Bir Resmî Evrak Meselesi Serkan’ın cebinde, annesinin evinin anahtarıyla birlikte avans alındığına dair bir belge vardı. Parmağıyla cebin üzerinden o kağıdı hissediyor, böylece hayatı kontrol ettiğine inanmak istiyordu. Üç gün sonra noter huzurunda satış sözleşmesi imzalanacaktı, alıcılar kapora olarak yüz bin lirayı göndermişti, emlakçı ise her akşam mesaj atıp son tarihleri hatırlatıyordu. Serkan ise kısa, emojisiz cevaplar veriyor, mesajları tehdit gibi okuyup duruyordu. Beşinci kata asansörsüz çıktı, kapıda soluklandı ve sonra zile bastı. Annesi hemen açmadı. Kapı arkasından ayak sürüme sesleri, ardından anahtar sesi geldi. — Serkan, sen misin? Dur… zinciri açıyorum… — sesi gereğinden gergindi, sanki şimdiden kendini savunuyordu. Serkan gülümseyip poşeti gösterdi. — Marketten bir şeyler aldım. Hem anlaşmaya bir daha bakalım. — Anlaşma… — annesi geçip koridora çekildi. — Hatırlıyorum, ama acele etme benimle. Ev sıcaktı, radyatörler yanıyordu, girişteki taburenin üstünde ilaç çantası vardı. Mutfak masasında yarım kalmış bir elma ve annesinin büyük harflerle not aldığı defter: “İlaçlarımı iç”, “Site yönetimini ara”, “Serkan gelecek”. Serkan alışverişi yerleştirip sütü buzdolabına koydu, kapağı da kontrol etti. Annesi, o hareketleri de sözleşmenin parçası gibi izliyordu. — Yine yanlış ekmek almışsın, — dedi annesi, ama öyle kızgın değildi. — Başka ekmek yoktu, — dedi Serkan. — Anne, neden satıyoruz burada oturduğumuzu hatırlıyorsun değil mi? Annesi oturup ellerini dizlerinin üstüne koydu. — Benim için kolay olsun diye. Beş kat çıkmayayım diye. Bir de siz… — kelimeyi yutkunarak bıraktı. — Bir de siz daha az tartışırsınız… Serkan’ın içinde bir sinir yükseldi — annesine değil, o cümleye. Aslında tartışıyorlardı, ama sessizce, annesi duymasın diye telefonda. — Tartışmıyoruz, — dedi yalan söyleyerek. — Çözüm arıyoruz. Annesi başını salladı, bakışı ise sabit ve kararlıydı. — Yeni evi satıştan önce görmek istiyorum. Söz vermiştin. — Yarın gideriz, — dedi Serkan. — Zemin kat, bahçesi var, market de yanında. Serkan belgeleri çıkardı: ön anlaşma, alındı belgesi, tapu fotokopisi, kimlikler. Her şey dosyalanmıştı, sanki klasörün düzeni ailedeki düzensizliği örtmeye yetiyormuş gibi. — O ne? — dedi annesi, Serkan’ın hatırlamadığı bir kağıda uzanarak. Kağıt incedi, üzerinde poliklinik mührü ve doktor imzası vardı. Üstünde “Rapor” yazıyordu. Altında “bilişsel azalma bulguları”, “vesayet düşünülmeli”, “sınırlı ehliyet mümkün” gibi cümleler. — Bu nereden çıktı? — dedi Serkan, sesini düz tutmaya çalışarak. Annesi kağıda yabancıymış gibi baktı. — Orada verdiler. Poliklinikte. Sanatorya başvurusu için sanmıştım. — Kim verdi, ne zaman? Annesi omuz silkti. — Paşa ile gittim… — kelimeyi aradı. — O dedi “hafızayı kontrol ettir, seni kandırmasınlar.” Ben de kabul ettim. Sekreter bir kağıt uzattı, imzaladım. Okumadım, gözlüklerim evdeydi. Serkan, Paşa’nın son aylarda hep aynı şeyi tekrar ettiğini hatırladı: “Anne yalnız kalamaz, her şeyi unutuyor, ona bir zarar gelmesin.” Sözlerinde endişe vardı, ama bir yorgunluk da. — Anne, bu ne anlama geliyor biliyor musun? — Serkan raporu kaldırdı. — Ben… — annesi gözlerini kaçırdı. — Aptal olduğumu mu? — Hayır. Bu, senden habersiz ehliyetinin kısıtlanması için belge hazırladıkları anlamına geliyor. Annesi birden başını kaldırdı. — Ben çocuk değilim! Serkan annesinin dudaklarının titrediğini gördü. Ağlamıyordu, ama gözlerinde gizlenen bir kırgınlık vardı. — Paralarım nerede, biliyorum. Okulda senin elini tutmayı, bu evin bana ait olduğunu hatırlıyorum. İstemiyorum ki beni… — cümlesini bitiremedi. Serkan raporu klasöre özenle koydu, sanki sıcak bir eşya gibi tutarak. — Ben ilgileneceğim, — dedi. — Bugün. Balkona çıktı, Paşa’yı arayacaktı. Balkonda annesinin boş turşu kavanozları düzenli biçimde kutuda duruyordu. Kapakları da ayrı, muntazam bir şekilde. Gözlüğü nereye koyduğunu unutsa da kavanoz-kapak düzeninde sorun yoktu. Paşa hemen açtı. — Ne oldu, nasıl? — sesi her zamanki gibi neşeliydi; güçlü görünmek ister gibi. — Anneyi polikliniğe sen mi götürdün? — dedi Serkan. Bir duraklama oldu. — Evet. Niye? Dedim ya, gerek. Unutuyor, Serkan, sen de gördün. — Ben onun sadece yorgun olduğunu gördüm. Aynı şey değil. Ona vesayet raporu verilmiş haberin var mı? — Abartma ya. Tavsiye o. Noter duyarsa sıkıntı çıkmasın diye. Şimdi dolandırıcılar çok. Herkes kaçıyor. Serkan telefonu sıktı. — Noter “arıza” yapmaz, yetkinliği kontrol eder. Dosyada “ehliyet sınırlı olabilir” yazarsa işlemi onaylamayabilir. — Onaylarsa sonra biri iptal ettirir. Mahkemeye sürüklenmek ister misin? Ben temiz olsun istiyorum. — Temizlik, annenin ne imzaladığını anlamasıyla olur. Gözlüğü yokken önüme belge atmakla değil. — Gene bana yıkayacaksın, — Paşa’nın sesi sertleşti. — Ben daha sık gidiyorum, gazı unutuyor kapatmayı gördün mü? Serkan, annesinin dün arayıp “bugün ne gün?” dediğini, ama kapora miktarını tam söylediğini, “kapora belgesinde kandırılmadık mı” diye sorduğunu düşündü. — Bugün polikliniğe, notere gidiyorum. Akşam sen de gel. Anne de burada olacak. — Anneyle olmaz, çok üzülür. — Konu anneyle ilgili, onun yanında olmalı. Serkan mutfağa döndü. Annesi ellerini kavuşturmuş, camdan cevap arıyor gibiydi. — Bana kızma, — dedi annesi, dönmeden. — Paşa iyi çocuk. Sadece korkuyor. Serkan içindeki bir şeyin yer değiştirdiğini hissetti. Anne oğlunu burada bile savunuyordu. — Ben ona değil, sana sorulmadan karar verildiğine kızıyorum. Klasörü topladı, raporu ayrı dosyaya koydu, çantasına kaldırdı. Çıkmadan ocağı kapalı mı, pencereler kapalı mı kontrol etti. Anne kapıya kadar uğurladı. — Serkan, — dedi sessiz, — sakın evimi başkasına kaptırma. — Kimseye kaptırmam, — dedi Serkan. — Seni de kimseye. Poliklinikte iki saat geçirdi. Önce kayıtta sıra, sonra doğru doktoru arama, ardından neden bilgi istediğini izah. Kayıttaki kadın yorgundu. — Tıbbi gizlilik, dedi. — Vekâlet yoksa verilmez. — O benim annem, — Serkan sesini yükseltmeden. — Ne imzaladığını bilmiyor. Kim talep etti bunu bilmem gerek. — Kendisi gelsin, — dedi kadın. Koridorda annesini aradı. — Anne, gelebilir misin? — dedi. — Şimdi mi? — endişe ve şaşkınlık vardı: — Hazır değilim. — Ben gelir alırım, dedi Serkan. — Önemli. Beşinci kat çıkıldı, annesine montunu giydirdi, gözlüğü cam kenarında buldu (“unutmayayım” diye koymuştu). Annesi yavaş yürüyüp, korkmadan merdivenden indi. Poliklinikte yine sırada beklediler. Anne insanlara, afişlere bakıyor, küçülüyor gibiydi. — Kendimi ilkokul çocuğu gibi hissediyorum, dedi pencereye yaklaşınca. — Sen büyüksün, — dedi Serkan. — Sadece burası böyle. Anneyi görünce kayıt görevlisi yumuşadı. Kimlik, sağlık kartı aldı, dosyasını açtı. — İki hafta önce nöroloğa, bir de sevkle psikiyatriste gitmişsiniz, — dedi. Anne yerinde irkildi. — Psikiyatriste mi? — dedi korkuyla. — Kimse haber vermedi. — Hafıza şikâyetinde rutinidir, — görevlinin sesi güvensizce. Serkan ziyaret listesinin dökümünü ve raporun kopyasını istedi, ona vermediler ama annesi noter için kartından rapor alabilecekti, gözlüğüyle dikkatle okudu ve imzaladı. — Şimdi, — dedi görevli, raporu uzatırken. — Sorunuz varsa başhekime gidin. Başhekim kapalıydı, “14.00’te açılır” diyordu kağıt. Saat 12.30’du. — Yetişemeyiz, dedi anne, sesinde rahatlama vardı sanki. — Yetişiriz, dedi Serkan. — Bekleyeceğiz. Koridorda bankta oturdular. Anne raporu elinde tuttu, sanki elinden alınabilirdi. — Serkan, — dedi annesi gözünü kaçırarak, — gerçekten bazen karıştırıyorum. Yemek yediğimi unutuyorum. Ama beni… gözden çıkarsınlar istemiyorum. Serkan annesinin ellerine baktı, derisi ince ama parmakları hâlâ çevik. Çocukken ona atkı bağladığı