İstemedi ama yaptı
Sigara içmeyi hiç bilmeyen Zeynep, buna rağmen sinirlerini yatıştırdığına inanıyordu. Ankaraya yakın, küçük bir kasabadaki evinin bahçesinde durmuş, sokakta yürüyen komşuları izliyordu. İçinde karanlık, kasvetli düşünceler vardı; son zamanlarda hayatı büyük dertlerle dolmuştu.
Zeynep, vefat eden anneannesinin evinde tek başına yaşıyordu. Anne ve babası yedi kilometre uzaktaki köydeydi. Kendi hayatını kurmak, bağımsız olmak istemişti, yaşını başını almıştı, artık yirmi üç yaşına gelmişti. Kasabanın PTTsinde çalışıyordu.
Zeynep, sigarasını yarıda bıraktı, söndürüp attı:
Aslında sigaradan hiç hoşlanmıyorum. Her daim bir tutam sigara yakıp duran Aysel önermişti, Sinirleri alır, rahatlatır demişti, ama sanmam diye düşündü içinden.
Tam o sırada evinin önünden yeni atanmış mahalle bekçisi Kemal, arabasıyla geçti. Komşularından bu atanmayı duymuştu. Kemalin arabasını gözleriyle uğurladı ve eve girdi. Hava kararmaya başlıyordu, oysa Zeynepin bu gece tehlikeli bir işi vardı
Dün postanede pek kimse olmasa da zaman zaman kasabalı uğramıştı.
Yarın burada mahşer olur, dedi Nazmiye Hanım, bugün emeklilik öncesi biraz sakinlik var.
Nazmiye Hanım gençliğinden beri PTT’de görevli, kimi zaman kasabalılar onun çalıştığı yılların sayısını bile hatırlamaz. O ise gururla anlatır:
Otuz yıldır burada çalışıyorum, herkes beni tanır, başka yerde çalışsam aklım kalır.
Aman Nazmiye Abla, gülümseyerek karşılık verdi genç Aysel, annem diyor ki, Sen olmasan postane durmaz. Her şey senin üstünde dönüyor.
O kadarda değil canım boşuna kutsal gösteriyorsunuz, yerim mutlaka doldurulur. Emekliliğe az kaldı, yerime biri gelir
Selam, dedi içeriye giren Sevim, kırklı yaşlarında, biraz kilolu bir kadın. Of, bugün hava ne kadar sıcak! Ben aslında komşum için geldim yaşlı Zehra abla, dergi aboneliği yenilemek istiyor. Okumakla vakit geçiriyor. Biz de yarın sabah erken denizlere, taa Antalyaya gideceğiz. Bu yüzden rica etti, yoksa aboneliği bitecek, dergisiz kalacak, kıyamam. Yaşlı diye çok okuyor vaktin hızlı geçtiğini söylüyor.
Sevim, hiç korkmuyor musun öyle uzaklara, hem de uçakla gidiyorsun, dedi Nazmiye Hanım. “Antalya güzeldir, güneşte iyice ısınırsınız,” dedi, sanki yakın zamanda kendisi gitmiş gibi bir havada.
Yok canım, korkmam. Hemen ilk gün fotoğrafları sosyal medyada paylaşacağım; yeni mayomu aldım, bakarsınız artık, dedi Sevim ve çıktı.
Vay be, ne kadar para lazım böyle ailecek Antalya tatiline gitmek için, göz devirdi Aysel.
E paraları var, kocası Erkan çiftçi, dedi Nazmiye Hanım, kesin bir ifadeyle.
Sessizce orada oturan Zeynep ise, bilgisayar ekranından gözünü ayırmadan olan biteni dinliyor, gözlemliyordu. Kafası karmakarışıktı
Bir süre sonra postaneye mahalle bekçisi Kemal girdi, neşeyle selam verdi:
Merhaba, bana bir ihbarname gelmesi lazım, bakabilir misiniz, dedi ve o anda bakışları Zeynepe takıldı.
Sizin burada ne güzel hanımlar çalışıyor, ama şu, neden bu kadar üzgün?
Nazmiye Hanım Kemal’in bakışını fark etti.
Ah, Zeynep. Geçenlerde nişanlısını toprağa verdi.
Anladım, dedi Kemal. Henüz Zeynepin adına bir şey gelmemiş, dedi Aysel.
Üç hafta önce Zeynepin nişanlısı Mert, öldürülmüş olarak şehirde, boş bir arazide bulundu. Gizliden gizliye kaçak oyun oynardı, Zeynepin bundan haberi yoktu. Polis kimseyi bulamadı fakat bir gece kentten iki genç adam Zeynepin kapısını çaldı. Zeynep, Merti daha önce bu adamlarla görmüştü.
Senin nişanlın bize yüklü miktar borç yaptı.
Ama o öldü, dedi Zeynep, korkuyla.
Borç ölmez, ödeyeceksin, dedi biri, adı Selimdi. “Altmış bin lira borç,” dedi.
Bu kadar parayı nereden bulayım?
Senin sorunun. Kasabada hali vakti yerinde olanlar var, düşün, dedi tehdit dolu bir sesle.
Kim zengin bilmiyorum ki…
Yalan söyleme, postanede çalışıyorsun, herkesi biliyorsundur, diye kestirip attı Selim. “Parayı istiyoruz. İki hafta sonra tekrar geliriz polise gidersen sonun olur. Bak sana maymuncuk verdim, her kilidi açarsın!”
