Kayınvalide ve Akrabalar Eşimle Benim Yazlığıma İzinsiz Tatile Geldi, Ben de Onlara Kürek ve Tırmık Dağıttım!

Hadi artık, aç şu bahçe kapısını, misafirler kapıdayız! kayınvalidem Nezihe Hanımın gür ve buyurgan sesi, komşunun çim biçme makinesinin uğultusunu bile bastırıyordu. Boşuna mı geldik, güzel şeyler getirdik, neşemiz yerinde, ama siz kapıları kilitlemişsiniz, sanki sığınaktayız!

Zeynep, çilek yatağının ortasında, alnındaki teri elinin tersiyle silerken bir an donup kaldı. Toprak bulaşmış eldivenleri, yüzünde kara bir iz bırakıyordu ama o an umurunda değildi. Ağrılı belini doğrulttu, uzun demir bahçe kapısına doğru baktı.

Oysa bu ziyaret, asla planda yoktu.

Zeynep, göz ucuyla eşine baktı. Mehmet, elinde çekiçle ahırın önünde durmuş, ne yapacağını bilemeyen bir yüzle ona bakıyordu. Biraz mahcup, sessizce Ben çağırmadım, dedi dudaklarını kıpırdatarak.

Mehmedim! dışarıdan tekrar bağırıldı, bu sefer hafif alıngan bir tonla. Uyuyor musun sen orada? Anne geldi, ablan geldi, ama siz saklanıyorsunuz!

Zeynep derin bir nefes aldı, eldivenlerini çıkarıp kovaya attı. Planladığı ve bahçesine, toprağına ayıracağı mükemmel hafta sonu uçup gitmişti. Eşine bakarak Aç bakalım, ne yapalım, dercesine başını salladı.

Kapı açıldı, ve gümüş rengi SUV şölen alanına girer gibi avluya park etti. Arabadan ilk inen tabii ki Nezihe Hanımdı: iri yapılı, yüksek sesli, renkli desenli feracesi ve yerlere sarkan büyük hasır şapkasıyla. Hemen ardından Mehmetin ablası Figen, bembeyaz şort ve tişörtüyle, yeni yapılmış manikürünü sergileyerek indi arabadan. Onları en son Figenin eşi Hakan izliyordu, esneyerek ve güneşe gözlerini kısarak.

Bagaj açıldı; mangal kömürü poşetleri, bira kutuları, ve plastik kaplarda marine edilmiş etler ortaya çıkarıldı.

Vay sıcak da ne sıcak! Nezihe Hanım şapkasını yelpaze yaptı, kendini serinletmeye çalıştı. Neyin var Zeynep kızım, niye öyle toprak toprağa bulandın? Sürpriz yapalım dedik geldik. Aradım Mehmeti, cevap yok. Dedim ki, en iyisi gidelim, hava şahane, mangal yaparız, biraz güneşleniriz. Buralarda dere de vardı değil mi?

Zeynep, içindeki öfkeyi zor bastırıyordu. Bu bahçe ona babaannesinden miras kalmıştı ve onun huzurlu dünyasıydı. Mehmetle evlendiklerinde, bahçe harabe gibiydi; üç yıldır, elindeki tüm parayı ve emeği buraya dökmüştü. Mehmet, isteksiz de olsa yardım ediyordu ama ailesi, her şey çiçek açıp güzelleştikten sonra ancak üzüm yemeye, hamakta yayılmaya gelirlerdi.

Hoş geldiniz Nezihe Hanım, Zeynep, sesini olabildiğince nötr tuttu. Sürpriz hakikaten büyük oldu. Biz çalışıyorduk, haberiniz olsun.

Çalışmak öyle önemli mi ya! Hakan bira kasasını indirirken gülerek ekledi, Hafta sonu bunun için var. Eğlenelim, dinlenelim. Mehmet, hadi getir mangalı, şimdi keyif başlıyor!

Figen, alanı incelemeye başlamıştı bile.

Zeynep, şezlong nerede? Güneşlenmek istiyorum. Bir de, senin ahududu çıktı mı? Biraz yiyebilir miyim?

Daha olgunlaşmadı, dedi Zeynep kuru bir sesle. Şezlonglar da depoda, tozlu.

Olsun, Mehmet çıkarır siler, dedi Nezihe Hanım, verandaya yönelmişti bile. Hadi Zeynep, sen git bi kendine çeki düzen ver. Hiç ev sahibine yakışıyor mu? Masayı da hazırla, yolu aç, acıktık vallahi. Salata-falan hazırla, domates-biber bol. Eti erkekler halleder.

Nezihe Hanım, Zeynepin akşamları kitap okuduğu hasır koltuğa yayılarak bahçeyi kolaçan etti.

Çitin dibinde otlar çıkmış, dedi. Onları da Mehmet biçer nasılsa.

