PUL KOLEKSİYONU
İlker, Hatice’den ayrılmış, annem derin bir iç çekti.
Ne demek şimdi bu? diye sordum şaşkınlıkla.
Ben de anlam veremedim ki. Bir ay iş gezisindeydi. Döndü, bambaşka biri olmuş. Haticeye üzgünüm, başka birini seviyorum deyip çekip gitmiş, annem dalgın gözlerle bir noktaya takıldı kaldı.
Ciddi mi söylüyor ya? Akıl alır iş değil vallahi, dedim, içimden enişteme sinir olmaya başlayarak.
Zehra aradı, dedi ki, Haticenin annesi fenalaşmış, ambulans çağırmak zorunda kalmışlar. Meğer Haticem yutma bozukluğu geçirmiş, bir nevi sinirsel yani, annem hüzünle göz kırpıştırdı.
Neyse anne, biraz sakin ol. Zaten Hatice de yıllarca kocasını baş köşeye koyup durdu. Adamın bir dediğini iki etmedi, el üstünde tuttu. Şimdi kaşığıyla dert içiyor. Yazık tabii. Umarım İlkerin yeni aşkı ciddi değildir O çünkü Haticeyi ve Zehrayı gerçekten severdi, kalbim kabul etmek istemiyordu bu olanları.
İlkerle Hatice ilk görüşte çarpılmışlardı. İki ay içinde nikah masasına oturdular. Sonra kızları Zehra doğdu. Her şey yolunda, huzurlu, sessiz sakin giderken birden bu patlak verdi.
Yokuş aşağı yuvarlanmak gibi
Tabii ben de hemen kız kardeşime koştum. Duygusal meseleleri konuşması insanın en yakınıyla bile zor.
Haticem, ne oldu böyle? İlker en azından açıklama yaptı mı? Kafayı mı yedi bu adam? soruları ardı arkasına dizdim kardeşime.
Ay Asuman, ben de şok oldum. Nereden çıktı bu kadın? Büyü mü yaptı ne? İlker sanki büyülenmiş gibi peşinden gitti. Durduramadım, Hayat akmalı Hatice, damlamamalı artık deyip çantasına eşyalarını attı gitti. Yüzüm asfalta sürtülmüş gibi hissediyorum. Hiçbir şey anlamıyorum Haticenin gözyaşları sel olup akıyordu.
Dur Haticem, sabret biraz. Belki kafası yerine gelir, geri döner. Olur ya dedim, ağlayan kardeşime sarılırken.
Fakat kaçağın dönüşü olmadı.
İlker başka bir şehre yerleşti, yanında yeni eşiyle.
Bu yeni eş, Nevin, İlkerden tam on sekiz yaş büyüktü. Yaş farkı onlar için hiç mesele olmadı; aşkları her şeye meydan okuyordu. Ruhun yaşı olmaz, derdi Nevin sık sık.
İlker, Nevine sanki büyülenmişti. Kadın onun deniz feneriydi.
Nevin başına buyruk biriydi, hoyratlığı da bir başkaydı Kimi zaman ağzından bal damlardı, kimi zaman da lafı kılıç gibi saplardı.
İlker sanki hayata onunla başlamış gibi Nerelerdeydin Nevinim, ömrüm aramakla geçti deyip dururdu.
Hatice ise erkeklere dünyayı dar etmeye ant içmiş haldeydi.
Zaten güzelliği dillere destandı, kadınlar bile dönüp bir daha bakardı ardından.
Ofiste patronu Erdoğana ayar üstüne ayar verdi. Adamın aklını başından aldı.
Haticem, gel benimle evlen. Seni altına boğarım. Vallahi yalan yok, prensesim olacaksın, dedi bir gün Erdoğan.
Yahu Erdoğan Bey, evlilik bana göre değil, doydum ben bu işlere Hadi gel tatile gidelim, Zehranın biraz güneşe, denize ihtiyacı var, dedi Hatice cilveli bir gülüşle.
Hadi gidelim güzelim
Bir de Sait vardı; adam akıllı, efendi. Ev işlerinde yardımcı, Haticenin evinin tadilatını yaptı.
Evlenme teklif etmedi tabii, çünkü evli barklıydı
Hatice bunları parmağında oynattı resmen
Aşkla, sevgiyle pek ilgisi yoktu ilgilerinin. Gamsızlıklarına sığınıp dertlerini unutmaya çalışıyordu.
Ama içten içe İlkeri özlerdi Hatice. Rüyalarda görürdü onu. Gözyaşıyla uyanırdı. Kalbinin odalarında hep İlkerin ayak sesleri vardı.
Bir insanı kendinden nasıl ayırırsın ki? Ne yaptım ben bu adama? Elimden geleni yaptım, sadık oldum, her şeyine koştum. Kavga etmedik ki hiç
Yıllar böyle geçti.
Hatice bir bakmış Erdoğana cilveyle gülüyor, bir bakmış Saiti evine yolluyor.
Zehra yirmi yaşına geldiğinde artık babasını ziyarete karar verdi.
Trene bir bilet aldı. Yolculuk boyunca kafasında yeni üvey annesi Nevinle konuşmasını kurguladı.
Başka bir şehre vardı.
Kapıyı çaldı.
