Beğenmiyorsanız, kapı orada, dedi Neslihan beklenmedik misafirlerine.
Otuz yılını sessizlikle geçirdi Neslihan. Eşi ne derse başını salladı. Kayınvalidesi çıkageldiğinde çayı demledi. Görümcesi valiziyle ansızın geldiğinde köşedeki odayı hazırladı ona. Bir-iki gün kalırım, demişti görümcesi. Üç ayı orada geçirdi.
Ne yapacaktı ki? Tartışsa herkes, Kötü gelin, derdi. Reddetse, Taş kalpli, diyebilirlerdi. Neslihan alışmıştı her şeye katlanmaya. Öyle ki, kendi yaşamının başka insanların isteklerine hizmet etmeye dönüştüğünü fark etmemeyi bile öğrenmişti.
Eşi, Hikmet Bey, tipik biriydi; inşaat ustabaşısı olarak çalışır, sofrada dostlukla ilgili kadeh kaldırırdı ama müdürüne hep söverdi. Neslihana Hanımım der, bazen Neslihanın geceleri neden ağladığını hiç anlamazdı. Yorulduysan dinlen, derdi. Akrabalar geldiyse doyur onları, mesele o kadar basit.
Onun ölümünden sonra Neslihan bir başına kaldı, Bahçelievlerdeki üç odalı dairede. Tüm geleneklere göre mevlit okutuldu, sofralar kuruldu, herkes Hikmeti överken mevlit okundu. Akrabalar toplandı, biraz ağladı, sonra dağıldı. Neslihan kendi kendine Belki artık huzur bulurum, diye düşündü.
Ama öyle olmadı.
Bir hafta geçmeden görümcesi Figen aradı:
Neslihan, yarın uğrarım. Alışverişten birkaç şey getireceğim.
Gerek yok Figen, ihtiyacım yok.
Olur mu canım! Yabancı mıyız? Boş gelmiyorum zaten.
İki koca poşet makarna ve tek bir şartla geldi: Oğlu Onuru, İstanbulda üniversiteyi kazandı diyerek misafir etmeliymiş. Neslihan nezaketle:
Yurdu olmaz mı? dediyse de,
Yurdu ne zaman çıkar ki! Hem şimdilik nerede kalsın çocuk? Otogarda mı?
Dayanamayıp kabul etti Neslihan. Onur köşe odaya yerleşti. Dağınık yaşardı: koridorda çorap, mutfakta bulaşık, gece yarısına kadar müzik. Bir de, okumaya başlamadı bile. Ama iş buldu hemen kurye oldu, Neslihanın evini adeta deposu yaptı.
Onur, artık yavaş yavaş eve çıkmayı düşünmez misin? diye bir ay sonra nazikçe sordu Neslihan.
Nereye çıkayım yengem, param yok ki!
İki hafta sonra bu defa Hikmetin ilk eşinden olan kızı, Sevgi çıkageldi. Otuz yıllık küskünlük ve dertler getirmişti yanında:
Evi babam sana bıraktı da bana ne kaldı? Ben de kızıyım!
Neslihan suskun kaldı. Ev nikâhla eşinin üstüneydi, o vefat ettiğinden Neslihana miras kaldı. Yasal olarak. Ama Sevginin bakışları hırsla onu suçlarcasına.
Ben çocuğumla tek başıma ev kiralıyorum, çok zor durumdayım!
Neslihan anlatmaya çalıştı: Başka evi yok, geçim zor, geleceğini bilmiyor. Ama Sevgi dinlemedi. O anlayış istemiyordu, hakkını istiyordu.
Ve işte o zaman başladı.
Akrabalar sık sık gelmeye başladı. Bir bakmışsın kayınvalide, Sat şu evi, daha küçüğünü al, kalan parayı paylaş nasihatıyla geliyor. Bir sonraki Figen ve Onurla, bazen de başka yeğeniyle. Bazen de Sevgi, yeni şikayetlerle.
Her geldiklerinde Neslihan sofrayı kuruyor, çay demliyor, suçlamaları sessizce dinliyordu.
