Eşim, tüm bayramlar boyunca yatak odamızı kendi anne babasına vermemizi ve bizim de salonda yerde yatmamızı teklif etti — Bak, baba bel fıtığı yüzünden asla kanepede yatamaz, sonra hiç doğrulamaz. Annem geceleri uyuyamıyor, sessizlik ve karanlık lazım, salonun camından gelen sokak lambası da hiç susmuyor. Bir hafta idare edeceğiz, ne olmuş yani, nazik miyiz biz? Marina çorbayı ocakta unuttuğu sırada, eşinin söylediklerine öylece donakaldı. Yavaşça Serkan’a döndü ve… (Devamı aynı şekilde detaylı özetlenmeye başlasın, kültürel isimler ve detaylarla. Sonrasında hikayenin girişiyle uyumlu, dikkat çekici ve detaylı başlık sunulmalı.) Başlık: Eşim, Yılbaşı ve Bayramlarda Yatak Odamızı Kayınvalidemlere Vermemizi, Bize de Yerde Şişme Yatakta Romantizm Vadetti: Bir Haftalık Aile Misafirliğinin Bedeli ve Sabrımın Sınırı

Bak, babamın beli kötü, İsmail dayı gibi her seferinde doktora gidiyor, biliyorsun. O koltukta yatması imkânsız, sabahı göremez adam. Annem ise, Allah’ı var, horultuya tahammülü yok, bir de ışık gözünü alıyor resmen. Salonun camından dışarıdan led ışık vuruyor direkt. Bir hafta sıkışırız, ne olacak, biz de jilet miyiz yani?

Münevver elinde kepçeyle donakaldı, dolmak taşır gibi çorbayı tencereye döküyordu az kalsın. Eşinin lafları beynine, çılgın bir höşmerim kıvamında, yavaş yavaş süzülüyordu. Yavaşça döndü Hakana. Hakan, masada oturmuş, plastik örtünün desenlerinde hayatın anlamını arıyor, karısına bakmamayı tercih ediyordu.

Dur bir dakika Hakan. Yani diyor musun ki: Senin ailen tam tatillerde, otuzundan sekizine kadar bende kalacak, hem de bizim yatak odasını onlara vereceğiz, iki ay araştırıp servet döküp aldığımız o ortopedik yatağı… Biz de salona mı taşınacağız?

Evet, diye cevapladı nihayet Hakan. Ne var bunda? Sonuçta anne-baba. Misafirperverlik, büyüklerine saygı… Babamı çekyatın yayının üstüne yatıracak değilim.

O koltukta hiç uyunmaz, biliyorum, Münevver başıyla onayladı. Biz bile orada yatamıyoruz çünkü. Ama galiba asıl detayı sen unuttun. Benim de sırtım var, hani şu trafik kazasındaki bel fıtığım… Ve bana, senin anne-babadan farklı olarak, bir hafta sonra işe başlamak, hesap kitap bitirmek düşüyor.

Of Münevver, başlama gene… deyip yüzünü buruşturdu Hakan. Bak çözdüm olayı. Divanı açmak yok. Valinin verdiği şişme yatak var elimde, çift kişilik ve yüksek. Bildiğin yatak gibi. Salona kurarız, ne güzel. Gençlik tatili gibi olur.

Romantik ha? Otuz sekiz yaşında, yerde mi romantizm? dedi Münevver kepçeyi dikkatlice yerine koyarken, içten içe kaynayan öfkesini gizlemeye çalışarak. Hakan, pikniğe gitmiyoruz. Burası benim evim. O yatak odası, kendime ayırdığım tek huzurlu yer. Ayrıca, annen sabah altıda kalkıp mutfakta tencere tava ile senfoni çalıyor. Biz salonda, mutfağa açık aralıkta uyuyorsak, onun temposunda uyanırız.

Ben az biraz sessiz olmasını isterim annemden, dedi Hakan, kendinden emin olmayan bir sesle. Gel biraz empati yap, kızma; biletler ellerinde, çoktan almışlar. Torun özlemi de var. Ben de anneme dedim ki Rahat edin, düşünmeyin, siz resmen kral dairesinde yatacaksınız. Söz verdim artık.

Yani benim düşüncemi hiç sormadın bile, öyle mi? Bizim yatak odasını çat diye misafire ayırıp bitirdin yani?

