Yaşlı Bir Kadının Arabasını Ücretsiz Tamir Ettiği İçin Kovulan Genç Usta, Günler Sonra Onun Kim Olduğunu Öğrendi: O Kadın, Hayatını Değiştirecek Kişiydi…

Bir gün, rüya gibi bir Anadolu kasabasında, sarı sıcak altında demir tozuyla kaplanmış bir oto tamirhanesi uğuldarken, Ali, genç ve iyi yürekli bir tamirci, elleri yağ, omuzları dertle yüklü, durmadan çalışıyordu. Elindeki üç beş lira, hasta annesinin ilaçlarına zor yetiyordu ama kalbi o kadar genişti ki, kasabada herkes ona güvenirdi. O sabah, yaşlı bir kadın omuzları kambur ama bakışları incelikle parlayan Makbule Teyze külüstür bir Şahinle, ayaklarını neredeyse sürüyerek tamirciye girdi.

Günaydın yavrum, dedi kısık ve titrek bir sesle. Araba acayip sesler çıkarıyor, vallahi ne yapacağımı şaşırdım. Ali tebessümle karşılık verdi: Hiç merak etmeyin Makbule Teyze, hele ben bir bakayım, hiiiç büyütülecek bir şey değildir. Motor kaputunu kaldırırken, Makbule Teyze onu izliyordu. Alinin elleri becerikliydi, halleri ve sabrı ona kendi oğlunu anımsattı. Laf arasında, kadın Aliye bahçeli, eski bir evde tek başına yaşadığını, her şeyini kendi başına yaptığını anlattı.

Ali, sesi titreyerek hastalıklı annesini bakıp büyüttüğünü, daha iyi bir hayat hayaliyle yaşadığını söyledi. Siz bana annemi anımsatıyorsunuz, dedi Ali, bonkör bir gülümsemeyle. Onun gibi yaşlı birini görünce, içimden mutlaka yardım etmek geliyor. Makbule Teyzenin gözleri ışıdı, içinden büyüyen bir sıcaklık yükseldi. Karşısındaki delikanlının asaletine hayran kaldı.

Tam Ali işi bitirdiğinde, Makbule Teyze çantasında telaşla arandı. Eyvah evladım, cüzdanımı evde unutmuşum, dedi mahcup bir tonda. Ali arabaya, sonra ona baktı; Sorun değil, Makbule Teyze. Borçlu falan değilsiniz, yeter ki dikkatli sürün. Ama yavrum, bak patron diye fısıldadı kadın. Ali başını salladı, gözlerinde buruk bir tebessüm vardı: Hiç önemi yok, insanlık parayla ölçülmez.

O anda, tamirciyi basan sert bir ses sanki rüyadaki gök gürültüsü gibiydi. Ne dedin Ali? diye kükredi Hüsamettin Usta, gri saçlı, sevimsiz atarıyla kasabanın meşhuru. Tamire bedava mı yaptın? Ali bir şey anlatmaya kalmadan Hüsamettin Usta, öfkeden kudurdu: Bak böyle yaparsan fakir olursun! Burası dilencilerin yeri değil! Makbule Teyze iki damla yaşla, Alinin yerin dibine geçirilmesine seyirci kalmıştı. Ali de başı önde, sessizce eldivenlerini masanın üstüne bıraktı. Teşekkür ederim hakkınızı helal edin, dedi ağlamaklı bir sesle, annemin ilaçları biraz daha bekleyecek demek ki.

Kadıncağız ona sarıldı. Sonra rüyanın sisiyle karışan bir sessizlik çöktü. Hüsamettin Usta, Makbule Teyzeye de huysuzca çıkıştı: Bir daha parasız gelmeyin, burası yardım vakfı değil! Makbule Teyze ses etmedi. Yavaşça ayrılırken içinde bir karar olgunlaşmıştı. O gece Ali eve vardı; annesi her zamanki gibi güçsüz, sorularına cevap vermedi, başını okşayarak. Gökyüzü yağmura kesmişti. Oysa Alinin bilmediği, Makbule Teyzenin göründüğünden daha fazlasına sahip olduğu ve kaderin iplerini örmeye başladığıydı.

