Geceye Yankı Düşerken: Yılbaşına Yalnız Girilen Bir Rehabilitasyon Odasında Umudun Sessiz Arayışı

Geceye Düşen Yankı

Rehabilitasyon bölümüne girişi, Zeynep Hanım’ın tam iki hafta yılbaşından önceye denk geldi. Daha erken yatmak mümkün olmamıştı; yer yoktu.

Sağlık, şakaya gelmezdi. Bu yüzden sevk belgesini alınca, Zeynep Hanım çok sevinmişti: Şehirde herkesin övdüğü bir sağlık merkezine gidiyordu sonuçta.

Yine de, içinin bir köşesinde küçük bir huzursuzluk kıpırdanmıştı: yılbaşı yaklaşıyordu, gelenekler, annesinin kısırı, pırasa böreği, evin her yanını süslemek… Bunları bırakmak zorunda kalacaktı.

Çocukluğundan beri severdi bu zamanı. Çam ağacı süslemeyi, evi ışıklarla donatmayı, yılbaşı telaşını… ve şimdi bunların hepsinden vazgeçmesi şarttı.

Zeynep Hanım kendini ilk günden beri kandırmaya çalıştı; bir şey olmaz, bu son yılbaşı değil. Belki de eve dönüşü yılbaşı sonrası yetişmese bile, en azından kandil zamanı evindedir. Kendi kendine inandı gibi oldu ama içi içini kemiriyordu.

***

Onu, iki kişilik, sıcacık bir odaya yerleştirdiler. Yanında ise neredeyse kızı yaşında bir kadın vardı. Bolca faydalı tedavi, egzersiz, fizik tedavi… Zeynep Hanım buna çok sevindi; hevesle katıldı, hiçbiri aksatmadı. Hatta spor salonuna bile yazıldı orada çalışan fizyoterapiste hayran kalmıştı.

Doktorlar, çok güzel ilerliyorsunuz, dedikçe Zeynep Hanım gülümseyip başını salladı. Oysa içi keder içindeydi. Hayatında ilk kez yılbaşına hazırlık yapmıyordu. Ne hediye düşünüyordu, ne portakallı kek pişiriyordu, ne de bu sene şu elbiseyi giysem diyordu…

Yılbaşı sanki bir başkasının hayatında yaşanıyor, onun ise yanından akıp gidiyordu.

Kendine gel, sağlık her şeyden önce, diye tekrar tekrar telkin etti kendine. Komşumla birlikte kutlayıp geçeceğim ister istemez, dedi.

30 Aralıkta, yanındaki genç kadını taburcu ettiler. Kapı kapandığında, Zeynep Hanım bir başına kaldı. İçi ve dışı büsbütün sessizliğe büründü.

***

31 Aralık sabahı, çocukları aradı hal hatır sordular, bayramdan sonra geliriz dediler. Tabii, onların da kendi çocukları, işleri, düzenleri vardı. Gün içinde eski mesai arkadaşlarından birkaç mesaj… Sonrası sessizlik.

Nihayet gece çöktü.

***

Zeynep Hanım odasında kulak kesilmişti. Cumhurbaşkanının yeni yıl konuşmasından sonra, koridorda diğer hastalar toplandı; koro halinde, Mutlu yıllar! diye bağırdılar. O ise kıpırdamadı bile.

Kendisiyle onlarla arasında görünmez bir duvar var gibiydi.

Bir yere, kimseye ait olmadığını hissetti.

***

Telefonunu aldı: İçinden bir ses, bir insan sesi duymak istiyordu!

Ama… kimi arasındı?

Yüzlerce isim… Asuman lisede tek bir kere görüşmüş, şimdi sadece birbirlerinin Instagram fotoğraflarını beğenen eski arkadaşlardan. Pek kolay… ama tamamen anlamsız.

Ömer eski eşi. Onu aramak, gereksiz…

Hızlıca geçti.

Mert oğlu. Tabii, hemen açardı telefonu, sevinçle konuşurdu. Amma velakin, oğlunun gözünde her daim güçlü bir anne olup kalmalıydı…

Kalan numaralar… hiçbiri uygun değildi. Zeynep Hanım, o anda kimseye yılbaşı kutlamak için sebepsizce telefon açmak istemedi. Ona göre yersizdi. Hem zaten, kimin için anlamı olurdu ki bunun?

Kime arasam ki? Bir kişi bile… dedi sessiz odasındaki beyaz duvarlara.

Sonra gözyaşlarını tutamadı.

Meğer her şey vardı: Evi, işi, bir ömürlük anıları ve tanıdıkları…

Ama aslında hiçbir şeyi, hiç kimseyi yoktu.

