Mert, konuşmamız gerek.
Sevim masanın örtüsünü düzeltirken parmakları titriyordu, hayali kırışıklıkları özenle gideriyor gibi yapıyordu. El hareketleri endişesini ele veriyordu, oysa sesini düz tutmak için ne kadar uğraşmıştı. Mert karşısında, telefonuna gömülmüş, başparmaklarını ekran üzerinde abartılı bir dikkatle gezdiriyordu. Görmezden gelmek en sevdiği savunma şekliydi.
Oğlum Seninle önemli bir şey konuşmak istiyorum.
Hiç cevap yok. Sadece ekrana dokunan parmakların sesi.
Sevim derin bir nefes aldı, bir haftadır ertelediği kelimeler için cesaretini topladı.
Biliyorsun, babanla boşandığımızda Altı ay bekledim seni Kemal’le tanıştırmadan önce. Acele etmedim, anla beni. Gerçekten ciddi olup olmadığımı görmek istedim.
Mertin parmakları ekrandan çekildi. Genç çocuk başını kaldırdı. Gözlerinde öyle bir öfke parladı ki Sevim istemsizce geriye çekildi.
Ciddi mi?! dişlerinin arasından söyledi. Sen o adamla, o yabancıyla ciddi olduğunu mu düşünüyorsun? Babamın tırnağının yanına bile yaklaşamaz. Babam her zaman en iyisi!
Mertin hafızasında, ilk tanıştikları günü bir yara gibi hatırlıyordu: Kapıdaki uzun yabancı adam, annesinin gergin gülümsemesi, antrede tuhaf bir parfüm kokusu. Sanki bir istilacı, evin kutsal babalık köşesine el koymuştu.
O yabancı değil, Sevim yumuşakça karşılık verdi. O artık eşim.
Senin eşin! Mert telefonu masaya fırlattı. Ama benim hiçbir şeyim değil! Benim babam, sadece babam. O adam
Devam etmedi, ama sesi her şeyden fazlasını anlatıyordu.
Kemal gerçekten uğraşıyordu. Allah biliyor ya, ne çok uğraşıyordu. Akşamları garajda Mertin yamulan bisikletinin başında ter döküyordu. Ellerine yağ bulaşmış, alnı ter içinde, ama pes etmeyen bir adamın kararlı gülümsemesiyle uğraşıyordu.
Bak, gövdesini düzelttim, ellerini bezle silerken söylüyordu. Yarın sürersin mi?
Yanıt olarak sadece sessiz bir buz gibi bir hava.
Akşamları Kemal masada Mertin yanına oturur, matematik problemini en sade haliyle anlatmaya çalışıyordu.
Bak, xi buraya taşırsan
Anladım, diye lafa giriyor Mert, aslında anlamamış olsa da, sadece kurtulmak istiyordu.
Her sabah mutfak, ballı ince krep kokusuyla doluyordu. Kemal onları özenle üst üste koyup Mertin önüne bırakıyordu.
Babam daha ince yapıyordu, tabağa ucundan dokunurken söylüyordu Mert. Hem onun aldığı bal gerçekti. Bu tatlı hiç güzel değil.
Her ilgi gösterisi Mert’in duvarına çarpıyordu, genç çocuk adeta küçük ayrıntıları biriktirip Kemali babasıyla kıyaslamak için sebep topluyordu.
Babam hiç sesini yükseltmezdi.
Babam neyi sevdiğimi hep bilirdi.
Babam her şeyi doğru yapardı.
Sevim ve Kemalin nikâhı kırılgan barışı tamamen bitirdi. Mert pasaporttaki damgayı ihanete dönüştürdü. Ev bir mayın tarlasına döndü; her sabah gergin sessizlik, her akşam kapıların çarpması.
Ve Mert, farkına varmadan gizli bir ajan oldu. Bütün hatalardan, çatık kaşlardan, kırıcı bir şimdi değilden dosya oluşturdu.
Baba, o adam yine bana bağırdı, diye fısıldıyordu Mert telefonda, odasında.
Gerçekten mi? Kadir telefonda yapmacık bir şefkatle tıklıyordu diliyle. Canım oğlum, hatırlıyor musun parka nasıl giderdik her hafta sonu?