Sabah Ali, rüyadaymışçasına, suçlu ve utançla iş aradı. Her yerden eli boş döndü. Yağmur camlarda ince ince ağlarken, annesi ona, Sakın pes etme oğlum, iyi kalpli insanlar eninde sonunda karşılığını bulur, dedi. Ali gülümsedi. İşte o anda Makbule Teyze, yani gerçek adıyla Makbule Güneri, İstanbuldan emekli bir iş kadını, gecenin karanlığında Aliyi düşünüyordu. Nasıl olur da karşılıksız iyiliğe rast gelmişti?

Üç gün sonra Ali, telefonun ucunda melodik, sıcak bir sesle yeni bir iş görüşmesine çağrıldı. Başta tereddüt ettiyse de gitti. Kapısında isminin yazılı olduğu yepyeni bir otosanayi dükkanı gördü: Alinin Oto Atölyesi. Şaşkınca resepsiyona yaklaştı. Oysa içeriden Makbule Teyze, elinde baston, gözlerinde aynı sıcak bakışıyla çıktı: Yanlışlık yok yavrum. Burası senin.

Ali anlam veremedi, Benim mi? Benim bırak yol param, doğru dürüst pantolonum yok. Makbule Teyze ellerini ona uzattı: Sen bana oğlumu hatırlattın. Yıllar önce kaybettim, onsuz hep eksik kaldım. Senin iyiliğini sınadım ve gerçek olduğuna inanıyorum. Sana bir şans vermek istedim. Ali gözyaşıyla sarıldı ona. Bunu asla unutmayacağım. Makbule Teyze, Yalnızca ruhunu bozanlar yüzünden güzel kalbinden vazgeçme, dedi gülümseyerek.

Kasabanın her köşesine bu haber bir düş rüzgarı gibi yayıldı. Hüsamettin Usta da duydu, atölyeye inanamayan gözlerle geldi. Bir baktı ki, Alinin dükkanı tıklım tıklım, yeni makineler parlıyor, gençler Alinin etrafında güvenle çalışıyor. Yolun açıkmış, Ali, dedi, biraz da ezik bir tavırla. Ali gözleriyle, Yaşam bana hak ettiğimi verdi, senin kibirle aldığını geri verdi sadece, dedi. Makbule Teyze ise, Ben paraya değil, insana yatırım yaparım. Siz en iyinizi kaybettiniz, dedi.

Bundan böyle, Alinin yeri kasabada umudun adresi oldu. İşe yeni başlayan gençleri aldı içeri, kimseye tecrübesiz diye kapı göstermedi. Dükkan büyüdü, zenginleşti, ama her akşam Makbule Teyzeye çiçekle ya da kahveyle gitti. Kadıncağız artık yalnız değildi; Alide öz oğlu gibi huzur buldu, Ali de Makbule Teyzeyle annesini mutlu görmenin sevincini yaşadı. Bir yıl sonra Makbule Teyze hastalandı, ona Ali büyük bir sadakatle baktı. Kadıncağızın son nefesinde, Biliyordum senin büyük bir şey başaracağını, oğlum, dedi, gülerek.

Ali hıçkırarak: Hepsi senin inancın sayesinde, dedi. Makbule Teyze huzurla gözlerini kapadı. Onun ardından Ali, atölyesinde dev bir pirinç tabela astı: Bu işyeri, bana iyiliğin asla pişmanlık getirmeyeceğini öğreten Makbule Güneriye ithaf edilmiştir. Her gelen müşteri o tabelayı okur, Kim bu kadın? diye sorardı. Ali ise her seferinde sır dolu bir gülüşle, Hayatta ikinci bir şansa inanmamı sağlayan insan, derdi.

Ve böylece, bir zamanlar aşağılanan genç bir tamirci, minnet ve iyiliğin üstüne kendi rüyasını kurdu; çünkü kalpten gelen iyilik, yolu bulur ve ummadığın anda dönüp gelir. Hayatta kimin maskeyle gezdiğini asla bilemezsin. Görünüşe kanmak kolay, saygı ve insanlık ise her koşulda kaybedilmemelidir.

Rate article
Lifequest
Yaşlı Bir Kadının Arabasını Ücretsiz Tamir Ettiği İçin Kovulan Genç Usta, Günler Sonra Onun Kim Olduğunu Öğrendi: O Kadın, Hayatını Değiştirecek Kişiydi…