günleri hatırladı, o zaman da kendini çaresiz hissetmekten çekinmişti. — Sen istemedikçe kimse seni gözden çıkaramaz, — dedi. — Ya neye izin verdiğimi anlamazsam? Bu soru, rapordan daha etkileyiciydi. — O zaman yanında olacağım, — dedi Serkan. — Hep birlikte anlayalım. Başhekim 14.20’de aldı. Kadın ellilerinde, düzgün, dengeli konuşuyordu. — Anneniz hakkında mahkeme kararı yok, — dedi dosyaya bakıp. — Doktorun “bilişsel azalma varsa, vesayette danışın” diye tavsiyesi var. Bu imza hakkınızı kısıtlamaz. — Ama noter görürse reddeder, — dedi Serkan. — Durum anlık değerlendirilir, — dedi başhekim. — Şüphe varsa psikiyatristten rapor istenir ya da imza sırasında doktor çağrılır. Tek başına bu rapor engel sayılmaz. Anne çantasına sarılmıştı. — Vesayet notunu kim yazdı? — diye sordu Serkan. Başhekim dikkatle baktı. — “Yanında oğlu” diye not düşülmüş, soyadı yok. Doktor testlerden sonra yazmış olabilir. Kimse “özel olarak” böyle not tutamaz. Serkan daha fazla ısrarın faydası olmayacağını anladı. Burada her şey “kuralına göre şefkat” gibi görünüyordu. Gri alanlar ise annenin okumadan imzaladığı yerde başlıyordu. Eve dönerken annesi yorulmuştu ama direniyordu. Otobüste aniden dedi ki: — Paşa, evi başkasına satıp açıkta kalacağımdan korkuyor. — Korkuyor, — dedi Serkan. — Sen neden korkuyorsun? Serkan hemen cevap vermedi. Satışın iptalinden, müşterinin kaparoyu geri alıp dava açmasından, fırsatın kaçmasından, annesinin bu apartmanda yıllarca daha kalmasından… Ama en çok annesinin aile için “bakım nesnesi” haline gelmesinden korkuyordu. — Sana artık kimse sormayacak diye korkuyorum, — dedi. Akşam Paşa geldi. Ayakkabısını çıkarıp salona geçti, annesi tabakları koyup buzluk salatası çıkardı. Serkan, annesinin özellikle sakin durmaya çalıştığını fark etti, sanki sıradan aile akşamıymış gibi. — Anne, iyi misin? — Paşa yanağından öptü. — İyiyim, — dedi anne kısa. — Bugün psikiyatristte olduğumu öğrendim. Paşa dondu, Serkan’a baktı. — Seni korkutmak istemedim anne. Sadece doktor. Şimdi herkes kontrol ediyor. — Kimse kontrol etmedi, — dedi annesi. — Beni getirdiniz. Serkan çıkarıp raporu masaya koydu. — Paşa, bu not satışı iptal ettirebilir, farkında mısın? — Ya bu olmadan satış riskli, farkında mısın? — dedi Paşa. — Noter her şeyi doğru yaptığımızı görmeli. Sonra birisi “yaşlı kadın farkında değildi” derse? — O farkında, — dedi Serkan. — Bugün farkında, yarın değil, — Paşa sesi yükselerek. — Her şeyi imzalayabilir. Anne eliyle masaya vurdu, sert olmasa da sesi belirgindi. — Her şey imzalamam ki, — dedi. — Açıkça anlatılırsa imzalarım. Paşa bakışını kaçırdı. — Anne, gerçekten çok yoruldum, — dedi sessiz. — Her gün arayacaklar diye korkuyorum, “hemen para gönder” dediler mi, diye. Komşuya bile bir şey oldu, istemem böyle olsun. Serkan bunlarda açgözlülük değil, korku hissetti. Ama korku, karar verme hakkı vermezdi. — O zaman şöyle yapalım, — dedi Serkan. — Vesayet yok, ehliyet yoksunluğu yok. Notere müşterisiz, önden gideriz. Anne gözlükle ve sakin. Noter konuşur. Gerekirse, “işlemi anlıyor” diye psikiyatristen belge alırız. Vekâlet de sadece belli işlere, sınırlı olacak. Satış parası, iki imzalı hesaba yatar: anne-Serkan, ya da anne-Paşa. Nasıl isterse. Paşa başını kaldırdı. — Bu zaman alır. Alıcılar beklemez. — O zaman gitsinler, — dedi Serkan, farkında olmadan yüksek sesle. — Annemi ehliyetsiz ilan ederek satış yapmam. Annesi ona baktı, yeni bir şey vardı bakışında: minnet ve korkunun karışımı. — Serkan, — dedi yavaşça. — Parayı kaybedersek? Serkan yakınına oturdu. — Kaparo gidebilir, — dedi dürüstçe. — Zaman kaybı da olur. Ama şimdi vesayeti hız uğruna kabul edersek, sonrasında geri dönüş olmaz. Sonra “gözetim altı”, her adım güvenlik adına açıklama gerekecek. Paşa ellerini sıktı. — Anneye eziyet etmek istiyorum sanıyorsun? — dedi. — Korktuğun için her şeyi kontrol etmek istiyorsun bence, — dedi Serkan. — Ve öyle kolay geliyor. Paşa birden ayaklandı. — Kolay mı? Sen dene bakalım. Hafta bir kere geliyorsun, bana akıl veriyorsun. Serkan da ayağa kalktı, ama durdu. Annesi sinmişti, tartışma fiziksel şiddete dönüşmüş gibiydi. — Yeter, — dedi. — Kim fazla ilgileniyor meselesi değil artık. Anne, Paşa senin yerine imzalasın ister misin? Anne uzun süre sessiz kaldı. Sonra: — İmza atacağımda ikiniz yanımda olun. Ve bana her şeyi dürüst söyleyin, hoşuma gitmese de. Serkan başını salladı. — Öyle olacak. Ertesi gün Serkan, raporlarla birlikte notere tek başına gitti. Noter, gözlüklü bir adam, belgeleri dikkatlice inceledi. — Bu raporla ret gerekmez, — dedi. — Ama ben psikiyatrist ile işlem ya da rapor alınmasını öneririm. Mutlaka annenizin işlemi şahsen yapması gerekir. Genel vekâlet uygun değil. — Alıcılar bekliyor, — dedi Serkan. — Alıcılar hep bekler, — dedi noter. — Sonra da beklemez. Size kalmış. Serkan çıkıp emlakçıyı aradı. — Satışı erteliyoruz, — dedi. — Ne kadar? — emlakçı sesi soğuktu. — İki hafta. Doktor raporu lazım. — Alıcılar vazgeçebilir, — dedi. — Kaporayı geri vermeniz gerekir. — Gerekirse vereceğim, — dedi Serkan, sakinliğine şaşırarak. Akşam annesi ile Paşa’ya bildirdi. Paşa kızıp “fırsatı bozdun”, “her şeyi mahvettin” diye söylendi, sonra sesini kısıp hafifçe kapıyı çekip gitti. Anne mutfakta kalemi çevirdi. — Gelmeyecek mi? — dedi. — Gelir, — dedi Serkan. — Zamanı var. — Ya benim? — dedi annesi. Serkan, annesinin hayatının akışı, kalan zamanı ve bundan sonra ne kadar “gözetim altında” yaşayacağı sorusunu hissetti. — Senin de zamana ihtiyacın var, — dedi Serkan. — Ve hakka. Bir hafta sonra annesiyle özel bir merkezde psikiyatriste gittiler, sıra beklemeden. Anne endişeliydi ama dirençliydi. Doktor tarih, çocuklar, satış nedenini sordu. Anne bir sayıda yanıldı ama, “Evi satıyorum, başka bir ev alacağım, parayı yaşam ve yeni konuta harcayacağım” dedi. Yazılı raporu verdiler. Kuru cümleyle: “Kendi fiillerinin anlamını kavrayıp yönetebilir.” Serkan bu belgeyi hem koruma kalkanı hem de, annesinin insanlığının mühürle onaylanması gerektiği için bir acı olarak tuttu. Alıcılar vazgeçti. Emlakçı “başka ev buldular”, “kaporayı şu ana dek geri verin yoksa ihtar” diye yazdı. Serkan birikiminden ekleyip kaporayı geri gönderdi. Canını acıttı ama yıkmadı. Paşa üç gün aramadı. Sonra akşam ansızın geldi. Anne açınca koridorda konuştular. — Anne, kusura bakma, abarttım, — dedi Paşa. — Beni incitmedin, — dedi annesi. — Korkuttun. Paşa mutfağa gelip Serkan’ın karşısına oturdu. — Gerçekten doğru yaptığımı sanıyordum, — dedi. — Birine… — Anlıyorum, — dedi Serkan. — Ama şimdi şöyle: Her evrak birlikte ve annenin önünde. Korkuyorsan, raporla değil açık söyle. Paşa başını salladı, inat bakışında devam. — Ya anne her şeyi unutursa… Anne sakince baktı. — O zaman birlikte karar verirsiniz, — dedi. — Ama ben hâlâ iyiysem, bana da sorulacak. Serkan gördü ki aile huzurlu olmamıştı. Kırgınlıklar dipte duruyordu, ama “bireysel yetki” dosyası değişti: Serkan’a sınırlı vekâlet, banka işlerinde ve faturada. İki imzalı yeni hesap, anne noter için kendi yazdığı sorular listesi. Gece Serkan gitmeye hazırlanırken anne bir anahtar daha verdi. — İkinci anahtarı al, — dedi. — Ama başaramayacağım diye değil, birlikte güvende olalım diye. Serkan anahtarı aldı, serin metal dokundu. — Evet, birlikte daha güvenli, — dedi. Kapı önünde biraz oyalanıp annesinin adımlarını, kilit sesini arkasından dinledi. Gerçekte tüm hikâye hâlâ tam açıklanmamıştı: Kim poliklinikte karar verdi, anneme neyi imzaladığını niye kimse anlatmadı, nerede bakım nerede güç başlıyor — bunlar hâlâ ortaya çıkabilirdi. Ama artık annesinin sesi vardı; kelimeleri ve ortak kararlarıyla. Ve bunu kimse kolayca elinden alamazdı.

