Kocam sürekli beni annesiyle kıyaslıyordu, ben de ona eşyalarını toplayıp annesinin evine taşınmasını teklif ettim.
Yemeğe yine tuz koymamışsın. Kaç kere söyledim Ayşe, böyle tatsız olur mu? dedi Serdar, dumanı tüten etli sebze yemeğini iterek ve tuzluğa uzanarak. Annem hep der ki, Yemekte tuz eksikse sofrada, fazla olursa sırtında, ama onun eli hafiftir, tam ayarını tutturur. Sen ise tarife bakıp koyuyorsun, içinde biraz da ruh olsun ya.
Ayşe, derin bir nefes aldı, öfkesini belli etmemeye çalışıyordu. İçinde, üç yıllık evliliğin yorgun yayında hayat bulan o tanıdık sıkışma hissi vardı. Temiz bardakları bulaşık teline dizerken cevap verdi:
Serdar, doktorun dediği gibi pişirdim bugün. Geçen hafta mide ekşimesi olmuştu ya
Of, bırak şu doktoru filan! diye atıldı Serdar, et parçasını çiğnerken. Gerçekten yemek senin işin değil Ayşe. Geçen hafta annemdeydik ya, hatırlıyor musun? O ne güzel dolmalar yapmıştı. Minicik, muntazam, birbiriyle yarışıyor. Hele sosuna bak! Yoğurdu köyden, salçası ev yapımı, sende ise marketten alınmış ketçap. Annem işini bilir, evde mis gibi börek kokusu olur hep, bizdeyse sürekli deterjan kokuyor!
Ayşe dudağını ısırdı. Evde kimyasal kokusu olmasının nedeni, Serdarın geçen akşam yumurta ve pastırma kızartırken mutfağı yağ gölüne çevirmesiydi. Ama bunu tekrar etmek teneke kutuya su dökmek gibi olacaktı; Serdar kendi hatalarını görmezden gelip en ufak sandığı Ayşenin eksiklerini öne çıkarmakta üstüne yoktu.
Akşam yavaşça geceye dönerken, Serdar televizyon başında söylene söylene ev işlerinin nasıl yapılması gerektiğini anlatmaya devam etti. Ayşe başını sallıyor ama aklında yarınki şirkette teslim edeceği son çeyrek raporu dönüyordu. Büyük bir lojistik firmasında kıdemli finans uzmanıydı ve her çeyrek sonu tüm enerjisini emiyordu. Eve geldiğinde tek özlemi huzur ve sessizlik oluyordu. Oysa ona her gün ideal, mükemmel, kutsal Nurten Hanımla kıyaslamalar bekliyordu.
Kayınvalidesi Nurten Hanım gerçekten çok becerikli ve baskın bir kadındı. Ancak onun becerikliliği küçük bir felaket gibiydi. Temizlik yapmaya başladı mı, evde yerinden oynamayan mobilya kalmazdı, tozun girmediği köşeyi bulup çıkarırdı. Serdar, kendisini adayan annesine taparcasına büyümüştü; şimdi de Ayşenin hayatını evle özdeşleştirmemesine şaşıyordu.
Gece yaklaştıkça, gerilimin dozu artıyordu. Serdar, tablette bir şeyler karıştırırken Ayşe ertesi güne gömleklerini ütülemeye koyuldu. Ütü masasını açtı, buharı ayarladı, Serdarın mavi gömleğini aldı.
Yine yanlış yapıyorsun, dedi Serdar aniden arkasında belirerek ve kollarını göğsünde birleştirip yargılayan bakışlarla Ayşenin ütü yapışını izledi.
Ne yanlış yapıyorum, Serdar?
Kimse böyle ütü yapmaz ki! Annem önce kolları, sonra arkayı ütüler; yakayı en son, mutlaka nemli tülbentle. Sen buharı basıyorsun, parlak olacak gömlek, mahvedeceksin her zamanki gibi.
Ayşe ütüyü yavaşça bıraktı. Buhar tıslayarak çıkarken, adeta içinden geçenleri dile getiriyordu.
Serdar, bu işi benden daha iyi biliyorsan, sen ütüle istersen, dedi, sesi sakin olmaya çalışırken.
Serdar homurdandı, gözlerini devirerek.