***

Bunu varlığıyla hissedince, Zeynep Hanım birden kaçmak istedi. Montunu kaptığı gibi dışarı çıktı. Soğuk hava ciğerlerine doldu.

Rehabilitasyon merkezinin yanında, bembeyaz karlarla kaplanmış bir park vardı. Oraya yöneldi. Aslında nedenini bilmiyordu sadece gitmek istemişti.

Bir bankta, kendi yaşlarında bir adam oturuyordu, belki biraz daha yaşlı. O da şehir ışıklarına bakmıyor, uzaklara dalmıştı.

Zeynep Hanımın kalbi bir anda hızla atmaya başladı. Bu adama bir söz söylemek istedi ansızın.

Kısık sesle, Merhaba, dedi.

Adam başını kaldırdı. Gülümsedi. Gerçekten, içten gözlerinin kenarında minik kırışıklıklar oluştu.

Size de merhaba. Mutlu yıllar…

Zeynep Hanım istemsizce gülümsedi. Ne kadar sıradan bir cümle, oysa yüreğinde bir şey kıpırdadı.

Siz neden buradasınız?

Evde konuşacak kimsem yok, dedi adam sakince. Eşim üç yıl önce vefat etti. Kızım Almanyada, gündüz aradı, kutladı, işten vakit bulamıyorum dedi. Ben de geldim. Siz hastaneden misiniz?

Evet, dedi Zeynep, hastalıktan sonra toparlanmaya çalışıyorum. Bugün fark ettim ki yılbaşı gecesi arayacak hiç kimsem yok. Telefondaki onlarca numara, ama tek bir cümle edecek kimse yok…

Adam şaşırmadı.

Evet… Yalnızlık sessizce gelir, dedi. Bir gün bir bakmışsın; başına bir şey gelse, kimsenin haberi olmaz. Kimse duyamaz, kimse koşup gelmez… O yüzden, kaybolmamak için cesaretli olmak lazım. Mesela, ilk adımı atmak. Sizin gibi… Bugün siz attınız. Demek ki siz güçlüsünüz.

Güçlü gibi hissetmiyorum…

Önemi yok, dedi adam sakinlikle. Güçlü doğulmuyor. Güçlü olmak, hayata karşı adım attıkça, o seni geriye çevirse de pes etmemekle olur. Ve bakın… Yarın gelmeseniz de, ben burada olacağım. Artık biliyorum ki, siz varsınız.

O an Zeynep Hanım anladı: Yalnızlık içinde sonsuz kurtarıcı beklerken, asıl başkasının kurtuluşu olabilir insan…

***

Odasına çıkarken, cebinde katlanmış küçük bir kağıt hissetti. Yeni tanıdığı adam, titrek ama özenli el yazısıyla numarasını yazmıştı.

İçindeki boşluk bir anda kaybolmadı. Ama içinde tanıdık, sıcak bir şey belirdi. Yabancı bir sesin yankısı:

Bekleyeceğim…

Uzun zamandır ilk kez, Zeynep Hanım kaybettiklerine değil, yarının sabahına, küçük bir yarına odakladı kendini.

Acaba… arasam mı? diye düşünerek uykuya daldı. Sadece, Günaydın, Kemal Bey demek için…Sabah perdeye vuran gün ışığıyla uyandı Zeynep Hanım. Birkaç saniye neredeyse neden orada olduğunu unuttu, yüzünde huzursuz bir tebessüm belirdi. Sonra yastığın hemen yanında duran telefonu gördü. Eli tereddütle uzandı; küçük kâğıttaki numarayı tuşladı. Gürültülü bir çalmanın ardından tanıdık, dün geceden aklında kalan sakin ses duyuldu:

Günaydın, Zeynep Hanım.

O an bir şey çözüldü içinde. Sesinin titrediğini hissederek cevap verdi:

Günaydın, Kemal Bey. Bugün hava çok güzel, değil mi?

Kemal gülümsedi telefonda, bunu Zeynep Hanım biliyordu. Hiçbir aceleleri yoktu. Uzun uzun susabilir, kısa kısa konuşabilirlerdi. İkisi de anladı: Hayat, zamandan çok anlarla doluydu. Ve bazen, bir gecenin yankısı, yeni başlayan her sabaha umut bırakabilirdi.

Birlikte sessizce güne başlamanın, iki yabancının aynı parkta aynı geceye rastlamasının ağırlığında, Zeynep Hanım artık yalnız olmadığını tüm kalbiyle hissetti. İçinde, geceden kalan yankı küçüldü, yerini yumuşak bir huzura bıraktı.

Hayat devam ediyordu Hem de hiç ummadığı bir yerden, umutla.

Rate article
Lifequest
Geceye Yankı Düşerken: Yılbaşına Yalnız Girilen Bir Rehabilitasyon Odasında Umudun Sessiz Arayışı