Salatayı daha ince doğra, dedi Gülseren Hanım bir an duraksayarak. Ah, affet kızım. Yine kendi huyuma gittim Hayır, gülümsedi Zeynep. Haklısınız. Kerem gerçekten ince doğranmış salatayı seviyor. Nasıl yaptığınızı gösterir misiniz? Kayınvalide gösterdi.
Merhaba Zeynep. Kerem evde mi?
Gülseren Hanım kapıda durmuştu, her zamanki vizon yakalı kabanı, özenle bakımlı saçları, gözleri hafifçe göz kalemiyle belirgin, dudakları özenle sürülmüş rujlu. Sağ elinde eski, mor akik taşlı bir yüzük parlıyordu.
O iş seyahatinde, dedi Zeynep. Bilmiyor muydunuz? İş seyahatinde mi? Gülseren Hanım kaşlarını çattı. Bana söylememişti. Bir günlüğüne gelip torunları yeni yıl öncesi göreyim demiştim.
Odanın kapısından Defne fırladı açık kumral saçları, ela gözleri, tatlı diş arası boşluğu. Babaanne!
Ve Gülseren Hanım çoktan eşiği geçmiş, kabanını çıkarmış, torununu tepeden öpüyordu. Zeynep buna bakarken içi bir kez daha burkuldu. Altı yıl Altı yıldır bu kontrolü sabrediyordu.
Uzun kalmayacağım, dedi Gülseren Hanım, antreyi süzerek. Sadece çocukları göreyim, sonra giderim.
Ama kader farklı karar verdi.
İki saat sonra Gülseren Hanım, çocukların yanında sigara içmediği için balkona çıkmıştı Zeynep de buna saygı duyardı ve buzlu basamağı fark etmeyip kaydı.
Zeynep bir çığlık ve ağır bir gürültü duydu. Koşarak dışarı çıktığında kayınvalidesi yerde, beti benzi atmış, dizini tutuyordu.
Kımıldamayın, dedi Zeynep. Hemen ambulans çağırıyorum.
Sonrası hastane, röntgen koridorunda kuyruk, ilaç kokusu… Ayak bileği kırılmıştı. Basit bir kırık ama altı hafta alçı şakası yok.
Bir yere gidemez, dedi genç doktor, evrakları doldururken. En az bir hafta yatmalı. Sonra koltuk değneği. Böyle alçılı kimse trene binemez.
Zeynep onaylayarak başını salladı.
Dönüş yolunda arabada hiç konuşmadılar. Gülseren Hanım camdan bakıp yüzüğünü döndürüyordu. Zeynep direksiyonda, tatilin iyice berbat olduğuna emindi.
Yedi gün En az yedi gün aynı çatı altında olacaklardı. Kerem yok. İkisi baş başa Aslında dördü çocuklarla. Ama çocuklar bu sessiz ev gerginliğinde pek sayılmazdı.
Otuz bir Aralık sabahı Zeynep altıda kalktı.
Salata doğranacak, et fırına atılacak, sıcak bir şeyler hazırlayacak. Çocuklar uyanınca acıkacak, Gülseren Hanım uyanınca yine akıl verecek
Öyle de oldu.
Çok kalın doğrayıyorsun, dedi kayınvalide, koltuk değnekleriyle mutfağa yanaşırken. Salata ince olur, öyle yumuşak olur. Biliyorum, dedi Zeynep kısık sesle. Mayonez de fazla… Hepsi boğulacak içinde. Biliyorum. Kerem mısırın bolunu sever.
Zeynep bıçağı tezgâha bıraktı.
Gülseren Hanım. On iki yıldır bu salatayı ben yapıyorum. Nasıl yapılacağını biliyorum. Ben sadece yardım etmek istemiştim Teşekkürler Gerek yok.
Gülseren Hanım dudaklarını büktü bu ifadeyi Zeynep ezbere biliyordu ve odaya gitti. Beyaz alçı kapıdan göründü, koltuk değnekleri duvara hafifçe vurdu. Zeynep telefonu alıp balkona çıktı.
Dışarısı sessizdi artık havai fişek yok, sadece bazı pencerelerde ışıklı süsler yanıyordu.
Elif. Daha fazla dayanamayacağım, diye fısıldadı telefonda arkadaşına. Bir hafta burada olacak. Kerem de gitti, sanki normalmiş gibi. Altı yıldır sabrediyorum, artık yapamayacağım. Böyle devam ederse çocukları alıp gideceğim.
Bilmiyordu ki balkonun camının ardında, yılbaşı ağacının yanında Gülseren Hanım oturuyordu ve her kelimesini duyuyordu.
Yeni yılı sessiz karşıladılar.
Defne ve Emir gece saat on birde uyuyakalmıştı. Zeynep ile Gülseren Hanım masada salatalar, kesilmiş peynir, televizyon, hafif bir türküyü arka planda mırıldanıyordu. Kimse birbirine bakmadı.
Mutlu yıllar, dedi Zeynep, saatler gece yarısına geldiğinde. Mutlu yıllar, dedi kayınvalide.
