Kapıyı Kızına Açmayan Aile: “Korkuyorum Nika, O Kapı Ona Artık Kapalı” – Bir Türk Ailesinin Bağımlılıkla Mücadele ve Umut Hikayesi

Neden onu içeri almadınız ki? diye sordu Elif, belki de en çok içine dert olan şeyi sonunda dillendirdi. Daha önce hep kapıyı açardınız…

Annesi acı çeken bir gülümsemeyle başını salladı.

Korkuyorum senin için, Elif. Sanıyor musun ki fark etmiyoruz, ablan gece yarısı sarhoş halde eve dalınca köşeye büzülüşünü? Ya o ders kitaplarını, ablan yırtmasın diye gizlice saklamanı? Ablan sana bakınca kızıyor. Çünkü sen normal bir hayat yaşıyorsun diye öfkeleniyor. Onun yaşama sevinci çoktan şişenin dibinde kayboldu…

Elif, sırtını kamburlaştırıp, açık dersinin başında bir hareket bile etmeden durdu; salondan yine kavga sesleri yükseliyordu.

Babası eve daha montunu bile çıkarmadan, koridorda cebindeki telefonu sıkıca tutmuş, yüksek sesle bağırıyordu.

Yeter, bana masal anlatma! diyordu telefonda. Maaş aldıktan sadece iki hafta geçti! İki hafta, Seher!

Mutfaktan annesi Zarife kafasını uzattı. Bir süre eşinin monoloğunu dinledi, sonra da sordu:

Yine mi?

Murat bir el hareketiyle geçiştirdi, sonra telefonu hoparlöre aldı; hemen ardından ağlama sesi geldi.

Elifin ablası, Seher, ağlatmayı kaya parçasına bile becerecek kadar yetenekliydi.

Ama yıllardır yaşananlardan sonra anneyle babada duvar oluşmuştu.

O seni evden kovuyor mu diyorsun Murat hızlı sinirli adımlarla koridoru turluyordu. Doğrusunu yapıyor. Herkes senin bu hayatını mı çekecek?

Hiç aynaya baktın mı? Otuz yaşındasın, suratın perişan olmuş bir sokak köpeği gibi…

Elif, odasının kapısını azıcık araladı.

Baba, ne olur… Diğer tarafta birden ağlamak kesildi. Eşyalarımı merdiven boşluğuna koydu. Gidecek yerim yok.

Hava da yağmurlu, soğuk… Bir kaç gün size gelsem? Biraz uyusam yeter…

Annesi atılıp telefonu almak istedi ama Murat hızla döndü.

Hayır, bu eve adım atamazsın! diye kestirip attı. Daha önce konuştuk. Geçen sefer yazlıktayken televizyonu bozdurmuştun ya, işte o günden beri bu evin kapısı sana kapalı!

Anne! Ne olur, annem, konuş babamla! diye bağırdı Seher telefondan.

Zarife elleriyle yüzünü kapattı, omuzlarından titremeye başladı.

Seher, nasıl böyle oldu… dedi sadece, kocasına bakmadan. Seni doktorlara da götürdük. Söz vermiştin. Son tedavinin üç yıl idare edeceğini söylemişlerdi.

Bir ay bile dayanamadın.

O sizin tedavileriniz boş iş! Seherin sesi birden hırçınlaştı. Sadece para söğüşlüyorlar. Benim içim yanıyor, nefes alamıyorum! Siz hâlâ televizyon diyorsunuz… Onu mu daha çok seviyorsunuz?

İstersem yenisini alırım!

Neyle alacaksın? Murat duvara boş bakışlarla dikildi. Neyle, eline üç kuruş geçtiği anda harcıyorsun! Yine o arkadaşlarından mi borç aldın? Yoksa bu sefer de… neydi adı… ondan mı bir şeyler yürüttün?

Sizi ilgilendirmez! diye bağırdı Seher. Baba, gidecek yerim yok! Beni sokağa mı atmak istiyorsunuz?

Belediyenin kadın sığınma evine git. Nereye gidersen git babasının sesi buz gibi ve kararlıydı. Bu eve gelemezsin. Eğer apartmana gelirsen kilitleri değiştiririm.

Elif yatağında bacaklarını karnına çekmişti.

Normalde bu kadar büyük bir kavga sonrası hınç hep ona da sıçradığı olurdu.

Sen ne yapıyorsun bakayım? Yine telefon mu elinde? Ablan gibi olacaksın iyice, hiçbir işe yaramaz biri çıkacaksın son üç yılda en çok duyduğu laf bunlardı.

Ama bu sefer ona kimse ses etmedi.