Adamlar çıktıktan sonra hemen kapıyı kilitledi. Tansiyonu fırlamıştı, evde ölüm sessizliği, dışarıda karanlık. Bir gün geçti, o gece Zeynep, kasabadan tatile giden Sevimin evine girmeye karar verdi. Köpeği yoktu, sadece kapı kapalıydı, ama Zeynep çit üzerinden atladı.
Eve nasıl gireceğini bilmese de Selimin verdiği maymuncukla kapıyı açmayı başardı. Kalbi deli gibi atıyordu; kanun dışına çıkmıştı, böylece suçlu olmuştu, tıpkı onu tehdit edenler gibi.
Odada ışık vardı, sokak lambasından süzülen bir huzmeyle altın gibi parlıyordu.
Allahım, ben ne yapıyorum? dedi içinden. “Yaşamak istiyorum, ama bu ne biçim iş, Mert sen ne yaptın? Mezarında rahat uyuyorsun ama ben senin yerine günah işliyorum.”
Zeynep polise gidip gitmemekte korkuyordu; o zalim Selim her yerde onu bulurdu Sadece on beş bin lira bulabildi, komodinin çekmecesinde Sevimin altın yüzüğü ve bilezik. Masadaki dizüstü bilgisayarı da çantasına koydu.
Yine sessizce evden çıktı, çantayı omzuna atarak etrafı kolaçan etti. Pencereler karanlıktı, arada bir köpek havladı. Kimseleri görmedi, onu gören yoktu. Titriyordu, korkudan kendinden geçmişti.
Evde çantayı anneannesinin sandığına, eskimiş eşyaların altına sakladı. O gece gözüne uyku girmedi. Sabah baş ağrısıyla postaneye gitti. Öğlen postaneden çıkıp hemen yakındaki lokantaya yöneldi.
Merhaba, dedi karşısına çıkan Kemal; Zeynep irkildi. Kemal gülümsüyordu, korkma, yolumuz aynı, ben de lokantaya gidiyorum.
Merhaba, dedi Zeynep, aklıyla savaşıyordu, Suçumu biliyor mu? diye düşünüyordu.
Evet, seni bekledim, dedi Kemal şakacı bir tavırla.
Göz göze gelince içi rahatladı, şaka yaptığını anlamıştı. O günden sonra beraber öğle yemeği yediler, bazen Kemal onu akşam işten çıkarınca karşılayıp eve kadar götürdü, sonra zamanla kalmaya da başladı.
Haber, kasabada çabucak yayıldı:
Zeynep, mahalle bekçisini kaptı, söylendi komşu Nurten. Benim kızım Gülben ona göz koymuştu ama Zeynep hemen davranmış
Olsun, zaten Kemalin de gözü Zeynepteydi, aşık oldu, dedi bir başkası.
Gerçekten karşılıklıydı aralarındaki his. Sevenler oluyordu, kimi ise Zeynepi eleştiriyordu.
Daha geçen ay nişanlısını gömdü, hemen başkasını buldu.
Ne yapsın ki, ömür boyu acı mı çeksin, diyerek korudular onu.
Ama Zeynepin içi hiç rahat değildi; parayı almaya gelecekleri gün yaklaşıyordu. Ya Kemal o sırada evdeyse? Suçunu itiraf etmek istiyordu, vakit azalıyordu. Sonunda dayanamadı, iki gün kala itiraf etti:
Kemal, sana bir şey söylemek istiyorum, dedi, Kemal gülümsedi.
Bil ki ben de seni çok seviyorum
Konu o değil
Kemal dikkatle ve ciddiyetle dinledi, gözleriyle inanamadı: Güzel, narin, sevdiği kadın böyle bir şey mi yapmıştı? Zeynepin korkutulduğunu, çaresiz bırakıldığını görünce hemen onu savundu.
Vay be, Zeynep. Bunun cezası var, ama nerede o eşyalar? Keşke bana hemen gelseydin
Zeynep çantayı çıkarıp Kemale verdi. O uzun uzun teselli etti, her şeyin düzeleceğine söz verdi. İki gün sonra gece kapı çaldı. Zeynep korku içinde açtı. Selim ve arkadaşı kapıdaydı, borcu istediler.
Parayı bulamadım, ama ben bir yolunu bulacağım, dedi Zeynep. Ne olur biraz daha süre verin.
Selim Zeynepin omzunu sıkıca kavradı.
Süreymiş! Ya para şimdi vereceksin, ya da dedi, tişörtünün yakasını çekerek yırttı. O anda Selimin arkadaşı yere düştü, ardından Selim de yere yığıldı. Kemal ve bir diğer polis ellerinde kelepçeyle ikisini de yakaladı.
Her şey bitti, dedi Kemal. Hak ettiklerini bulacaklar. Yarın gel karakola, görüşeceğiz.
Zeynepin ifadesini aldılar, o her şeyi dürüstçe anlattı. Sevim ailesiyle tatilden dönünce, eşyalar bir bir teslim edildi. Kemal, Zeynepin suçunu yaymamaları için ricada bulundu. Herkes, her şeyin Selim ve suç ortağının işi olduğunu sandı. Öyle ki, Mert’i de aslında onlar öldürmüştü. Aylarca cezaevinde kaldılar.
Kemal Zeynepe evlenme teklif etti; düğün yaptılar. Kemalin sevgisi tüm yaralarını sardı, günahlarını unutturdu. Şimdi birlikte kızları Elifi büyütüyorlar. Hayattan aldığım ders şu: Her hata insanı güçlendirir; önemli olan korkuya teslim olmadan doğru insanlardan yardım istemek. Başımızdaki dert ne olursa olsun, sevgi ve güven her kapıyı açıyor.




