Hayatta Olduğun Sürece Asla Geç Değil: Bir Yaşam Hikayesi — Haydi anneciğim, yarın dediğimiz gibi seni alıp götüreceğim. Eminim orada çok hoşuna gidecek, — dedi Veysel telaşla giyinip kapıyı kapatırken. Hanife Hanım yorgun bir şekilde koltuğa oturdu. Uzun ısrarlar sonunda gitmeye razı olmuştu. Komşu teyzeler hayranlıkla konuşuyorlardı: — Senin Veysel ne kadar düşünceli. Yine seni tatile götürüyor. Ama Hanife Hanım’ın yüreğini bir huzursuzluk kaplamıştı. Neyse, yarın her şey belli olacak zaten. Sabah erkenden Veysel geldi. Annesinin bavullarını hızla araca taşıyıp onu yerleştirdi ve birlikte yola çıktılar. — Ne şanslı kadın, — diye dedikoduya başladılar mahalledeki teyzeler — bir oğlu yardımcısını tutar, bir tatile yollar. Biz ise sade vatandaşız, böyle yaşayıp gidiyoruz. Pansiyon şehir dışında, Ege kıyısında bir huzurevi. — Anne, burası neredeyse beş yıldızlı bir yer, — oğul, annesine umutla baktı. İçeri girdiklerinde, banklarda yaşı ilerlemiş teyzeler ve amcalar oturuyordu. Hanife Hanım, içini kemiren şüphenin boşuna olmadığını anladı. Ama hiç belli etmedi, yıllarca yüzünü saklamak alışkanlığı olmuştu. Oğluyla göz göze gelince, Veysel gözlerini kaçırdı. Annesinin her şeyi anladığını fark etmişti. — Anneciğim, burada doktorlar, aktiviteler, arkadaşlık var. Bir dene, sadece üç hafta kal, olmazsa… — dedi Veysel, kekeleyerek. Hanife Hanım sadece şöyle dedi: — Git oğlum. Bana “anneciğim” deme, eski günlerdeki gibi ‘anne’ de olur mu? Veysel rahatlamış şekilde başını sallayıp annesinin yanağından öptü ve gitti. Hanife Hanım’a oda seçenekleri sunuldu. Yalnız kalmak istemedi, oda arkadaşıyla yaşamayı seçti. — Hoş geldiniz canım, — odada şık bir hanım oturuyordu, — sonunda yalnız değilim, adım Meryem Hanım. Tanıştılar. Oda gerçekten beş yıldızlı gibiydi, Veysel uğraşmıştı. Ortak salon, iki yatak odası, banyo. Meryem Hanım, doksan bir yaşında varlıklı, yalnız bir kadındı: — Yavru kuşum, yoruldum artık. Merkezdeki evimi kiraya verdim. Burada bakım, doktor, uğraş yok. Her şey var. Evi kardeşimin oğluna verdim, yazları tatile götürürler. Sen nasıl geldin buraya? Daha çok gençsin. Hanife Hanım hüzünle gülümsedi. Ama dertleşme isteğine yenildi: — Pek kendi isteğimle değil. Oğlum ve gelinim ayrı yaşıyorlar. Geçinemedik. Benim ev de büyük. Ama onlar ilk fırsatta kendi evlerini aldı, taşındılar. Başta iyiydi. Gelinimle anlaşamadık. Oğlum arada kaldı, beni seçsin istedim. Aptallık. Onlar taşınınca başta huzurluydu, sonra aramız düzeldi gibi oldu, sık sık gelirlerdi. Ama yine hiçbir şey hoşuma gitmedi! Kendim ettim. Unutulmuş gibiydim. Hastalıklar