Hatırlıyorum
İşte gerçek aile buydu. Şimdiki gibi değil.
Kadir, oğlunun anlattıklarını boyayıp büyütüyor, sıradan ev içi tartışmaları vahşi hikayelere çeviriyordu. Eski günleri abartarak anlatıyordu; o zaman güneş daha parlak, çimenler daha yeşil, baba ise kusursuzdu.
Kemal evinde misafir gibi hissediyordu. Mertin her bakışı: Sen burada fazlasın. Yerin başkasının. diyordu. Hiçbir zaman ailenin parçası olmamıştı.
Yorgunluk Kemalin üzerine ağır bir yük gibi çökmüştü.
Her şey sıradan bir akşam yemeğinde dağıldı.
Senin beni terbiye etmeye hakkın yok! Mert bir anda bağırdı, Kemal telefona elini bırakmasını isteyince. Sen bana hiçbir şeysin! Anladın mı? Hiçbir şeysin!
Sevim, elinde çatal, donakaldı. Bir şeyler içinde çatladı. Oğlu öyle bir nefretle bakıyordu ki hava ağırlaştı.
Babam senden daha iyi. Hem her şeyde. Babam diyor ki, sen olanı da bozuyorsun. Babamla olsam daha mutlu olurdum!
Yeter, dedi Sevim, kısık bir sesle. Gerçekten yeter.
Ertesi sabah, eski kocasının numarasını çevirdi. Parmakları titriyordu ama kararlılığını bırakmadı.
Kadir, sesinde duygusuzluk vardı, eğer kendini daha iyi bir ebeveyn sanıyorsan, Merti al. Sonsuza dek. Karşı değilim, hatta nafaka bile verebiliriz.
Telefondaki sessizlik sonsuz gibi sürdü.
Ya şimdi öyle bir zaman ki Kadir kekelemeye başladı. İş var, seyahatler İsterdim ama
Kadir bahanelere boğuldu; bir arada bir şeyler hışırdadı, öksürdü.
Bak Sevim benim durumum şu ara kritik, evim küçük, tek oda zaten. Tadilat sürüyor. Farkındasın, işim de düzensiz.
Sevim susup onu kendi bahanelerinde boğulmaya bıraktı.
Hem bir de, Asiye yeni sevgilim, çocuk istemiyor şimdilik evde. Yeni taşındık zaten, birbirimize alışıyoruz
Oğlu üzerinden annesinin ailesini sabote etmeye çalışıp şimdi küçük ev, tadilat, Asiye hazır değil diye sızlanan adam
Anladım, teşekkürler dürüstlüğün için, Kadir, dedi Sevim ve cevabını beklemeden kapattı.
Aynı akşam, Sevim oğlunu salona çağırdı. Mert, başına buyruk, koltuğa kaykıldı ama annesinin bakışı ona sessizliği öğretti.
Bugün babanla konuştum.
Mert gerildi.
Ne dedi?
Sevim karşısına oturdu.
Seni almak istemiyor. Şimdi de istemiyor, sonra da. Yeni hayatı, yeni bir kadını var, artık orada sana yer yok.
Yalan! Hep yalan söylüyorsun! Mert ayağa kalktı. Babam beni seviyor! Kendi söyledi bana
Söylemek kolay, dedi Sevim yavaşça. Ben ona seni al dedim, tadilat, küçük ev deyip kestirip attı.
Mert itiraz etmek istedi ama kelimeler boğazına takıldı.
Şimdi iyi dinle, Sevim öne eğildi. Bir daha kıyaslama duymayacağım. Babana casusluk yok, Kemale saygısızlık yok. Üçümüz aile olacağız, ya da babanın yanına gidersin istese de istemese de onu zorlarım. Gidersin ve kendi gözlerinle görürsün, baban aslında kimmiş.
Mert kıpırdamadı, ama gözbebeklerinde her kelime yankılandı.
Anne
Şaka yapmıyorum, gülümsemesiz bakıyordu Sevim. Seni her şeyden çok seviyorum ama evliliğimi mahvetmene izin veremem. Davranışın çok kötüydü, uzun süre sabrettim. Artık yeter. Seçimini yap.
