Kimse Beklemiyordu Ben beşinci sınıfta, kardeşim Merve birinci sınıfta okurken babamız iş bulmak için bir yerlere gitmiş ve o gidişindeki kaybolmuştu. Öncesinde de böyle aylarca kaybolur, sonra eli dolu geri dönerdi. Anneyle hiç evlenmemişlerdi; babam tam bir özgür ruhtu. Hep ülkeyi dolaşırdı. Ne zaman isterse gelir, mutlaka para ve hediyeler getirirdi. Annem de deli gibi aşık olduğundan hep sabrederdi. — Volkan, dön artık ne olur. — derdi annem, yalvararak. — Aman be, ne ağlıyorsun? Dönünce hediyelerle geleceğim. Babam öpüp çıkardı, kaybolurdu. Yokluğunda babamın abisi, amcam Kadir bize göz kulak olurdu. Anneyle ilgilenmez, hep mesafeli kalırdı ama biz her zaman ona güvenebilirdik. — Nasılsın Tülay? Çocuklar nasıl? — diye sorardı. — Yaşasın! Amca Kadir geldi! — diye koşar sarılırdım. Kadir amca beni kısa bir süre kucaklar, sonra serbest bırakırdı. Bazen isterdim ki keşke o babam olsaydı. Hafta sonları bizimle gezmeye giderdi. Anne bazen katılır, bazen evde oturup kaderini düşünürdü. Biraz büyüyünce Kadir amca eve bir duvar barı getirdi, koridora kurdu. O zamanlarda babam eve uğramaz olmuştu. Montajda ben yardım ettim. Merve kenardan izledi, sonra da çocuksu bir akılla: — Amca, sen neden evlenmiyorsun? Altın ellerin var, herkes seni kapar vallahi! — dedi. Bu akıllılık hep annemi arkadaşlarıyla konuşmalardan duymuştu. — Kimseyi beğenmiyorum Merve. Beğenirsem evlenirim. — Kendi çocuklarin olsun istemiyor musun? Merve ellerini iki yana açtı komikçe. Amca aletleri bıraktı, ciddi şekilde: — Siz bana yetiyorsunuz. Beni göndermeye mi çalışıyorsun? — dedi. Merve de: — Ben mi? Yok amca, ne olur hep gel. Akşam Merve’ye sordum: — Amcaya neden takılıyorsun? Alınır da bir daha gelmezse? — Baba hep hediye getiriyor… — dedi hayalci. — Hediyelerle seni kandırıyorlar! Amca getirdiği duvar aletleri kaç para biliyor musun? — Banane, ben elbise ve bebek istiyorum. Senin barında gezmem! Bu sefer baba hiç gelmedi. O gün Kadir amca annemle mutfağa kapanıp konuştu, annem ağladı. — Tülay, ağlama. Sizi bırakmam. Sen biliyorsun, o hep kendine haz, hep tuzu kuru yerlere bakar. Anne içli içli ağladı. Kadir amca hep eskisi gibi geldi yardım etmeye, tamire, çocuklarla gezmeye. Sonra annemle duygularını konuştu; ben kapıda dinliyordum. — Kadir, ben sana layık değilim! Sen harika adamsın, gerçek mutluluk hak ediyorsun. — Ben kime ihtiyacım olup olmadığını bilirim, — diye inat etti amca. — Ya dönerse? Kadir cevap vermedi. — Ben yine de onu bekleyeceğim, seviyorum Kadir! Elimde değil! Sen böyle birine razıysan… Kapıdan uzaklaştım. Anneye çok kızgındım. Sevdiği adama bak! Biz yaşamaya başladık. Merve nereye ilgi varsa orada. Ben ona kızsam da, artık babadan hediye