MUTLU BİR HATA
Çocukluğum, eksik bir ailede geçti babasız büyüdüm. Annem ve babaannem el birliğiyle yetiştirdiler beni.
Daha kreşteyken, babaya duyduğum ihtiyaç içimi kemirmeye başladı.
İlkokulda ise
Yaşıtlarımın babalarıyla kol kola, yollarda gururla yürüdüklerini, birlikte bisiklet sürdüklerini, arabaya bindiklerini görürdüm.
Beni en çok yakanı ise, bir babanın çocuğunu öpmesi, kucağına alıp güldürmesi olurdu Onlar kahkahalarla eğlenirken, uzaktan izlerdim. İçimden Ne büyük mutluluk diye geçirirdim hep.
Kendi babamı da görüyordum aslında
Ama sadece bir fotoğraf karesinde. Orada da başkalarının babaları gibi gülümsüyordu
Tabii bana değil!
Annem, onun bir araştırmacı olduğunu, ta uzaklarda, Erzurumda çalıştığını söylerdi. O kadar uzaktaymış ki, yanımıza gelemiyormuş. Orada iş güç peşindeymiş; ama doğum günlerimde hediyeler yollar, hiç aksatmazmış.
Üçüncü sınıfta, acı bir tesadüfle öğrendim ki aslında ne Erzurumda bir babam varmış, ne de hiç olmuş!
Bir akşam, annemle babaannem aralarında konuşurken kulak misafiri olup duydum; annem, bana artık yalan söyleyemeyeceğini, hediyeleri, kendisini ve beni yıllar önce ortada bırakan babamın adına veremeyeceğini söylüyordu. Maddi durumu iyiymiş, İstanbulda hayata devam ediyormuş, ama bana ne bir telefon etmişti, ne de tek bir bayram tebriği göndermişti.
Barış bayramları çok seviyor Yalnızca bu günler ona uzak, mistik bir babadan da olsa biraz destek oluyor.
O doğum günümden önce, anneme ve babaanneme Baba adıyla hiçbir hediyeye ihtiyacım olmadığını söylemiştim.
Sadece en sevdiğim Kuş Sütü pastanızı yapın, başka bir şey istemem, demiştim.
Evimiz, annemin ve babaannemin ufak maaşlarıyla pek de zor geçiniyordu.
Üniversiteye geçince, Haydarpaşa Garında ve mahalledeki markette yük taşıyarak harçlık çıkarmaya başladım.
Bir gün komşumuz Savaş, yılbaşından önce onun yerine anaokullarında ve evlerde Noel Baba olup çalışmamı teklif etti.
Okulları hemen eledim; bana göre karmaşık geliyordu, hem gösteri yapacak hem de yardımcı bir Kardan Kızla çalışacaktım.
Fakat tek başıma apartman dairelerine gidip çocukları ziyaret etme fikri hoşuma gitti, kabul ettim.
Savaş bana bir defter verdi; içinde şiirler, bilmeceler ve adresler vardı.
Defteri hızlıca ezberledim sonuçta makine sistemleri dersi gibi zor değildi. Yine de rezil olma korkum ilk güne damgasını vurmuştu.
Fakat ilk işim beklediğimden güzel geçti.
Yorgun argın eve döndüğümde, adreslerdeki tüm çocukları sevindirirken kendimi utandırmadığım için çok mutlu oldum. Gündelik harçlığıma bakınca neredeyse sevincimden oynamaya başladım.
Yarıyıl boyunca sırtımda çuval, hafta sonları çalıştığım paranın iki katını bir haftada kazanmış oldum.
Bundan sonra her kış Noel Baba oldum, yaz tatillerinde ise öğrenci inşaat ekiplerinde çalıştım.
Üniversitedeyken özel hayatım pek hareketli değildi sürekli ders, geçici iş peşindeydim.
Tabii ki kızlar oldu; ama hiçbir ilişkim evliliğe taşınmadı.
Mezun olayım, iyi bir işim, düzenli maaşım, güzel bir evim olsun O zaman aile kurmayı düşünürüm, diye hayal ederdim.
Üniversiteden mezun olup, mühendis olarak işe başladığımda, ama henüz terfi alamamıştım, ikinci el bir arabaya niyetlendim.