Ya, sadece iyilik yapmak istemiştim. Ne büyüttün şimdi? Ben zalim değilim ki. Sadece aileme konfor vermek istedim. Sonuçta yaşlılar…

Kavga tabi kaçınılmaz oldu. Münevver, hızla banyoya geçip musluğu sonuna kadar açtı, uzun uzun seramik kenarına oturup aynadaki yansımasına baktı. Eşini seviyordu, bankadan krediyle aldıkları minik ama şirin evlerini seviyordu. Lakin kayınvalide-misafirliğinin, özellikle Fikriye Hanım versiyonunun, her seferinde ayrı sınav olmasından nefret ediyordu. Fikriye Hanım, karşı çıktığında trompetle konuşan, kendiyle çok meşgul biriydi. Kayınpeder Kemal Amca ise suskundu ama dünyada titizlik ve evham ödülü varsa kesin finaldeydi.

Münevver, önceden kaybetmiş olduğunu biliyordu. Şimdi dirense, hem kaynana hem koca kabağını yiyecekti. Sonra da Hakan, Çok çetin karım var! diye trip atardı.

Misafirler için hazırlık adeta tahliye planı gibiydi. Münevver, dolaptan kıyafetlerini çıkarıp koridordaki askılığa saçtı. Toalet masasındaki bakım ürünlerini banyoya sakladı: Çünkü Fikriye Hanım, sahip çıkılmayan her kremi denemeden edemezdi ve sonunda da bu koku ne böyle, çok ağır demeyi ihmal etmezdi.

Baksana hepsi sığdı, diye neşeyle anlatıyordu Hakan, mavi dev şişme yatağı zımbalarken. Alet öyle bir ses çıkarıyordu ki, sanki Atatürk Havalimanı pistine uçak iniyor. Valla çok iyi oldu! Ben test ettim, tam kral işi!

Münevver, salonun yarısını işgal eden, balkona ulaşımı imkânsızlaştıran bu mavi koca plastikle temkinli bakış attı. Yatak resmen Noel Baba kokuyordu, ama plastik versiyonu.

Bu mu yani konfor? Çarşaf üstünden kayar, aşağıya düşeriz. Ayrıca gece boyu yerden buz gibi soğuruz.

Battaniye sereriz, yün olanı! Hakan hemen çözümle geldi.

Otuz Aralık sabahı, saat yedi buçuk. Zil çaldı. Kayınvalide-kayınpeder tam kadro. Fikriye Hanım devasa vizon şapkasıyla anında antreyi kapladı.

Ayy, sonunda geldik! Tren zaten raydan çıkacaktı az daha, muavin desen suratsız, çaydan kaç bardak istedim yok! gür sesle ceketini açtı. Münevercim, ne olmuş sana, bembeyazsın; ne o, uykusuz musun yoksa hasta mı? Kemal, dikkat et o poşetlerle, içinde reçelli kavanoz var!

Kemal Amca sessizce dev çantaları içeri çekip önce terlik arayışına daldı.

Buyurun, geçin, kahvaltı hazır, dedi Münevver, tatlı yapmacık bir gülümsemeyle. Halbuki gece boyunca raporlarla boğuşmuş, başı davul çalıyor.

Fikriye Hanım ilk iş, yatak odasını teftiş etti.

Hımm, çok temiz ama şu perdeler biraz kasvetli, olsam daha cıvıl cıvıl bir şey asardım. Yatak nerdenmiş? Hakan dedi ortopedik, bana taş gibi geldi. Kemal, uzan bakayım, sırtına iyi mi?

Kemal Amca, yol paçalarıyla ailenin yatağına devrildi. Münevver’in diş gıcırdattığını yan odadan duymak mümkündü.

Fena değil… Ama bu modaya uygun yastıkları… Kuş tüyünden yok mu sizde?

Yok Kemal Amca, sadece anatomik yastıklar var. Boyuna destek için.

Destekmiş… Biz yıllarca kuş tüyünde yattık da taş gibiyiz maşallah, diye omuz silkti Fikriye Hanım. Neyse bakarız. Hakan, siz nerede yatıyorsunuz?

Salonda, anne! Orada balon yatak şahane, Hakan sırıttı.