Sanırım sen Zehrasın, kapıda hoş tipli bir kadın belirdi.
Annem çok daha güzel, diye geçirdi içinden Zehra.
Siz Nevin Hanımsınız, değil mi? dedi Zehra.
Evet, geç şöyle. Baban evde yok, yakında gelir, Nevin onu mutfağa aldı.
Nasılsınız? Annem nasıl? Nevin ortalığı topladı, Çay mı, kahve mi istersin?
Nevin Hanım, bir şey soracağım: Babamı ailemizden nasıl aldınız? Annemi çok seviyordu, bunu biliyorum, Zehra dik dik kadının gözlerinin içine baktı.
Zehracım, bazı şeyleri kader önüne koyuverir. Aşkın garantisi yok ki Olur ya, bazen beklenmedik bir karşılaşma insanın bütün hayatını değiştirir. Kaderin cilvesine direnemezsin. Hayat dansında parten değişiverir. Açıklaması zor, Nevin yorgun bir şekilde sandalyeye oturdu.
Peki insan kendi duygularını frenleyemez mi? Sonuçta ailesine karşı sorumluluğu var Zehra gözlerini kaçırmadan sordu.
Olmuyor, kızım, dedi Nevin kısa ve öz.
Açık sözlülüğünüz için teşekkürler, Zehra sunulan kahveyi içmeyi reddetti.
Zehra, bir tavsiye ister misin?
Erkek dediğin pul gibidir: Ne kadar çok tükürürsen o kadar sıkı yapışır, Nevin güldü, Hem insan, erkekle bazen çelik gibi, bazen kadife gibi olmalı Bu arada, babanla fena kavga ettik geçen hafta.
O zaman babamı bekleyeyim mi? dedi Zehra endişeyle.
Bilmem ki Bir haftadır otelde kalıyor. İstersen adres vereyim, Nevin bir kağıda karaladı, Al bakalım.
Böyle olmasına Zehra azıcık sevindi bile; babasıyla baş başa konuşma fırsatı çıkmıştı.
Hoşça kalın, kahve için de sağ olun, diyerek hızla evden ayrıldı.
Otelin yolunu buldu, kapıyı çaldı.
İlker, kızını görünce pek sevindi, biraz da utandı.
Zehra, aslında bugün eve dönecektim Bilirsin işte, bir kavga oldu falan
Baba, orası karışmaz bana. Ben seni görmek istedim sadece, Zehra babasının elini tuttu.
Annen nasıl? İlker sordu.
İyiyiz baba, yokluğuna alıştık, Zehra iç çekti.
Baba-kız otel odasında samimi bir akşam geçirdiler; sohbet, gülüşmeler, arada birkaç damla gözyaşı
Baba, Nevini seviyor musun? dedi Zehra aniden.
Çok seviyorum, affet beni, kızım, dedi İlker kararlılıkla.
Pekâlâ, benim gitmem lazım zaten. Yakında trenim var, toparlandı Zehra.
Gel yine Zehra. Nihayetinde baba-kızız, dedi İlker utangaçça gözlerini kaçırarak.
Tabii, tabii dedi Zehra hızlıca otelden çıkarak.
Eve döndüğünde, kafasında Nevinin tavsiyesini mırıldanıyordu.
Ne aşka inanmak, ne erkeklerin boş laflarına kulak asmak, ne de kıymet vermek Yani kısacası; pulun üstüne tükürmek!
Lakin üç yıl sonra bambaşka biri çıktı karşısına. Kutay. Zehra anında anladı: İşte tam benim için yaratılmış biri! Sanki göklerden gönderilmiş
Bunu hissetti Zehra ilk anda.
İnsanın özünü bulunca, diğer her şey tatsızlaşıyor zaten
Kutay, Zehranın kalbini sardı, ayrılmadı hiç. Onun ruhuna dokundu; Zehra da aşık oldu, hem de hiçbir şart koşmadan Baştan aşağıAma bu kez Zehra, kalbine ne pul yapıştırdı ne tükürdü; iç sesine kulak verdi, incinmekten korkmadı, sevgiyi olduğu gibi yaşadı. Hatice, kızının değişimini uzaktan izleyip hafiften gülümsedi. Yıllar sonra ilk kez içini tarifsiz bir huzur sardı.
Bir gün Hatice, eski pul kutusunu açtı; her bir pulun, geçmişte verilen sevdanın minik birer yadigârı olduğunu anladı. Her biri ayrı bir mektup, ayrı bir ayrılık Sonra o pullardan birini aldı, kızına uzattı.
Hayat bir pul koleksiyonuymuş be Zehracığım. Sevdiklerin peşinde şehirden şehre dolaşıyorsun, arada eksikler, kayıplar oluyor. Ama sonunda bir tane, tam sana ait olanı buluyorsun. İşte o koleksiyonun en kıymetlisi. Sakla bunu, belki bir gün kızına verirsin.
Zehra gülümsedi. Kutayın ellerini tutup, odanın camını araladı. İçeri serin bir rüzgâr doldu; eski dertleri, eski pulları, ağır kırgınlıkları savurup götürdü. O an, hayat koleksiyonunun en güzel pulu, güzün sararmış ilk yaprağı gibi avucunun ortasında duruyordu. Ve Zehra, ilk defa gerçekten nefes aldı.