Bir Belge

Serhatın kabanının cebinde annesinin evinin anahtarı, yanında da aldığı peşinatın yazılı teyidi duruyordu. Kâğıdın kenarını kumaşın altından parmaklarıyla yokluyor, hâkimiyet duygusunu sanki böyle elde tutabiliyordu. Üç gün sonra, noterde satış sözleşmesi imzalanacaktı; alıcılar çoktan yüz bin lira yatırmış, emlakçı ise her akşam mesaj atıp günleri hatırlatıyordu. Serhat, mesajlara kısa ve soğuk cevaplar yazıyor, kendisini bu hatırlatmaları bir tehdit gibi okurken buluyordu.

Asansörü olmayan apartmanın beşinci katına tırmandı, kapıda durup derin nefes aldı ve ancak o zaman zile bastı. Anne hemen açmadı. İçeriden ayak sürünmesi, ardından kilit sesi duyuldu.

Serhat, sen misin? Bir dakika Zinciri açıyorum sesi gereğinden fazla yüksek, önceden kendini savunuyormuş gibi gergindi.

Serhat, elindeki poşeti sallayıp gülümsemeye çalıştı.

Alışveriş yaptım. Bir de sözleşmeye bakarız yine.

Sözleşme Anne, koridora doğru geri çekildi, ona yol verdi. Hatırlıyorum. Ama acele etmeyelim.

Daire sıcaktı; kaloriferler cayır cayır yanıyor, girişteki taburenin üzerinde bir ilaç çantası duruyordu. Mutfak masasında yarısı yenmiş bir elma tabağı, yanında da annenin kocaman harfle yazdığı not defteri: “İlaçları iç”, “Site yönetimine ara”, “Serhat gelecek.”

Serhat, alışverişi yerleştirip sütü buzdolabına koydu, kapağın iyice kapalı olduğundan emin oldu. Anne onu, bu da işin bir parçasıymış gibi izliyordu.

Yine yanlış ekmek almışsın, dedi, ama alttan alır haldeydi.

Başka yoktu, diye karşılık verdi Serhat. Anne, ne için sattığımızı hâlâ biliyorsun, değil mi?

Anne sandalyeye oturdu, ellerini dizlerinin üstüne kapadı.

Rahat etmem için. Bu katlara çıkmayayım diye. Bir de siz sözcük boğazında düğümlendi, siz demek zor geldi. Bir de siz tartışmayın diye.

Serhat, öfkesi içten içe yükselirken kendini frenledi; annesine değil, duyduğu cümleye sinirlenmişti. Zaten kavga ediyorlardı, ama sessizce, telefonda, anne duymasın diye.

Kavga etmiyoruz, yalan söyledi. Tartışıyoruz, karar veriyoruz.

Anne başını salladı, bakışı yalnız ve direngen bir berraklık taşıyordu.

Yeni evi görmeden imza atmam, demiştin. Unutma.

Yarın bakarız. Birinci kattaydı, bahçesi var, market hemen yanı başında.

