, başrolde, şaka yapıp, delicesine oynamaktayım. Sonra bir köşede babamı gördüm, sessizce yaşlı komşuyla konuşuyordu. Bana bakıyorlardı; hallerimde bir eleştiri yoktu, sadece yorgun bir hüzün.
O anda, kendime dışarıdan bakabildim: Artık delikanlı değilim; başkalarının eğlencesine oynayan bir adamım. Hayat akıp gidiyor, benim ise ne kökenim ne hedefim ne de sahip olduklarım var. İçimi bir tedirginlik sardı.
Ertesi sabah başka bir insandım. Haşarı hafifliğim kaybolmuş, yerini içten bir ağırlık, dinginlik, olgunluk almıştı. O avare koşturmaları bıraktım. Dedemin, köyün kenarında, ormanın dip kısmında kalan eski tarla parçasını aldım. Otları biçtim, kurumuş iki ağacı devirdim.
Önceleri köylüler güldü:
Mert, hani ev mi yapacakmış? O, bir çiviyi bile düzgün çakamaz ki!
Ama inatla ve sessizce çalışmaya başladım. İlk başlarda çekiçle parmaklarımı epey ezdim; iznimle odun kesip kök söktüm. Eskiden rastgele harcadığım paralardan biriktirip, çiviye, cam ve şifere yatırdım. Güneşin ilk ışığından batımına kadar çalışıyordum, akşamları yere yığılırken ilk kez bir günün boşa gitmediğine emindim.
İki yıl geçti. Arsada gösterişsiz ama sağlam bir ahşap ev yükselmişti, taze reçine kokuyordu. Yanında, el emeğimle yaptığım bir banyo; bahçede ilk domates fideleri Zayıfladım, karardım, bakışlarımdaki eski telaş yerini sakinliğe ve sabra bıraktı.
Babam yeni evime gelip yardım teklif etti ama ben reddettim. Uzun süre sessizce dolaştı, köşeleri inceledi. Sonra şöyle dedi:
Sağlam olmuş
Sağol baba, dedim.
Artık evin de var; bir yuvaya hanım lazım, dedi.
O an evime, ormanın karanlık sıraları önünde durup gülümsedim.
Bulurum. Her şey vaktinde.
Baltamı aldım, odunluğa yürüdüm. Hareketsiz ve kararlı adımlarla O eski telaşlı hayatımdan eser kalmamıştı. Onun yerine endişe, sorumluluk ve alın teri gelmişti. Ama yirmi dokuz yaşımdaki ilk defa gerçekten evde olduğunu hissettim. Sadece kemik evde değil, kendi ellerimle kurduğum yerde. O kolay ve boş gençlik geçmişte kaldı.
Keşfim ise sıradan bir yaz sabahı geldi. Odun toplamaya ormana gitmek üzere, eski Doğan SLXin motorunu çalıştıracakken, yan komşunun bahçesinden bir ses geldi. Elif. Hep oğlanlarla bahçede koşturan, iki örgü saçlı, dizleri yara bere içinde Elif. Onu son olarak öğretmenlik okumaya üniversiteye giderken görmüştüm.
Bahçe kapısından o eski çocuk değil, güzel bir genç kadın çıktı. Saçları güneşte arpa gibi parlıyordu, omuzlarından dalga dalga dökülüyordu. Duru, kendinden emin bir yürüyüşü vardı. Sade, koyu bir elbise ince vücudunu sarıyor, her zaman güleç olan gözlerinde artık yeni, sıcak bir derinlik parlıyordu. Dalgındı, çantasını omzuna düzeltirken önce beni fark etmedi.
Çakılıp kaldım, arabayı ve ormanı unuttum. Kalbim başka türlü, tuhaf bir coşkuyla çarptı.
Ne zaman Allahım, ne ara böyle güzelleştin? Daha dün avare bir çocuktun, diye düşündüm.
Bakışımda donakaldığını görünce, durdu ve gülümsedi. Bu gülüş, artık komşunun çocuğunun gülüşü değil, başka türlü, mahcup ve nazenin bir şeydi.
Selam Mert. Ne oldu, araba çalışmıyor mu? dedi yumuşak sesiyle, eskisi gibi cıvıldayan çocuk sesi kalmamıştı.
Elif Elif, diyebildim sadece. Okul mu?
Evet, dedi. Dersim başlamak üzere, geç kalmayayım.