uydurdum, güçsüz taklidi yaptım. Daha çok gelsinler istedim. Ama oğlum başka düşündü. Belki gelinimle yine sorun çıkar diye korktu, belki de işi çoktu. Kendim ettim. Evcilik oynar gibi, hep ilgi istedim, olmadı. Torunum Nehir başka şehirdeydi, sık sık arıyordu. — Babaanne, yakında geleceğim. İyi misin? — İyiyim kızım, — Hanife Hanım cevap verirdi. Gerçekten seviyordu torunu babaannesini. Kendim ettim. Oğluna ilaçları karıştırdığını, unutkanlaştığını söyledi. Yalan attı. Belki beni yanlarına alır diye düşündü. Veysel korktu galiba; iyice kötüleştiğimi sandı. Onlar çalışıyor, kim bakacak bana? O da getirip buraya yerleştirdi. Bu beş yıldızlı yaşlı bakım merkezine. Hanife Hanım aynada kendine baktı: 80’e merdiven dayamış bir kadın, ne olmuş? Akıl yerinde, biraz da gücü var. Kendim ettim. Belki böyle daha iyi. Yattı ve uyudu. Üç hafta bir ömür gibi geçti Hanife Hanım’a. Oğlu cuma günleri geldi. Hediyeler getirdi ama burada her şey vardı. Her şey harika olurdu, eğer burası sadece tatil yeri olsaydı… Ama buranın kalıcı olma ihtimali canını yakıyordu. — Hanife Hanım çok sağlıklı, biraz morali düşük sadece, — dedi bakımcılar Veysel’e bir cuma günü. Hanife Hanım, oğlunun hem şaşırıp hem sevindiğini görünce şaşırdı. Meğer herkes onun sonunu bekliyormuş gibi gelirdi ona. Birden torunu Nehir sevinçle koştu: — Babaanne, babam dedi ki sen tatildeymişsin? Garip bir yer ama! Ben mezun oldum, kutla beni! Ne zaman eve döneceksin? Sensiz çok soğuk. Seninle yaşamak istiyorum, olur mu? Hanife Hanım’ın içi cız etti — Nehir çok samimiydi: — Babam yarın gelecekti, hazırlan, eve gidiyoruz! Hanife Hanım sessizce başını salladı; az daha ağlayacaktı. Meryem Hanım saçlarını düzeltirken şunları söyledi: — Senin yerin evin canım, burada kalmazsın sen, — hafif bir kıskançlıkla saçını düzeltti, — ev hanımı sensin, ben dışarlıklıyım, — dedi ve kendi odasına gitti. Hanife Hanım eşyalarını toplarken, buradan gerçekten ayrılacağına inanamıyordu. Veysel erken geldi. İçeri girip gülümsedi, sadece şunu dedi: — Anne, — ve sarıldı annesine. Arabada Nehir ve — hiç beklenmedik şekilde — gelini de vardı. Göz göze gelince içi ısındı Hanife Hanım’ın: “Kendim ettim. Herkese buyurganlık yaptım, hayatı zehir ettim. Ama ne gerek vardı? Bak ne güzel bakıyorlar gözlerime. Hepsi benim çocuklarım…” — Teşekkür ederim, — dedi Hanife Hanım fısıltıyla. Oğlu kapıyı açtı, bindi arabaya. Eve dönerken Hanife Hanım’ın içi sevinç ve umutla doldu. Artık her şey farklı olacak. Güzele inanıyor şimdi. Çünkü asla geç değil; hayattayken mutlu olmak ve başkalarını mutlu etmek mümkün.