Zeynep eşine baktı. Mehmet, bir ayağını diğerine vurup başını önüne eğmişti. Oysa bu hafta sonunu sıkı çalışma için planlamışlardı: arka köşeyi fideye hazırlayacaklar, çiti boyayacaklar ve eski serayı toplayacaklardı. Akşam gübre kamyonu bile ayarlanmıştı. Şimdi ise, kıymetli misafirlere piknik hizmeti bekleniyordu.

Bir şeyler Zeynepin içinde küt diye yer değiştirdi. Sakin ve kararlıydı artık.

Mehmet, onu çağırdı. Adam irkildi. Gel bi konuşalım.

Birkaç metre uzağa, kuyunun yanına geçtiler.

Haberin var mıydı? sordu Zeynep kısık sesle.

Hayır vallahi yoktu, dedi Mehmet telaşla. Annem sabah aradı; nerde olduğumuzu sordu, bahçedeyiz, dedim. Gelmiyoruz demedi ki! Eee kovamayız şimdi… Aile sonuçta… Dayanırız işte, mangal-mangal…

Dayanırız mı? Geçen hafta sonu, annen alışveriş yapmak için bizi çağırdı, o yüzden bahçeye gelemedik. Önceki hafta ablanın doğum günüydü, yine gidemedik. Şimdi sezon; bugün bunları yapmazsak fidem gidecek, çit de sonbahara çürür.

Ama Zeynep…

Aması yok Mehmet. Bu bahçe benim. Kuralları da ben koyarım. Madem yemek, madem tabiat istiyorlar, hava mis gibi. Burası iş için var.

Zeynep hızla depoya gitti. Aletlerin metal sesi verandadakileri susturdu. Birkaç dakika sonra elinde üç kürek, bir tırmık, bir çapayla ve bir kutu boyayla geri döndü.

Hiç istifini bozmadan bahçe aletlerini misafirlerin önüne bıraktı.

Şöyle sevgili misafirler, diyordu Zeynepin sesi buz gibi netti. Madem davetsiz geldiniz, güzel ile faydalıyı birleştirelim. Bugün burada imece var.

İmece mi? Figen küreğe tiksintiyle baktı. Şaka mı yapıyorsun? Biz dinlenmeye geldik!

Ben kimseye animatörlük, aşçılık yapacak değilim, dedi Zeynep. Çalışmak istiyorlarsa, tamam. Kim çalışmazsa, ona yemek de yok. Atalar ne demiş; işleyen demir ışıldar.

Nezihe Hanım, izin almadan aldığı elmadan henüz bir ısırık almışken öylece kitlendi kaldı.

Sen kendine ne biçim cüret ediyorsun, Zeynep? Biz misafiriz! Oğluma geldik! Mehmet, niye susuyorsun? Karın iyice azıttı!

Mehmet eşinin yanına geçti, ama konuşmaya yanaşmadı.

Nezihe Hanım, söz aldı Zeynep. Lütfen olay büyümesin. Bahçe bana babaannemden kaldı, bu evlilikten önce de bendeydi. Sahibi benim. Mehmet bana yardım ediyor, çünkü aileyiz. Siz ise her şey hazır olunca çıkıp geliyorsunuz. Mangal isteyen, iş de yapmalı.

Aletleri paylaştırmaya başladı, itirazlara aldırmadan.

Hakan, sana kürek, dedi damadın elindeki bira şişesini işaret ederek, şu ağır toprağı çitin dibinden sen kazacaksın. Bitmeden mangal yok.

Hakan boğazında biradan kalanla öksürdü.

Olmaz ya Zeynep, sırtım ağrıyor…

En iyi tedavi, hareket. Kürek ergonomik. Figen! korkudan köşeye gerilmişti, sana tırmık, bi de çapalar. Çapıla otları arkaya taşıyıp komposta at. Havuçları da ayıkla. Güneşlenmek istiyorsan, sırtın güzelce bronz olur.

Ben asla yapmam! Figen çığlık attı. Manikürümü dün üç bin lira verdim! Anne, bi şey de!

Nezihe Hanım ayağa kalkıp Zeynepin üzerine yürüdü.

Bittiii! Mehmet, bu aletleri topla! Şimdi yemek hazırlıyoruz, sonra da gidiyoruz! Zeynep, misafire iş yaptırmak ne demek! Ben yaşlı kadınım!

Geçen hafta zumbada üç saat hopladım diye övünüyordunuz, dedi Zeynep, buradaki çitin boyası size uygun: koku yok, fırça yeni. Buyurun.

Gidiyoruz! Nezihe Hanım gürledi. Hakan, eşyaları toparla, bir daha burada olmayacağım! Mehmet, bak karın nasıl oldu! Öz annesini kapıdan atıyor!

Zeynep ellerini kavuşturdu.

