SANA HATIRLATACAĞIM
Melek Hanım, şurada, kıvrım olmuyor, diye fısıldadı ikinci sınıf öğrencisi Mert, inatçı ve ters yöne kıvrılmış yeşil bir yaprak çizdiği çiçek resmini fırçasıyla gösterirken.
Şimdi, fırçana biraz daha hafifçe bastır güzel çocuğum Bak böyle, sanki elini bir tüyle okşuyormuşsun gibi yönlendir. Aferin sana! Kıvrım değil, adeta sanat eseri! diye gülümsedi yaşlı öğretmen, Kimin için çiziyorsun böyle güzel şeyleri?
Annem için! diye parladı Mertin yüzü, inatçı yaprağı hallettikten sonra, Bugün onun doğum günü! Bu da benim hediyem! Öğretmenin övgüsü sonrası Mertin sesi gururla doldu.
Ne mutlu annen varmış senin, Mert. Dur, hemen kapatma albümü. Bırak boyalar biraz kurusun, silinmesinler. Eve gidince o yaprağı dikkatlice koparırsın. Göreceksin, annen çok beğenecek!
Melek Hanım, Mertin eğilmiş, saçına son bir kere daha baktı ve tatlı tatlı gülümseyip masasına döndü.
Ne güzel hediye annesine! Uzun zamandır hiç böyle güzel bir hediye almamıştır o kadın. Mert’in resim yeteneği belirgin. Galiba annesini arayıp onu resim kursuna yazdırmasını önermek lazım. Böyle bir yetenek ziyan edilmemeli.
Bir de eski öğrencisine sormak gerek, hediyeyi beğendi mi? Oysa Melek Hanımın gözleri, Mertin kağıdındaki çiçeklerden ayrılmıyor. Sanki birazdan o yeşil kıvrımlar ve yapraklar kıpırdayıp canlanacak gibi.
Ah, tıpkı annesine çekmiş bu çocuk! Annelerinden almış bu cevheri. Lale de onun yaşındayken ne güzel resim yapardı
*****
Melek Hanım, ben Lale, Mert Yılmazın annesi akşamüstü öğretmenin evinde telefon çaldı. Aradım, yarın Mert gelmeyecek, bilginiz olsun genç bir kadının buyurgan sesi telefonda kararını iletti.
Merhaba Lale! Bir şey mi oldu? diye sordu Melek Hanım merakla.
Oldu tabii! Bütün doğum günümü mahvetti o yaramaz! sesi iyice yükseldi, Şimdi de yatakta ateşiyle yatıyor, ambulans az önce gitti.
Bir dakika Lale, nasıl oldu da ateşlendi? Okuldan sağlıklı çıktı, sana hediye götürüyordu
O karalamalar mı?
Ne karalaması? Ne diyorsun Lale! Ne de güzel çiçekler çizmişti sana! Ben de tam seni arayacaktım, resim kursuna yazdırman için
Ne çiçeği, ben bir avuç pireli topak beklemiyordum doğrusu!
Topak mı? Neyden bahsediyorsun? İyice kafası karışmıştı Melek Hanım. Sinirli sesin ardışık, karışık sözlerini bir süre dinledikten sonra, yüzü iyice asıldı. Biliyor musun, Lale, müsaitsen hemen gelmek isterim. Hem yakında oturuyorum, fazla sürmez
Bir süre sonra eski öğrencisinin de izniyle ki vakit ne çabuk geçiyor şimdi ise kendi öğrencisinin annesi olmuş Lalenin evine, eski fotoğraflar ve çocuk çizimleriyle dolu kalın albümünü de alarak, Melek Hanım çıktı evden.
Açık mutfakta, Lale misafirini içeri aldı. Her yer dağınıktı. Masadan pastayı kaldırıp kirli tabakları lavaboya aldıktan sonra Lale anlatmaya başladı:
Okuldan gecikmeli geldiğini, çamur içindeki çantası ve montundan sular aktığını
Sinesinden, leş gibi kokan, sırılsıklam bir yavru köpek çıkardığını! Eritilmiş suda boğulan yavruyu kurtarmak için başkasının attığı o çukura gizlice inmiş! Kitapları mahvolmuş, albümdeki resimler de, gözyaşı olmadan bakılamaz hale gelmiş. Sonra ateşi bir saate 39 dereceye çıkmış
Misafirler pastayı bile tadamadan dağılıp gitmiş, ambulanstaki doktor da anne olarak çocuğa sahip çıkamadığı için kızmış kendisine
Sonunda, Mert yatınca, o köpeği geri götürdüm o çöplüğe. Albüm işte, kaloriferde kurumaya çalışıyor. O ortalıkta çiçek falan kalmadı zaten, resim suya bulandı gitti! diye burnunu çekti Lale.
