İçini Burkan Hakikat: Anadolu Kasabasında Hayata Tutunan Bir Kızın Tatyana Teyzesiyle Dostluğu ve Anne Özlemi

İçini Sıkıştıran Gerçek

Bahçede çamaşırları ipte asarken, Zeynep komşu evin bahçesinden ağlama sesleri duydu. İpin yanında göz gezdirirken, komşunun sekiz yaşındaki kızı Şuleyi gördü. İkinci sınıfta okumasına rağmen narin ve küçük duruyordu, sanki altı yaşında gibiydi.

Şule, yine mi üzüldüler seni? Gel hadi, dedi Zeynep, kapısı kırık bahçe çitini araladı, Şule zaten sık sık ona gelirdi.

Annem kovdu beni, defol git dedi, kapıdan itti. İçeride Ahmet amcayla gülüyorlar, dedi gözyaşlarını silerek, Şule.

Gel bakalım, evde Elif ve Mert yemek yiyor, sana da bir tabak koyarım.

Zeynep, komşu çocuğu Şuleyi annesinin sert davranışlarından sıkça kurtarıyordu. Annemsi öfkesine kapılıp ona zarar verdiğinde hemen Şuleyi kendi evine alırdı, annesi sakinleşene kadar da onu göndermemeye dikkat ederdi.

Şule, komşu çocukları Elif ve Merte hep imrenirdi. Zeynep ve eşi kendi çocuklarını çok sever, asla bağırmaz, huzur dolu bir ev ortamı sunarlardı. Zeynep ile eşi arasındaki sıcak ilişki Şule’ye huzur verirdi; göğsüne ağırlık çöker, boğazında bir düğümle onları kıskanır ancak bu sıcacık ortamda olmaktan büyük keyif alırdı.

Kendi evinde ise her şey yasaktı. Annesi onu su taşımaya, ahırı temizlemeye, bahçeyi çapalamaya, yerleri yıkamaya zorlar; ev işlerini hep Şuleye yüklerdi. Şule büyürken babasız kaldı, annesi Gülşen onu hiç sevememişti. O zamanlar hayatta olan ve hasta olan anneannesi, Şuleyi korur, ilgilenirdi. Ama Gülşen kızıyla hiç ilgilenmezdi.

Anneannesi yaşarken Şule’nin hayatı biraz daha kolaydı, fakat anneannesi Şule altı yaşındayken vefat edince zor günler başladı. Annesi, babasız yaşamının öfkesiyle başka kocalar arayarak, sürekli mutsuzdu. Gülşen ilçedeki otobüs garında temizlikçi olarak çalışıyordu; orada yeni gelen şoför Ahmetle tanıştı. Araları hemen yakınlaştı.

Ahmet, boşanmış, bir oğlu olan bir adamdı. Oğluna nafaka gönderiyordu. Gülşen hemen Ahmete eve taşınmasını teklif etti, adam da sevinerek kabul etti; çünkü eski karısı onu evden kovmuştu. Gülşen Ahmete çok ilgi gösterdi, onu şımarttı.

Ahmet kısa zamanda anladı ki bu ev ona iyi gelecekti; Şulenin varlığı onu rahatsız etmiyordu. Büyüyünce hizmetçi olur, diye düşünüyordu. Gülşen tüm ilgisini Ahmete yöneltirken Şuleyi azarlıyor, dayak atıyor hatta bazen ciddi şekilde dövüyordu.

Sözümü dinlemezsen seni yetiştirme yurduna yollarım, diye tehdit ediyordu.

Şulenin ahırı temizleyecek gücü yoktu, bundan dolayı da azar işitirdi. Bahçe duvarının kenarında, dut ağacının altında oturup sessizce ağlardı. Zeynep fark ederse hemen onu alırdı, evine götürürdü. Şule içine kapanık, sessiz bir çocuk olmuştu.

Mahalledekiler Gülşenin kızına olan tavrını kınardı; herkes birbirini tanıyordu. Hele ki Zeynep de sessiz kalmıyordu. Dedikodular çıkınca Gülşen şöyle konuştu:

Zeynepin ne söylediğine bakmayın! O Ahmeti gözüne kestirdi, kızımı kötü gösterip aramıza girmeye çalışıyor.