Serhat, dosyasından belgeleri çıkardı: sözleşme örneği, peşinat makbuzu, tapu belgesi, kimlik fotokopileri Hepsi düzenli, dosyada sıralı; dosyadaki düzenin ev içindeki huzursuzluğu tersine çevireceğine inanmak ister gibiydi.

Bu ne? Anne unutulmuş bir belgeyi uzattı.

Belge, poliklinik kaşesi ve doktor imzası taşıyordu; üstünde Rapor yazıyordu. Alt satırlardaki ifadeleri okurken Serhatın dili kurudu: Kognitif bozulma bulguları Vasi atanması değerlendirmesi önerilir Sınırlı ehliyet olabilir.

Bu nereden çıktı? diye sordu, sesini düz tutmaya çalışarak.

Anne belgeye, yabancı bir nesneymiş gibi bakıyordu.

Bana verdiler Poliklinikte. Sanatoryuma başvurmak içindi sandım.

Kim verdi? Ne zaman?

Omuzlarını silkti.

Şey kelime aradı. Paşayla gitmiştim. Hafızamı kontrol ettirelim, kimse kandırmasın, dedi. Kabul ettim. Orada bir kadın verdi, Şunu imzala, dedi. Okumadım, gözlüklerim evdeydi.

Sanki artık taşlar yerine oturmuştu, ama bu his Serhatı daha da kötü hissettirdi. Küçük kardeşi Paşa son aylarda hep aynı şeyleri söylüyordu: Anne yalnız kalmasın, her şeyi unutuyor, birileri kandırır. Dili bakımlıydı ama her kelimede yorgunluk gizliydi.

Anne, bunun ne anlama geldiğini biliyor musun? Raporu gösterdi.

Yani ben Anne başını eğdi. Aptal mıyım demek?

Hayır. Bu, birileri senin yerine karar vermeye hazırlanıyor demek. İmzayı senin atman istenmiyor.

Birden, anne başını kaldırdı.

Ben çocuk değilim!

Dudakları titriyor, ağlamıyordu ama gözleri içerlediğini belli eden ince bir nemle parlıyordu.

Parayı nereye koyduğumu hâlâ hatırlıyorum, dedi hızlıca. Sizi okula götürdüğümü de Evin bana ait olduğunu da Ben istemiyorum ki cümlesi yarım kaldı.

Serhat, raporu dosyaya usulca koydu. Belgeyi elinde tutmak, sanki yanıyormuş gibi bir his uyandırdı.

Halledeceğim, dedi. Bugün.

Balkona çıktı, kardeşi Paşayı aramak için. Balkonda, annesinin turşu kavanozları duruyordu; hepsi yıkılmış temizce istiflenmiş. Kapakları ayrı, düzenli dizili. Anne gözlüğünü unutabilirdi, ama kavanozları ve kapakları asla karıştırmazdı.

Paşa hemen açtı.

Ne yaptın, evde işler nasıl? Sesi her zamanki gibi neşeli, kendinden emin olmaya çalışıyordu.

Annemi polikliniğe sen mi götürdün?

Kısa bir duraklama oluştu.

Evet. Nolmuş ki? Kendi söyledim ya. Bak, karışıyor bazen Serhat. Sen de görmüştün.

Onun sadece yorulduğunu gördüm. Aynı şey değil. Sana vasilik önerisiyle ilgili rapor düzenlendiğini biliyor musun?

Abartma. Bu sadece tavsiye. Noter sıkı bakıyor artık. Herkes dolandırıcılıktan korkuyor.

Serhat telefonu sıktı.

Noter, sıkmak için değil, ehliyeti kontrol için bakıyor. Kartta sınırlı olabilir yazarsa, işlem iptal olur.

Ya işlem olursa sonra birileri dava açar. Yargıya sürüklenmek mi istiyorsun? Paşa hızlıca konuşuyordu, belli ki hazırlıklıydı. Ben sadece her şey temiz olsun dedim.

Temiz demek, annemin neyi imzaladığını bilmesi demek. Gözlüksüz öylece koyulan evrak değil.

Gene her şeyi bana mı yıkacaksın? Paşanın sesi öfkeyle sertleşti. Ben daha sık geliyorum. Gazı kapatmayı unuttuğunu bile sen görmedin.

Dünkü telefonda annesinin bugünün gününü karıştırıp sorması aklına geldi; ama peşinat miktarını tam bildi ve makbuzu sordu.

Bugün polikliniğe gideceğim, notere de. Akşam burada buluşalım, annem de yanımızda.

Annemin önünde tartışılmaz, strese giriyor.

Konu o, onun önünde konuşulacak.

Mutfakta anne, elleri kucağında, cama bakıyordu; sanki cevap camda gizliydi.

Bana kızma, dedi dönmeden. Paşa iyi çocuktur. Sadece korkuyor.

Serhat bir boşluk hissetti; annesi hâlâ küçük kardeşi savunuyordu.

Ona kızmıyorum. Sana sormadıkları için sinirleniyorum.

Dosyayı topladı, raporu ayrı bir dosyaya koydu. Çıkarken ocağa, pencerelere tekrar baktı. Anne kapıya kadar uğurladı.

Serhat, dedi sessizce, Dairemi kimseye kaptırma.

Kimseye, dedi. Seni de kimseye vermem.

Poliklinikte iki saat harcadı. Önce uzun sıra, sonra doğru odayı bulma, sonra ihtiyacını anlatma çabası. Kayıtta, yorgun bir kadın:

Tıbbi bilgiyi, ancak vekâlet olursa veririz.

Benim annem, sesini yükseltmemeye çalıştı. Ne imzaladığını bilmiyor. Süreci başlatan kim, en azından bunu öğrenmem gerek.

Bizzat gelsin, kadının sesi kesin.

Koridora çıkıp annesini aradı.

Anne, şimdi gelebilir misin? dedi.

Şimdi mi? Sesi endişeli ve şaşkındı. Hazır değilim ben

Geleceğim, seni alacağım. Önemli.

Tekrar beşe çıktı, annesine pardösüsünü giydirdi, gözlüğünü pencerenin köşesinde unutmayım diye bıraktığı yerden buldu. Anne merdivenden tutunarak ama kendine güvenerek indi.

Poliklinikte yine uzun bir sıra. Anne etrafındaki insanlara, sağlık afişlerine bakıyor, sanki daha da küçülüyordu.

Resmen ilkokul çocuğu gibi hissediyorum, dedi camda sıra onlara gelince.

Sen yetişkinsin, dedi Serhat. Sadece burada böyle.

Anneyle birlikte, kayıt daha anlayışlı çıktı. Kadın kimliğe, sigorta kartına baktı.

İki hafta önce nöroloğa gitmişsiniz. Psikiyatrikten de sevk var.

Anne irkildi.

Psikiyatri mi? dedi şaşkınlıkla. Kimse bana söylemedi.

Unutkanlık şikâyetlerinde rutin, kayıt memuru hızlıca ekledi; sesi emin değildi.

Serhat ziyaretlerin listesini ve raporun bir kopyasını istedi. Olmadı; ama anneye notere sunmak için karttan özet alma hakkı verdiler. Anne bu kez gözlükle, ne var ne yok yavaşça okuyarak formu doldurdu.

Buyurun, dedi kadın belgeyi uzatırken. Sorunuz varsa başhekime.

Başhekim 14:00te başlayacak bir tabela asmıştı; saat 12:30du.

Yetişmeyeceğiz, Anne hafif bir rahatlamayla söyledi, kültürden gelen bir gecikme kurtarır duygusuyla.

Yetişiriz, dedi Serhat. Bekleyeceğiz.

Koridorda yan yana oturdular. Anne, özeti elinde, bileti elinde gibi tutuyordu.

Serhat, dedi bakmadan. Gerçekten bazen karıştırıyorum. Öğle yemeğimi yediğimi unutuyorum. Ama bittim demek istemiyorum.

