Babaannem Sadece Bir Torununu Severdi: Dede Evinde Ayrımcılığın Gölgesinde Büyümek, Kardeşlik ve Affetmenin Hikâyesi

Anneannem bir torunu diğerlerinden ayırırdı

Peki ya bana, anneanne? diye sessizce sorardım.

Sen zaten, Ayşegül, maşallah çok sağlıklısın. Yanakların nasıl da al al olmuş, bak! Akıl açsın diye ceviz lazım, Cemin okulu var, o erkek, ailemizin desteği. Sen git de tozları sil, kız kısmı çalışmaya alışmalı.

Ayşe, ciddi misin? Anneannem gidiyor artık Doktorlar iki güne kalmaz dediler, belki birkaç saat

Cem mutfağın kapısında duruyordu ve arabasının anahtarlarını ellerinde döndürüp duruyordu. Yüzü iyice asıktı.

Tabii ki ciddiyim, Cem. Çay ister misin? Ayşe arkasını dönmeden, büyük bir dikkatle kızına elma doğramaya devam ediyordu. Otur, taze demlerim hemen.

Ne çayı Ayşe? Kardeşim bir adım içeri attı. Kadıncağız orada yatıyor, her tarafı boru dolu, sesi kısılmış

Sabah, resmen seni sordu. Ayşegül nerede, dedi. İçim burkuldu. Gelmeyecek misin hiç?

Bu anneannemiz, son fırsat, anlıyor musun?

Ayşe, elma dilimlerini ince ince tabağa dizdi, tabakla uğraşması bittikten sonra dönüp kardeşine baktı.

Senin için anneanne Onun için de sen, Cemciği, gözünün nuru, soyun yegâne umudu.

Bense ben onun için hiç var olmadım zaten.

Sen gerçekten bu vedayı benim isteyeceğimi mi düşünüyorsun?

Ne konuşabiliriz ki Cem? Ben ona neyi affetmeliyim ya da o bana neyi?

Bırak artık çocukluk kırgınlıklarını! Cem anahtarları masaya fırlattı. Evet, seni benim gibi sevmedi, tamam da? Yaşlı kadındı işte, kendince tuhaflıkları vardı. Ama ölmek üzere! Bu kadar kinci olamazsın.

Kinci değilim, Cem. Ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum, o kadar. Sen git, yanında ol. Elini tut. Sana çok daha fazla ihtiyacı var şu anda, bana değil.

Sen onun pırlantası, güneşi oldun. Hadi, ona ışık olmaya devam et.

Cem öylece bana baktı, döndü ve sessizce kapıyı kapatıp gitti.

Ben iç çektim, elma dolu tabağı alıp çocuk odasına yöneldim.

***

Bizim ailede her şey çok net ayrılmıştı. Annemle babam bizi beni de, Cemi de eşit severdi.

Ev hep şenlikli, cıvıltılı, kek kokulu ve sürekli bir yerlere gezilere gidilirdi.

Ama Nezihe Hanım, anneannem, bambaşka bir kadındı.

Cemciğim, gel kuzum, anneannem hafta sonları yanına gittiğimizde böyle seslenirdi. Bak bakalım, sana ne sakladım.

Cevizler, ellerimle kırdım! Bir de Küçük Aslan şekerinden var. Yepyeni!

O zamanlar yedi yaşında olan ben, yanı başında durur, anneannemin buzoluğundan çıkardığı gizli keseye bakardım.

Anneanne, bana? diye kısık sesle sorardım.

Nezihe Hanım kısa ve soğuk bir bakış atardı bana.

Sen zaten, Ayşegülüm, maşallah zımba gibisin. Yanakların pek kırmızı. Ceviz akıl için lazım, Cemin okulu var, erkek o, ailemizin ayakta kalanı.

Sen git, rafları bir güzel tozla. Kız çocuğu iş görmeyi öğrenmeli.

Cem utanıp kıpkırmızı olur, cevizli şekeri alır, koridordan sessizce uzaklaşırdı; ben de toz bezini alırdım.

Garip ama haksızlık olarak görmüyordum. Sanki bir yağmurdu bu yağar geçer, anneanne Cemi daha çok seviyor, derdim içimden. Olur öyle.

Genellikle koridorda Cem beni beklerdi.

Al, derdi. Şekerin yarısını, bir avuç ceviz uzatırdı. Yanında yeme, yine huysuzlanır.