Gülşen ile Ahmet sık sık kutlama yapıyor, sarhoş oluyorlardı. Şule o zamanlarda evden kaçıyor, komşuda kalıyordu. Zeynep onun halini her zaman anlıyor, ona çok acıyordu.

Zaman geçti. Şule okulda başarılıydı, büyüyordu. Ortaokul bitince tıp meslek lisesine gitmek için şehir hayali kurdu. Annesi ise:

Git çalış, artık büyüdün, boşuna evde durma, dedi. Şule ağlayarak dışarı çıktı; çünkü evde ağlamak bile yasaktı.

Bir süre sonra komşuya gitti, derdini Zeynepe anlattı. Zeynepin çocukları artık şehirde okuyordu. Bu kez dayanamadı, Gülşenin kapısını çaldı.

Gülşen, sen anne değilsin, zalimsin. Her anne çocuğu için uğraşır, sen ise kızının hayatını karartıyorsun. Biraz insaf, Şule neredeyse takdirle mezun oldu. Nereye çalışmaya göndereceksin, okuması lazım! Sonra yaşlanınca peşinde koşarsın!

Sen kim oluyorsun, karışıyorsun! Kendi çocuklarına bak!, diye çıkıştı Gülşen.

Gülşen, kendine gel! Ahmet, kendi oğlunu şehirde okuttu, sen ise kızına işkence yapıyorsun. Kendini anne sayma!

Gülşen bağırdı, çağırdı sonra tükenip koltuğa yığıldı:

Evet, sertim, kızımı eziyorum ama onu koruyorum ki benim gibi bir hayat yaşamasın. Hamile kalıp başıma iş açmasın! Tamam, gitsin, şehirde okusun, dedi.

Şule kolayca tıp lisesine yerleşti. Sevinci büyüktü. Fakat giyim kuşamı mütevazıydı, sınıfta dikkat çekiyordu. Ama kimse onu dışlamadı; köyden gelen başka kızlar da aynı şekildeydi. Nadiren köye dönerdi.

Annesiyle ve Ahmetle bir araya gelmek istemezdi. Tatilde geldikçe önce koşarak Zeynepe uğrardı. Zeynep mutlaka ona sofrada yer ayırır, sohbet ederdi. Zeynep ve eşi ona kendi çocuklarından ayırmaksızın sahip çıkardı.

Bu sırada Gülşenin hayatı kontrolden çıkmıştı. Ahmet, genç bir kadınla ilişkisi olduğunu söyledi. Gülşen sinirden deliye döndü, kavga çıkardı, Şule tam o günlerde tatildeydi. Gülşen kızının gelmesini istemedi, tersledi:

Neden geldin, burada sana yer yok! Tatildeysen çalış!

Bir gün Ahmet geldi, eşyalarını toplamaya başladı.

Nereye gidiyorsun? Bırakmam seni, diye bağırdı Gülşen. Ahmet ise alayla baktı.

Minenin çocuğu olacak, kendi çocuğuma sahip çıkacağım. Sen kızına değer vermedin, ben kendi yavrumu bırakmam. Başka biri gelir, çocuğuma kötü davranır; izin vermem! Senin kızın anne şefkati bilmeden büyüdü, onu sokakta bulmuşsun gibi davrandın. Benim çocuğum sevgiyi görecek! dedi, eşyalarını alıp evden çıktı.

Bu sözler Gülşeni bitirdi. Ne bağırabildi ne ağlayabildi. Ahmet gerçeği söylemişti; o gerçek Gülşenin gözlerini kapadı, içini sıkıştırdı. Gücü tükenmişti, ne nefes alabildi ne ağlayabildi.

Şule her şeyi duymuştu, annesini teselli etmedi. O anda aklına annesinin, Ahmet dinlenirken çıkardığı en küçük ses için kendisini dövüp sokağa kovduğu anlar geldi. Ahmet hiç müdahale etmemişti, fakat hep sırıtıyordu; kendini evin efendisi sanıyordu.