Serhat annesinin ellerine baktı. Derisi ince, damarlar belirgin; ama parmakları hâlâ çevik. Çocukken ona atkı bağlamasını anımsadı ve o zaman da kendi çaresizliğinden utanmıştı.

Kimse seni “bitti” diye görmeyecek, istemediğin sürece, dedi.

Ya istemediğim şeyi kabul ettiğimi fark etmezsem?

Bu soru, rapordan daha ağır çarptı.

Yanında olacağım, dedi. Bildiği şekilde anlatacağız.

14:20de başhekim kabul etti. Kırklı yaşlarda tertipli bir kadın; konuşması düzenliydi.

Annenizin ehliyeti düşürülmesine dair mahkeme kararı yok, kartı inceleyerek söyledi. Doktorun önerisiyle kognitif bozulma yazılmış ve vasiyle ilgili danışma tavsiye edilmiş. Bu, satış imzasını engellemez.

Ama noter bunu görürse reddeder, dedi Serhat.

Noter, işlem anında karar verir. Gerekirse psikiyatri raporu ister, ya gerekirse doktor eşlik ettirir. Sırf rapor iptal sebebi değil.

Anne çantayı sımsıkı tutuyordu.

Bu vasiliği kim önerdi? diye sordu Serhat.

Başhekim dikkatlice baktı.

Kartta yanında oğlu kaydı var. Soyadı yazılı değil. Doktor test sonucuna göre yazmış olabilir. Kimse özel rica ile resmi kayda yazmaz.

Serhat, daha fazla direnmenin anlamsız olduğunu anladı. Her şey usulüne uygun ilgi gibi sunuluyordu. Belgeyi, gözlüksüz imzalamak griliği başlatıyordu.

Dönüşte anne yorgundu ama dik durdu. Otobüste, birden:

Paşa, ben evi başkasına satıp sokakta kalırım diye korkuyor.

O endişeli, dedi Serhat.

Peki ya sen neyden korkuyorsun?

Yanıt hemen gelmedi. Satışın iptalinden, alıcıların parayı mahkemeyle geri almasından, yeni dairenin kaçmasından, annesinin bu apartmanda daha yıllarca mahsur kalmasından Ama daha çok, annesinin ailede bir sorumluluk nesnesi olmasından korkuyordu.

Sence sana danışmayı bırakırlar diye korkuyorum, dedi.

Paşa, akşam geldi; ayakkabılarını çıkardı, mutfağa geçti. Anne sakin olmak için çabalayarak salata, tabak koydu. Serhat, bu anın sanki başkaları için sıradan bir akşam yemeği olmasını arzuladığını fark etti.

Anne, nasılsın? Paşa yanına eğilip yanağından öptü.

Fena değil, dedi kısa. Bugün yeni öğrendim, psikiyatriye gitmişim.

Paşa dondu, sonra Serhata baktı.

Korkutmak istemedim, anne. Doktordu sadece. Herkese bakıyorlar artık.

Kimse bakmadı, Anne karşılık verdi, Beni götürdüler.

Serhat masaya belgeyi koydu.

Paşa, bu kayıt satışı riske atıyor, anlıyor musun? dedi.

Senin anladığın şu: Olmasaydı satış daha tehlikeli. Noter her şeyi düzgün görecek. Sonra kimse yaşlı kadın anlamamış demesin.

Anlıyor, dedi Serhat.

Bugün anlar, yarın anlamaz, Paşa sesi yükseltti. Sen de görüyorsun. Her şeyi unutuyor. Her evrakı imzalayabilir.

Anne elini masaya vurdu sert değildi, ama sesi netti.

Her şeyi imzalamam, dedi. Açık anlatırsanız, ona imza atarım.

Paşa başını eğdi.

Anne, çok yoruldum, dedi kısık sesle. Her gün birisi arayıp seni kandıracak diye endişeleniyorum. Kapı komşumu dolandırdılar; senin de başına gelsin istemiyorum.

Serhat bu sözlerin arka planında hırs değil, korku olduğunu duydu. Ama korku, karar hakkı vermiyordu.

O zaman şöyle yapalım, dedi Serhat. Vasi değil. Ehliyetsiz değil. Notere önceden gideriz; alıcılar olmaz. Annem gözlükleriyle, rahatça. Noter onunla konuşur. Gerekirse psikiyatri raporu alınır, işlemin amacını anladığı yazılır. Yetki belgesi her şeye değil, sadece belli görevler için, kısıtlamalı. Satıştan gelen para ortak hesaba, iki imza: anneminki ve benimki; ya da annemle Paşanın, karar ona ait.

Paşa başını kaldırdı.

Çok uzun sürer. Alanlar beklemez ki.

Beklemezlerse bıraksınlar, dedi Serhat. Sözleri aniden çıktı, annesi ürperdi. Annemi ehliyetsiz ilan ederek daireyi satmam.

Anne bakışında yeni bir şey vardı: hem minnet, hem korku.

Serhat, ya parayı kaybedersek?

Serhat yanına oturdu.

Peşinatı kaybederiz belki, dürüstçe dedi. Zaman da kaybederiz. Ama hız uğruna vasilik alırsak, sonrası uçuruma döner. Hayatın her adımına güvenlik diye açıklama gelir.

Paşa ellerini sıktı.

Onu aşağılamak ister miyim zannediyorsun? dedi.

Sadece kontrol etmeye çalışıyorsun; çünkü korkuyorsun, dedi Serhat. Çünkü böyle kolay geliyor.

Paşa hızla ayağa kalktı.

Kolay mı diyorsun? Haftada bir kere uğrayıp bana akıl veriyorsun, işin kolayını ben mi seçiyorum?

Serhat da ayağa kalktı ama durdu. Anne ikisinin arasında, tartışmanın fiziksel bir darbe gibi üzerine yığılmasından çekildi.

Durun, dedi. Konu kim daha fazla katkı sağladı değil. Anne, sen istiyor musun Paşa senin adına evrak imzalasın?

Anne uzun süre sustu. Sonra:

İsterim ki ikiniz de yanımda olun, karar verirken. Bana açık konuşun. Gerçek tatsız olsa bile.

Serhat başını salladı.

Öyle olacak.

Ertesi gün, Serhat tek başına notere gitti; belgelerle. Noter, gözüne takılı, yaşlı bir adam, evrakları dikkatle okudu.

Bu belge, işlemi direkt engellemez, dedi. Ama tavsiyem: işleme bir doktor eşlik etsin veya rapor alınsın. Anneniz mutlaka bizzat işlemde olsun; genel vekâlet olmaz.

Alıcılar bekliyor, dedi Serhat.

Hep beklerler, dedi noter. Sonra giderler. Karar sizin.

Serhat dışarı çıkıp emlakçıyı aradı.

İşlem ertelendi, dedi.

Ne kadar? Ses soğuktu.

İki hafta. Rapor gerekiyor.

Alıcılar vazgeçebilir. Peşinatı iade etmek zorunda kalırsınız.

O zaman iade ederiz, dedi Serhat ve sakinliğine şaşırdı.

Akşamı annesine ve Paşaya bildirdi. Paşa öfkelendi, şans gitti, her şeyi berbat ettin dedi; sonra sustu, hafif bir kapı sesiyle çıktı gitti.

Anne mutfakta kalemle oynuyordu.

Gelmez mi? dedi sessizce.

Gelir, dedi Serhat. Zamana ihtiyacı var.

Peki ya benim? dedi anne.

Serhat, annenin bekleme süresini değil, kalan ömrünü ve bu sürede koruma altında biri olarak ne kadar yaşayacağını sorduğunu anladı.

Senin de hakkın var, zamanın da.

Bir hafta sonra annesiyle özel bir psikiyatriste gittiler. Anne yine gergindi, ama dimdiktir. Doktor sakince, tarihleri, çocukları, satış kararının gerekçesini sordu. Anne rakamı şaşırdı, ama evi satıp başka bir ev alacaklarını, paranın bu amaçla harcanacağını doğru şekilde anlattı.