Senin daha çok ihtiyacın var, derdim. Akıl açsın.

Bırak bakalım o aklı, Cem hafifçe gülümserdi. Tuhaf işte kadın, ye şunları hemen.

Çatıya çıkan merdivende oturur, birlikte yasak olan ceviz ve şekerleri çitlerdik. Cem her zaman paylaşırdı. Hep.

Anneannem gizli gizli ona dondurma parası verdiğinde de hemen koşar gelir:

Bak, iki Maraş dondurması, bir de sakız alırız, hadi!

Kardeşim benim en büyük desteğimdi, onu ilgisi bana öyle iyi gelirdi ki, anneannemin soğukluğunun eksikliğini bile hissetmezdim.

Yıllar geçti. Nezihe Hanım yaşlandı. Cem on sekizine bastığında, gururla açıkladı: Şehir merkezindeki ikinci iki odalı evim artık Cemimizin olacak.

Aile reisinin kendi yuvası olmalı, dedi büyük aile toplantısında. Kız getirecek, kendi evin olur, kimseye yük olmazsın.

Annem sadece ah çekti o an. Annesinin huysuzluğunu bildiğinden itiraz etmedi. Ama akşam herkes dağılınca yanıma geldi.

Kızım, üzülme Biz babanla her şeyi görüyoruz. O arabaya ve evi büyütmeye diye ayırdığımız parayı sana vereceğiz. Ev almak için kapora olsun. Hakkaniyetli olsun.

Anne, boş ver, sarıldım ona. Ceme ev lazım, yakında Elifle evlenecek. Ben yurt odasında kalırım biraz daha.

Olmaz öyle. Anneannenin ayrı, bizim ayrı. Biz iki çocuğumuzu bir tutmazsak olmaz. Al ve bir şey deme.

Ama kabul etmedim.

Cem düğününden sonra anneannemin verdiği evde yaşamaya başladı; bizde ise bir ferahlık oldu.

Ben abimin eski odasını aldım, kitaplarımı yerleştirdim, resim sehpasını kurdum. İlk kez, sevginin doğru ya da yanlış diye ayrılmadığı bir yerim olmuştu.

Miras meselesi yüzünden kardeşimle aramız bozulmadı hiç. Aksine, Cem tuhaf bir suçluluk hisseder oldu.

Ayşe, bize uğra, misafirliğe geldiğinde içeri seslenirdi. Elif börek yaptı. Anneanne de yine dün aradı, paramı senin isteklerine harcamadın mı diye soruyor.

Ne dedin?

Tümünü oyun makinesi ve ithal içkiye gömdüm, dedim. Güldü. Bir üç dakika homurdandı telefonda, sonra bastı: Bunları hep Ayşeden öğrendin!

Tabii ya, güldüm ben de. Ben başka ne işe yararım ki?

***

Ben Okanla evlenip çocuk olunca, ev meselesi başımıza iş açtı. Annem bir kez daha diplomasisini gösterdi.

Çocuklar, dedi annem. Bizim üç odalı ev büyük. Cemin kendi iki odalı evi var. Ayşe, siz Okanla kiradasınız.

Şöyle yapalım: Bizim evi bir tek oda bir de iki oda olarak böldürelim. Tek oda bize, iki oda size, kızım.

Anne, araya girdi Cem. Ortak evdeki payımdan kendi rızamla vazgeçiyorum. Zaten anneanneden aldığım ev bana fazlasıyla yetiyor.

Ayşe, sen al, siz büyüyün, genişleyin. Size lazım, çocuk oldu.

Cem, ciddi misin? Okan şaşırdı. O kadar para, emin misin?

Eminim. Biz Ayşeyle hep her şeyimizi paylaştık. O zaten anneanne yüzünden az ilgi gördü. Artık lütfen bu sefer de ben destek olayım. Benim için böyle doğru.

O an ağladım. Ne metrekareden, ne paradan, sadece abimin bana ne kadar kıymetli olduğunu hissettiğim için.

Evi değiştirdik, herkes mutlu oldu.

Annem sık sık bize gelip torununa bakardı, Cem ailesiyle her hafta gelirdi.

Nezihe Hanım ise yalnızdı artık. Cem ona alışveriş taşır, musluk tamir eder, sağlık şikayetlerini ve nankör Ayşe deyip dert yanmalarını sabırla dinlerdi.