Hep aynısın işte. Bir laf söylesem hemen trip atıyorsun. Sana iyiliğin için söylüyorum. Annem hep der ki, kadın kocasının kıyafetine bakacak, aileyi temsil eden budur. Ama senin hep işin var. Rapor, toplantı Ev bakımsız!
Bakımsız mı? Ayşe salonun kusursuz temizliğini süzdü. Serdar, evimiz mis gibi, çamaşırlar hazır, yemek pişmiş. Hem ben senin kadar çalışıyorum, üstelik daha çok kazanıyorum. Neden akşamları annenin yoklama derslerini almak zorundayım?
Yine para! Serdarın yüzü asıldı. Parayla alakası yok. Konu kadın ilgisi. Annem de çalıştı, hem kütüphanede, hem evde. Ama sofrada çorbası, ana yemeği, tatlısı eksik olmaz. Babam ise hep ütülü gezer. Sen… Of, tamam ne yaparsan yap, yine kırışık giyerim, herkes de nasıl bir eşim olduğunu görür!
Sözünü bitirip odayı terk etti ve Ayşeyi ütüyle, boğazında yutamadığı o geceyle baş başa bıraktı. Ayşe o anda, sadece eşya toplayıp gitmek istedi. Ama gidecek bir yeri yoktu; hatta gerek de yoktu. Zira bu ev ona, yıllar önce anneannesinden kalmıştı; Serdar evlenmeye bir valiz ve eski bir dizüstü bilgisayarla gelmiş, üç yılda ise kendini evin tapulu maliki gibi hissetmeyi başarmıştı.
Sonraki günler, sessiz savaş halinde geçti. Serdar, aynada toz bulur gibi yapıyor ya da daha masaya oturmadan yemeğe tuz ekliyordu. Ayşe ise sakinliğini koruyup işine gömülmüştü. Cumartesi yaklaşırken içi sıkışıyordu; çünkü her hafta olduğu gibi kayınvalidelerine yemeğe gideceklerdi.
Cumartesi sabahı evde telaş vardı. Serdar evde dolaşıyor, Ayşeyi acele ettiriyordu.
Ayşe, acele et, annem geç kalmamızı sevmez. Mavi elbiseni giy, annem yine söyledi, Kot pantolonla çocuk gibi görünüyorsun, yaşın geldi kırka, diyor
Ayşe tam giydiği rahat pantolonunun fermuarını çekmekteydi.
Ben kotla rahatım, Serdar. Sonuçta aile yemeğine gidiyoruz, İngiltere Kraliçesi’ne değil.
Bu büyüklerine saygı göstermek olur! Annem emek vermiş, sen yırtık pırtık gidiyorsun.
Ayşe kotunu ve beyaz gömleğini giydi. Serdar yol boyunca arabada tek kelime etmedi, parmaklarını direksiyona vurdu, arabanın kredileri aklına geldikçe Ayşenin başını öne eğdi.
Nurten Hanımın evi börek ve kızarmış et kokuyordu. Kapıyı şişmanca, topuzunu özenle yapmış bir kadın açtı.
Ooo, gelmişsiniz! Nihayet. Serdarım, ah ciğerim! Karın hiç bakmıyor mu sana, erimişsin, dedi oğluna sarılıp, Ayşeye kafasıyla işaret etti. Gel kızım, ayakkabılarını çıkar, misafir terliği dolapta. Yavaş ol, zemin cilaladım.
Sofrada yine bildik tek kişilik gösteri vardı. Nurten Hanım oğluna etin en yumuşağını koyarken dövündü:
Hadi oğlum, taze ördek yaptım, üç saattir pişiyor. Yeni nesil gibi değil, tencereye atıp bırakmıyoruz. Ayşe sen de katıl bana, öyle değil mi?
Ayşe gülümsedi.
Şimdi her şey çok hızlı, Nurten Hanım. Tencerede hemen pişiyor, iş kolaylığı oluyor
Kolay! ellerini iki yana açtı Nurten Hanım. Kolay için mi yaşıyoruz? Biz hem çalıştık, çocuk büyüttük, evimiz de pırıl pırıl olurdu. Şimdi robot süpürgeyle ev mi temizlenir? Geçen hafta uğradım size, tül perdeler bile grileşmiş, camlar bulanık. Kadının aynası evinin camıdır!