Bir gün açık açık konu eve geldi.
Neslihan, tek başına üç oda ne yapacaksın? dedi Figen, çayını yudumlayarak. Sat evi, bir oda bir salon al. Kalanıyla çocuklara yardım et.
Hangi çocuklara? dedi Neslihan.
Sevgiye, Onura. Zor durumdalar.
O an Neslihan onların teselliye değil, paya geldiklerini anladı.
Memnun değilseniz, çıkabilirsiniz, dedi sessizce.
Bir anda oda buz gibi oldu.
Ne dedin sen şimdi? diye şaşkınlıkla tekrar etti Figen.
Dedim ki: çıkın evimden! sesini yükseltti Neslihan.
Herkes Neslihana tuhaf tuhaf baktı. Sanki başka bir dil konuşmuş gibiydi.
Ne bu tavır? kendine gelip sordu Figen. Biz aileyiz!
Hangi aile? sakince sordu Neslihan. Sadece misafirliğe, yiyip içmeye geldiniz. Sıkıntımda yoktunuz ki!
Anne, duydun mu ne diyor? Figen kayınvalideye döndü. Demiştim sana, burnu büyük işte!
Kayınvalide her zamanki gibi sessizce oturdu ve iç çekti. Herkes anladı: vefasız gelin yine hata yaptı.
Ayşe Hanım döndü kayınvalidesine. Otuz yıl bana nasıl yaşayacağımı, eşime nasıl bakacağımı, nasıl sofra kuracağımı öğrettiniz. Gece ağladığımda dediğiniz tek şey vardı: Dayan kızım, herkes dayanır. Hatırlıyor musunuz?
Kayınvalide dudaklarını büktü.
İşte ben de dayandım. Ama artık bitti. Sabrım tükendi. Bidondaki yağ gibi vardı, bitti.
Figen hızla çantasını kaptı:
Onura her şeyi anlatacağım! Gerçek yüzünü anlasın!
Anlat, ama onu da topla götür. Yarın. Yoksa eşyalarını merdivene koyarım.
Zorla gittiler. Kapıyı öyle çarptılar ki, avize sallandı. Neslihan mutfağın ortasında bir başına kaldı. Elleri titriyor, kalbi güm güm atıyordu. Musluktan su doldurup bir dikişte içti.
Düşündü: Ne yaptım ben?
Sonra: Ama gerçekten ne var bunda? Kendi evimden davetsiz misafirleri gönderdim işte.
Gece gözüne uyku girmedi. Döndü durdu. Aklında, çamaşır makinesinde dönen çamaşır gibi hep aynı düşünceler. Ya haklılarsa? Ya ben bencil, katı biriyim? Belki biraz daha sabretmeli miydim?
Ama sabah olunca içi aydınlandı. Tıpkı buz gibi berrak bir sabah gibi. Sabretmek, geçici bir durum içindir. Otuz yıl dayanmak, sabır değil, teslimiyettir.
Onur iki gün sonra taşındı. Figen alırken kara kara bakıyordu, hiç göz teması kurmadı. Yeğeni eşyalarını toplarken, Bu yaşlı cadı diye mırıldandı. Eskiden olsa Neslihan ağlardı, kendini savunurdu, ikna etmeye çalışırdı. Şimdi ise sessizdi.
Bir hafta sonra Sevgi aradı:
Annemle konuştuk, dedi dikkatli bir tonda.
Hangi annenle? böldü Neslihan. Senin annen 1992de öldü. Ayşe Hanım benim kayınvalidem. Eski kayınvalidem.
Bir sessizlik, Sevgi bu cevaba hazırlıksız yakalandı.
Peki neyse, diye devam etti. Barışalım istiyoruz. Sonuçta babam seni severdi.
Severdi, evet. Ama ev yasal olarak bana ait. Kimseye borcum yok.
Ama adalet için
Adalet mi? dedi Neslihan hafif alaycı gülerek. Sevgi, adalet olsaydı, şu otuz yılda bir kez doğum günümü kutlardınız. Ya da para istemeden arardınız. Asıl adalet böyle olurdu.