Hayattayken hiçbir şey için geç değildir. Hikaye

Tamam anneciğim, konuştuğumuz gibi, yarın seni alıp götüreceğim. Eminim orası hoşuna gidecek, dedi oğlum Kerem, telaşla giyinip kapıyı kapatırken.

Türkan Hanım yorgunca kanepeye oturdu. Uzun ısrarlardan sonra gitmeye razı olmuştu. Komşu kadınlar hayranlıkla konuşuyorlardı:

Senin Keremin ne kadar düşünceli. Yine seni tatile götürüyor, bak ne güzel! Bizim çocuklarımızdan böyle kıymet görmeyi bekleme…

Ama Türkan Hanımın yüreğinde endişeler vardı. Neyse, yarın her şey belli olur, diye geçirdi içinden.

Ertesi sabah Kerem erkenden geldi. Annesinin valizlerini kapıya indirdi, onu arabaya bindirip yola çıktılar.

Ne şanslı kadın, dedikodular başladı apartmanın önündeki bankta oturan komşulardan, bir bak bakayım, oğlu ona ev işlerinde yardımcı kadın tuttu, şimdi de tatile götürüyor. Bizse burada sade vatandaş gibi, kimseden hayır yok!

Gittikleri huzurevi şehir dışındaydı.

Anne, burası neredeyse beş yıldızlı, derken oğlumun gözleri bir başka parlıyordu.

Arabadan inip avluya girdiklerinde, banklarda yaşlılardan başka kimse yoktu. Türkan Hanım’ın içini bir garip his kapladı. Endişelerinde haklı olduğunu anladı.

Ama yüzünden bir şey belli etmedi, her daim vakur durmaya alışmıştı.

Oğlu ile göz göze geldiler, Kerem hemen gözlerini kaçırdı; belli ki annesinin durumu anladığını hissetmişti.

Anneciğim, burada doktorlar, güzel faaliyetler, sohbet… Bir dene, üç hafta kalırsın, bakarsın belki… Kerem, göz göze gelmeden kekeliyordu. Türkan Hanım ise sadece şöyle dedi:

Hadi oğlum, git artık. Bir de bana “anneciğim” deme, eskisi gibi “anne” de.

Kerem rahatlamış bir şekilde başını salladı, yanaktan öptü ve gitti.

Türkan Hanıma tek veya birisiyle birlikte kalma şansı sundular. Kendi kendisiyle kalmak istemediğinden, bir oda arkadaşıyla kalmayı seçti.

Hoş geldiniz canım, dedi şık bir hanımefendi koltukta oturmuş, sonunda yanım boş kalmadı, ben Perihan Hanım.

Tanıştılar.

Oda gerçekten beş yıldızlı otel gibiydi, oğlu uğraşmış belli. Ortak salon, iki ayrı yatak odası, bir de duş ve tuvalet.

Perihan Hanım doksan bir yaşında, yalnız ama durumu gayet iyi, hali vakti yerindeydi:

Bak canım, artık yoruldum, birinin bana bakmasını istiyorum. Şehrin merkezindeki üç odalı dairemi kiraya verdim, burada yaşıyorum artık. Burada bakım var, doktorlar var, yapacak bir sürü etkinlik de… Evi yeğenime bıraktım. Yazın o da tatile götürüyor beni güney sahillere. Peki ya sen? Daha çok genç görünüyorsun, ne düştün huzurevine?

Türkan Hanım hafifçe tebessüm etti. Ama konuşmaya başlamadan duramadı:

Pek de gönüllü gelmedim aslında. Oğlum geliniyle ayrı yaşıyor. Anlaşamadık, ayrıldılar.

Benim de geniş bir evim var. İlk fırsatta kendi evlerini aldılar; hemen taşındılar. Belki de iyi oldu, Zeyneple, yani gelinimle, pek anlaşamıyorduk. Başta bir başıma olmak güzeldi, Türkan Hanım sustu bir süre, ama sonra sağlığım bozuldu.

Anladım, dedi Perihan Hanım, bigudilerini çözüp aynada saçını düzeltirken, bu akşam dans var, gelir misiniz?

Sağ olun, bugün dinlenmek istiyorum, dedi Türkan Hanım, odasına çekildi ve yatağa uzandı.

Doğruydu. Sevgili torunu İpek başka bir şehirde üniversite okuyordu. Okul bitince gelir, kendi düzenini kurar.

Kendi suçuydu.

Zeyneple huyları uymadı. Hep o Zeynepe akıl veriyor, evin işine karışıyordu. Kerem arada kalıyordu. Oğlumun kendisini, annesini tercih etmesini istedim.