Serdar ağzında et dolu başını salladı.
Ben de dedim anne, dedim ki perdeyi yıkayalım camları sil. Temizlikçi çağırırım dedi bana. Yabancı birini eve sokacak neredeyse!
Temizlikçi mi? Nurten Hanımın gözleri faltaşı gibi açıldı. Ayşe, sen kafayı mı yedin? Kadın elinin değmediği eve bereket girer mi? O yüzden çocuk da olmuyor işte!
Bu incelik altı bir darbeydi. Çocuk konusu Ayşe için hassastı ama Nurten Hanım bunu her fırsatta hatırlatmaktan geri durmuyordu.
Problem temizlikçi değil, Nurten Hanım. Sıkıntı Serdarın sürekli beni sizinle kıyaslaması.
Kısa bir sessizlik oldu. Serdar içtiği kompostoyu az kalsın boğazında bırakıyordu.
İyinin peşinden gitmekte ne sıkıntı var? dedi Nurten Hanım şaşkınlıkla. Serdar annesine gurur duyar, ister ki eşi de ona layık olsun. Ağzını açacağına bence defter tut, tarifleri yaz. Serdar da belli bir düzeye alışık.
Aynen! Serdar alkış tuttu, peçeteyle dudaklarının kenarını silerek. Annem ne diyor, hemen yapıyor, Ayşe ise hiç oralı değil. Biraz daha özenli olsa ya. Bak annemin evine, ışıl ışıl! Bizdeyse iki gündür süpürülmemiş.
Ayşenin içinde bir şeyler koptu. içindeki anahtar sabırdan harekete geçti. Masadan kalktı, gülümseyerek:
Teşekkürler, elinize sağlık Nurten Hanım. Ama ben gideceğim. Serdar burada kalır çay da içer, annesinin yanında biraz daha vakit geçirmesi iyi olur.
Ne saçmalıyorsun Ayşe, otur yerinde, beni rezil etme, diye fısıldadı Serdar peşinden koridorda.
Serdar, başım ağrıyor. Ben eve gidiyorum. Sen nasıl istersen öyle gelirsin artık, anahtar sende.
Ayşe apartmandan çıkınca derin bir nefes aldı, gökyüzüne bakıp gülümsedi. Eve döner dönmez, kolları sıvadı. Bir yıl önce Antalya tatillerinde kullandıkları büyük bavulları çıkardı. Serdarın tüm eşyalarını yerleştirmeye başladı. Gömlekler, pantolonlar, kazaklar, çoraplar, evraklar Her birini özenle yerleştirip hiçbirinin hakkını yemedi. Hatta ütüyle marul gibi olacak dediği takım elbiseyi özenle portföye koydu.
Gece on birde Serdar kapıdan girdi. Burnunda annesinin börek kokusu, üstünde kendine güvenin rahatlığı.
Bugün yaptığın neydi böyle? Annemin tansiyonu çıktı, sana bir yığın laf söyledi.
Odaya girince karşısında üç kocaman bavulla karton kutuları görünce dondu kaldı.
Bu ne şimdi? Tatile mi gidiyoruz?
Ayşe, koltuğunda sakince kitap okurken, duru ve sakin bir bakışla cevap verdi:
Hayır Serdar, tatile değil. Sen taşınıyorsun. Annenin yanına.
Serdar alayla güldü.
Şaka mı bu? Eşyaları topla, hadi yatıyoruz ben yoruldum!
Şaka değil. Her şeyini topladım. Kıyafetlerin, ayakkabıların, belgelerin, o eski plakların, sevdiklerin Yarın sabah saat dokuzda nakliye aracı çağırdım.
Serdarın yüzü kızarmaya başladı.
Beni mi kovuyorsun evden?
Kendi evimden elbette. Bu ev bana anneannemden miras. Birlikte yaşadık burada ama madem bu kadar mutsuzsun
Mutsuz muyum ben? Senin için uğraştım ben!
Hep annesi gibi yemek, onun gibi temizlik, onun gibi ütü, onun gibi kadın istedin. Ben bu yarışta yokum. Tam anlamıyla değiştiremeyeceğim.
Biz aile değil miyiz Ayşe?
