Her Şeyde Bir Hayır Vardır
İnci Hanım, kızı Elifi adeta kendi kalıbında şekillendiriyordu ve Elif de annesine her konuda itaat ediyordu. Anne, kendini başarılı ve güçlü bir kadın olarak görüyordu, bu yüzden kızından da hep aynı başarı ve azmi bekliyordu.
Elif, derdi İnci Hanım ciddi bir sesle hayatta benim gibi başarılı olmak istiyorsan, gösterdiğim yoldan şaşmadan yürümen gerekiyor, bir adım bile sağa sola sapmak yok. Bunu anladın mı, ömrün boyunca unutma.
Tabii anne, diye cevap verirdi Elif.
Elif, annesini çok severdi, bu yüzden onu dinlemeye çalışır, onu üzmekten korkardı. Annesinin istediği ise, kızında kusursuz bir mükemmeliyet görmekti. Fakat Elif büyüdükçe, bu onun için daha da zorlaşıyordu.
Çocuk dediğin çocuk işte, Elif de küçükken bir şeyler dağıtır, kirletir, düşer, bir şeyleri kırardı. Fakat okulda çok iyiydi. Çünkü eğer zayıf bir not alırsa, annesi için bu adeta bir felaket demekti.
Elif, utanç ve rezalet bu, nasıl olur da üçlük alırsın, bizi babanla hiç mi düşünmüyorsun, hemen düzelt şunu ve mahcup etme bizi.
Tamam anne, dedi Elif, sessizce ama annecim, sadece bir kez oldu, dalgınlığıma geldi
Farketmez kızım! Herkesin en iyisi, en akıllısı olmalısın.
Elif bu sözlere üzülürdü ama hemen üçlüğünü düzeltir, daha iyi not alırdı. Sonunda okulu takdirnameyle, altın madalyayla bitirdi, zaten başka türlüsü düşünülemezdi. Hazırcevap İnci Hanım da, kızının üniversiteye rahatça kabul edilmesine memnun oldu.
Aferin kızım, seninle gurur duyuyorum, dedi bir gün, başarılarının devamını bekliyorum.
İnci Hanımın kendine ait bir inşaat şirketi vardı kadınlara özgü olmayan bir sektör belki ama öyle disiplinli idare ederdi ki, erkek iş insanları bile şaşar kalırdı. İnci Hanım, kızı üniversiteden mezun olunca onu hemen yanında iş başı yaptırmayı kafasına koymuştu.
Elif ise annesinin gözetiminden kurtulmak, kendi hayatını kurmak istiyor, hatta başka bir şehre üniversite başvurusu yapmak istiyordu, ama boşunaydı.
Kızım, benim gözümden ve kontrolümden uzaklaşamazsın, diye kestirip attı annesi. Hangi başka şehir? Kendi şehrimizde de üniversite var, burada oku.
Elif karşı çıkamadı. Üniversitenin üçüncü yılında Elif gerçekten aşık oldu. Daha önce flörtleri olmuştu, arada gizli gizli buluşmalara da gitmişti ama ciddiye binmemişti.
Kerem, sarışın, mavi gözlü gülümsemesiyle kalbini kazanmıştı. Aynı bölümde başka bir gruptaydı. Elif derslerde çok iyiydi ama Kerem derslere zorlanıyordu, özellikle dönem ödevlerinden yakınıyordu. Bir gün onu üniversite koridorunda durdurdu:
Elif, ne olur bana yardım et, dönem ödevinde sıkıştım kaldım…
Tamam, yardım ederim, dedi Elif, içi kıpır kıpır.
O günden sonra Elif ona sürekli ödevlerinde yardım etti. Kerem de, sevgisini ve yanında olmasını bir çeşit bedel olarak veriyordu ona… Buluşuyorlardı, birlikte parklara gidiyor, sinemaya, kafeye takılıyorlardı.
İnci Hanım bir şeyler sezdi ve doğrudan sordu:
Kızım, aşık falan mı oldun?
Nereden bildin? diye şaşırdı Elif.
Yüzünden okunuyor Tanıştır bakalım şununla, bakayım neymiş aslı astarı.
Elif, Keremi eve davet etti. Ailesiyle tanıştı, sohbet edildi, İnci Hanım bile sesi çıkmadan kabul etti. Ardından annesi fısıldadı:
Aşkmış Elif, bu çocuk seni kullanıyor, başka bir derdi yok. Zeka desen eksik, konuşmaya değmez, nesi hoşuna gitti bunun?
Doğru değil anne, ilk kez karşı çıktı Elif. Kerem hedefleri olan, okuma merakı olan, tarihe ilgi duyan biri. Sadece senin zekanla yarışmıyor diye hor görüyorsun, herkes böyle olmak zorunda değil. Hem daha genç.
Sana göre değil kızım, diye son noktayı koydu annesi.
Elif bu iddiadan sıkıldı:
Anne, Kerem için ne dersen de, ben onu sevmekten vazgeçmeyeceğim.
İnci Hanım kızına sinirle baktı:
Bir gün anlarsın, bu Kerem tam bir sıradanlık abidesi.
Elif sonunda kendi bildiğini okudu ve üniversiteden mezun olunca Kerem’le evlendi. Annesinin Keremle ilgili yanılmasına çok sevindi.
Zamanla hayat gösterdi ki, ortalamacı öğrenciler de büyük başarılara imza atabiliyor, hatta çoğu zaman daha hızlı ilerliyorlar. Kerem okulu bitirir bitirmez prestijli bir işe yerleşti, Elif ise mecburen annesinin yanında çalışmaya başladı.