gelmeyeceğini anlamıştı. Kadir amca hep çalıştı, ailemiz daha da büyüdü. Anne ona bir oğul doğurdu: Cem. Kadir amca mutludan uçuyordu. Nikah kıyıp hayat rayına girdi. Ben okulu iyi bitirdim, devlet üniversitesini kazandım. Annem sevinçten parlıyordu: — Ailemizin bilim adamı olacak mı, Kadir? — Ne var ki, ben de fena değilim! — Hadi canım, ne bilim adamı! — kızarıp geçiştirirdim. — Bana biraz şampanya verin, tadına bakayım! — Sanki daha önce hiç içmedin! — Merve alay ederdi, ben gözlerimi devirdim. Cem masanın üstüne çıkmaya çalışıyor, ortalığı dağıtıyordu. Kadir amca onu kucakladı: — Hadi oğlum, uslu ol, sen artık büyük çocuksun! Cem kaşığı burnuna yapıştırıp komiklik yapınca herkes güldü. — Kapı mı çaldı? — dedi Merve. Anne açtı, bir adım geri gitti. Kapıda babam belirdi. Sessizlik. Duruma baktı, — Ne oldu, devam edin eğlenmeye. Hiçbirimiz bir şey demedik. Cem, Kadir amcanın dizinden inip yeni adamın yanına gitti. Babam umursamadı. Anne Cem’i kucağına aldı, kendini onunla korudu. Kadir amca ayağa kalktı. — Nereye? — dedi annem, sesi titrek. — Bir hava alayım. Kadir usulca kardeşini itip çıktı. Ben ardından gitmek üzere kalktım. Merve de peşimdeydi. — Kızım, sana ne şık elbiseler getirdim! — dedi babam. Merve ilgilenmedi bile; koridorda Kadir amcaya yetişti, kulağıma fısıldadı: — Ben onun peşinden gideceğim, sen burada dinle neler olacak. — Ama… — Haydi Deni! Senin gizli dinlemelerin daha iyi! Haklıydı gerçekten. Merve dışarı koştu, ben koridorda gizlendim, annemin sonunda beklediğini düşündüm. Hayatının aşkı gelmişti. Şimdi ne olacaktı? — Tülay, sen Kadir’le mi evlendin? — dedi babam sinsi. Anne sustu. — Tülay, olan oldu, bitmiş… Dönüp geldim sonuçta! Bir hırıltı, bir tokat sesi ve ağlayan Cem’in sesi duyuldu. — Git buradan Volkan… Defol… — Tülay, ne yapıyorsun? — Dedim; git! Kimse seni beklemiyordu. — Yalan! Gözlerinden anlarım, göz yalan söylemez. — Dediğimi duydun. — dedi annem. Babam çıktı, beni koridorda yakaladı. — Dinliyorsun ha? Yolun açık olur. Umrumda değildi artık. Odaya girdim, annemle Cem’in saçını düzeltiyordu, sofrayı tekrar kuruyordu; tam bir Julius Caesar gibi. — Az kalsın keyfimizi bozuyordu değil mi? — hafifçe gülümsedi anne. — Nerede herkes? Cem çoktan unutmuştu; keyifle sandalyeyi çekiştiriyordu. Dışarı çıktım. Merve ile Kadir amca karşıdaki parkta oturuyorlardı. Merve elleriyle amcanın kolunu tutmuş, başını omzuna koymuştu. Sanki bıraksa, amca kaybolur. Yanaştım: — Baba, yeter oturdun, hadi eve. Anne çağırıyor. Kadir amcanın elleri titredi. Merve avuçlarını ellerinin üstüne koydu, başını kaldırıp: — Hadi baba, gerçekten eve gidelim, dedi. Hep birlikte döndük. Ne de olsa bugün bizim bayramımızdı; ben okulu bitirmiştim.