Ne saçmaydı…

O zamanlar taşındıklarında başta huzur bulmuştu. Hatta ilişkileri bile düzelir gibi olmuştu, Kerem, Zeynep ve İpek sık sık ziyarete geliyorlardı. Ama Türkan Hanım yine rahat edemedi, yine hiçbir şey hoşuna gitmedi.

Kendi suçuydu.

Zamanla herkesin onu unuttuğunu sanmaya başladı. Hastalıklar uydurdu, güçsüz rolü yaptı. Belki böylece oğlum daha çok gelir diye düşündüm. Ama Kerem başka bir yol seçti. Belki de Zeyneple yine tartışırız diye korkmuştur. Veya işe güçten fırsat bulamamıştır.

Her şeyden önce Türkan Hanım, hep kendisini düşündü.

Kendi suçuydu.

Bir sürü yardımcı tuttu oğlu. Ama Türkan Hanım hiçbirini istemedi. O yakın ilgiyi yalnızca ailesinden bekledi. Sonuçta böyle oldu işte.

Sevgili torunu İpek başka şehirde okula gidince sık sık aradı:

Babaanne, yakında geleceğim, burada her şey yolunda. Sen nasılsın?

İyiyim kızım, derdi Türkan Hanım.

Sakın üzülme babaanne, yakında yanındayım, derdi İpek, gerçekten severdi büyükannesini.

Kendi suçuydu.

Kereme ilaçlarımı karıştırıyorum, unutuyorum diye dert yandı. Biraz abarttı da.

Belki oğlum beni yanına çağırır, beraber yaşayalım diye umut etti.

Ama Kerem çok korktu, annem iyice yaşlandı diye düşündü herhalde. Eşiyle çalıştıkları için kim bakacak? Bunun üzerine beni buraya getirdi işte.

Beş yıldızlı bu huzurevine…

Türkan Hanım aynaya baktı:

Yetmiş sekiz yaşında bir kadın, iyi de ne olmuş?

Aklı başında, kuvveti hâlâ var.

Kendi suçu. Belki de en doğrusu buydu.

Sonra uzandı, uyuyakaldı.

Üç hafta Türkan Hanıma adeta bir ömür gibi geldi.

Kerem her cuma uğradı. Ufak tefek hediyeler getirdi ama burada zaten her şey vardı.

Her şey çok güzel olabilirdi, gerçekten sadece lüks bir tatil olsa… Ama burada sonsuza kadar kalma düşüncesi Türkan Hanım’ı kahrediyordu.

Biliyor musunuz, annenizin sağlık durumu gayet iyi. Sadece biraz sinirleri hassas, ama herkesin yaşı ilerleyince olur, dedi doktorlar Kereme bir ziyaretinde.

Ve o an Türkan Hanım, oğlunun bir anda şaşırıp sevindiğini gördü. İşte o anda anladı; oğlu annesini kaybetmeyi beklemiyormuş.

Birden İpek çıkageldi:

Babaanne, babam dedi ki tatildesin, ama burası garip bir yer… Biliyor musun, diplomamı aldım, kutla beni! Sen ne zaman eve dönüyorsun? Ben memleketim geldim, sensiz burası soğuk, ne olur birlikte kalalım?

Türkan Hanımın yüreği sızladı İpekin sözleri öylesine içtendi ki:

Babam yarın gelmek istiyor, hazırlan, eve gidelim!

Türkan Hanım yalnızca başını salladı, neredeyse ağlayacaktı.

Perihan Hanım, bigudilerini çözüp saçını tararken:

Canım, sizin yeriniz ev, burada sıkılırsınız, belli belirsiz kıskançlıkla saçını düzeltti, siz ev insanısınız, dedi ve mağrur bir edayla odasına çekildi.

Türkan Hanım eşyalarını topladı; bu cennetten çıkacağına hâlâ inanamıyordu.

Kerem erken geldi. Odaya girdi, gülümsedi ve sadece,

Anne, dedi, sarıldı.