Keremin zaten ailesinin verdiği bir evi vardı, evlilikten sonra Elif ilk defa annesinin vesayetinden kurtulduğu için mutluydu, ama sevinci fazla sürmedi. Çünkü annesi onu çalışmaya kendi şirketine aldı.
Bir gün Kerem işten eve geldi ve haber verdi:
Elif, beni departman şefi yaptılar, şimdilik deneme süresiyle. Ama elimden geleni yapacağım.
Dediği gibi oldu, üç ay sonra kadroya geçti. Keremin hoşuna gitmiyordu Elifin annesinin yanında çalışıyor olması.
Elif, annenle çalışa çalışa bir yere varamazsın. Artık ondan kopma zamanın geldi, sızlanıyordu Kerem. Hep baskısına boyun eğeceksin, o seni eziyor, bırak git!
Elif için bu cümleleri duymak acıydı ama haklı olduğunu da biliyordu. Zaman geçtikçe Kerem bu konuda konuşmayı bıraktı, içine kapandı ve Elif de ona karışmadı; suskun ama yanında olması yeterli geldiyse de aralar daha da soğudu.
Bir yıl sonra bir akşam, Kerem eve sessizce gelip itiraf etti:
Elif, başka birini sevdim, ona aşığım Senden ayrılacağım, o gerçek bir kadın.
Elif hayatında ilk kez kendini kaybetti. Bağırdı, sinirlendi, bir tabak kırdı, Kerem’in telefonunu duvara fırlattı, iki gömleğini parçaladı, sonra yavaşça sakinleşti.
Kerem ise her şeye sessizce baktı ve ardından ekledi:
Meğerse içinde gizli bir karakter varmış, ama öğrenmek için geç kaldım, dedi ve evden çıktı.
Nefret ediyorum senden! diye söylendi Elif, sonra eşyalarını toplayıp bir ev kiraladı ve taşındı.
İnci Hanım’a hiçbir şey anlatmadı, çünkü tepkisini az çok tahmin ediyordu. Bir ay boyunca ya da belki daha uzun, annesinden saklamayı başardı evliliğinin bittiğini, ama İnci Hanım sezinledi bir şeyler olduğunu.
Elif, sana ne oldu? Gözlerin sönmüş, içine kapanmışsın, eşinle bir derdin mi var?
Ne alaka anne? Eşim yok ki derdim olsun.
Amanın, demek ki seni terk etti, biliyordum, ne zaman oldu?
Nisan ayında.
Ve bu zamana kadar bana tek laf etmedin!
Elif yeniden derin bir iç çekti. Anneden laf üstüne laf geldi, sabırla hepsini dinledi.
Ben sana uyar demedim mi? En azından kölesi olmadın, bari çocuğunuz da yokmuş. Bundan sonra bana kulak ver, anladın mı?
Anne, her işte bir hayır vardır, dedi Elif aniden, ayağa kalktı ve ekledi: Artık senin yanında da çalışmayacağım, bıktım! Çıktı odadan, İnci Hanım şaşkın halde kaldı.
Elif, annesinden olabildiğince uzaklaşmaya karar verdi, çünkü artık her gün nasihatlar duymamak için kendi yolunu çizmek istiyordu.
Bir gün dışarıda yürürken, yolda bir çukura basıp ayağını burktu. Acıdan olduğu yere oturdu.
Tam da bu eksikti! diye düşündü.
O sırada, yoldan geçen genç bir adam telaşla yanına geldi, çünkü tramvay yeni kalkmıştı.
Hanımefendi, iyi misiniz? diye sordu adam, eğilerek yardım etti, ayağını zor basıyordu Elif.
Acıyor, dedi Elif dişini sıkarak.
O zaman, boynuma tutunun, dedi gülümseyerek, koluna aldı ve arabasına kadar taşıdı. Hastaneye gidelim, kırık falan olabilir…
Benim adım Cem, sizin?
Elif.
Hastanede kırık yok dendi, sadece burkulmaydı. Ayak sarıldı ve neler yapılması gerektiğiyle ilgili bilgi verilip eve gönderildi. Cem, tüm süreç boyunca Elifin yanında kaldı, tekrar evine bıraktı.
Telefon numaranızı verir misiniz? Belki yardıma ihtiyacınız olur, dedi.
Elif de verdi. Ertesi gün Cem aradı:
Size bir şey getireyim mi? Sanırım ayağınız hala ağrıyordur?
Biraz meyve suyu ve meyve iyi olur, ekmek de bitti, dedi Elif.
Kısa süre sonra kapı çaldı, Elif’in nazı yoktu ama Cem iki poşet dolusu alışverişle geldi.
Çok gerek yoktu bu kadarına?
Tanışmamızı kutlayalım derim, isterseniz rahat olun, hatta ben hazırlık yaparım. Artık birbirimize sen diyebilir miyiz?
Elif neşeyle güldü; Cemle vakit geçirmek kolay, sıcak, huzurlu geldi.
Cem işi eline aldı, sofrayı kurdu, mikrodalgada kebabı ısıttı, içecekleri hazırladı (alkol yoktu). Akşam çok keyifli geçti.
Dört ay sonra Elif ve Cem evlendi, bir yıl sonra ise kızları Zeynep dünyaya geldi. Elife arkadaşları Bu kadar iyi bir eşi nereden buldun? diye sorunca, hep gülerdi:
O beni yolda topladı İnanmazsanız kendisine sorun!
Okuduğunuz için teşekkürler. Hayatta şansınız bol olsun!