Beklemedik

Ben ilkokul beşinci sınıftayken, kardeşim Melek ise birinci sınıftayken, babamız bir para kazanma sevdasına kapılıp İstanbul’a çalışmaya gitti ve ardından ortadan kayboldu. Daha önce de birkaç ay yok olurdu ama bu sefer tam anlamıyla izini kaybettirdı. Annemle hiç evlenmemişlerdi; babam özgürlüğüne düşkün, başına buyruk bir adamdı. Hep memlekette oradan oraya dolaşır, dilediği zaman dönerdi. Döndüğünde, yanında biraz para ve bir iki hediye getirirdi. Annem de deliler gibi severdi onu, her haline katlanırdı.

Alpaslan, ne olur tez gel, diye yalvarırdı annem.
Eh, tamam, ağlama, heyecan yapma. Güzel hediyelerle döneceğim, derdi babam.
Öylece annemi öper, kaybolurdu. Onun yokluğunda bizimle ilgilenen kişi babamın abisi, yani amcam Halil’di. Annemin ona içten içe ilgi duyduğunu düşünüyorum, Halil amcam hiç bahsetmez, belli etmezdi. Ama biz bilirdik, her zaman güvenebilirdik ona.

Nasılsın Yasemin, çocuklar ne alemde? diye sorardı amcam her geldiğinde.
Yaşasın amca Halil geldi! diye bağırır, sarılırdım ona.
Selam, Baran, der, kısaca kucaklardı beni.

Bazen keşke babam o olsaydı diye düşünürdüm. Halil amca, hafta sonları bizi Melek ile parka götürürdü ki annem biraz soluklanabilsin. Ara sıra annem de bize katılırdı, bazen ise kadın kahvesinde hayaller kurup kendi talihsizliğini düşünmeye vakit ayırırdı.

Büyümeye başlayınca, Halil amca eve bir duvar barı ve spor aletleri getirmişti, koridora kurmak için. Babam çıkalı neredeyse altı ay olmuştu. Elimden geldiği kadar yardım ettim; Melek ise bir köşede amcamın çubuğu, ipi, halkaları nasıl sıkı sıkı monte ettiğini izliyordu.

Amca Halil, neden evlenmiyorsun? Eller de öyle hünerli Hangi kadın koparıp almaz seni, diye sordu Melek; çocuk gibi değildi, annemden duyduklarını tekrarlar gibi bir bilgece tavrı vardı.

Hiç kimseyi beğenmedim, Melek. Beğenirsem evlenirim.
Hiç mi kendi çocuğunu istemiyorsun, amca?
Melek ellerini iki yana açtı.

Halil amca elindeki aleti bıraktı, ciddi bir eda ile:
Şimdilik siz bana yetiyorsunuz. Sen ne oldu, beni gözüme mi kestirdin? diye takıldı.

Melek zeki bir kızdı.
Yok, olur mu öyle şey, amca Halil, dedi ve sıcacık gülümsedi.
Akşam olunca Melek’e sordum:
Niye takılıyorsun adama, giderse bir daha gelmez.
Baba hediyeyle gelir ya dedi meleğim hayalperest bir tavırla, şimdi gelir herhalde.

Ah saf, hediyeyle satın aldın kendini. Sen biliyor musun o getirdikleri ne kadar pahalı? dedim.
Ben ne anlarım? Elbise isterim, oyuncak bebek isterim. Spor aleti midir benim işim?
Bu kez babamı boşuna beklemiş oldu. Gelen yoktu. Bir gün Halil amca eve gelip mutfağa annemle kilitlendi, bir şeyler anlatıyordu ki annem ağlıyordu.

Yasemin, ağlama artık. Bırakmam sizi, tamam mı? Hem biliyorsun O hep elinin altındaki yumuşak yerde olmak ister.
Annem yüksek sesle ağladı; Aman Allahım! diye ağıt etti, uzun uzun gözyaşı döktü.

Halil amca yine her zamanki gibi yardıma geldi, tamir etti, çocuklarla oynadı. Sonra bir gün cesaretini topladı, anneme olan hislerini anlattı. Ben ise vicdanım rahat, kapı arkasında kulak kesildim.

Halil, bana gerek yok, dedi annem. Sen iyi adamsın, hak ettiğin başka bir mutluluk var.
Kim bana lazımsa ben bilirim, dedi Halil ısrarla.
Ya sonra geri dönerse?
Halil amca sustu.
Ben hep onu bekleyeceğim. Seviyorum, Halil! Elden gelen ne? Sen bana böyle birini istiyorsan kalpsiz bir kadını.
Kapıdan usulca uzaklaştım. Anneme çok kızdım; ne gerek var, niye başkasına körü körüne tutulur ki?