Sen çok kötüsün artık, diye soğukça kapadı Sevgi. Yalnızlık adamı bozuyor.
Hayır. Sadece artık rol yapmıyorum.
Günler esniyerek geçti. Neslihan hastanede temizlikçi olarak çalışıyor, akşamları eve yalnız dönüyordu. Komşusu Hatice teyze bazen poğaça getirirdi:
Kızım, iyi misin? Yalnız mı hissediyorsun?
Yalnız hissetmiyorum.
Akraban artık gelmiyor mu?
Gelmiyor.
İyi, dedi Hatice teyze beklenmedik şekilde. Hep izledim sizi, senin ne zaman kendine geleceğini merak ediyordum. Aferin!
Neslihan gülümsedi. Hem de yıllar sonra ilk defa içten.
Ama en zoru, onları kaybetmek değil, sessizlikti. Akşam kimseye merhaba diyememekti, çayını yalnız içmekti. O an fark etti: Hayatını başkaları için yaşamıştı.
Peki şimdi? Artık kendi hayatını öğrenmek zorunda. Bu, tüm o kızgın laflardan çok daha ürkütücüydü.
Bir ay sonra Figen yine aniden geldi. Onur, Ayşe Hanım ve Sevgiyle birlikte. Dörtlü çıkarması yaptılar.
Kapıyı açınca onları karşında buldu. Figen en önde, diğerleri arkada.
Ee, Neslihan, dedi Figen, aklın başına geldi mi?
Nasıl yani? dedi Neslihan.
Evi satmaya karar verdin mi?
Neslihan bir bir yüzlerine baktı. Gerçekten ciddiler. Bir ay yalnız kalınca pes edeceğini, onları geri çağıracağını sandılar.
Buyurun, dedi. Madem gelmişsiniz.
Hepsi mutfağa yerleşti. Kayınvalide direkt buzdolabını açtı, Sevgi telefona gömüldü. Figen karşısında ellerini masanın üstüne koydu.
Neslihan, bak bu kadar odayı tek başına idare edemezsin. Faturası var, tadilatı var. Zaten sana bu kadar yer fazla.
Ben bu evin genişliğini seviyorum, dedi Neslihan sakince.
Ama sen yalnızsın! Sevgi atıldı. Bak bak burada bir fırsat var: evi satarsın, şehir dışında bir oda bir salon alırsın. Üç milyon lira kalır. Bir milyon bana çocukla yaşıyorum. Bir milyon Onura eğitimi için. Bir milyon da sana emeklilikte harcarsın.
Neslihan sustu. Sevgiye baktı. Ellerine, oje sürülmüş tırnaklarına, pahalı çantasına.
Yani ben şehir dışına taşınıp paramı size mi dağıtayım? dedi ağır ağır.
Evet, yani adil olan bu! dedi Sevgi. Babam tüm ömrünü bu eve verdi!
Hayır, dedi Neslihan sakince. Evi 1984te devlet verdi, Hikmete, genç öğretmen olduğu için. Ama tüm tadilatı, masrafı ben yaptım.
Neslihan, inat etme, Figen araya girdi. Biz iyilikle söylüyoruz. Sonuçta aileyiz.
Ve o an Neslihanın içinde bir şey tık etti. Bir düğme gibi. Tık karanlık oldu.
Aile mi dedin? Aile dediğimiz, bana ameliyat olunca geçmiş olsun bile demeyenler miydi? Sen geldin mi Figen?
Figen sandalyede kıpırdandı:
O sırada işim vardı
Ya siz, Ayşe Hanım? Aradınız mı bir kez?
Kayınvalide pencereden baktı, yine sessizdi.
Sevgi, sen biliyor muydun hastanedeydim?
Kimse söylemedi ki, diye kekeledi Sevgi.
Evet, kimse aramadı. Çünkü umurunuzda olmadım. Şimdi de konu ben değilim, bu ev!
Neslihan, neden sinirleniyorsun? başladı Figen.
Sinirlenmiyorum, diyerek kesti Neslihan. Sadece sabrım bitti. Hepsi bu.
Kapıya yürüdü, açtı.
