Yeni Yılın Sessizliği: Bir Kış Gecesinde Kadıköy’de Kırılan Yalnızlık, Bir Komşunun Sürpriz Hediyesi ve Hayatın Cam Küresiyle Yeniden Başlayan Umut

Yeni Yıl Sessizliği

Kasım ayı İstanbulda her zamanki gibi gri, yağmurlu ve hüzün doluydu. Günler bitmek tükenmek bilmeyen bir rutinde akıp gidiyordu, hiçbir şey umut vaat etmiyor, insanı yormaktan başka bir işe yaramıyordu. Aralıkın geldiğini ancak marketlerin ve alışveriş merkezlerinin vitrinlerinde göz alan, hırsla yapılan mandalin, kaviar ve şampanya reklamlarından fark ettim.

Şehir yeni yıl telaşıyla yanıyordu; mağaza vitrinleri rengarenk ışıklarla süslenmişti. İnsanlar ellerinde poşetlerle, hediyelerle koşturuyor, sanki engelli koşuya katılmış gibiydiler. Herkes bir yerlere yetişme derdinde, her birinin kafasında bir sürü plan, aceleci bir telaş vardı.

Ben ise hiçbir şey beklemiyor, hiçbir yere yetişmeye çalışmıyordum. Sadece bu günlerin geçip gitmesini istiyordum.

Kırk yaşındayım artık. Üç ay önce sonlanan bir boşanma sonrası kendimi canlı bir yara gibi değil, tuhaf ve uyuşmuş bir boşlukta buldum. Çocuğumuz yoktu, bu yüzden ne anlaşma ne karmaşık kararlar gerektiren bir durum yaşanmadı. Sadece yıllar boyunca yan yana yürünen iki yol, nihayet ayrılıp iki ayrı yöne sapmıştı.

Mutlu yıllar! diye bağırdı iş arkadaşlarım, göz kırparak, neşeli bir şekilde.

Ben ise yüzümde zar zor bir tebessümle karşılık verdim; içimde zerre bir neşe yoktu. Kendime sabahtan akşama aynı cümleyi tekrar edip duruyordum: Bir şey değişmiyor. Sadece Aralıkın yerini Ocak alıyor. Çarşambadan Perşembeye geçiş gibi. Kutlamaya gerek yok.

Yeni yıl gecesi için planım son derece basitti: Güzelce duş almak, eski pijamalarımı giymek, bir kupa ıhlamur yapmak ve gecenin ilerleyen saatlerinde, tıpkı her zamanki bir günde olduğu gibi saat onda uykuya dalmak.

Ne Rus salatası, ne Bir Yılbaşı Hikayesi, ne de buzdolabında bir sonraki yıla kadar kalacak bir şişe köpüklü içki.

***

Nihayet o akşam geldi çattı.

Hava, sanki sokaklardaki coşkuyla alay edercesine, yeni yıl arifesine hiç yakışmayacak bir ince yağmurla kasvetli bir soğuk sundu. Gökyüzü gri ve ağırdı, İstanbulun caddelerine soluk ve neşesiz bir hava hakimdi. Tam sığınacak, inzivaya çekilecek hava!

Saat dokuz buçuktu, ve ben sıcak battaniyemin altında yatağa uzanmıştım bile, söz verdiğim gibi. Yan komşudan, duvarın ardında hafif bir müzik sesi geliyordu. Gözlerimi kapattım, uyumaya çalıştım.

Fakat birden öyle bir ses yankılandı ki, görmezden gelmek imkânsızdı.

Birisi kapıya öyle bir vuruyordu ki, sanki hayat memat meselesiymiş gibi. Vurma sesi, tokmakla değil, yumrukla; öylesine kararlıydı. Sinirle mırıldanarak yataktan kalktım ve saate baktım:

23.45

Ayağa kalktım ama kapıya gitmedim. Kesin birisi yanlışlıkla daireyi veya katı karıştırdı, vuracak ve gidecekti. Merakıma yenik düşüp pencereye yöneldim, kim veya ne olduğunu görmek için dışarıya baktım ve gözlerime inanamadım.