Son sınıfta hem hastanede çalışmaya hem de okula gitmeye başladı. Kendi geçimini sağlıyordu. Eve pek dönmüyordu; annesi içiyordu, hastalanmıştı, zar zor geçiniyordu. Şule, içine kapanık bir çocukken güzel, çalışkan, hastalara iyi davranan, saygı gören bir hemşireye dönüşmüştü. İnsanlar annesini ne güzel yetiştirmiş diye övse de Şule hep gülümseyerek susardı.

Ne yetiştirmesi! Her şey Zeynep Teyze sayesinde Ona borçluyum; bana sahip çıkıp bana yol gösterdi, hayatımı değiştirdi, diye düşünürdü.

Gülşen, evine sürekli alkol bağımlısı tipler getiriyordu. Şule ne zaman gelse annesinin haline şaşırıyordu; Gülşen çoktan işini kaybetmişti. Şule annesiyle arasında yeni bir başlangıç istese de annesi eline geçen fırsatı hep kötüye kullanıyor, iyice dibe batıyordu.

Bir gün, mezun olup köye döndüğünde annesini tek başına buldu. Gülşen ters bakışla sordu:

Ne işin var burada? Uzun mu kalacaksın? Evde yiyecek yok, buzdolabı bozuk. Ver bakalım para, başım ağrıyor.

Şulenin boğazı düğümlendi ama gözyaşlarını tutup,

Kalmayacağım anne Okulumu dereceyle bitirdim, ilde çalışacağım. Sıkça gelemem, biraz para göndereceğim. Hoşça kal, anne, dedi.

Gülşen muhtemelen ne dediğini anlamadı; kafasında tek şey, içki bulmaktı, o yüzden para istedi:

Para ver, başımı düzeltmem lazım. Bana acımıyorsun, nasıl bir evlatsın!

Şule cebindeki az Türk Lirasını masaya koydu, kapıyı usulca kapatıp bir süre dışarıda bekledi. Belki annesi arkasından koşar, sarılır diye umut etti ama olmadı. Yavaşça Zeynepin evine doğru yürüdü.

Zeynep onu büyük bir sevinçle karşıladı, sofraya buyur etti:

Gel otur, tam yemek yapıyorduk, dedi eşi masada oturuyordu.

Bir de, diye devam etti, şu torbayı unutuyordum; mezuniyet hediyen, biraz da para koydum. İdareli kullanırsın.

Şule teşekkür etti, gözleri doldu:

Zeynep Teyze, neden böyle oldu? Annem neden bana hep yabancı gibi davrandı?

Ağlama, Şuleciğim, dedi, sarılıp teselli verdi. Artık olan oldu, bazı anneleler böyle. Ama sen çok akıllı ve güzel bir genç oldun. Elbet mutlu ve sevilen biri olacaksın.

Şule ildeki devlet hastanesinde hemşire olarak işe başladı, cerrahi serviste çalıştı. Orada genç bir doktor, Emre ile tanıştı; kısa sürede evlendiler. Şulenin düğününde annesi yoktu, yanında oturan Zeynepti ve büyük mutluluk duyuyordu.

Gülşen, geldiğinde övünüp duruyordu:

Ne güzel kız yetiştirdim, bana her ay para gönderiyor, bana minnettar! Ama işte düğüne çağırmadı, gelmiyor, torunlarımı görmedim; damadımı görmedim bile.

Bir süre sonra, mahalle sakinleri Gülşenin evinde sessizlik fark etti. Zeynep içeri girdi, Gülşeni yerde cansız buldu. Ne zamandır öyle olduğu bilinmiyor. Şule ve eşi onu defnetti, ev kısa süre sonra satıldı ve ara sıra Zeynepi ve eşini ziyaret ettiler.

Hayat bazen en büyük acıları, en ağır gerçekleri önümüze koyar. Şule, yaşadığı yokluk ve sevgisizliğe rağmen, kendini seven insanların, ufak bir iyiliğin bir çocuğun hayatında nasıl mucizeler yaratabileceğini gördü. Hayat, bize ailemizin kan bağıyla değil, yürek bağıyla kurulduğunu öğretir; sevgi varsa gerçek aile oradadır.

Rate article
Lifequest
İçini Burkan Hakikat: Anadolu Kasabasında Hayata Tutunan Bir Kızın Tatyana Teyzesiyle Dostluğu ve Anne Özlemi