Sonunda yaşamımız düzene girdi. Melek tam babası gibi; nerede yemek orada göze girer. Suçlayamazdım, o da hediyelerin bir hayal olduğunu anlamıştı. Halil amca elinden geleni yaptı, çok çalıştı. Annem ona bir oğul verdi, Arda. Halil amcanın sevinci sonsuzdu. Nikâh yaptılar, ailemiz topyekün bir oldu.

Liseyi bitirdim, üniversiteye devlet bursuyla girecektim. Annem bir başka mutlu.
Bizim aileden bir bilim insanı çıkacak, Halil, ne dersin?
Eee, biz de öyle sıradan biri değiliz yani.
Aman yapmayın! Hangi bilim insanı? utanıp geçiştirdim. Bana şampanya uzat, tadına bakayım.
Hadi oradan, sanki hiç denemedin, dedi Melek de, göz süzdüm ona.
Arda ise masanın üstüne çıkmaya çalışıyor, az kalsın devirecekti. Halil amca yakaladı, kucağına aldı.
Haydi bakalım, oğlum, adam gibi dur. Artık bebek değilsin!
Arda elindeki kaşığı burnuna tutturarak gözlerini şaşı yaptı, herkes gülmekten kırıldı.

Kapı mı çalıyor? dedi Melek kulak kesilerek.

Anne kapıyı açtı, birden geri çekildi. Kapıda babam! O an bir sessizlik oldu. Etrafı süzdü, şöyle dedi:
Ne var, hadi eğlenmeye devam edin.
Herkes sustu. Arda kucağından inip yeni gelen adamın yanına yürüdü. Babam ona aldırmadı, annem oğlunu kucağına alıp siperledi. Amca Halil ayağa kalktı, sendeledi.
Nereye Halil? dedi annem, sesi değişmişti.
Ben bir hava almam gerek.
Geçip gitti, kardeşine hafifçe dokundu. Peşinden gidiyordum ki Melek de arkamdan koştu.

Kızım, sana çok şık elbiseler getirdim, bak bakalım, dedi babam.

Duyduğuma göre, Melek ona dönüp bakmadı bile. Koridorda yanımda olup kulağıma fısıldadı:
Ben gideceğim Halil’in peşinden, sen burada olanları dinle.
Neden?
Hadi Baran, dinlemekte sen iyisin!
Haklı ajan gibiyim.

Melek kapıdan koştu, ben ise korkuyla koridorda gizlendim; annemin nihayet sevdiği adam geldi, peki ailemiz ne olacaktı?
Yasemin, sen Halille mi evlendin yoksa? dedi babam, alayla.
Annem sessizdi.
Yasemin Olan oldu. Kim ne halt ettiyse, bitti gitti. Ben geldim!
Bir itiş kakış, tokat sesi ve Ardanın korku dolu ağlaması

Git başımızdan, Alpaslan git artık!
Yasemin, ne diyorsun?
Bitirdim, söylüyorum sana! Git. Seni bekleyen yok.
Yalan! Gözlerinden anlarım, gözler yalan söylemez.
Ben dediğimi dedim, diye noktayı koydu annem.

Birkaç saniye sonra babam çıktı, koridorda beni görünce:
Dinliyor musun, he? Helal olsun, ilerleyeceksin hayatta.
Ama artık onun ne düşündüğü umurumda değildi. Odaya girdim; annemin sandığım gibi bir köşede yas tutmadığını gördüm. Ardanın saçlarını düzeltiyor, mutfakla ilgileniyor. Aynı anda birden çok işi yapan bir kadın olmuştu.

Aman neyse, neredeyse bayramımızı mahvedecekti, dedi annem hafif buruk gülümseyerek. Hadi bakalım, neredeler?

Arda annesinin tartışmasını unuttu bile, sandalyeyi ittiriyordu.
Dışarı çıktım. Melek ve Halil amcam parkta bir bankta oturuyordu. Melek küçük elleriyle onun koluna yapışmış, başını omzuna yaslamıştı. Sanki ellerini bırakırsa, amca Halil yok olacakmış gibi. Arkalarından yanaştım; ikisi de öyle mahzun duruyordu ki bir şey söylemek istedim. Bankın önüne geçtim, Halil amcanın üzgün yüzüne baktım:

Baba, gel artık, evde seni bekliyorlar. Annem çağırıyor.
Halil amcanın elleri titredi. Melek hemen kendi ellerini üzerine koydu, başını kaldırdı:
Doğru söylüyor, hadi baba.
Evimize yürüdük. Ne de olsa bugün özel bir gündü. Ben liseden mezun olmuştum.