Dışarısı bembeyaz olmuştu: Ne yağmur vardı, ne gri asfalt, ne ıslak kar. Sokak lambalarının altında çocukluğumun kocaman, yavaşça süzülen bembeyaz kar taneleri dans ediyor, her yeri bir pamuk yorgan gibi örtüyordu.

Şehir birkaç saatte masala dönmüştü.

***

Kapı tekrar vuruldu, bu sefer daha yumuşak, ama kararlı bir şekilde.

Hem karın hem de yaşadığım anın büyüsüne kapılmış olarak kapıya yürüdüm. Kim olabileceğini bile düşünmeden, tamamen anın içinde kendimi bulmuş halde, anahtarı döndürüp kapıyı açtım.

Ve kapının önünde…

***

Karşı komşum Arif duruyordu.

Arif Bey, ellilerini geçmiş, sürekli dağınık beyaz saçlı, gözlerinde yaramaz bir ışıltı taşıyan, gülümserken dünyaya akıl dağıtan bir adam. Üzerinde eski bir kadife ceket, üzerinde gelişigüzel bir atkı vardı.

Bir elinde kahverengi deri eski bir valiz, diğer elinde ise tepeye kadar dolu cam bir kavanoz tutuyordu. Kavanozda iştah açıcı, kırmızı bir içeceğin göz kırptığını gördüm.

Kusura bakmayın, rahatsız ediyorum, dedi boğuk sesle, Ben yanlışlıkla duydum, yani Galiba burada yeni yıl sessizliği var. En nadir sessizlik bu, o yüzden dikkatimi çekti.

Ağzımdan tek kelime çıkmadı, bir ona baktım, bir dışarıda lambanın altında dans eden kara.

Arif Bey, yani Size nasıl yardımcı olabilirim? dedim sonunda, iyice şaşkına dönmüş biri gibi hissettim kendimi.

Size bir hediye getirdim, dedi, elindeki kavanozu uzattı. Kızılcık şerbeti. Rahmetli eşim, ne zaman moralim bozuluverse, bunun iyi geldiğini söylerdi. Ve ayrıca dedi, valizi kaldırarak size bir şey göstermek istiyorum. Sadece on beş dakika izin verir misiniz? Fazlası değil. Sadece yeni yılın başlamasına kadar.

Kapıda öylece kalakaldım. Bütün o hiçbir şey önemli değil zırhım bir anda çatladı. Önce bu inanılmaz kar, şimdi Arif Beyin tuhaf hediyesi ve valizi. Merakım, yıllardır pragmatizm ve hayal kırıklığı altında gömdüğüm o gizli duygum, yeniden uyandı.

Buyurun, dedim kararsızca, kapıdan çekilip içeri davet ettim.

Arif Bey, ayakkabılarındaki karları silkerek içeri girdi. Üstünü başını çıkarmadan, valizini salonun ortasındaki halının üstüne koydu. Evde hafif bir yarı karanlık vardı; tek ışık sokak lambasından geliyordu.

Pek sade bir tarzınız var, dedi, sesi tarafsızdı. Ne acıma vardı, ne yargı.

Kutlama yapmaya niyetim yoktu, dedim kısa bir cevapla.

Anlıyorum, dedi başını sallayarak. Hayatınızda böyle büyük değişikliklerden sonra, insan için kutlama bir hakaret gibi geliyor. Herkes ortada sebepsizce coşarken, siz yapamıyor, istemiyor oluyorsunuz. Ve bir şeylerin sende eksik olduğuna inanıyorsun.

Sözlerinin doğruluğu karşısında şaşkına döndüm, hiç bu kadar yerinde ve açık duyduğum olmamıştı. Daha önce aramızda böyle özel bir konuşmamız olmamıştı, sadece havadan sudan muhabbet eder, bazen posta ya da hava durumu hakkında iki laf ederdik.

Gerçekten mi?