O gün, kütüphane gibi hareketli geçti. Yemek, mutfakta salata savaşı, kayınvalidenin efsane hastalık, komşu, siyaset muhabbeti. Münevver, kendi evinde aşçıbaşı gibi koştururken, kahveyle oturmak ne mümkün: Şu mutfak havlusunu değiştiriver, Münevercim, Kara ekmek aldın mı, Kemal beyazı yemiyor.

Gece asıl kabus oldu.

Mavi konfor kralı aslında işkence kralıymış. Bir kıpırdandın mı, öteki zıplıyordu, her nefeste lastik inleyip duruyordu. Tabii o kaygan çarşaf anında top oldu. Battaniyeler fayda etmedi, yerden kutuplardan mektup geldi adeta.

Münevver, tavanda yanıp sönen yılbaşı ışıklarını izleyerek, horlayan eşine baktı, belinden canı çıkıyordu. Yatağın üstü resmen hamak gibi çöküyordu.

Gece üç gibi kapı açıldı, pat pat yürüyerek Kemal Amca tuvalete gitti. Yarım saat sonra Fikriye Hanım su içmek için salonda. Aralıkta kapı yok zaten, her seferinde koridor lambası göz çakıyordu.

Ertesi sabah, yeni yıl arefesi, Münevver kendini sanki İstanbul trafiğinde söndürülmüş gibi kalktı. Boyun tutulmuş, bel fıtık bayram ediyor.

Günaydın! dedi Fikriye Hanım üzerinde, geçen yıl Münevverin hediye ettiği saten sabahlıkla. Oyy valla mışıl mışıl uyuduk, ne huzur! Yatak taş gibiymiş gerçi, Kemal yanım ağrıdı yahu dedi. Aslında daha yumuşak lazımmış.

Münevver sessizce cezveye sarıldı. Ağzına gelen her kelimenin içinde yeter yazıyor.

Siz niye böyle perişansınız? merak etti kayınvalide. Hakan, gözlerin şiş, yer kötü mü?

Alışıyoruz anne ya, diye esnedi Hakan, kolunu ovalayarak. İlk gece hep böyle.

Canım, gençsiniz, size yerde de yatak değil, diken olsa fark etmez, kayınvalide kıkırdarken, klasik lafı patlattı: Münevver, o rus salatasındaki salatalık turşu muydu? Ben her zaman taze doğrarım, çok daha hafif olur. Mayonezin de fazlası dokunur…

Münevver nazikçe kayınvalideye döndü. Elindeki kaşık hafif titriyordu.

Fikriye Hanım, ben salatayı bizim aile nasıl seviyorsa öyle yapıyorum. Taze salatalık isterseniz, siz karıştırın, buzdolabında var.

Hava buz kesti. Kayınvalide dudak büktü, Hakan panikle eşine baktı.

Ne o canım, bir şey dedik hemen darlandın… Sadece tecrübemi söylüyorum, Kemal bak, bir laf etmeye bile hakkım kalmadı oğlumun evinde.

Ama Münevver… diyecek oldu Hakan.

Duş alacağım, deyip mutfağı terk etti Münevver.

Duşta, şampuanı bulmak bile nasip olmadı; krem kavanozların arasında kayınvalidenin şişeleri, lifinde birilerinin saçı… Fakat asıl şoku, yaşlanma karşıtı kremini açınca geçirdi. Dolu kavanoz, içinde koca bir çukur. Biri cömertçe neredeyse üçte birini kazımış.

Münevver öfkesinden gözleri doldu. Banyodan kremle çıktı.

Fikriye Hanım, kremimi kullandınız mı?

Ha şu? Fikriye Hanım, televizyondan gözünü ayırmadan cevapladı: Evet, Kemalin ayakları çatladı tren yolunda, kurumuş. Senin orada bakımı bol, aldım birinden biraz sürdüm, güzelmiş, hemen emdi. Ne var ki bunda?

Ayaklar mı? Münevverin sesi titredi. O krem bin beş yüz liraydı!

Kaç? Fikriye Hanımın gözleri iyice açıldı. Napmışsın Münevver, bin beş yüz lira ayak yağına? Hakan, duydun mu kadın nereye para gömüyor! Biz sana çorap al diye parası yetmiyor!

Benim param, soğukça yanıtladı Münevver. Kazancım ve o benim cildim için.