Arabada İpek oturuyordu. Ve daha da şaşırtıcı olan, Zeynep de oradaydı. Kadıncağız, geliniyle göz göze gelince içi ısındı:

Kendi suçumdu. Herkesi kontrol etmek, komuta etmek istedim. Kimseye huzur bırakmadım. Ama artık anlıyorum, bak nasıl gözlerime bakıyorlar. Bunlar benim evlatlarım…

Sağ olun, dedi Türkan Hanım neredeyse fısıltıyla. Kerem kapıyı açtı, annesi arabaya bindi.

Türkan Hanım evine dönerken, içinde tarifi olmayan bir sevinç vardı, huzur vardı.

Artık her şey çok farklı olacak. Artık iyiliğe ve mutluluğa inanıyor.

Çünkü insan, yaşamdan vazgeçmediği sürece, mutlu olmak ve başkalarını mutlu etmek için hiçbir vakit geç değildir.

Rate article
Lifequest
Hayatta Olduğun Sürece Asla Geç Değil: Bir Yaşam Hikayesi — Haydi anneciğim, yarın dediğimiz gibi seni alıp götüreceğim. Eminim orada çok hoşuna gidecek, — dedi Veysel telaşla giyinip kapıyı kapatırken. Hanife Hanım yorgun bir şekilde koltuğa oturdu. Uzun ısrarlar sonunda gitmeye razı olmuştu. Komşu teyzeler hayranlıkla konuşuyorlardı: — Senin Veysel ne kadar düşünceli. Yine seni tatile götürüyor. Ama Hanife Hanım’ın yüreğini bir huzursuzluk kaplamıştı. Neyse, yarın her şey belli olacak zaten. Sabah erkenden Veysel geldi. Annesinin bavullarını hızla araca taşıyıp onu yerleştirdi ve birlikte yola çıktılar. — Ne şanslı kadın, — diye dedikoduya başladılar mahalledeki teyzeler — bir oğlu yardımcısını tutar, bir tatile yollar. Biz ise sade vatandaşız, böyle yaşayıp gidiyoruz. Pansiyon şehir dışında, Ege kıyısında bir huzurevi. — Anne, burası neredeyse beş yıldızlı bir yer, — oğul, annesine umutla baktı. İçeri girdiklerinde, banklarda yaşı ilerlemiş teyzeler ve amcalar oturuyordu. Hanife Hanım, içini kemiren şüphenin boşuna olmadığını anladı. Ama hiç belli etmedi, yıllarca yüzünü saklamak alışkanlığı olmuştu. Oğluyla göz göze gelince, Veysel gözlerini kaçırdı. Annesinin her şeyi anladığını fark etmişti. — Anneciğim, burada doktorlar, aktiviteler, arkadaşlık var. Bir dene, sadece üç hafta kal, olmazsa… — dedi Veysel, kekeleyerek. Hanife Hanım sadece şöyle dedi: — Git oğlum. Bana “anneciğim” deme, eski günlerdeki gibi ‘anne’ de olur mu? Veysel rahatlamış şekilde başını sallayıp annesinin yanağından öptü ve gitti. Hanife Hanım’a oda seçenekleri sunuldu. Yalnız kalmak istemedi, oda arkadaşıyla yaşamayı seçti. — Hoş geldiniz canım, — odada şık bir hanım oturuyordu, — sonunda yalnız değilim, adım Meryem Hanım. Tanıştılar. Oda gerçekten beş yıldızlı gibiydi, Veysel uğraşmıştı. Ortak salon, iki yatak odası, banyo. Meryem Hanım, doksan bir yaşında varlıklı, yalnız bir kadındı: — Yavru kuşum, yoruldum artık. Merkezdeki evimi kiraya verdim. Burada bakım, doktor, uğraş yok. Her şey var. Evi kardeşimin oğluna verdim, yazları tatile götürürler. Sen nasıl geldin buraya? Daha çok gençsin. Hanife Hanım hüzünle gülümsedi. Ama dertleşme isteğine yenildi: — Pek kendi isteğimle değil. Oğlum ve gelinim ayrı