Ve Mertin annesi, her cümlede Melek Hanımın yüzünü nasıl kararttığını hiç fark etmiyordu.
Hele köpeğin akıbetini duyunca, Melek Hanımın yüzü karamsar bir buluta dönüştü. Albümü hafifçe okşayarak cılız sesiyle konuşmaya başladı
O yeşil kıvrımlardan, canlanan çiçeklerden bahsetti Çocuk azminden, yaşına göre koca bir cesaretten. İffetli bir yürekten, başkalarının canına kıymışlardan da
Sonra Laleyi pencereye götürdü:
Şu ilerideki çukur var ya, eliyle gösterdi Oraya sadece köpek değil, Mert de gidebilirdi. Ama o an tek düşündüğü bu muydu? Belki o güzelim çiçekleri düşünüyordu, nefesini bile tutup resmini zedelememek için çabalıyordu.
Lale, belki de unutmuşsundur; o eski, uzak doksanlarda, okulun önünde bankta oturup, mahalle çocuklarından kurtardığın o arka sokak kedisiyle ağladığını? Hepimiz teker teker okşamış, anneni beklemiştik. Eve dönmek istemeyip ebeveynlerine kızmıştın, o pireli topak kapı dışarı atılınca Allahtan sonra pişman olmuştunuz.
Bak sana hatırlatıyorum! Ve ismi Tışkı olan kedini Mahallendeki fındık kulaklı Karabas, seni üniversiteye kadar hiç yalnız bırakmamıştı. Ya da kanadını kırmış kargayı, ona nasıl sahip çıkmıştın
Melek Hanım sararmış albümünden büyük bir fotoğraf çekti: minik bir kız çocuğu, beyaz önlüğüyle tüylü bir kediyi sımsıkı tutuyor, etrafında arkadaşları gülüşüyordu.
Sana iyiliği hatırlatıyorum; gönlünde her şeye rağmen rengarenk açan o sevgiyi
Ardından bir çocuk çizimi çıktı: minik bir kız bir eliyle tüy yumağı kediyi, diğer eliyle annesinin avucunu tutuyordu.
Benim elimde olsa dedi Melek Hanım, bu defa daha ciddi hem o köpeği hem Merti iyice öperdim! O karalamaları da çerçeveletip duvara asardım. Çünkü bir annenin alabileceği en kıymetli hediye, evladının insan olmasıdır!
Ve yaşlı öğretmen fark etmedi bile, her kelimesiyle Lalenin yüzünün nasıl değiştiğini. Odanın kapısına telaşlı bakışlar fırlattığını, albümü sıkıca kavradığını
Melek Hanım! Canım, Merte azıcık göz kulak olur musunuz? Birkaç dakika! Hemen geleceğim, çok çabuk!
Öğretmenin gözcü bakışları arasında Lale alelacele montunu aldı, kapıdan çıktı.
Ve yolları ayırt etmeden çöplüğe doğru koştu. Çamurlu ayakkabılarına aldırmadan, bulduğu her kutuya, poşete baktı; aradı, çağırdı, elleriyle çöp torbalarını karıştırdı. Bir yandan eve bakıp içi içini yedi Affedecek miydi?
*****
Mert, bu kim çiçeklerin arasında burnunu gezdiriyor? Yoksa dostun Duman mı bu?
Tam da o, Melek Hanım! Tanıdınız mı?
Hem de nasıl! Bak, ayaklarının beyazındaki yıldız lekesi yine parlıyor. Hatırlıyorum da, annenle nasıl temizlemiştik o küçük patileri gülerek hatırladı eski öğretmen.
Şimdi her gün yıkıyorum ben o patileri! dedi Mert gururla, Annem dedi ki, dost edinince bakım da sorumluluk ister. Hatta küçük bir leğen bile aldı bizim için!