Ammann çok büyüttün, insanın kocası için… Egoistsin de egoistsin vallahi! Ben boşuna uyarmamışım.

Hakan, köşe bucakta bir ona, bir diğerine bakıyordu.

Ne olur darılma, bilseydik… Yeni krem alırız, tamam? Bugün bayram yahu.

İşte orada; o meşhur sabır ipi, patlayan balon gibi patladı. Münevver, eşi, şişme yatak, kaynana… Hepsi birden gözünün önünden geçti.

Evet Hakan, bayram ve hiç tadını kaçırmak istemiyorum, gayet soğukkanlı bir şekilde dedi. Ceketini aldı, çantasını toplamaya başladı.

Nereye? Hakan birden panikledi.

Beş yıldızlı otele, dedi Münevver, cüzdanındaki kartı uzatıp rezervasyonu yaptı. Lüks odada king size yatak ve jakuzi, kahvaltı dahil. Koca yarı maaşı gitti, ama değdi. Taksiyle çıldırmış gibi otelden içeri daldı.

Evine dönünce, salon tam bir savaş alanı. TV’de eski bir Kemal Sunal filmi “Tatlı Dillim”. Kayınvalide mutfakta korvalol içerken, Münevver sırayla eşyalarını valize tıkıştırdı.

Gideceğim Hakan.

Nereye Münevver? Annene mi?

Annem de dolu. Ben de kendime bir köşe buluyorum. Siz de benden fırsat kalınca gerçek aile ortamında kutlarsınız. Yatak odasında rahat edersiniz. Ben de kendimi bir otelde ağırlayacağım. Dönüşüm ya üçüncü günü, ya sekizinde; bakarız.

Yalnız bırakıyorsun, onlarla? tedirginlikle sordu Hakan.

Gerçeği anlat. Karın rahatına düşkün, bakımsız ve para harcıyor. Güzel muhabbet olur masada.

Yapma ya! Olmaz böyle! Ben ne diyeceğim anneme?

Doğrusunu. Karım konfor arıyor.

Fikriye Hanım da işkillenip geldi.

Noluyor Hakan, nereye gidiyor bu kız gece gece?

Anne karışma, ilk defa gerçek bir duruş gösterdi Hakan.

İyi tatiller Fikriye Hanım, parladı Münevver. Salatalar dolapta. Hindi fırında, sadece tuşa basacaksınız. Mutlu yıllar!

Paltoyu atıp valizi çekti. Apartman koridorunda, hâlâ içeriden sesler geliyordu ama Münevver onları duymuyordu artık.

Otel, çam ve pahalı parfüm kokuyordu. Resepsiyonda güleryüzlü bir genç kadın hemen anahtarı uzattı. Odaya çıkınca, yorgan kıvamında bir ferahlık hissetti. Kar beyazı çarşaf, sessizlik, ne kızarmış soğan ne de plastik kokusu… Büyük küveti köpüklü suyla doldurdu, odaya şampanya ve meyve söyledi. Telefonu susmuyordu: Hakan, kayınvalide, kayınpederin bile Dön bak, yakışık almaz diye mesajı vardı. Münevver telefonu sessize alıp salona bıraktı.

Yılbaşına girerken, kocaman pencerenin önünde, bornozuyla elinde prosecco ile ilk defa tek başına yeni yılı karşıladı. Garip ama hayatında en huzurlu an buydu. Kimse istemiyor, kimse “marul bitmiş” demiyordu.

Ertesi gün öğlene kadar uyudu. Bel ağrısı gitmişti. Masaj, havuz; akşam telefonu açtığında, on cevapsız arama, bir uzun mesaj:

Münevver, affet beni. Ben gerçekten enayilik ettim. Yatak gece üçte kendiliğinden indi. Yerde yatabildim. Annem sigarayı bıraktı bıraktı, sabah beni dövmekten beter etti. Babam somurtup bütün gün geziyor. Hindi yandı çünkü kimse fırının düğmesini çeviremiyor. Nasıl mahvolduğunu şimdi anladım. Ne olur geri gel. Her şeyi değiştiririm. Annemleri otele yollarım ya da ben yer yatağında yatarım, sen yatak odasında kalırsın. Yeter ki dön.

Münevver, sırıttı. Pekâlâ, hayat dersi tam anlamıyla verilsin.