Aile demek birlik olup birbirini anlamak. Sen ise eksiklerimi bana her gün hatırlattın. Sen burada mutsuzsun, ben de burada asla yeterli olamıyorum. Bu yüzden en mantıklı olan, sana annenle tam huzur bulacağın evi bırakmak.
Sonraki geceyi ayrı odalarda geçirdiler. Sabahında taşımacılar geldi, Serdarın eşyalarını götürdü. Serdar elinde montuyla kapıda çaresizce durdu.
Lütfen yapma böyle. Annem sapıtır eşyalarla eve gidersem, ona ne diyeceğim?
Gerçeği. Senin karın annen gibi olamadı, sen de annene döndün. O zaten hep Ayşe sana uygun değil diyordu. Ne güzel, hayali gerçekleşti.
Kapı arkasından kapandığında Ayşe iki tur kilidi çevirdi ve başını kapının soğuk metaline yasladı. Yavaşça ve gerçek bir rahatlıkla gülümsedi. Evin içi sessizdi. Kimse eleştirmiyor, kimse emir yağdırmıyordu.
Bir hafta boyunca huzurla yaşadı. Temizlik şirketi çağırdı, evi pırıl pırıl yaptırdı. Kimse enerjin bozulur demedi. Dışarıdan yemek söyledi ya da dostlarıyla buluştu, geceleri rahatça banyoda kitap okudu ya da dilediğini izledi.
Perşembe akşamı telefon çaldı. Ekranda Nurten Hanım yazıyordu.
Ayşe! Sen nasıl kocanı kapı dışarı edersin! Burada yatıyor, sabah akşam kıyafet istiyor, köfte istiyor, ayaklarını uzatıyor! Benim düzenim bozuldu, yaşlı kadınım ben, huzur lazım bana! Anne getir, anne götür, hep başıma iş açıyor. Dedim ki Git karına! O da diyor ki Ayşe bana değer vermiyor!
Ayşe içten gülmemek için zor tuttu.
Nurten Hanım, siz ona ne kadar alıştıysanız, o da size alıştı. Ben bu servisi sağlayamıyorum, çalışıyorum.
Nasıl işmiş o, kadın koca yanında olur! Al, götür kocanı! Üstelik geçen gün çorban tuzlu dedi bana! Bana!
Kusura bakmayın ama geri almam Nurten Hanım. Boşanma sürecini başlattık. O ya sizde yaşar, ya da ev tutup kendi başına öğrenir.
Boşanma mı? Kırkına varmış dul kim ister seni? Serdar da yakışıklı adam
O zaman çok iyi olur, yakışıklı bir adam ve mükemmel annesiyle başka birinin başını ağrıtır. Ben kendime yeterim artık. Hoşça kalın.
Ayşe telefonu kapattı ve hem Nurten Hanımı hem Serdarı engelledi.
Bir ay sonra adliyede karşılaştılar. Serdar buruşmuş, kravatı yamuk, gözlerinin altında torbalar vardı.
Ayşe, tekrar denesek olmaz mı? Annemle yaşamak imkânsız. Her şeye karışıyor. Sanki sevilmek için değil de emir vermek için doğmuş! Sende huzur vardı Borcu yoktu!
Ayşeye içinde en ufak bir pişmanlık kalmamıştı.
Serdar, senin yeni anlaman güzel. Ama bende sevgi değil sadece rahatlık arıyorsun. Ben bir ortam değilim, insanım.
Ayrı eve çıkayım, her işimi kendim yaparım!
Öğren, büyü, ama bensiz. Kıyaslanmadığım bir hayatın tadını aldım. Bundan vazgeçmem.
Mahkeme çıkışında yolları ayrıldı. Serdar otobüs durağına doğru yürüdü. Ayşe arabasına geçti. Yan koltukta bir turistik katalog vardı. Hep hayalini kurduğu İtalyanın fotoğraflarına baktı. Serdar Pahalı, en iyisi annemin yazlığına gitmek, derdi. Artık sadece kendisi, kendi kararı ve hayatı vardı. Aracı çalıştırıp müziği açtı, yüzü gülerek yola çıktı. Artık hayatı, kimi zaman biraz tuzsuz olsa da, bambaşka bir lezzetteydi.
Yazıyı beğendiyseniz, beğeni atmayı ve abone olmayı unutmayın. Siz olsaydınız ne yapardınız? Yorumlara yazabilirsiniz.