Bir kerecik aradı mı? diye sorardı anneannem, dudak büker. Bir kere halimi sordu mu?

Anneanne, sen zaten ona hiç yakın olmadın ki Cem yumuşakça cevap verirdi. Yirmi senedir bir güzel söz söylemedin ki. Aramak niye?

Disiplin vereyim dedim! derdi yaşlı kadın. Kadın oturması, kalkmasını bilmeli! Ama o Evi kapmış, annesini evden çıkarmış

Cem iç çekerdi. Anlatmanın faydası yok.

***
Mutfakta otururken, hafızam durmadan resimler fısıldar: Anneannem reçel kavanozundan elim ittiği an; Cemin kargacık burgacık resmini överken, benim olimpiyat madalyamı görmezden geçişi; Cemin nikahında gururla başköşede oturup, bense evlenirken rahatsızım deyip gelmemesi.

Anne, neden anneanneye hiç gitmiyoruz? kızım mutfağa uzandı. Amca Cem dedi ki çok hasta olmuş.

Çünkü anneannen sadece amca Cemi görmek istiyor, meleğim, saçlarını okşadım. O öyle daha huzurlu hissediyor.

Kötü mü o? Kızım kısık gözlerle baktı.

Hayır, düşündüm. Sadece herkesin sevgisini birden gösterememiş biri. Yüreğinde bir kişiye yer açmış. Olur bazen.

Akşam, kardeşim tekrar aradı.

Bitti, Ayşe. Bir saat önce.

Başın sağ olsun, Cem. Çok zor senin için, biliyorum.

Son ana kadar seni bekledi, yalan söyledi kardeşim; sırf iyilik için, belki son bir barışma ümidiyle. Ayşe mutlu olsun dedi.

Sağ ol, Cem Yarın gelin bize. Oturup anılarını yad ederiz, ben börek yaparım.

Gelirim Ayşe, hiç pişman mısın gitmediğine?

Yalan söylemedim.

Hayır, Cem. Hiç pişman değilim. Ne gerek var ki yapmacıklığa? Ben onu, o da beni istemedi.

Kardeşim bir süre sustu.

Belki haklısın, dedi. Zaten hep aramızda en akıllımız sendin. Hadi görüşürüz yarın.

Cenaze sade geçti. Ben, annem ve abim için gittim. Mezarlıkta havanın niye hep kapalı olduğuna yine şaşırdım. Tabut inerken ağlamadım.

Kardeşim yanıma geldi, omzuma kolunu koydu.

İyi misin?

İyiyim, Cem. Gerçekten.

Şey Evini toplarken buldum Bir kutu vardı. Eski fotoğraflar. Senin de bir dolu resmin var. Hepsini büyük fotoğraflardan kesip ayrı saklamış.

Kaşlarım kalktı.

Niye ki?

Bilmem. Belki hisleri vardı ama gösteremedi? Belki seni kabul edince bana az ilgi verir diye korktu? Yaşlılar garip oluyor.

Belki, omuz silktim. Ama artık önemi yok ki.

Çıkışa doğru bir şemsiyenin altında yürüdük uzun, güçlü Cem ve ben.

Dinle, kardeşim arabaların yanında dururken döndü. Şu onun evini satayım diyorum. Kendime daha büyük bir daire alırım, çocuklara birer ev açarım, kalanını da Bir vakıf kuralım mı? Ya da bir çocuk hastanesine yardım edelim? Bari anneannenin parası birilerine fayda olsun.

Ona baktım ve günlerdir ilk kez içten, sıcak bir gülümseme ile karşılık verdim.

Biliyor musun Cem Bu, Nezihe Hanıma yapılacak en güzel intikam olur. Dünyadaki en merhametli intikam.

O zaman anlaştık mı?

Anlaştık.

Sonra farklı yönlere dağıldık. Arabanın camını açıp şehrin sokaklarında müzik eşliğinde süzülürken, içimde sonunda tam bir sükûnet hissettim.

Belki de kardeşim haklı. O paranın bir kısmı bir çocuğun tedavisine harcansın İşte o zaman adil olacak.

Rate article
Lifequest
Babaannem Sadece Bir Torununu Severdi: Dede Evinde Ayrımcılığın Gölgesinde Büyümek, Kardeşlik ve Affetmenin Hikâyesi