Güzel annen varmış, gülümsedi öğretmen, Yine ona hediye çiziyorsun galiba?
Evet, çerçeveye koyacağım. Çünkü onun çerçevesinde karalamalar var, ama annem onlara bakıp gülümsüyor. Karalamaya gülünür mü, sizce Melek Hanım?
Karalama mı? diye hafifçe kıkırdadı Melek Hanım Belki gülünür, eğer o karalamalar samimi bir yürekten çıkmışsa. Peki okulda resim derslerin nasıl gidiyor, yavrum, başarılı mısın?
Hem de nasıl! Yakında annemin portresini çizeceğim! Ne çok sevinir! Şimdi ise Mert sırt çantasını açıp katlanmış bir kağıt çıkardı Annemden size, o da resim yapıyor.
Melek Hanım kağıdı açınca hafifçe çocuğun omzunu okşadı.
Orada, bembeyaz kağıtta, rengarenk boyalarla sevinçli, parlayan bir Mert, başını kara, onu hayranlıkla izleyen bir sokak köpeğine yaslamıştı.
Hemen yanında eski model okul elbiseli, sarı saçlı küçük bir kız, minik bir kediye sarılmış
Ve sol tarafta, kitaplarla kaplı öğretmen masasından gülümseyen, gözlerinde sonsuz bilgelikle o çocukları izleyen Melek Hanım.
Her fırça darbesinde içten gelen, sınırsız bir anne gururu hissediyordu.
Melek Hanım gözyaşlarını silip hafifçe gülümsedi resmin bir köşesine çiçeklerle, incecik yeşil kıvrımlarla yazılmış bir kelime iliştirilmişti: HatırlıyorumMelek Hanımın gözlerinde ince bir yaş hüzmesi belirdi, ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Resmin üzerine eğilip parmağıyla minik Mertin yanaklarına dokundu, ardından Laleye çizilmiş küçük kızı okşadı.
Ne güzel işte, diye fısıldadı kendi kendine, sevgi elden ele, kalpten kalbe dolaşıyor. İnsan olmanın, iyiliğin resmi böyle yapılırmış meğer.
O anda, kapıdan ayakkabıları çamurlu; kucağında yıkanmış, titrek ama canlı bir köpek ve elinde sargılı bir kutuyla Lale içeri girdi. Yüzü, utanmış ve mutlu bir çocuk gibi ışıldıyordu.
Özür dilerim, dedi Lale, sesinde kırık bir neşe. Onu buldum. Eve geri getirdim. Mert uyandığında, yanında olacak. Korkmasın, bir daha hiçbir canlı sabaha aç uyanmasın…
Mert, gözlerini mahmur açtı, annesine ve köpeğe baktı. Sonra gülümseyerek kollarını açtı; annesiyle, köpeğiyle, Melek Hanımın yanına koştu. Üçü sarılıp bir süre öyle kaldılar; eski resimlerdeki gibi, sevginin kimseyi dışarıda bırakmadığı bir çember oldular.
Gün, albümdeki rengarenk sayfalara bir yenisinin eklendiği, her yaşanmışlığın, her pişmanlığın sonunda yine de sevgiyi bulduğu bir gün olarak hafızalara kazındı.
O anda Melek Hanım biliyordu; bir çocuğun yaptığı en güzel resim, annesinin ve sevdiklerinin kalbinde bıraktığı izdi. Öğretmen tozlu albüme yeni bir fotoğraf gerektiğini düşündü: Annesinin elini tutan Mert, kucağında Duman, yanı başında yeniden anneliğe umutla sarılan Lale ve arkada, gülümseyen bir öğretmen…
Hayat biraz çamurlu, biraz sulu, biraz karalamanın ve çokça sevginin tuvali olsa da; her renk, her iz sonunda bir hatıraya dönüşüyordu. Ve bazı hatıralar asla silinmiyor, zaman geçse de yüreklerde canlı kalıyordu.
Belki yıllar sonra o albüm karıştırıldığında, bir köşede sararmış bir çizim, başka bir köşede üç kişinin sıcacık kucaklaşması bulunacaktı. Ve o günün çocukları, anneleri, öğretmenleri sonsuza dek kalbinde saklayacaktı: Birbirlerine iyiliği, sevgiyi ve affetmeyi hatırlatanları…