3 Ocak sabahı anahtarıyla eve girdi. Salon, adeta deprem geçmişti. Girişte botlar, mutfakta dağ gibi bulaşık…

Hakan, patlamış şişme yatağın üzerinde, sakallar çıkmış. Münevveri görünce neredeyse sevinçten ağlayacaktı.

Döndün! derin bir nefesle koştu yanına.

Fikriye Hanım, alışık göz süzdüğünü yaptı ama ilk defa farklı bir tonda:

Güzelce dolaştın mı?

Evin keyfini çıkardınız mı, Fikriye Hanım? dedi Münevver sakinlikle. Yatak odası komple sizindi.

Felaket! atladı kayınvalide. Hakan hasta oldu, sırtı tutuldu. Yemek yok, pizzayla midemiz bozuldu. Bu kadarı fazla…

Aslında bırakmadım, sadece yer değiştirdik, dedi Münevver gülerek. Konfor isteyen kazanır.

Hadi anne, ilk kez adam gibi lafı koydu Hakan, Babamla konuştuk, bundan sonra siz salonda yatacaksınız. Ben koltuğu tamir ettim, içine tabanlık koydum, yay kaymıyor artık. Münevver tekrar yatak odasında yatacak.

Münevver şaşırdı. Hakan koltuğu tamir etmişti! Demek ki iki gece yerde yatınca mucizeler oluyordu…

Hani babanın beli ağrıyordu? hafiften tiye aldı.

Yokmuş meğer, diye atıldı Kemal Amca. Şartlar elverince hiçbir şey kalmıyor. Zaten biz de beşinde döneriz, akrabada da işimiz var…

Fikriye Hanım cevap verecek oldu ancak oğlunun kararlı ifadesini ve gelinin keyifli havasını görünce vazgeçti.

Siz bilirsiniz. Oğlan elden gitti!

O gece, Fikriye Hanım ve Kemal Amca salonda, Münevver ve Hakan nihayet kendi yatak odalarında…

Sen gerçekten otele tonla para mı verdin? mırıldandı Hakan.

Evet. Ve gram pişman değilim.

Paranı geri ödeyeceğim. Söz.

Gerek yok. Sen, bunu kişisel gelişim eğitimi olarak gör.

Hakan sustu, sonra omzunu Münevvere yasladı.

Bir daha asla sana yerde yat deyip de evde huzur kaçırmam. Ve o kremi yeniden alacağım. Bin beş yüzlük olanı.

Hadi bakalım, söz verdin, unutma, dedi Münevver, karanlıkta kıkırdayarak. Şişme yatak ne oldu?

Onu dün makasla patlattım. Sinirden. Bir daha eve almam…

Münevver güldü, gerginlik dağıldı. Artık yine evindeydi, kendi yatağında, kendi kurallarında. Ve gördü ki, özsaygı dediğin şey, en lüks kremlerden de, dairenden de pahalıymış.

Bu hikaye size de tanıdık geldiyse bir beğeni ve yorumunuzu beklerim; sizin yerinizde olsaydınız ne yapardınız?

Rate article
Lifequest
Eşim, tüm bayramlar boyunca yatak odamızı kendi anne babasına vermemizi ve bizim de salonda yerde yatmamızı teklif etti — Bak, baba bel fıtığı yüzünden asla kanepede yatamaz, sonra hiç doğrulamaz. Annem geceleri uyuyamıyor, sessizlik ve karanlık lazım, salonun camından gelen sokak lambası da hiç susmuyor. Bir hafta idare edeceğiz, ne olmuş yani, nazik miyiz biz? Marina çorbayı ocakta unuttuğu sırada, eşinin söylediklerine öylece donakaldı. Yavaşça Serkan’a döndü ve… (Devamı aynı şekilde detaylı özetlenmeye başlasın, kültürel isimler ve detaylarla. Sonrasında hikayenin girişiyle uyumlu, dikkat çekici ve detaylı başlık sunulmalı.) Başlık: Eşim, Yılbaşı ve Bayramlarda Yatak Odamızı Kayınvalidemlere Vermemizi, Bize de Yerde Şişme Yatakta Romantizm Vadetti: Bir Haftalık Aile Misafirliğinin Bedeli ve Sabrımın Sınırı