Tozlu köy yolunda yürümeye başladı. Arkasından bakarken, odun ve köşe hesabından başka bir şeyle meşgul beynimde aniden parlayan bir düşünce geçti:
İşte, onunla evlenmeli
Elif içinse bu sabah, yıllardır hissetmediği kadar mutluluk getirdi. Çünkü nihayet, o umursamaz Mert ona baktı; eskisi gibi içinden değil, gerçekten gördü.
Meğerse bekleyebildim Kaç yaşında hayaller kurmuştum, on üçten beri hoşlanıyordum ve hep küçük kız diyordu. O askere giderken çok üzülmüştüm. Büyük ablalar ona sarılırken ben içimden ağladım. Onun için tekrar köye öğretmenlik yapmaya döndüm
Çocukken ona sessizce duyduğu sevgisi nihayet bir umut buldu. Arkasında onun sıcağını, şaşkın bakışını hissederek gülümsesini zor tuttu.
O gün Mert ormana gitmeyi unuttu. Hep evin etrafında dolandı, odun kesti, ama kafasında tek bir soru döndü:
Nasıl fark etmedim, hep yanımdaydı. Büyüdü Ben başka kızlarla gezindim
Akşam, kuyunun başında tekrar karşılaştı Elifle. Eve dönerken, aynı çanta omzunda, yorgun ama güzel gözlerle durdu.
Elif, Elif, diye seslendim, bu cesarete şaşırdım. Nasıl iş, nasıl öğrenciler, onlar şimdi daha mı haylaz?
Durdu, çite yaslandı, gözleri yorgun ama candan baktı.
İş işte Çocuklar çocuk; gürültülü ama insanın yüreği şenleniyor. Onlarla uğraşmayı seviyorum, zeki ve yaratıcılar Senin yeni evin de sağlam.
Tam bitmedi diye mırıldandım.
Her şey başta yarım olur, zamanla tamamlanır, dedi, utanmış gibi el salladı. Neyse, ben gideyim.
Her şey tamamlanır dedim içimden, sadece ev değil
O günden sonra hedefim değişti, evde artık yalnız kendim için değil, kiminle yaşayacağımı biliyordum.
Artık evime onu getirecek bir hayat kurduğumu düşünüyordum. Cam önlerinde artık çivi kutuları değil, sardunya saksıları olabilir. Kendi başıma oturmam gerekmez, onunla bu verandada beraber oturabiliriz.
Hemen açılmaya cesaret edemedim, hayalimi korkutup kaçırmamak için ağırdan aldım. Sürekli, tesadüfen onun yoluna çıktım. Önce selamlaştık sadece. Sonra okulunu, öğrencilerini sordum.
Öğrenciler nasıl? Artık onu hep okul çıkışında çocuklarla, Hoşça kal Elif Hanım! diye neşeyle etrafında dolanırken görüyordum.
Bir seferinde ona bir sepet dolusu orman fındığı götürdüm. Elif, utangaç ikramlarımı sıcak ve anlayışlı bir gülümsemeyle kabul etti. Benim ne kadar değiştiğimi, haşarı bir delikanlıdan güçlü bir adam oluşumu gördü. Ve onun kalbinde bunca yıl sakladığı hisler alevlendi.
Köyümüzün üstünde kasvetli sonbahar bulutları dolandı
Geç sonbaharda, evim neredeyse bitmişken, kasvetli bulutlar köyün üstünü örtmüşken dayanamadım. Elifi bahçe kapısında bekledim, elimde ormandan topladığım son alacalı alıç dalları vardı.
Elif, dedim heyecanla. Evi bitirdim ama çok bomboş. Bir uğrasan, görsen istiyorum Zaten sana ellerimi ve yüreğimi sunuyorum. Uzun zamandır ne kadar değerli olduğunu anladım.
Ciddi ve biraz da korkulu gözlerimde Elif bunca zaman beklediği her duyguyu okudu. Yavaşça, nasırlı elimden alıç dalını aldı, meyveleri avucunda sımsıkı tuttu.
Biliyor musun Mert, dedi sessizce, Evi ilk kirişten itibaren izledim. Hep içine nasıl olur diye merak ettim. Ne zaman beni davet edeceksin diye düşündüm. Hayalimdi Tabii ki kabul ediyorum.
Ve aylarca utangaç güzelliğinin ardından, gözlerinde o eski, çocukluk ateşi bir anda parladı. O kıvılcımı ben yıllar boyu fark etmemişim, ama meğer hep doğru anı beklemiş.
Okuyan, destek olan dostlara teşekkürler. Herkese huzur ve iyi dileklerimle!