Yaşlandım Aysun. Çok insan gördüm, çok gri Aralıklar yaşadım. Net biliyorum: Kış bir son değildir. Toprak dinlenir, güç toplar. İnsan da bazen durmalı, dinlenmeli. Ama uyuyup gitmek için değil.

Valizin kilitlerini açınca kadife astarın üstünde sıra sıra cam küreler gördüm, her biri birbirinden farklı: Biri mavi, üstünde gümüş sim tozu ile samanyolu şeklinde. Diğeri parlak kırmızı, içine altın yaldızla özenle işlenmiş bir gül yerleştirilmiş. Bir diğeri şeffaf; belli bir açıdan bakarsan içinde minik bir gökkuşağı beliriyor.

Bunlar nedir? diye fısıldadım yaklaşarak.

Koleksiyonum, dedi gururla Arif Bey. Pul ya da para değil, ben anı biriktiriyorum. Her bir küre, hayatımdan mutlu bir anı. Mesela bak, mavi olanı dikkatle aldı, Eşimle ilk kez Uludağa çıktığımız gün. Gece yıldızlara bakıp birbirimize hep birlikte olacağımıza söz vermiştik. Sözümüzü tuttuk. Şu kırmızı olan, dedi bir başkasını göstererek Eşim bana ilk yıl dönümümüzde hediye etmişti. Sevgi, solmayan bir güldür demişti.

O cam dünyalara bakarken, kalbimdeki o buz kitlesi yavaşça çözüldü. Sadece süs değil, anlamı olan, sıcak ve sevgi dolu bir hayatı gördüm.

Neden bana gösteriyorsunuz?

Çünkü sizde bir boşluk var, dedi gayet açık bir sesle Arif Bey. Ve bilin isterim: Boşluk bir son değildir. Boşluk, yeni bir şey koymaya hazır bir yer. Şimdi bakın.

Ceketin cebinden sade, şeffaf, süsü olmayan bir küre çıkardı.

Bu küre sizin, dedi, bana uzatarak. Bugünün simgesi; kapınızı açtığınız gecenin, ilk karın, sessizlikte bile biraz umut olabileceğinin simgesi.

Küreyi bölük pörçük ellerimle aldım. Serin ve pürüzsüzdü.

O esnada dışarıdan yeni yılın kabadayı saat sesi ve Mutlu Yıllar! çığlıkları duyuldu.

Gözümü Arif Beye çevirdim; bakışlarında dans eden ışıltı, bu kez sadece neşeli değil, aynı zamanda bilgeydi.

Teşekkür ederim, dedim usulca. Aylar sonra ilk defa, gerçek bir tebessüm yüzüme yerleşti.

Lafı olur mu, dedi gülümseyerek. Artık bir başlangıcınız var. Gerisi O küreye hangi anıyı koyacağınızı siz seçersiniz. Belki yarın sabah içeceğiniz bir Türk kahvesi olur, belki bitireceğiniz bir kitap. Belki daha fazlası. Kim bilir? Yılbaşı yeni başladı.

Valizini kapatıp iyi geceler dileyerek ayrıldı, beni yeni yıl sessizliğiyle baş başa bıraktı.

Ama bu bambaşka bir sessizlikti. Hüzün ve boşluk dolu değil, bir nebze sevinç ve umut taşıyan bir sessizlik.

Aysun pencereye yaklaşıp elinde şeffaf küreyle dışarıya baktı. Kar hâlâ yağıyor, eski izleri silip dünyayı bembeyaz örtüyle kaplıyordu. Ve uzun zaman sonra ilk kez, geçmişi bırakıp geleceği düşündüm

Ve işte bu, gerçek bir yeni yıl mucizesiydi.

Rate article
Lifequest
Yeni Yılın Sessizliği: Bir Kış Gecesinde Kadıköy’de Kırılan Yalnızlık, Bir Komşunun Sürpriz Hediyesi ve Hayatın Cam Küresiyle Yeniden Başlayan Umut