Ayşegül, gerçekçi ol biraz, dedi Yasemin, Elifin eski pamuk elbisesine öyle bir bakıyor ki, sanki karşısında değeri tartışmalı bir müze parçası var. Bunu mu giyiyorsun? Hem de eşinin yanında mı?
Elif elinin ucuyla elbisenin eteğini çekiştirdi. Elbise defalarca yıkamadan sonra iyice yumuşamış, rahattı.
Seviyorum ben
Seviyor diyor Sen daha neleri seviyorsun, diye lafa girdi Derya, telefonu bırakmadan. Evde oturmak, mantı yapmak, dantel örmek Farkında mısın, gençliğin akıp gidiyor? Sadece var oluyorsun, yaşamıyorsun.
Yasemin başını onaylarcasına salladı, yeni altın halka küpeleri sallanıp duruyor, her hareketini daha da dikkat çekici yapıyordu:
Geçen akşam Ümitle Nişantaşında yeni açılan restorana gittik. Harikaydı! Sen yine patates mi kızarttın?
Elif yine patates kızartmıştı. Mantarla, Selimin sevdiği gibi. Selim işten yorgun argın gelmiş, iki tabak yemiş, sonra televizyon karşısında Elifin omzunda uyuyakalmıştı. Elif bunu anlatmadı. Boşuna, arkadaşları anlamazdı ki.
…Uzun yıllar önce üçüncü arkadaş aynı sene evlenmişti. Elif hâlâ o yılı net hatırlıyor: kendi sade nikâh töreni, sonrasında Yaseminin canlı müzikli, havai fişekli gösterişli düğünü ve hemen ardından Deryanın düğününde, her misafire el yapımı, kişiye özel şeker kutusu verilmişti. Elif o zaman da fark etmiştiher balayı planını Selimin ailesinin yazlığına gideceklerini anlatınca, Yasemin şampanyasına burnunu kıvırmış, Derya ise öyle bir göz devirmişti ki fark etmemek mümkün değildi.
O günden sonra iğnelemeler, buluşmaların alışılmış fonuna dönüştü. Elif aldırmamayı öğrendi ama her buluşmada bir yerlerinde hafif bir yanma hissediyordu.
Yasemin, bir ortama girdiğinde herkes onu fark eden tiplerden. Yüksek kahkahası, bol hareketleri, kim ne dedi, kim nasıl baktı anlatmaktan bıkmayan sohbetleri Evi, Ümitle oturduğu apartman dairesi adeta bir açık kapı oldu: arkadaşlar, işyerinden dostlar, komşular, tanıdıklarının tanıdıkları Giren, çıkan çok, geride boş şarap kadehleri ve beyaz halıda kırmızı şarap lekeleri kalıyor.
Cumartesi bizde on beş kişi kadar olacak, dedi Yasemin bir gün telefonda. Gel mutlaka! Ümit mangal yapacak.
Elif nazikçe reddetti. Selim, haftasonları kalabalık değil, sakinlik istiyordu.
Otur bakalım küçük kasanda, deyiverdi Yasemin, sesinde hafif bir acıma saklı gibiydi.
Ümit başlarda Yasemini destekliyordu. Sofrayı kuruyor, ortalığı topluyor, misafirlerle şakalaşıyor. Elif ise nadiren o buluşmalara katılıyordu. Ümitin yorgun bakışları, gergin gülümsemesi, mekanik hareketleri dikkatinden kaçmıyordu. Tam vaktinde gülüyor, kadeh dolduruyordu, ama giderek uzaklara dalıyordu bakışları.
Ümit, neden öylesin? dedi Yasemin, misafirlerin yanında yanağını sıkarak. Gülsene biraz, yoksa aç bırakıyorum sanacaklar!
Ümit gülümsedi. Misafirler güldü. Elif düşünüyordu: Acaba insan ne kadar süre bir maske takabilir? Maskeyi yüzünden ayırmadan yaşayabilir mi?
…On yıl sonra maske çatladı. Ümit, muhasebeden sessiz bir kadına gittiherkes çoktan duymuştu, Yasemin en son öğrendi.
Beni terk etti, diye hıçkırdı Yasemin telefonda; arka planda bir şeylerin düştüğü, kırıldığı sesi geliyordu. Her şeyimi verdim ona! Yıllarımı!
Elif sessizce dinledi. Ne denebilir ki? Ümit on yıl boyunca başkalarının gülüşleri altında uyuya kalmış, başkalarının sohbetleriyle uyanmıştı. Bir ev, daimi bir kutlama yeri olmamalıydı.
Boşanmadan sonra ortaya çıktı; daire hâlâ krediliydi, Yaseminin üstünde uçak parası kadar kredi borcu birikmişti. Gülüşü eskisi kadar sık çıkmıyor artık.
Derya bu sırada gösterişli hayat imparatorluğu kuruyordu. Sosyal medyası restoranlar, butik alışverişler, tatil fotoğraflarıyla dolu. Mükemmel makyaj, mutluluk ve evrene teşekkür etiketleri altında parlayan kareler. Kaan arka planda silik, soluk, bu ışıltılı vitrinin finansörüydü.
Bak, Derya telefonu Elifin burnuna soktu. Kübraya kocası Cartier kolye almış. Benimki ne yapıyor? Yine saçma sapan bir şey getirecek.
Belki kendi seçmeye seviniyordur?
Derya Elife tuhaf bir şekilde baktı.
Hayır, ben ona listeyi gönderdim. Ordaki şeylerden birini alsın diye.
Elif sustu. Selim dün ona okumak istediği kitabı getirmişti; metrodaki küçük kitabevinden. Kendi elleriyle kraft kağıda sarıp getirmiş. Elif bunu Deryaya anlatmadı, fakirlik diye alay ederdi.
