Çocuklarımın durumu iyi, birikimim var, emeklilik başvurusu yapacağım – Komşumuz Fikret’in vedası, ailesinin geçim telaşı ve büyük ustanın sonbaharı

Çocuklarımın durumu iyi, az da olsa birikimim var, yakında emekli olacağım.

Birkaç ay önce komşum Kemali toprağa verdik. Onunla on beş yılı aşkın süredir yan yana yaşardık. Sadece laf olsun diye tanışmış insanlar değildik; ailecek dosttuk, çocuklarımız büyüdü gözümüzün önünde. Kemal ile eşi Ayşegül’ün beş evladı vardı. Anne ve babaları, çocukları için ayrı ayrı evler aldılar, çok çalıştılar. Özellikle Kemal, şehirde bilinen bir oto tamircisi olmuştu. Atölyesinde aylar önceden randevu verirlerdi ona. Oto servisinin sahibi, bir arıza sesinden motorun nereden sorun çıkardığını hemen anlayan usta bulmak için neredeyse dua ederdi. Kemal işinin ehliydi, gerçek bir ustaydı.

Ölümünden hemen önce, en küçük kızları Sevdanın düğününden sonra, Kemal motosikletine binip dolaşır oldu, dinlenmeye başladı. Eskiden çevik yürüyüşü şimdi yaşlılara özgü, yavaş adımlar aldı. Oysa daha baharda 59 yaşını yeni doldurmuştu İşten izin aldı, patronu yalvar yakar etti, On gün izin alma, müşterileri kaybederiz, diye, ama Kemal artık gitmemeye kararlıydı. Bir gün önce işten ayrılmak için görüşmeye gitti, Beni rahatça çıkarın, ama ihtiyaç olursa yine yardım ederim, dedi.

Nedense bunu Ayşegüle anlatmadı. Sabah işe gitmesi gereken saatte yatağında yan döndü, tekrar uyudu. Ayşegül mutfaktan koşarak geldi, kahvaltıyı hazırlamıştı:

Hâlâ uyuyor musun Kemal? Kime hazırladım ben bu kahvaltıyı? Soğuyacak!
Soğuk olsun, fark etmez. İşe gitmeyeceğim bugün
Ne demek gitmeyeceksin! Herkes senden medet umuyor, bekliyorlar!
Gitmiyorum; dün istifa ettim
Dalga mı geçiyorsun? Hadi kalk!

Ayşegül gülerek üstündeki yorganı çekti ama Kemal kalkmayı düşünmedi bile, gözlerini gene kapattı.

Yoruldum Ayşe, ömrümün yakıtı bitti… Hani o üç defa elden geçmiş motor gibi Çocuklar kendilerine yeter, biraz birikimimiz de var, ben emekliliğe başvuracağım
Ne emekliliği, hâlâ çocukların işleri var, evler tadilat istiyor, yeni eşyalar lazım, Selim araba almak istiyor, kim destek olacak?
Bırak Ayşe, kendi hayatlarını kursunlar artık, biz hep destek olduk. Allaha şükür, hakkımızı verdik.

Biraz sonra Ayşegül bana uğradı, yaşadıklarını anlattı. Ne yapmalı diye sordu. Ben de Kemal’deki değişimi şöyle anlattım:

Kemal artık gerçekten yorgun, kendi söylüyor bak. Zorlama, bırak biraz dinlensin gerçekten. O artık o eski çocuk değil, bütün gün arabaların altında vidalara koşturan. Geçen gün rastlaştım, yaşlı gibi yürüyordu; inanamadım. Kemal niye böyle oldu? dedim, kendi de Çok yoruldum dedi.

Ama Ayşegül bana hak vermedi:
Hüzünlenmiş, onun tüm yorgunluğu da bundan! Çocukları toplayacağım, bir söylesinler ne kadar emek gerek!
Ayşe, bırak artık. En büyük kaç yaşında, 45? Yakında torun sahibi olacak, sen hâlâ yardım et diyorsun. Bırak, çocuklar desteğe alışmasın, yaşlılık kapıda.

O gün bana kırıldı, çıktı gitti.

Bir hafta sonra Kemal ve Ayşegülün evinde çocuklar toplandı. Büyük masada oturduklarında ortam hareketliydi, ama belli bir gerginlik de vardı. Herkes önemli bir konunun konuşulacağını biliyordu ama hâlâ sebep açık değildi.

Ayşegül aile meclisini açtı:
Babamız emekli olmaya karar verdi. Siz ne düşünüyorsunuz? Bundan sonra kendinizi daha fazla toparlamanız gerekecek…

Kemal araya girdi:
Acele etmeyin, bakın beş güzel evladımız var, hepsi çalışıyor. Hepinizi büyüttük, ev sahibi yaptık, kimse yoksul değil. Size sitem etmiyorum, hayat işte; anne baba çocuklarına el verir. Ama artık bizim de desteğe ihtiyacımız var. Benim için çalışmak gitgide zorlaşıyor; istasyonda liftin üstünde düşmekten korkuyorum artık

Kısa bir sessizlikten sonra çocukları teker teker konuştu. En büyükleri Serdar başladı. Baba iyi misin? demek yerine, kendi işleri ve dertlerini uzun uzun anlattı; sonunda:
Kusura bakma baba, şu anda yardım edecek param yok, ileride belki

Diğer çocuklar da benzer şekilde meselelerini tasvir etti. Kimi ev, kimi araba derdindeydi ve herkes, anne babalarının gene bir şekilde destek olmasını bekliyordu. Ama kimse, anne babasının bu destekleri nasıl sağladığını düşünmedi.

En sonunda Kemal biraz acıyla kalktı, masadan çekildi:
Durum böyleyse, ben çalışmaya devam ederim, gücüm yettiği yere kadar

Ertesi sabah Ayşegül tekrar bana geldi, geçmişteki konuşmaya döner gibi:
Ne dedin, çocuklar geldi, konuştuk, işlerine döndüler. Yoruldum, diyor Kemal, haklı; ben de yorgunum, ne yapalım?

Kemal tam üç gün daha oto serviste çalıştı. Bir öğle vakti ambulans aldı götürdü. Yorgun kalbini hiçbir doktor kurtaramadı. Bütün evlatları, bu kez cenazeye ve taziye sofrasına geldiler. Orada birlikte Kemali konuştular, babalarını, onların ve torunlarının güzel insanını anımsadılar. İçimden bir sesle şunu sormak istedim: Madem öyle, neden ona huzur vermediniz, bunu istemişti sizden!

Bizim komşumuza böyle bir hüzün düştü. Ayşegül şimdi tek başına yaşıyor, her şeyden tasarruf ederek. Çünkü çocuklarının kendi dünyaları, kendi sorunları başında

Hayatta bazı şeylerin telafisi yok. Ebeveynlerin destekleri bir gün tükenir, el açmak yerine onlara huzur vermek, değerli vakitlerinde yanlarında durmak, gerçek evlatlık budur. Çünkü kimin ne zaman yorulacağını, hangi kalbin ne zaman duracağını önceden kimse bilemez. Yaşlanmak; hüzün değil, hak ediştir. Unutmayalım: Ömrümüzün biriktirdiği iyilikleri, sahip çıkarken tükürmemek gerekir. Her şeyin fazlası bir gün gereksiz olur, ama sevgi ve huzur, hiçbir zaman fazla gelmez.

Rate article
Lifequest
Çocuklarımın durumu iyi, birikimim var, emeklilik başvurusu yapacağım – Komşumuz Fikret’in vedası, ailesinin geçim telaşı ve büyük ustanın sonbaharı