yaşıyorlar. Geçinemedik. Benim ev de büyük. Ama onlar ilk fırsatta kendi evlerini aldı, taşındılar. Başta iyiydi. Gelinimle anlaşamadık. Oğlum arada kaldı, beni seçsin istedim. Aptallık. Onlar taşınınca başta huzurluydu, sonra aramız düzeldi gibi oldu, sık sık gelirlerdi. Ama yine hiçbir şey hoşuma gitmedi! Kendim ettim. Unutulmuş gibiydim. Hastalıklar uydurdum, güçsüz taklidi yaptım. Daha çok gelsinler istedim. Ama oğlum başka düşündü. Belki gelinimle yine sorun çıkar diye korktu, belki de işi çoktu. Kendim ettim. Evcilik oynar gibi, hep ilgi istedim, olmadı. Torunum Nehir başka şehirdeydi, sık sık arıyordu. — Babaanne, yakında geleceğim. İyi misin? — İyiyim kızım, — Hanife Hanım cevap verirdi. Gerçekten seviyordu torunu babaannesini. Kendim ettim. Oğluna ilaçları karıştırdığını, unutkanlaştığını söyledi. Yalan attı. Belki beni yanlarına alır diye düşündü. Veysel korktu galiba; iyice kötüleştiğimi sandı. Onlar çalışıyor, kim bakacak bana? O da getirip buraya yerleştirdi. Bu beş yıldızlı yaşlı bakım merkezine. Hanife Hanım aynada kendine baktı: 80’e merdiven dayamış bir kadın, ne olmuş? Akıl yerinde, biraz da gücü var. Kendim ettim. Belki böyle daha iyi. Yattı ve uyudu. Üç hafta bir ömür gibi geçti Hanife Hanım’a. Oğlu cuma günleri geldi. Hediyeler getirdi ama burada her şey vardı. Her şey harika olurdu, eğer burası sadece tatil yeri olsaydı… Ama buranın kalıcı olma ihtimali canını yakıyordu. — Hanife Hanım çok sağlıklı, biraz morali düşük sadece, — dedi bakımcılar Veysel’e bir cuma günü. Hanife Hanım, oğlunun hem şaşırıp hem sevindiğini görünce şaşırdı. Meğer herkes onun sonunu bekliyormuş gibi gelirdi ona. Birden torunu Nehir sevinçle koştu: — Babaanne, babam dedi ki sen tatildeymişsin? Garip bir yer ama! Ben mezun oldum, kutla beni! Ne zaman eve döneceksin? Sensiz çok soğuk. Seninle yaşamak istiyorum, olur mu? Hanife Hanım’ın içi cız etti — Nehir çok samimiydi: — Babam yarın gelecekti, hazırlan, eve gidiyoruz! Hanife Hanım sessizce başını salladı; az daha ağlayacaktı. Meryem Hanım saçlarını düzeltirken şunları söyledi: — Senin yerin evin canım, burada kalmazsın sen, — hafif bir kıskançlıkla saçını düzeltti, — ev hanımı sensin, ben dışarlıklıyım, — dedi ve kendi odasına gitti. Hanife Hanım eşyalarını toplarken, buradan gerçekten ayrılacağına inanamıyordu. Veysel erken geldi. İçeri girip gülümsedi, sadece şunu dedi: — Anne, — ve sarıldı annesine. Arabada Nehir ve — hiç beklenmedik şekilde — gelini de vardı. Göz göze gelince içi ısındı Hanife Hanım’ın: “Kendim ettim. Herkese buyurganlık yaptım, hayatı zehir ettim. Ama ne gerek vardı? Bak ne güzel bakıyorlar gözlerime. Hepsi benim çocuklarım…” — Teşekkür ederim, — dedi Hanife Hanım fısıltıyla. Oğlu kapıyı açtı, bindi arabaya. Eve dönerken Hanife Hanım’ın içi sevinç ve umutla doldu. Artık her şey farklı olacak. Güzele inanıyor şimdi. Çünkü asla geç değil; hayattayken mutlu olmak ve başkalarını mutlu etmek mümkün.