Raporu ellerine verdiler. Kuru bir cümleyle: Kendi davranışlarının anlamını kavrayacak durumda. Serhat belgeyi bir kalkan gibi tutarken annenin kendi insanlığını onaylatmak için damga beklemenin burukluğunu hissetti.

Alıcılar vazgeçti. Emlakçı mesaj yolladı: Başka bir daire bulmuşlar. Ardından: Peşinatı cuma günü iade edin, yoksa hukuki itiraz. Serhat parasını hemen geri yolladı, bir kısmını kendi birikiminden tamamladı. Canı yandı ama yıkıcı olmadı.

Paşa üç gün aramadı. Sonra akşam ansızın geldi. Anne açtı, koridorda seslerini duydular.

Anne, özür dilerim, dedi Paşa. Abarttım.

Beni incitmedin, dedi anne. Korkuttun.

Paşa mutfağa geçti, Serhatın karşısına oturdu.

Gerçekten doğru olanı yaptığımı sanıyordum, dedi. Sadece birilerinin kandırmasını istemedim.

Anlıyorum, dedi Serhat. Ama artık böyle: Her belge annemizle ve bizimle. Korkun olursa, doğrudan söyle, rapor üstünden dolanma.

Paşa başını salladı, hâlâ inatçıydı.

Peki ya bir gün iyice cümle yarım kaldı.

Anne sakin şekilde baktı.

O zaman birlikte karar verirsiniz. Ama ben hâlâ anlayabiliyorken bana soracaksınız.

Serhat ailenin mutlu olmayacağını, aradaki kırgınlığın dipte tortu gibi kalacağını biliyordu. Satış iptal olmuş, para geri gitmiş, yeni ev fırsatı kaçmıştı. Ama dosyada artık başka belgeler vardı: Serhatın sadece aidat ödemek ve banka işleri için yetkisi; annesinin ortak hesap için yazılı onayı; annesinin notere kendi eliyle kocaman harflerle hazırladığı sorular listesi.

Gece, Serhat ayrılmak üzere kapıya yöneldi. Anne, her zamanki gibi kapıya kadar geldi.

Serhat, dedi ve ikinci anahtar demetini uzattı. Yedek anahtarı al. Kafam karışık olduğundan değil. Gönlümüz rahat olsun diye.

Serhat anahtarı aldı, soğuk metal avucunda, başını salladı.

Gönül rahatlığı için, dedi.

Apartman sahanlığında bekledi. Kapının arkasında annenin adımlarını, ardından kilit sesini duydu. Serhat durdu, gerçeğin tüm çıplaklığına henüz ulaşamadığını hissetti. Poliklinikte kim tam olarak o ifadeyi yazdı, anneye neyi imzalattı, bakım ile yetki arasındaki sınır nerede hepsi zamanla ortaya çıkacaktı. Ama artık annesi sesini geri kazanmıştı; yalnızca kelimelerde değil, ortak kararlarda. Bunu herkesin elinden almak o kadar kolay olmayacaktı.