Bugün anladım: Bazen kimse sizi beklemiyor sanırsınız, ama aslında birlikte olduğunuz insanlar, yanında durduğunuz insanlar gerçek aileniz olurmuş. Aile, seçilen insanlarmış; hediyeler değil, sevgiymiş değerli olan.

Rate article
Lifequest
Kimse Beklemiyordu Ben beşinci sınıfta, kardeşim Merve birinci sınıfta okurken babamız iş bulmak için bir yerlere gitmiş ve o gidişindeki kaybolmuştu. Öncesinde de böyle aylarca kaybolur, sonra eli dolu geri dönerdi. Anneyle hiç evlenmemişlerdi; babam tam bir özgür ruhtu. Hep ülkeyi dolaşırdı. Ne zaman isterse gelir, mutlaka para ve hediyeler getirirdi. Annem de deli gibi aşık olduğundan hep sabrederdi. — Volkan, dön artık ne olur. — derdi annem, yalvararak. — Aman be, ne ağlıyorsun? Dönünce hediyelerle geleceğim. Babam öpüp çıkardı, kaybolurdu. Yokluğunda babamın abisi, amcam Kadir bize göz kulak olurdu. Anneyle ilgilenmez, hep mesafeli kalırdı ama biz her zaman ona güvenebilirdik. — Nasılsın Tülay? Çocuklar nasıl? — diye sorardı. — Yaşasın! Amca Kadir geldi! — diye koşar sarılırdım. Kadir amca beni kısa bir süre kucaklar, sonra serbest bırakırdı. Bazen isterdim ki keşke o babam olsaydı. Hafta sonları bizimle gezmeye giderdi. Anne bazen katılır, bazen evde oturup kaderini düşünürdü. Biraz büyüyünce Kadir amca eve bir duvar barı getirdi, koridora kurdu. O zamanlarda babam eve uğramaz olmuştu. Montajda ben yardım ettim. Merve kenardan izledi, sonra da çocuksu bir akılla: — Amca, sen neden evlenmiyorsun? Altın ellerin var, herkes seni kapar vallahi! — dedi. Bu akıllılık hep annemi arkadaşlarıyla konuşmalardan duymuştu. — Kimseyi beğenmiyorum Merve. Beğenirsem evlenirim. — Kendi çocuklarin olsun istemiyor musun? Merve ellerini iki yana açtı komikçe. Amca aletleri bıraktı, ciddi şekilde: — Siz bana yetiyorsunuz. Beni göndermeye mi çalışıyorsun? — dedi. Merve de: — Ben mi? Yok amca, ne olur hep gel. Akşam Merve’ye sordum: — Amcaya neden takılıyorsun? Alınır da bir daha gelmezse? — Baba hep hediye getiriyor… — dedi hayalci. — Hediyelerle seni kandırıyorlar! Amca getirdiği duvar aletleri kaç para biliyor musun? — Banane, ben elbise ve bebek istiyorum. Senin barında gezmem! Bu sefer baba hiç gelmedi. O gün Kadir amca annemle mutfağa kapanıp konuştu, annem ağladı. — Tülay, ağlama. Sizi bırakmam. Sen biliyorsun, o hep kendine haz, hep tuzu kuru yerlere bakar. Anne içli içli ağladı. Kadir amca hep eskisi gibi geldi yardım etmeye, tamire, çocuklarla gezmeye. Sonra annemle duygularını konuştu; ben kapıda dinliyordum. — Kadir, ben sana layık değilim! Sen harika adamsın, gerçek mutluluk hak ediyorsun. — Ben kime ihtiyacım olup olmadığını bilirim, — diye inat etti amca. — Ya dönerse? Kadir cevap vermedi. — Ben yine de onu bekleyeceğim, seviyorum Kadir! Elimde değil! Sen böyle birine razıysan… Kapıdan uzaklaştım. Anneye çok