Ne laf, ne bakış. Babası telefonu kapattı, montunu çıkardı. Anneyle baba mutfağa gitti.

Elif sessizce koridora çıktı.

Yapma Murat, annesi sızlandı. Kızımız perişan olacak. O böyleyken kendine hâkim olamıyor ki…

Ben mi ona sahip çıkacağım? Babası çaydanlığı öfkeyle ocağa koydu. Elli beş yaşındayım, Zarife. Eve huzurla gelip koltuğa oturmak istiyorum.

Cüzdanımı yastığın altına saklamak istemiyorum! Mahalledekilerin Kızınızı gene bizim apartmanda birileriyle gördük dedikodularını duymak istemiyorum!

O bizim kızımız, dedi annesi kısık sesle.

Yirmi yaşına kadar kızım oldu. Şimdi ise kanımızı emen bir yaratık. Seher alkolik olmuş, Zarife. Tedavi olmaz, istemedikten sonra. O da istemiyor. Bu hayatı böyle sürdürmek hoşuna gidiyor belli ki. Uyanıyor içkiyi buluyor, kafayı çekiyor, dünya umurunda olmuyor!

Telefon yine çaldı.

Bir anlık sessizlik, sonra Murat cevapladı.

Dinliyorum.

Baba… yine Seher arıyordu. Otogardayım, burada polis var, yakalayacaklar beni eğer burada kalırsam.

Ne olur…

Beni iyi dinle babası araya girdi. Eve gelemezsin. Bu kadar.

O zaman canıma mı kıyayım yani? Seherin sesi meydan okuyordu. İstediğiniz bu mu? Morgdan aramalarını mı bekliyorsunuz?

Elif yerinde dondu kaldı. Seherin en büyük kozu buydu. Eskiden işe de yarardı. Annesi ağlar, babası kalbini tutar, sonra para verirler, ablası birkaç gün evde kalır, yesin içsin diye uğraşırlardı.

Ama bu sefer babası tuzağa düşmedi.

Korkutmadan olmaz, dedi. Kendini fazla seviyorsun, bu yüzden yapmazsın. Şöyle yapalım.

Nasıl? Seherin sesi umutlandı bir an.

Sana bir oda bulacağım. En ucuzundan. İlk ay kirasını ödeyeceğim, biraz da yiyecek parası bırakacağım. Hepsi bu. Sonra kendi başınasın. İş bulursan, hayatına çekidüzen verirsen yaşarsın. Yok, yine aynı şekilde devam edersen bir ay sonra sokaktasın, umurumda olmam.

Oda mı?! Ev değil yani? Baba, yapamam yalnız, çok korkuyorum.

Oradaki insanlar… kötü olabilir. Eşyam bile yok, o adam hepsini aldı!

Annen çarşaf-pike, havlu ne varsa bir çantaya koyar, apartman görevlisine bırakırız. Oradan alırsın. Eve çıkmak yok, söyledim bak.

Canavar oldunuz iyice! gene başladı bağırmaya Seher. Kendi kızınızı rezil rüsva çıkardınız, köşeye attınız.

Kendiniz kocaman evde oturuyorsunuz, ben köşe bucak saklanacağım!

Anne dayanamayarak telefonu kaptı.

Kapa çeneni Seher! diye öyle bir bağırdı ki, Elif yerinde irkildi. Baban doğru söylüyor!

Bu son şansın. Ya oda, ya sokak. Kararını şimdi ver, yoksa oda da yok yarın!

Karşı tarafta bir süre sessizlik oldu.

Tamam, dedi sonunda Seher. Adresi mesaj atın. Bir de biraz para… kartıma yatırın, açım.

Para yok diye kesti Murat. Yiyecek alır, çantaya koyarız. Parayı yine içkiye yatıracağını biliyorum.

Çağrıyı kapattı.

Elif artık zamanıdır diyerek, mutfağa korkak adımlarla girdi, su içiyormuş gibi davrandı.

Bir öfke seliyle karşılaşacak diye bekledi.

Babası bakıp tişörtünü beğenmeyecek, ne biçim giyinmişsin diyecek sanıyordu.

Annesi de Şu halini görmüyor musun, evde yaşananlardan haberin bile yok diyecekti.

Ama başlarını bile kaldırmadılar.

Elif, dedi annesi yumuşakça.

Efendim, anne?

Dolabın üst rafında eski çarşaf nevresimler var, onları alıp, depoda mavi çanta var ya, ona yerleştir.

Tamam anne…

Elif hemen söyleneni yaptı.

Çantayı buldu, içindeki eski ıvır zıvırı boşalttı bir kenara.