Rate article
Lifequest
Bir Resmî Evrak Meselesi Serkan’ın cebinde, annesinin evinin anahtarıyla birlikte avans alındığına dair bir belge vardı. Parmağıyla cebin üzerinden o kağıdı hissediyor, böylece hayatı kontrol ettiğine inanmak istiyordu. Üç gün sonra noter huzurunda satış sözleşmesi imzalanacaktı, alıcılar kapora olarak yüz bin lirayı göndermişti, emlakçı ise her akşam mesaj atıp son tarihleri hatırlatıyordu. Serkan ise kısa, emojisiz cevaplar veriyor, mesajları tehdit gibi okuyup duruyordu. Beşinci kata asansörsüz çıktı, kapıda soluklandı ve sonra zile bastı. Annesi hemen açmadı. Kapı arkasından ayak sürüme sesleri, ardından anahtar sesi geldi. — Serkan, sen misin? Dur… zinciri açıyorum… — sesi gereğinden gergindi, sanki şimdiden kendini savunuyordu. Serkan gülümseyip poşeti gösterdi. — Marketten bir şeyler aldım. Hem anlaşmaya bir daha bakalım. — Anlaşma… — annesi geçip koridora çekildi. — Hatırlıyorum, ama acele etme benimle. Ev sıcaktı, radyatörler yanıyordu, girişteki taburenin üstünde ilaç çantası vardı. Mutfak masasında yarım kalmış bir elma ve annesinin büyük harflerle not aldığı defter: “İlaçlarımı iç”, “Site yönetimini ara”, “Serkan gelecek”. Serkan alışverişi yerleştirip sütü buzdolabına koydu, kapağı da kontrol etti. Annesi, o hareketleri de sözleşmenin parçası gibi izliyordu. — Yine yanlış ekmek almışsın, — dedi annesi, ama öyle kızgın değildi. — Başka ekmek yoktu, — dedi Serkan. — Anne, neden satıyoruz burada oturduğumuzu hatırlıyorsun değil mi? Annesi oturup ellerini dizlerinin üstüne koydu. — Benim için kolay olsun diye. Beş kat çıkmayayım diye. Bir de siz… — kelimeyi yutkunarak bıraktı. — Bir de siz daha az tartışırsınız… Serkan’ın içinde bir sinir yükseldi — annesine değil, o cümleye. Aslında tartışıyorlardı, ama sessizce, annesi duymasın diye telefonda. — Tartışmıyoruz, — dedi yalan söyleyerek. — Çözüm arıyoruz. Annesi başını salladı, bakışı ise sabit ve kararlıydı. — Yeni evi satıştan önce görmek istiyorum. Söz vermiştin. — Yarın gideriz, — dedi Serkan. — Zemin kat, bahçesi var, market de yanında. Serkan belgeleri çıkardı: ön anlaşma, alındı belgesi, tapu fotokopisi, kimlikler. Her şey dosyalanmıştı, sanki klasörün düzeni ailedeki düzensizliği örtmeye yetiyormuş gibi. — O ne? — dedi annesi, Serkan’ın hatırlamadığı bir kağıda uzanarak. Kağıt incedi, üzerinde poliklinik mührü ve doktor imzası vardı. Üstünde “Rapor” yazıyordu. Altında “bilişsel azalma bulguları”, “vesayet düşünülmeli”, “sınırlı ehliyet mümkün” gibi cümleler. — Bu nereden çıktı? — dedi Serkan, sesini düz tutmaya çalışarak. Annesi kağıda yabancıymış gibi baktı. — Orada verdiler. Poliklinikte. Sanatorya başvurusu için sanmıştım. — Kim verdi, ne zaman? Annesi omuz silkti. — Paşa ile gittim… — kelimeyi aradı. — O dedi “hafızayı kontrol ettir, seni kandırmasınlar.” Ben de kabul ettim. Sekreter bir kağıt uzattı, imzaladım. Okumadım, gözlüklerim evdeydi. Serkan, Paşa’nın son aylarda hep aynı şeyi tekrar ettiğini hatırladı: “Anne yalnız kalamaz, her şeyi unutuyor, ona bir zarar gelmesin.” Sözlerinde endişe vardı, ama bir yorgunluk da. — Anne, bu ne anlama geliyor biliyor musun? — Serkan raporu kaldırdı. — Ben… — annesi gözlerini kaçırdı. — Aptal olduğumu mu? — Hayır. Bu, senden habersiz ehliyetinin kısıtlanması için belge hazırladıkları anlamına geliyor. Annesi birden başını kaldırdı. — Ben çocuk değilim! Serkan annesinin dudaklarının titrediğini gördü. Ağlamıyordu, ama gözlerinde gizlenen bir kırgınlık vardı. — Paralarım nerede, biliyorum. Okulda senin elini tutmayı, bu evin bana ait olduğunu hatırlıyorum. İstemiyorum ki beni… — cümlesini bitiremedi. Serkan raporu klasöre özenle koydu, sanki sıcak bir eşya gibi tutarak. — Ben ilgileneceğim, — dedi. — Bugün. Balkona çıktı, Paşa’yı arayacaktı. Balkonda annesinin boş turşu kavanozları düzenli biçimde kutuda duruyordu. Kapakları da ayrı, muntazam bir şekilde. Gözlüğü nereye koyduğunu unutsa da kavanoz-kapak düzeninde sorun yoktu. Paşa hemen açtı. — Ne oldu, nasıl? — sesi her zamanki gibi neşeliydi; güçlü görünmek ister gibi. — Anneyi polikliniğe sen mi götürdün? — dedi Serkan. Bir duraklama oldu. — Evet. Niye? Dedim ya, gerek. Unutuyor, Serkan, sen de gördün. — Ben onun sadece yorgun olduğunu gördüm. Aynı şey değil. Ona vesayet raporu verilmiş haberin var mı? — Abartma ya. Tavsiye o. Noter duyarsa sıkıntı çıkmasın diye. Şimdi dolandırıcılar çok. Herkes kaçıyor. Serkan telefonu sıktı. — Noter “arıza” yapmaz, yetkinliği kontrol eder. Dosyada “ehliyet sınırlı olabilir” yazarsa işlemi onaylamayabilir. — Onaylarsa sonra biri iptal ettirir. Mahkemeye sürüklenmek ister misin? Ben temiz olsun istiyorum. — Temizlik, annenin ne imzaladığını anlamasıyla olur. Gözlüğü yokken önüme belge atmakla değil. — Gene bana yıkayacaksın, — Paşa’nın sesi sertleşti. — Ben daha sık gidiyorum, gazı unutuyor kapatmayı gördün mü? Serkan, annesinin dün arayıp “bugün ne gün?” dediğini, ama kapora miktarını tam söylediğini, “kapora belgesinde kandırılmadık mı” diye sorduğunu düşündü. — Bugün polikliniğe, notere gidiyorum. Akşam sen de gel. Anne de burada olacak. — Anneyle olmaz, çok üzülür. — Konu anneyle ilgili, onun yanında olmalı. Serkan mutfağa döndü. Annesi ellerini kavuşturmuş, camdan cevap arıyor gibiydi. — Bana kızma, — dedi annesi, dönmeden. — Paşa iyi çocuk. Sadece korkuyor. Serkan içindeki bir şeyin yer değiştirdiğini hissetti. Anne oğlunu burada bile savunuyordu. — Ben ona değil, sana sorulmadan karar verildiğine kızıyorum. Klasörü topladı, raporu ayrı dosyaya koydu, çantasına kaldırdı. Çıkmadan ocağı kapalı mı, pencereler kapalı mı kontrol etti. Anne kapıya kadar uğurladı. — Serkan, — dedi sessiz, — sakın evimi başkasına kaptırma. — Kimseye kaptırmam, — dedi Serkan. — Seni de kimseye. Poliklinikte iki saat geçirdi. Önce kayıtta sıra, sonra doğru doktoru arama, ardından neden bilgi istediğini izah. Kayıttaki kadın yorgundu. — Tıbbi gizlilik, dedi. — Vekâlet yoksa verilmez. — O benim annem, — Serkan sesini yükseltmeden. — Ne imzaladığını bilmiyor. Kim talep etti bunu bilmem gerek. — Kendisi gelsin, — dedi kadın. Koridorda annesini aradı. — Anne, gelebilir misin? — dedi. — Şimdi mi? — endişe ve şaşkınlık vardı: — Hazır değilim. — Ben gelir alırım, dedi Serkan. — Önemli. Beşinci kat çıkıldı, annesine montunu giydirdi, gözlüğü cam kenarında buldu (“unutmayayım” diye koymuştu). Annesi yavaş yürüyüp, korkmadan merdivenden indi. Poliklinikte yine sırada beklediler. Anne insanlara, afişlere bakıyor, küçülüyor gibiydi. — Kendimi ilkokul çocuğu gibi hissediyorum, dedi pencereye yaklaşınca. — Sen büyüksün, — dedi Serkan. — Sadece burası böyle. Anneyi görünce kayıt görevlisi yumuşadı. Kimlik, sağlık kartı aldı, dosyasını açtı. — İki hafta önce nöroloğa, bir de sevkle psikiyatriste gitmişsiniz, — dedi. Anne yerinde irkildi. — Psikiyatriste mi? — dedi korkuyla. — Kimse haber vermedi. — Hafıza şikâyetinde rutinidir, — görevlinin sesi güvensizce. Serkan ziyaret listesinin dökümünü ve raporun kopyasını istedi, ona vermediler ama annesi noter için kartından rapor alabilecekti, gözlüğüyle dikkatle okudu ve imzaladı. — Şimdi, — dedi görevli, raporu uzatırken. — Sorunuz varsa başhekime gidin. Başhekim kapalıydı, “14.00’te açılır” diyordu kağıt. Saat 12.30’du. — Yetişemeyiz, dedi anne, sesinde rahatlama vardı sanki. — Yetişiriz, dedi Serkan. — Bekleyeceğiz. Koridorda bankta oturdular. Anne raporu elinde tuttu, sanki elinden alınabilirdi. — Serkan, — dedi annesi gözünü kaçırarak, — gerçekten bazen karıştırıyorum. Yemek yediğimi unutuyorum. Ama beni… gözden çıkarsınlar istemiyorum. Serkan annesinin ellerine baktı, derisi ince ama parmakları hâlâ çevik. Çocukken ona