Kadehlerini tokuşturup birer yudum aldılar. Sonra herkes odasına dağıldı.
Bir Ocak günü Kerem aradı.
Anne, nasılsın? Zeynep, nasıl oldu? İdare ediyor, dedi Zeynep. Alçıda. Bir hafta yatacak, bakacağız. Anlaşabiliyor musunuz?
Bir süre sustu Zeynep; kapalı salon kapısına baktı.
Anlaşıyoruz.
Zeynep, biliyorum kolay değil
Sen iştesin Kerem. Oradasın, ben burada Tatile kayınvalidenle. Konuyu kapatalım.
Kapatınca sessizce ağladı. Kimse duymasın diye banyoda, suyu sonuna kadar açarak. Aynadaki gözleri, altında koyu halkalar, kendine bakıyordu.
Otuz iki yaşında, iki çocuk annesi, altı yıllık evliliği vardı. Ve hayatında sanki yabancı bir evde, soğuk bir odada sıkışmış gibiydi.
Bir Ocak günü Gülseren Hanım, çantasından evraklarını istemişti. Pasaport ve kimlik lazım, dedi. Randevu almak için e-Nabızdan giriş yapacağım.
Zeynep eski deri çantayı açıp aramaya başladı. Fişler, not defteri, pasaport Sonra bir fotoğrafa rastladı. Düşünmeden çekip çıkardı, bir belge zannetmişti.
Bu, kenarları bükülmüş eski, siyah beyaz bir fotoğraftı. Genç bir kadın, gelinlik içinde. Yirmi yedisinde belki. Güzel ve tamamen ağlamış. Gözleri şiş, rimel akmış, dudakları titriyordu.
Zeynep arkasını çevirdi. Soluk bir mürekkeple yazılmıştı: Beni asla kabul etmeyeceklerini anladığım gün. 15 Ağustos 1990.
Zeynep uzun süre yazıya ve fotoğrafa baktı. Yıl: 1990. Otuz altı yıl önce. Şimdi Gülseren Hanım altmış bir yaşında. O zaman yirmi beş. Ağlamış bir gelin.
Evrakları buldun mu? Zeynep irkildi. Kapıda koltuk değnekleriyle Gülseren Hanım. Ben Fotoğrafı saklamak istedi ama kayınvalide fark etti.
Yüzü bir anda değişti. Gözlerinde buruk bir hüzün, belki korku.
Ver bakalım.
Zeynep sessizce verdi. Gülseren Hanım uzun uzun baktı ve cebine koydu.
Pasaport yan ceptedir. Solda. Arkasını dönüp yürüdü.
Gece, üç Ocakta Zeynep bir hışırtıya uyandı. Emir yanında yatıyordu, babası gidince alışkanlık olmuştu. Defne kendi yatağında. Hışırtı salondan geliyordu.
Zeynep kalkıp çıktı. Karanlıkta, yılbaşı ağacındaki mavi ışık dışında bir şey yoktu; Gülseren Hanım koltukta, alçılı ayağı pufa uzanmış. Fotoğrafı elinde tutuyordu.
Uyumadınız mı? dedi Zeynep. Kayınvalide irkildi. Ayağım ağrıyor Sonra sustu. Ve aslında başka şeyler de
Zeynep koltuğun yanına oturup, mandalina ve reçine kokularını duydu. Işıklar yanıp sönüyordu: mavi, sarı, mavi
O fotoğraftaki siz miydiniz? Gelinlikte?
Uzun bir sessizlik.
Benim.
Ne olmuştu o gün?
Gülseren Hanım hemen konuşmadı. Sesi kısık ve durağındı; bakışları boşluktaydı.
Benim kayınvalidem. Vahide Hanım. O beni bitirdi. Üç yılda. Zeynep nefesini tuttu.
İlk günden beri beni sevmedi. Onların çevresinden değildim. Sıradan bir kasaba kızıyken, onlar beyefendi ailesi. Mustafa beni seçti, ona da bana da hiç affetmedi. Her hareketimi, her lafımı eleştirdi.
Borşu yanlış yapardım, gömleği yanlış ütülerdim, Keremi yanlış yetiştirirdim. Oğluna yaraşmazmışım diye dillendirirdi. Herkesin yanında söylerdi.
Zeynep her kelimede kendini buldu. Üç yıl sonra hastaneye yattım.
Sinirlerim bozuldu. Avuç avuç sakinleştirici içtim. Ellerim titrerdi, çorba koyamazdım. Doktorlar Mustafaya ya ben giderim ya da ben düzelmem dedi. Mustafa beni seçti. Annesine rest çekti. O gitti.
Sonra ne oldu? Sonra hastalandı. Altı ay sonra Kalp Ben Hiçbir şey yetişemedi. Ne affedebildim, ne veda edebildim. Sadece bu yüzüğü bıraktı bana. Vasiyetinde Oğlumu alan gelinine yazmış. Otuz yıldır takıyorum. Her gün. Unutmayayım diye.
Neyi unutmayın? Gülseren Hanım ilk kez Zeynepe bakarak cevap verdi. Minik ışıkların altında gözleri ıslaktı.