Beş yıl boyunca Kaan o istenen standarda yetişmeye çalıştı. Fazla mesai yaptı, ek işler buldu, hep biraz daha fazlasını sunmaya çalıştı. Sonra bir gün bir kitapçıda çalışan, boşanmış, çocuklu, manikürsüz ve markasız bir kadınla tanıştı. O kadın ona, olduğu haliyle yeterli olduğunu hissettirdi.
Boşanma kısa ve çirkindi. Derya her şeyi talep etti, ama yasal olarak yarısından fazlasını alamadı. Sadece bütçeden geriye bir şey kalmamıştı: spa üyelikleri, güzellik merkezleri, sürekli alışveriş turları derken para bitmişti.
Şimdi ne yapacağım? Derya bir kafede ağlayarak, gözyaşlarını dağıtıyordu. Nasıl geçineceğim?
Elif kahvesini içerken düşünüyordu; onca yıl boyunca Derya onun hayatını, Selimin sağlığını hiç sormamıştı. Deryanın soruları hep kendisiyle ilgili dönüp duruyordu.
Eskisi gibi zamanla iki arkadaş da eşsiz, parasız, alışık oldukları hayattan uzak kaldılar. Yasemin borçları ödemek için ikinci iş buldu; Derya küçük ve daha mütevazı bir eve taşındı, artık fotoğraf paylaşmıyor.
Elif ise hep olduğu gibi yaşamaya devam etti. Selime akşamları yemek hazırladı, işleriyle ilgili sohbet etti, onun dertlerini dinledi, asla hediye veya şov istemedi, başka kocalarla kıyaslamadı. Sadece yanındaydı; evin duvarı kadar sağlam, mutfak ışığı gibi sıcak.
Selim bunun kıymetini biliyordu. Bir akşam elinde dökümanlarla eve gelip masaya bıraktı.
Bu ne?
Şirketin yarısı. Artık senin.
Elif bir süre belgeleri elleyemedi, sessizce baktı.
Neden?
Çünkü hak ettin. Çünkü seni korumak istiyorum. Çünkü sensiz bunların hiçbiri olmazdı.
Bir yıl sonra, güneş gören, geniş pencereli bir daire aldı, Elifin üzerine yaptı. Elif gözyaşlarını Selimin omzuna yasladı, Selim başını okşadı, benim hazinemsin, huzurlu limanım deyip durdu.
Eskiden sık görüştüğü arkadaşlar çaya gelmeye başladılar; önce seyrek, sonra sıklaşarak. Yeni kanepede, ipek yastıkları inceliyor, duvardaki tabloları merakla süzüyorlardı. Yüzlerinde şaşkınlık, karışıklık, gizlenmeye çalışılan bir kıskançlık vardı.
Tüm bunlar nereden çıktı? dedi Yasemin, salonu incelerken.
Selim hediye etti.
Sebepsiz mi?
Sebepsiz.
Arkadaşlar göz göze geldi. Elif kahve ekledi, sustu. Bir buluşmada Yasemin dayanamadı. Fincanı sertçe bırakıp, tabağa kahve sıçrattı, birden sordu:
Söylesene. Neden? Neden biz her şeyimizi kaybettik de sen, sessiz bir gri fare gibisin ve hâlâ mutlusun?
Masa başında bir sessizlik oldu. Derya camdan bakıyormuş gibi yaptı ama eliyle, eski pırlantanın yerini alan ucuz yüzüğü kurcalıyordu.
Elif yanıt verebilirdi. Sabırdan, küçük şeyleri önemsemekten, mutluluğun şovdan değil, emekten oluştuğundan, sevilmenin dinlemek, anlamak, saklamak olduğundan bahsedebilirdi. İstemekten değil, vermekten.
Ama neden? Yirmi yıl boyunca bu kadınlar onu fon gibi görmüş, daha canlı yaşa, sıkıcı olma demiş, kendi seslerinden başka bir şey duymamışlardı.
Herhalde biraz şanslıyım, dedi Elif, gülümsedi.
O günden sonra nadir geldiler, sonra hiç gelmediler. Kıskançlık, dostluktan, geçmişten, mantıktan güçlüydü. Hata yaptıklarını kabul etmektense uzağa gitmek daha kolaydı.
Elif üzülmedi. İlginç şekilde, bu ilişkilerin yerini bir huzur aldı. Sanki dar bir ayakkabıyı çıkarıp, ilk defa nefes alabilmişti.
…Bir on yıl daha geçti. Elif şimdi elli dört yaşında; hayat iyi. Büyümüş çocukları, torunu, hâlâ kraft kağıda sarılı kitaplar getiren Selimi vardı. Eski bir tanıdıktan duydu; Yasemin tekrar evlenmemiş, iki işte çalışıyor, sürekli sağlığını şikayet ediyor. Derya, üç adam değiştirmiş ama her seferinde aynı sorunlar: bitmeyen beklentiler, şikayetler, kırgınlıklar.
Elif bunları duymasına rağmen asla içten sevinç duymadı. Sadece dinledi ve düşündü; bazen en sessiz, gri fareler, gerçek mutluluğu buluyor. Dışarıdan görünmeyen, ama insanın içine büyük bir kıymet veren mutluluk.
Telefonunu kapattı, yemek hazırlamaya gitti. Selim erken geleceğini söylemişti ve akşam yemeğinde mantarlı patates istemişti.
Bugün kendi adıma şunu yazıyorum: Mutluluk, dışarıdan görülen başarıda değil, birlikte paylaşmaya ve sevmeye zaman ayırabilmekte. Gerçek huzur, sessiz ama sağlam duran bir yuvada başlıyor.




