Kıskançlık Hayatımı Mahvetti: Eşim Başka Bir Erkeğin Arabasından İnerken Kontrolümü Kaybettim, Her Şeyi Yok Ettim

Gecenin geç bir saatinde, pencere kenarında oturuyordum. Elimdeki viski bardağını öyle sıkı tutuyordum ki, parmaklarımın uçları beyazlamıştı. Duvardaki saat her tik tak ettiğinde sanki zaman daha da yavaş akıyordu; her saniye öncekinin iki katı uzun geliyordu.

Artık çok geç olmuştu. Hem de fazlasıyla…

Tam o anda, sokaktan gelen far ışıklarını gördüm.

Simsiyah bir BMW, apartmanın önünde durdu. Nefesim tutuldu. Şoför koltuğunda bir adam vardı uzun boylu, kendinden emin, yabancı biri. Tanımadığım biri.

Az sonra ön kapı açıldı.

Ve eşim Sevinç arabadan indi.

Mideme yumruk yemiş gibi oldum. Gülüyordu içten, sıcacık bir gülümsemeydi bu. Onu uzun zamandır böyle gülerken görmemiştim. Şoföre doğru eğildi, bir şeyler söyledi ve adam da kahkaha attı. Koca bir kahkaha…

Birkaç saniye sonra kapıyı kapattı ve apartmana doğru yürüdü; araba hareket etti.

İçimde kanım kaynamaya başladı.

Bu ne zamandır böyleydi? Kaç gece gönlüm rahat uyurken o, başkasının arabasından inip eve dönüyordu?

Kapı açıldı. Sevinç içeri girdi; çantasını masaya fırlattı, sanki hiçbir şey olmamış gibi.

“Kimdi o adam?” Sesim kısık, tehditkar geliyordu.

Birden durakladı, şaşkınca bana döndü. “Ne diyorsun?”

“Arabadan inip geldiğin adam kimdi?”

Derinden iç çekti, sinirliydi. “Allah aşkına Tarık. O Melisin eşi. Eve bırakmak için aldı. Ne oluyor sana?”

Duyduğu hiçbir şey bana ulaşmıyordu.

Kafamda yalnızca damarlarımdaki uğultu, beynimi kemiren o düşünceler vardı.

Bir anda elim havaya kalktı.

Tokadımın sesi, o an odadaki tüm sessizliği parçaladı.

Bir adım geri gitti, elini yüzüne götürdü. Burnunun kenarından incecik bir kan akmaya başladı.

Odanın içinde öyle ağır bir sessizlik oluştu ki…

Gözleri büyüdü. O an, ilk kez bende hiç görmediğim bir şey gördüm: Korku.

Yüreğim sıkıştı.

Çizgiyi aşmıştım.

Dönülmez bir noktadaydım.

Ne bağırdı, ne ağladı, ne de bir kelime söyledi. Sadece sandalyeden kabanını aldı ve hızlıca çıktı.

Ertesi sabah boşanma evrakları telefonuma düştü.

Her şeyimi kaybettim oğlumu bile.

“Senin kıskançlığına yıllarca dayandım,” dedi son konuşmamızda, buz gibi bir sesle. “Ama şiddeti asla kabul etmeyeceğim.”

Yalvardım. Affetmesi için ne desem azdı. Bir hata yaptığımı anlattım, öyle biri olmadığımı, bir daha asla olmayacağını söyledim.

Ama artık hiçbir anlamı yoktu.

Son darbe de mahkemede geldi beni, oğlumuzla da agresif olmakla suçladı.

Yalan. Hem de ne iğrenç, ne sinsi bir yalandı bu. Oğluma hiç bağırmadım, ona bir gün bile öfkeyle dokunmadım.

Ama bana kim inanırdı ki? Karısını tokatlayan bir adamdan başka?

Hakim tereddüt etmedi bile.

Oğlumun velayeti tamamen Sevinçe geçti.

Bense… Haftada bir, birkaç saatlik bir görüşme hakkı. O da nötr bir mekanda.

Evimiz yoktu artık. Onu yatağında uyutmak, sabah ona kahvaltı hazırlamak… Hepsi geride kalmıştı.

Altı ay boyunca, yaşamak sadece o buluşma saatleriydi benim için.

O kısa an… Oğlum özlemle boynuma sarılıyor, gülerek bana hikayeler anlatıyordu.

Ve sonra her defasında, bırakmak zorunda kalıyordum. Uzaklaşırken, ben orada tek başıma kalıyordum.

Bir gün, oğlum bana öyle bir şey dedi ki, hayatımı değiştirdi.

Beş yaşındaki oğlumun söylediği o gerçek

Büyümeye başlamıştı. Sorular soruyordu, çevresiyle ilgili daha çok şey fark ediyordu.

Bir öğleden sonra, sessizce arabalarıyla oynarken, bana çok masum bir sesle şunu dedi:

“Baba, dün gece annem evde yoktu. Bir teyze geldi, benimle birlikte kaldı.”

Donakaldım.

“Bir teyze mi? Hangi teyze?” dedim, mümkün olduğunca sakin olmaya çalışarak.

“Bilmiyorum. Annem gidince hep geliyor zaten.”

Yüreğim sanki bir an durdu.

“Peki annen nereye gidiyor?” diye sordum.

Omuzlarını silkti. “Bana söylemiyor.”

Artık ellerim titriyordu.

Gerçeği bulmalıydım. Takibini yaptım, araştırdım.

Ve öğrendiğimde, gözüm kararmıştı adeta.

Sevinç bir bakıcı tutmuştu.

Ben oğlumun yanında geçireceğim her saniye için dua ederken, kendi oğlumu yabancının ellerine bırakıyordu.

Hemen telefona sarıldım, aradım onu.

“Neden bir yabancı oğlumuzun yanında? Ben buradayken!”

Sesi sakindi, umursamazdı. “Çünkü böyle daha kolay oluyor.”

“Daha kolay mı?” Dişlerimi sıktım. “Ben onun babasıyım! Sen evde olmayınca, oğlum benimle olmalı!”

Derin bir iç çekiş daha. “Tarık, her planım olduğunda onu sana getiremem. Bu seninle ilgili değil.”

Telefonu öyle sıktım ki, elimde çatlayacak sandım.

Ne yapabilirdim ki? Onu mahkemeye mi versem? Tekrar velayet için savaşsam? Ya kaybedersem?

Tek bir yanlış adım.

Tek bir anlık zayıflık.

Ve her şeyim elimden kaydı gitti.

Ama oğlum?

Onu asla kaybetmeyeceğim.

Savaşacağım.

Çünkü geriye, yalnızca o kaldı.

Rate article
Lifequest
Kıskançlık Hayatımı Mahvetti: Eşim Başka Bir Erkeğin Arabasından İnerken Kontrolümü Kaybettim, Her Şeyi Yok Ettim