Kafasında bin fikir; Seher nasıl tek başına kalacak ki? Makarnayı bile pişirmesini bilmez, bir de alışkanlığı… Elif emindi ablasının iki gün içki içmeden dayanamayacağına.

Çamaşırları toplayıp getirdi.

Havluları unutma! diye seslendi babası mutfaktan.

Koydum bile, diyerek yanıtladı Elif.

Babasının koridordaki ayakkabısını giyip çıktığını gördü. Sanırım, o kondu dediği odayı aramaya gidiyordu.

Elif mutfağa geçti. Annesi bomboş bir bakışla aynı yerde oturuyor, önüne bakıyordu.

Anne, istiyorsan bir ilaç vereyim, diye yaklaştı fısıltıyla.

Annesi gözlerini onun üstüne kaldırdı.

Bilir misin Elif… dedi garip donuk bir sesle. Bir zamanlar kardeşin küçücüktü, büyüyünce bana destek olur sanırdım. Her şeyi konuşuruz derdim.

Şimdi ise tek derdim, gideceği odanın adresini unutmasın, oraya kadar varabilsin…

Gider, anne, sandalyeye oturdu Elif. O her zaman bir yol bulur.

Bu sefer bulamaz, annesi başını salladı. Gözleri değişti. Boş, bomboş sanki içinde hiçbir şey kalmamış.

Sadece o zehirle can bulabilen bir kabuk. Senin de ondan korktuğunu biliyorum…

Elif sustu. Anne babası hiç anlamıyor sanırdı onun ne kadar tedirgin olduğunu, her şeylerini kurtarmakla meşgullerdi.

Size ben önemsizim sanıyordum, dedi fısıldayarak.

Annesi elini uzatıp, Elifin saçlarını okşadı.

Umursamamazlık olur mu hiç? Sadece gücümüz bitti. Uçakta önce kendi maskeni takarsın, sonra çocuğa. Biz on yıl boyunca önce ona maske taktık. On yıl Elif!

Tarifeli tedaviler, hocalar, en pahalı kliniklere…

Sonunda biz de tükendik.

Koridordan kapı zili çaldı, Elif irkildi.

O mu? dedi korkuyla.

Yok kızım, babanda anahtar var. Muhtemelen alışveriş kuryesi, baban marketten sipariş etti.

Elif kapıya koştu. Kurye iki ağır poşet bıraktı.

Mutfakta poşetleri açmaya başladı. Pirinç, konserve, yağ, çay, şeker… Gereksiz hiçbir şey yok.

Ablam bunları yemez ki, dedi Elif, bir paket bulguru kenara ayırırken. Hazır yiyecek ister hep.

Yaşamak isterse pişirir artık, annesinin sesi kararlıydı bir an. Yeter, hep şımarttık, bu sevgiyle kendi elimizle mezara hazırlıyoruz onu.

Bir saat sonra Murat baba eve döndü; sanki üç vardiya çalışmış gibiydi.

Buldum, dedi kısa bir şekilde. Anahtarı bende. Ev sahibi yaşlı bir kadın, eski öğretmen. Bir kusur olursa hemen yollarım dedi. Ben de, Yollayın hemen, dedim.

Murat… dedi annesi sıkıntıyla.

Zarife, gerçekleri saklamazsın. Hak eden, hak ettiğini bilmeli.

Çantayı, erzakları aldı. Hepsini apartman görevlisine bırakacağım. Ona da nereye bırakacağımızı bildiririm.

Elif, çıkınca kapıları kilitle, ev telefonunu çalarsa açma.

Baba çıktı, annesi mutfağa kapandı, sessizce ağlamaya başladı.

Elifin içi cız etti. Nasıl olurdu bu? Ne kendisi yaşayabiliyor, ne de ailesine huzur bırakıyor…

***
Beklenen olmadı. Bir hafta geçmeden ev sahibi Murat’ı arayıp, Seheri evi basan polisle birlikte dışarı attıklarını söyledi. Kız üç adamı eve toplamış, sabaha kadar alem yapmış.

Ama anne babası yine de kıyamadı, Seheri alıp onu rehabilitasyon merkezine götürdüler.

Kapalı tip, sıkı güvenlikli bir yer; burada bir yılda tedavi edeceklerini vaat ettiler.

Kim bilir, belki de bir mucize olur…

Rate article
Lifequest
Kapıyı Kızına Açmayan Aile: “Korkuyorum Nika, O Kapı Ona Artık Kapalı” – Bir Türk Ailesinin Bağımlılıkla Mücadele ve Umut Hikayesi