Mert dondu kaldı. O basit sandığı dünya iyi baba, kötü üvey baba bir anda tuzla buz oldu. Babası onu almak istemiyor. Babası, Asiyeyi ve tadilatı seçti. Babası sadece annesinden intikam almak için onu kullanmıştı?
O acı gerçek yavaşça kafasına dank etti. O akşam telefonlar, sahte şefkatli sözler, daha başka ne yaptı? soruları hepsi silahmış meğerse. Kadir eski karısına karşı bir savaş veriyordu, Mert de ona cephane yetiştiriyordu.
Genç çocuk yutkundu.
Peki ya Kemal? Aylarca, sabırla bisikletin çerçevesini düzeltmeye çalışan, Mert garajdan geçerken dayanmaya devam eden o adam. Her sabah ballı krep için erken kalkan. Hiç pes etmeyen, bırakmayan, her şeye rağmen denemekten vazgeçmeyen
Değişim zordu. İlk haftalar odasında saklandı, Kemalin gözlerine bakmaktan kaçındı. Çocukça davrandığını itiraf etmek sonsuz bir utançtı. Her karşılaştıklarında sen bana hiçbir şeysin dediği anı hatırlıyor, yerin dibine geçmek istiyordu.
Evde herkes temkinliydi. Herkes ölçülü konuşuyor, etrafı kolluyordu. Ev, yoğun bakım gibi bir hal almıştı.
İlk adım fizik ödeviyle geldi. Mert iki saat uğraştı, kalemi yedi yuttu ve sonunda pes edip cesaretini topladı.
Kemal kelimeyi söylemek zor geldi. Yardım eder misin? Şu vektörler saçma sapan.
Kemal dizüstünden başını kaldırdı. Ne şaşırma, ne sevinç sadece sakin bir kabul.
Gel bakalım, beraber bakalım.
Bir ay sonra birlikte balık tutmaya gittiler. Kıyıda oturup yemleri izlediler, Mert bir anda konuşmaya başladı: okulu, arkadaşlarını, yan sınıftaki Deryayı anlattı hiç kıyas yapmadan, sadece sohbet.
Kemal dinledi, arada bir fikir söyledi. O zaman Mert anladı: gerçek aile gürültülü sevgi sözlerinde ya da geçmişin güzelleştirilmiş anılarında değilmiş. Sabah sessiz kahvaltılarında, sabırda, herkes karşı iken yanında kalmayı seçmekteymiş.
Mert seçimini yaptı. DoğruyuO günden sonra, evin havası ağır değil, başka bir sessizliğe bıraktı yerini; kabullenmenin, yeni filizlenen umudun sessizliğine. Sevim sabahları Mertin saçını okşarken geldin mi yanımıza bakışı atıyor, Kemal aynı sessiz kararlılıkla sofrayı kuruyordu.
Bir akşam, Mert garajda Kemalin yanına sokuldu. Bisikletin zinciri eski günler gibi değil, ama birlikte yağlarken, Mert ilk kez güldü.
Yarın sürmeye gidelim mi?
Tabii ki, dedi Kemal, hafif bir tebessümle.
Mert, yavaşça, ama her geçen gün daha fazlasıyla Kemalin yanına oturuyor, evin ritmine ayak uyduruyordu. Artık sen bana hiçbir şeysin demiyordu; sessizce, her davranışıyla sen de bizimlesin diyordu.
Bir akşam, mutfakta krep kokusu yükselirken Sevim, oğlunun babasına kısa bir mesaj yazdığını gördü: Merak etme, iyiyim. Sonra telefonu kapatıp sofraya döndü; önünde annesi, yanında Kemal.
Ve o anda, her şeyin savaşı değil, barışı kendiliğinden başlamıştı.
Mert, başını önüne eğip, bir kez daha baktı: Bu sofra, bu ev, bu insanlar; geçmişin gölgesinde değil, kendi ışığında ayakta duruyordu. Kimsenin yedeği, kimsenin fazlası yoktu artık.
Dışarıda bahar başlamıştı. İçeride, ilk kez huzur çiçek açtı.