Kimseyi kapıdan atmıyorum. Dürüstçe söylüyorum: yardım ederseniz burada misafir olursunuz. Etmiyorsanız, bana ilişmeyin; çalışmak zorundayım. Özür dilerim, planım var.

Mehmet! Nezihe Hanım neredeyse feryat etti. Bir şey söylesene! Erkek misin, paspas mı?

Mehmet, annesinin kızarmış yüzüne, sitemli ablasına, keyifçi Hakana baktı; sonra yorgun ve kararlı eşine. Onun akşamları yaptığı bahçe çizimlerini, ilk filizlere nasıl sevindiğini hatırladı.

Anne, dedi sakin ama kararlı bir sesle, Zeynep haklı.

Ne dedin?

Zeynep haklı. Bahçe onun. Buraya çalışmaya geldik. Sürpriz misafirlik olmaz. Dinlenmek istiyorsanız, ilerdeki pansiyonda serin, şezlong da var. Bizim işlerimiz var.

Bir an çıt çıkmadı. Bir tek çiçeklerdeki arıların vızıltısı duyuluyordu. Nezihe Hanımın nefesi kesilmişti; oğlunun kararlı duruşu ağırına gitmişti.

Vay böyle mi oldu, fısıldadı. Sağ ol oğlum… Hakan, hadi gidelim. Temiz hava için geldik, gördük başımıza ne geldi.

Öfkeli ve telaşlıca toparlanıp bindiler arabaya. Hakan biralarını yine bagaja taşıdı. Figen ayakkabıları sürüyerek araca bindi. Nezihe Hanım, kapıyı kapatmadan önce Zeynepe sanki tüm beddualarını yüklediği bir bakış attı.

Gün gelir de bir bardak suya muhtaç kalırsan, bizde arama! diye bağırdı.

Cip homurtuyla tozu dumana katarak uzaklaştı.

Zeynep ve Mehmet avluda öylece kaldılar. Tekrar dönen sessizlik bal gibi güzeldi. Zeynepin omuzlarındaki gerginlik dağılıyordu, ama bacakları birden yorgunlaştı. Verandadaki basamağa oturdu.

Mehmet yanına oturdu, elini tuttu. Eli sıcak ve terliydi.

İyi misin? diye sordu.

Fena değil, dedi Zeynep. Ya dövecekler ya da beddua edecekler sandım.

Beddua etmişlerdir herhalde, güldü Mehmet. Geçer. Annem çabuk yumuşar geri bir şey lazım olursa. Figen ise biraz daha sitemkâr olur.

Takmam, dedi Zeynep, başını Mehmetin omzuna yaslayarak. Teşekkür ederim, yanında olduğun için. Hep susarsın sanmıştım.

Bu defa susmak olmazdı, iç çekti Mehmet. Düşündüm de, kimse bizim halimizi bile sormadı. Yiyecek, içecek, keyif… Oysa sen burada ter döküyorsun. Burası gerçekten senin evin.

Zeynep gülümsedi.

Bizim evimiz, Mehmet. Eğer emek vermek istiyorsan tabii.

Vermek istiyorum, ciddiyetle başını salladı. Bu arada, Hakanın attığı kürek orada kalmış, gidip o toprağı kazayım. Önemli diyordun ya.

Mehmet kalktı, eline küreği alıp çitin dibine geçti. Zeynep ona sevgiyle baktı. İlk kez bu kadar birlikte hissetmişti, gerçekten bir ekip olmuşlardı.

Kalkıp tozunu, toprağını silkeledi. Güneş daha yüksekteydi, yapılacak çok iş vardı. Ama artık zordu. Artık yük değil.

Bir saat sonra, Mehmet terler içinde, o zor yeri kazmayı bitirdiğinde, Zeynep taze naneli limonata getirdi.

Mola, dedi gülerek.

İkisi de, az önce gerilimin yaşandığı verandada yan yana oturdu.

Fark ettin mi, dedi Mehmet bir yudum limonata alıp, anlamadılar bile.

Neyi anlamadılar?

Mesele iş değil. Ne yapalım, bir yardım lazım mı? deseler, belki bir saat çalışıp sonra biz de mangal yakardık. Ama böyle baskın çıkınca

Saygı işi, Mehmet. Kimse kendi bildiğiyle gelmemeli, hele ki başkasının emeğini küçümsememeli.

O anda Mehmetin telefonu çaldı. Mesaj geldi.

Annemden, dedi suratı düşerek. Pansiyona geldik, odalar pahalı, yemek kötü. Sizde insanlık yok.

Zeynep güldü.

Bak, onlar şimdi dinleniyor işte. Kürek yok, tırmık yok, asıl tatil orada.

Bir de bizim mangal yok, ekledi Mehmet. Etimiz var mıydı bu arada?