Çıkın. Şimdi. Ve bir daha da gelmeyin.
Artık iyice şımardın! patladı Sevgi. Sen bu ailede en yabancı kişisin!
Evet, başını salladı Neslihan. Allaha şükür ki öyleyim.
Figen öfkeyle ayağa kalktı:
Hikmet bilseydi!
Bilseydi, başını salladı Neslihan, yine baskı yapardı bana. Hep yaptığı gibi. Ama artık yok. Ben karar veriyorum.
Pişman olacaksın! tısladı Sevgi. Yaşlanınca, hasta olunca bize koşarak geleceksin!
Neslihan burukça, yorgunca gülümsedi.
Biliyor musun Sevgi, elli sekiz yaşındayım. Otuz yıl iyi eş ve iyi gelin olmaya çalıştım. Fedakarlıklarımı görürler sanıyordum. Hep bir umutla sustum. Ama gördüm ki ne kadar verirsem, hep daha fazlası istendi. Artık pes etmeyeceğim. Hiçbir zaman size sığınmayacağım.
Sessiz çekip gittiler. Figenin yüzü kıpkırmızı. Kayınvalide dudak büküyor, Sevgi en son kapıyı hızla kapadı.
Neslihan koridorda bir başına kaldı. Elleri titredi, başı zonkladı. Mutfağa geçip sandalyeye oturdu, ağladı.
Kendine acıdığı için değil. İlk kez hafiflemiş gibi.
Bir hafta sonra Hatice teyze aradı:
Neslihan, duydum ki herkesle aranı bozmuşsun?
Aramı bozmadım, sadece doğruları söyledim.
Doğrudur. Bak, benim torunum var: Meryem. Otuz yaşında, kocasını terk etti, yalnızlık çekiyor. Sizi tanıştırayım mı? Çalışkan ve iyi bir kızdır.
Tanıştırdılar. Meryem sessiz, içe kapanık biriydi. Muhasebeciydi. Bir öğrenci evinde oda kiralıyordu. Ara sıra Neslihana çaya gelirdi, uzun uzun konuşurlar, dertleşirlerdi.
İstersen bana taşın, demişti Neslihan bir gün beklenmedik şekilde. Geniş odam var, sadece faturaları paylaşırsın.
Bir ay sonra Meryem taşındı. Fark etti ki, insan saygılı birisiyle, tanımadığı biri olsa da huzur bulabiliyor. Ne karışan var, ne eleştiren, ne ahkâm kesen.
Neslihan mahalle kütüphanesine üye oldu. Eskiden çalıştığı, şimdi ise ziyaretçi olarak kitap aldığı kütüphaneye Okuyamadığı kitapları ödünç aldı, akşamları okudu.
Bazen akrabalarını düşündü. Acaba Figen ve Onur nasıldı? Sevgi ve kızı? Kayınvalide?
Aramak hiç istemedi.
Altı ay sonra Hatice teyze bir haberle geldi:
Duymuşsundur, Figen oğlunun yanına yerleşmiş, öğrenci evine. Köyde yalnız kalmış, sıkılmış.
Olsun, dedi Neslihan.
Sevgi de evlendi diyorlar, iş adamıymış adam. Kısmeti açıkmış işte.
Sevindim adına.
Hatice teyze merakla süzdü Neslihanı:
Hiç alınmıyor musun?
Neye?
Onlar yanında olmadan da hayatlarını sürdürüyorlar ya…
Neslihan hafifçe tebessüm etti:
Hatice teyze, onlar her zaman bensiz yaşadı. Sadece ben yeni fark ettim.
Akşamları Neslihan pencere önünde oturur. Dışarıda alacakaranlık, lambalar yanar, insanlar evlerine koşar. Meryem mutfakta yemek yaparken hafif hafif bir şeyler mırıldanır.
Ve Neslihan düşünür: İşte, mutluluk bu Akrabanın takdirini beklemek değil; gerektiğinde hayır diyebilmekteymiş gerçek huzur.
Peki siz de akraba baskısından kurtulmak zorunda kaldınız mı?