O zaman kendime söz verdim. Oğlumun eşine asla öyle davranmayacağım. Oğlumun yuvasını kıskançlıkla yıkmayacağım.
Başını yere eğdi.
Fark etmeden, daha beter olmuşum.
Odaya sessizlik çöktü, sadece süslerin prizinden hafif bir tıkırtı geliyordu.
Konuştuğunu duydum, dedi Gülseren Hanım. Balkonda, o akşam. Çocukları alıp, beni bırakacağını söyledin. Zeynepin nefesi kesildi. Gülseren Hanım
Anladım her şeyi. Altı yıldır geldim, huzurunuzu bozdum. Hep öğrettim, karıştım. Yardım ettiğimi sandım. Daha iyisini görüyorum dedim kendimce. Ama aslında sadece korkuyorum. Keremi kaybetmekten korkuyorum. Seninle olup beni unutmasından. Çünkü Mustafa beni seçecekken annesini unuttu. O korkuyla istemeden sizin huzurunuzu bozdum.
Zeynep sustu.
Ne diyebilirdi ki?
O fotoğrafta ağlıyorum, çünkü kayınvalidem bana Sen bu eve ait olmayacaksın, hep yabancı kalacaksın dedi. Sana da öyle dedim mi?
Zeynep gözlerini indirdi.
Sözle değil. Ama
Ama hissettirdim.
Evet.
Gülseren Hanım yavaşça başını salladı.
Affet beni Zeynep, kızım. İstemeden oldu. Kendimi başka sanıyordum. Korku beni aynı yaptı.
Sabaha kadar konuştular, sustular; tekrar anlattılar. Gülseren Hanım, yedi yıl önce vefat eden Mustafayı anlattı.
Boş evde nasıl yalnızlık korkusu olduğunu, tek çocuğu unutacak diye çektiği acıyı
Zeynep ise kendini anlattı; kendi evinde görünmez olduğunu hissettiğini, iyi olmaya çalışırken neden hep ters gittiğini…
Sabaha karşı, gökyüzü griye dönerken Gülseren Hanım fısıldadı:
En çok neyden korkuyorum biliyor musun? Bir gün Defne evlenir ve ben de damadıma aynı şeyi yaparım. Bu, kan gibi bulaşıyor. Benim kayınvalidem bana yaptı, ben sana Bu zincir kırılmalı.
Zeynep onun elini tuttu. Altı yıl sonra ilk kez.
O zaman kıralım.
Kıracağım, kızım. Söz veriyorum.
Beş Ocakta birlikte yemek yaptılar.
Salatayı daha ince doğra, dedi Gülseren Hanım, hemen durup özür diledi. Ah, yine aynı şey Affet kızım
Hayır, gülümsedi Zeynep. Haklısınız. Kerem ince doğramayı gerçekten seviyor. Nasıl yaptığınızı gösterin lütfen.
Kayınvalide anlattı. Nasıl tuzladığını, sebzeleri nasıl karıştırmak gerektiğini açıkladı. Defne mısır tanelerini çalıyor, Emir odada oynuyordu.
Babaanne, dedi Defne, Neden eskiden böyle uzun kalmazdın bizde?
Gülseren Hanım Zeynepe baktı. O içten gülümsedi:
Babaanne çok yoğundu kızım. Şimdi daha sık gelecek. Değil mi?
Evet, dedi Gülseren Hanım.
Siz çağırırsanız.
Çağıracağız! Hem de mutlaka!
Akşam Gülseren Hanım Zeynepi yanına oturttu.
Gel, kızım.
Zeynep kanepeye oturdu. Kayınvalide eski akik yüzüğü çıkardı, avucunda çevirdi.
Bu, kayınvalidemin yüzüğü. Bana kalan tek şey. Otuz yıl yabancı olduğumu hatırlattı.
Zeynepin elini tutup yüzüğü ona taktı.
Artık senin. Ama sana başka bir şeyi hatırlatsın. Geçmişin acısını bırakmanın, zinciri kırmanın mümkün olduğunu.
Gülseren Hanım
Anne diyebilirsin. İstersen tabii.
Zeynep bir şey demek istedi ama sesi titredi. Sadece sımsıkı sarıldı altı yıl sonra ilk kez.
Dışarıda iri taneli kar usulca yağmaya başladı; yıllardır ilk kez böyle masal gibi bir bayram havası vardı. Yılbaşı ağacı ışıl ışıl yanıyordu, içeriden Defnenin gülüşü geliyordu.
Zeynep o anda fark etti: Tatil hiç bozulmamıştı. Gerçekten yeni başlıyordu.
Hayat bazen böyledir: Belki buzlu bir basamakta düşmek, insanın kalbinin kapısını açar. En zor düğüm, güçle değil, içten bir özür dilerimle çözülür.
Mutlu Yıllar sevgili okurlar! Hepimize huzur ve sevgi dolu günler dilerim.
Siz hiç, ümidinizi kaybettiğiniz bir insanla en beklemediğiniz anda kalpten bir yol bulduğunuz oldu mu?