Onlar eti aldı götürdü. Ama taze patatesimiz, dereotumuz ve balığımız var. Hem en güzeli de: huzur var.

Akşam, bahçeyi örten hafif serinlikle birlikte tamamladılar çit boyamasını. Yorgun ve üstleri boya içinde, mutfakta haşlanmış patates, taze ekmek ve zeytinyağıyla keyifli bir yemek yediler.

Biliyor musun, dedi Zeynep bir lokma ekmeğini bandırırken, bu ders oldu.

Onlara mı?

Hem onlara, hem de bize. Hayır demeyi öğrendik bugün. O kadar da zor değilmiş.

Korkutucu aslında, dedi Mehmet. Ama değdi. Zeynep, haftaya kimseyi almayalım mı? Sadece sen, ben. Küreği bile elimize almayalım. Sadece huzur…

Anlaştık, dedi Zeynep. Yalnız serayı sökmemiz şart.

Tam o anda, bir arabanın sesi duyuldu. Zeynep tedirgin oldu, çatalı elinde dondu kaldı. Yine mi geldiler? diye düşündü. Mehmet perdeyi araladı.

Yok ya, dedi gülerek. Komşu Pervinlere geldiler.

Zeynep kahkahayı bastı, içindeki gerginlik tamamen gitti. Bu gün, eşinin gerçekten yanında durduğunu ve o bahçenin kendi kalesi olduğunu kanıtlamıştı.

Ama hikâye burada bitmedi.

Bir hafta sonra, çarşamba akşamı şehirdeki evlerinde kapı çaldı. Kapıda Nezihe Hanım vardı. Şapkasız, yalnız, elinde küçük bir poşet. Hiç alışık olmadıkları, utangaç bir ifadeyle:

Girebilir miyim?

Zeynep şaşırdı, kapıyı açtı.

Buyurun.

Mutfakta masanın ucuna oturdu, poşeti masaya bıraktı.

Börek getirdim, patatesli. Kendi ellerimle yaptım.

Mehmet, içeriden çıkan sesi duyunca kapıda donup kaldı.

Anne? Hayırdır?

Hayırdır, tabii, iç çekti Nezihe Hanım. Bütün hafta kendimi yiyip bitirdim. Komşum Zehra, gelini evden kovmuş, burnundan getirmiş. Anladım ki, ben de aynısını yapmışım. Size geldim, naz yaptım. Siz de çalışıp didiniyorsunuz. Bahçenin hâli hayal gibi olmuş. Eski halinde değildi

Sonra çantasının kulbunu buruşturdu.

Kısacası, kusura bakmayın demeye geldim. Eskiden Mehmet hep sözümü dinlerdi, çocuk gibi Şimdi kocaman oldu. Hanımı da dediğim dedik; iyi ki öyle. Bu zamanda insan dik durmasa ezılıyor.

Zeynep, Mehmetle göz göze geldi. Özür beklemiyordu; kızgınlık, sitem belki, ama bu değil.

Nezihe Hanım, usulca dedi Zeynep, çaydanlığı ocağa koyarken. Geçmişte kaldı, biz kırgın değiliz. Sadece şunu bilin, bizim de planlarımız var, insanlar olduğumuzu unutmayın.

Anladım, anladım, başını salladı Nezihe Hanım. Artık haber vermeden gelmem, iş için de diretmem. Figen hâlâ surat asıyor; diyor ki sabah manikürü bozulacaktı kalsaydık… O gençlik işte, zamanla akıllanır.

O gece uzun uzun çay içtiler. Zor konuşmalar, uzun suskunluklar oldu ama buzlar çözüldü. Zeynepin o gün bahçede kalın çizgilerle belirlediği sınırlar aileyi yıkmamış, tersine güçlendirmişti. Saygı, kürekle kazanılan vicdanla, bedava olan sabırdan çok daha kalıcıydı.

Artık bahçedeki aletler en görünür köşedeydi; hem emeği, hem sınırları, hem de aile içindeki gerçek değeri hatırlatıyordu. Ve bir ay geçmeden, aile bu kez önceden arayarak Bir şey lazım mı, nasıl yardımcı olalım? diye sorduğunda, Zeynep kazandıklarını hissetti: sınırları koruma cesareti, huzur ve karşılıklı saygı.

Hayatta bazen, hayır diyebilmek, sevdiklerimizi gerçekten sevmekle başlar. Emeğin değeri, geleneksel misafirliğin dahi üzerinde olabilirmiş.

Hayatın tadı ise, elbirliğiyle yapılan bir tabakta, huzurlu bir bahçede, birlikte atılan adımlarda saklıdır.

Rate article
Lifequest
Kayınvalide ve Akrabalar Eşimle Benim Yazlığıma İzinsiz Tatile Geldi, Ben de Onlara Kürek ve Tırmık Dağıttım!