kızgındım. Sevdiği adama bak! Biz yaşamaya başladık. Merve nereye ilgi varsa orada. Ben ona kızsam da, artık babadan hediye gelmeyeceğini anlamıştı. Kadir amca hep çalıştı, ailemiz daha da büyüdü. Anne ona bir oğul doğurdu: Cem. Kadir amca mutludan uçuyordu. Nikah kıyıp hayat rayına girdi. Ben okulu iyi bitirdim, devlet üniversitesini kazandım. Annem sevinçten parlıyordu: — Ailemizin bilim adamı olacak mı, Kadir? — Ne var ki, ben de fena değilim! — Hadi canım, ne bilim adamı! — kızarıp geçiştirirdim. — Bana biraz şampanya verin, tadına bakayım! — Sanki daha önce hiç içmedin! — Merve alay ederdi, ben gözlerimi devirdim. Cem masanın üstüne çıkmaya çalışıyor, ortalığı dağıtıyordu. Kadir amca onu kucakladı: — Hadi oğlum, uslu ol, sen artık büyük çocuksun! Cem kaşığı burnuna yapıştırıp komiklik yapınca herkes güldü. — Kapı mı çaldı? — dedi Merve. Anne açtı, bir adım geri gitti. Kapıda babam belirdi. Sessizlik. Duruma baktı, — Ne oldu, devam edin eğlenmeye. Hiçbirimiz bir şey demedik. Cem, Kadir amcanın dizinden inip yeni adamın yanına gitti. Babam umursamadı. Anne Cem’i kucağına aldı, kendini onunla korudu. Kadir amca ayağa kalktı. — Nereye? — dedi annem, sesi titrek. — Bir hava alayım. Kadir usulca kardeşini itip çıktı. Ben ardından gitmek üzere kalktım. Merve de peşimdeydi. — Kızım, sana ne şık elbiseler getirdim! — dedi babam. Merve ilgilenmedi bile; koridorda Kadir amcaya yetişti, kulağıma fısıldadı: — Ben onun peşinden gideceğim, sen burada dinle neler olacak. — Ama… — Haydi Deni! Senin gizli dinlemelerin daha iyi! Haklıydı gerçekten. Merve dışarı koştu, ben koridorda gizlendim, annemin sonunda beklediğini düşündüm. Hayatının aşkı gelmişti. Şimdi ne olacaktı? — Tülay, sen Kadir’le mi evlendin? — dedi babam sinsi. Anne sustu. — Tülay, olan oldu, bitmiş… Dönüp geldim sonuçta! Bir hırıltı, bir tokat sesi ve ağlayan Cem’in sesi duyuldu. — Git buradan Volkan… Defol… — Tülay, ne yapıyorsun? — Dedim; git! Kimse seni beklemiyordu. — Yalan! Gözlerinden anlarım, göz yalan söylemez. — Dediğimi duydun. — dedi annem. Babam çıktı, beni koridorda yakaladı. — Dinliyorsun ha? Yolun açık olur. Umrumda değildi artık. Odaya girdim, annemle Cem’in saçını düzeltiyordu, sofrayı tekrar kuruyordu; tam bir Julius Caesar gibi. — Az kalsın keyfimizi bozuyordu değil mi? — hafifçe gülümsedi anne. — Nerede herkes? Cem çoktan unutmuştu; keyifle sandalyeyi çekiştiriyordu. Dışarı çıktım. Merve ile Kadir amca karşıdaki parkta oturuyorlardı. Merve elleriyle amcanın kolunu tutmuş, başını omzuna koymuştu. Sanki bıraksa, amca kaybolur. Yanaştım: — Baba, yeter oturdun, hadi eve. Anne çağırıyor. Kadir amcanın elleri titredi. Merve avuçlarını ellerinin üstüne koydu, başını kaldırıp: — Hadi baba, gerçekten eve gidelim, dedi. Hep birlikte döndük. Ne de olsa bugün bizim bayramımızdı; ben okulu bitirmiştim.