atkı bağladığı günleri hatırladı, o zaman da kendini çaresiz hissetmekten çekinmişti. — Sen istemedikçe kimse seni gözden çıkaramaz, — dedi. — Ya neye izin verdiğimi anlamazsam? Bu soru, rapordan daha etkileyiciydi. — O zaman yanında olacağım, — dedi Serkan. — Hep birlikte anlayalım. Başhekim 14.20’de aldı. Kadın ellilerinde, düzgün, dengeli konuşuyordu. — Anneniz hakkında mahkeme kararı yok, — dedi dosyaya bakıp. — Doktorun “bilişsel azalma varsa, vesayette danışın” diye tavsiyesi var. Bu imza hakkınızı kısıtlamaz. — Ama noter görürse reddeder, — dedi Serkan. — Durum anlık değerlendirilir, — dedi başhekim. — Şüphe varsa psikiyatristten rapor istenir ya da imza sırasında doktor çağrılır. Tek başına bu rapor engel sayılmaz. Anne çantasına sarılmıştı. — Vesayet notunu kim yazdı? — diye sordu Serkan. Başhekim dikkatle baktı. — “Yanında oğlu” diye not düşülmüş, soyadı yok. Doktor testlerden sonra yazmış olabilir. Kimse “özel olarak” böyle not tutamaz. Serkan daha fazla ısrarın faydası olmayacağını anladı. Burada her şey “kuralına göre şefkat” gibi görünüyordu. Gri alanlar ise annenin okumadan imzaladığı yerde başlıyordu. Eve dönerken annesi yorulmuştu ama direniyordu. Otobüste aniden dedi ki: — Paşa, evi başkasına satıp açıkta kalacağımdan korkuyor. — Korkuyor, — dedi Serkan. — Sen neden korkuyorsun? Serkan hemen cevap vermedi. Satışın iptalinden, müşterinin kaparoyu geri alıp dava açmasından, fırsatın kaçmasından, annesinin bu apartmanda yıllarca daha kalmasından… Ama en çok annesinin aile için “bakım nesnesi” haline gelmesinden korkuyordu. — Sana artık kimse sormayacak diye korkuyorum, — dedi. Akşam Paşa geldi. Ayakkabısını çıkarıp salona geçti, annesi tabakları koyup buzluk salatası çıkardı. Serkan, annesinin özellikle sakin durmaya çalıştığını fark etti, sanki sıradan aile akşamıymış gibi. — Anne, iyi misin? — Paşa yanağından öptü. — İyiyim, — dedi anne kısa. — Bugün psikiyatristte olduğumu öğrendim. Paşa dondu, Serkan’a baktı. — Seni korkutmak istemedim anne. Sadece doktor. Şimdi herkes kontrol ediyor. — Kimse kontrol etmedi, — dedi annesi. — Beni getirdiniz. Serkan çıkarıp raporu masaya koydu. — Paşa, bu not satışı iptal ettirebilir, farkında mısın? — Ya bu olmadan satış riskli, farkında mısın? — dedi Paşa. — Noter her şeyi doğru yaptığımızı görmeli. Sonra birisi “yaşlı kadın farkında değildi” derse? — O farkında, — dedi Serkan. — Bugün farkında, yarın değil, — Paşa sesi yükselerek. — Her şeyi imzalayabilir. Anne eliyle masaya vurdu, sert olmasa da sesi belirgindi. — Her şey imzalamam ki, — dedi. — Açıkça anlatılırsa imzalarım. Paşa bakışını kaçırdı. — Anne, gerçekten çok yoruldum, — dedi sessiz. — Her gün arayacaklar diye korkuyorum, “hemen para gönder” dediler mi, diye. Komşuya bile bir şey oldu, istemem böyle olsun. Serkan bunlarda açgözlülük değil, korku hissetti. Ama korku, karar verme hakkı vermezdi. — O zaman şöyle yapalım, — dedi Serkan. — Vesayet yok, ehliyet yoksunluğu yok. Notere müşterisiz, önden gideriz. Anne gözlükle ve sakin. Noter konuşur. Gerekirse, “işlemi anlıyor” diye psikiyatristen belge alırız. Vekâlet de sadece belli işlere, sınırlı olacak. Satış parası, iki imzalı hesaba yatar: anne-Serkan, ya da anne-Paşa. Nasıl isterse. Paşa başını kaldırdı. — Bu zaman alır. Alıcılar beklemez. — O zaman gitsinler, — dedi Serkan, farkında olmadan yüksek sesle. — Annemi ehliyetsiz ilan ederek satış yapmam. Annesi ona baktı, yeni bir şey vardı bakışında: minnet ve korkunun karışımı. — Serkan, — dedi yavaşça. — Parayı kaybedersek? Serkan yakınına oturdu. — Kaparo gidebilir, — dedi dürüstçe. — Zaman kaybı da olur. Ama şimdi vesayeti hız uğruna kabul edersek, sonrasında geri dönüş olmaz. Sonra “gözetim altı”, her adım güvenlik adına açıklama gerekecek. Paşa ellerini sıktı. — Anneye eziyet etmek istiyorum sanıyorsun? — dedi. — Korktuğun için her şeyi kontrol etmek istiyorsun bence, — dedi Serkan. — Ve öyle kolay geliyor. Paşa birden ayaklandı. — Kolay mı? Sen dene bakalım. Hafta bir kere geliyorsun, bana akıl veriyorsun. Serkan da ayağa kalktı, ama durdu. Annesi sinmişti, tartışma fiziksel şiddete dönüşmüş gibiydi. — Yeter, — dedi. — Kim fazla ilgileniyor meselesi değil artık. Anne, Paşa senin yerine imzalasın ister misin? Anne uzun süre sessiz kaldı. Sonra: — İmza atacağımda ikiniz yanımda olun. Ve bana her şeyi dürüst söyleyin, hoşuma gitmese de. Serkan başını salladı. — Öyle olacak. Ertesi gün Serkan, raporlarla birlikte notere tek başına gitti. Noter, gözlüklü bir adam, belgeleri dikkatlice inceledi. — Bu raporla ret gerekmez, — dedi. — Ama ben psikiyatrist ile işlem ya da rapor alınmasını öneririm. Mutlaka annenizin işlemi şahsen yapması gerekir. Genel vekâlet uygun değil. — Alıcılar bekliyor, — dedi Serkan. — Alıcılar hep bekler, — dedi noter. — Sonra da beklemez. Size kalmış. Serkan çıkıp emlakçıyı aradı. — Satışı erteliyoruz, — dedi. — Ne kadar? — emlakçı sesi soğuktu. — İki hafta. Doktor raporu lazım. — Alıcılar vazgeçebilir, — dedi. — Kaporayı geri vermeniz gerekir. — Gerekirse vereceğim, — dedi Serkan, sakinliğine şaşırarak. Akşam annesi ile Paşa’ya bildirdi. Paşa kızıp “fırsatı bozdun”, “her şeyi mahvettin” diye söylendi, sonra sesini kısıp hafifçe kapıyı çekip gitti. Anne mutfakta kalemi çevirdi. — Gelmeyecek mi? — dedi. — Gelir, — dedi Serkan. — Zamanı var. — Ya benim? — dedi annesi. Serkan, annesinin hayatının akışı, kalan zamanı ve bundan sonra ne kadar “gözetim altında” yaşayacağı sorusunu hissetti. — Senin de zamana ihtiyacın var, — dedi Serkan. — Ve hakka. Bir hafta sonra annesiyle özel bir merkezde psikiyatriste gittiler, sıra beklemeden. Anne endişeliydi ama dirençliydi. Doktor tarih, çocuklar, satış nedenini sordu. Anne bir sayıda yanıldı ama, “Evi satıyorum, başka bir ev alacağım, parayı yaşam ve yeni konuta harcayacağım” dedi. Yazılı raporu verdiler. Kuru cümleyle: “Kendi fiillerinin anlamını kavrayıp yönetebilir.” Serkan bu belgeyi hem koruma kalkanı hem de, annesinin insanlığının mühürle onaylanması gerektiği için bir acı olarak tuttu. Alıcılar vazgeçti. Emlakçı “başka ev buldular”, “kaporayı şu ana dek geri verin yoksa ihtar” diye yazdı. Serkan birikiminden ekleyip kaporayı geri gönderdi. Canını acıttı ama yıkmadı. Paşa üç gün aramadı. Sonra akşam ansızın geldi. Anne açınca koridorda konuştular. — Anne, kusura bakma, abarttım, — dedi Paşa. — Beni incitmedin, — dedi annesi. — Korkuttun. Paşa mutfağa gelip Serkan’ın karşısına oturdu. — Gerçekten doğru yaptığımı sanıyordum, — dedi. — Birine… — Anlıyorum, — dedi Serkan. — Ama şimdi şöyle: Her evrak birlikte ve annenin önünde. Korkuyorsan, raporla değil açık söyle. Paşa başını salladı, inat bakışında devam. — Ya anne her şeyi unutursa… Anne sakince baktı. — O zaman birlikte karar verirsiniz, — dedi. — Ama ben hâlâ iyiysem, bana da sorulacak. Serkan gördü ki aile huzurlu olmamıştı. Kırgınlıklar dipte duruyordu, ama “bireysel yetki” dosyası değişti: Serkan’a sınırlı vekâlet, banka işlerinde ve faturada. İki imzalı yeni hesap, anne noter için kendi yazdığı sorular listesi. Gece Serkan gitmeye hazırlanırken anne bir anahtar daha verdi. — İkinci anahtarı al, — dedi. — Ama başaramayacağım diye değil, birlikte güvende olalım diye. Serkan anahtarı aldı, serin metal dokundu. — Evet, birlikte daha güvenli, — dedi. Kapı önünde biraz oyalanıp annesinin adımlarını, kilit sesini arkasından dinledi. Gerçekte tüm hikâye hâlâ tam açıklanmamıştı: Kim poliklinikte karar verdi, anneme neyi imzaladığını niye kimse anlatmadı, nerede bakım nerede güç başlıyor — bunlar hâlâ ortaya çıkabilirdi. Ama artık annesinin sesi vardı; kelimeleri ve ortak kararlarıyla. Ve bunu kimse kolayca elinden alamazdı.