Evimizin durumu orta halliydi ama araba almak yine de kolay değildi. O dönem yeniden Noel Baba olarak çalışmaya karar verdim.
Annem yılda bir gün için dolabından kostümümü çıkardı, naylonunu açıp elden geçirdi, bolca sim ekledi, bir de kabarık, bembeyaz sakalı iyice taradı doğrusu, sakal yüzümü çok güzel gizledi.
Kostüme çekidüzen verdikten sonra aynaya baktım; kendimden memnun kaldım.
Annem ise iç çekip, Barış, artık kendi çocuğunu mutlu etme zamanı gelmedi mi? dedi.
Daha zamanı var, dedim, güldüm. Hadi, bana şans dilesene. Görüşürüz! diyerek yanağına bir öpücük kondurup evden çıktım.
Yılbaşı haftası, Kadıköy gazetesine ilan verdim, on beş talep geldi.
Altı çocuk ziyaretini tamamlayıp listeden sildim. Sırada Bahçelievler Sokak, 6, Daire 19 vardı.
Trolleybustan inip eve yürüdüm.
Sokağın ışıkları azdı, epeyce ıssızdı.
Çok zorlanmadan 6 numaralı evi bulup ikinci kata çıktım, zile bastım.
Kapıyı 5-6 yaşlarında bir çocuk açtı.
Ormanda bir kulübede yaşarım diye kapıdan girdim. Ama çocuğun cevabı hazırlıksız yakaladı beni:
Biz Noel Babayı çağırmadık!
Beni çağırmıyorlar, ben iyi çocuklara kendim gelirim, dedim hemen, ama biraz şaşkındım. Annen, baban evde mi?
Hayır. Annem, komşu eve, Tülay babaanneye iğne yapmaya gitti Birazdan dönecek.
Senin adın ne?
Barış.
Ne tesadüf, benim adım da Barış, diye şaşkınlıkla içimden geçirdim.
Ama kendimi frenledim; ona benim de adımın Barış olduğunu söylemek Noel Baba olduğum role ters düşerdi.
Barış, yılbaşınız var mı?
Kendi odamda.
Barış, elimi tuttu, odasına götürdü. Küçücük ev, oldukça mütevazı döşenmişti.
Küçük yatağın yanında bir sehpa; koca bir çam yerine, kocaman kavanozda birkaç çam dalı vardı, küçük oyuncaklar ve renkli lambalardan oluşan bir süsleme ile.
Sehpanın üzerinde iki fotoğraf biri kadın, biri erkek.
Yakından bakınca
Olduğum yerde donakaldım. Çünkü fotoğrafta bana bakan kişi bendim!
Bu kadar da olamaz, diye düşündüm.
Bir daha dikkatlice bakınca, sol çerçevedeki erkek, benim üniversite yıllarından kalan o eski montlu fotoğrafımdı.
Sağda ise bir kız Elif Karaca’nın fotoğrafı.
Yaz tatilinde öğrenci ekibinde çalışırken tanışmıştık onunla. Güzel bir genç kızdı, ama bu fotoğrafında hüzünlü bir kadına dönüşmüştü.
Bu kim? diye sordum heyecanla sesim titreyerek.
Annem o.
Senin mi?
Evet, benim.
Adı Elif mi? dedim gayri ihtiyari.
Vay canına! Bildiniz. Gerçekten Noel Babasınız demek! Oysa ben hiç inanmıyordum.
Diğeri kim? dedim, kendi fotoğrafımı göstererek, kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.
Babam o! O da tam bir kutuplu kahraman! Annem söyledi, eskiden bembeyaz buzullarda çalışıyormuş. Ben çok küçüğüm diye onu hiç görmedim, hiç hatırlamıyorum bile. Ama hep bana doğum günümde ve yılbaşında küçük hediyeler yollar. Yarın da yastığımın altında babamdan bir hediye bulacağım. Annem dedi ki, Noel Baba o hediyeleri yastığın altına gizler.
İçim garip bir sancıyla sarsıldı; kendi kutuplardaki babamı hatırladım.
Demek ki, anneler terk eden babaları kutup araştırmacısı yapıp uzaklara gönderiyor
Ben de o babalardan biri olmuşum!
Kalbime hançer saplanmış gibi acı geldim.
Elif ile olan o ateşli, kısa bir aşkı anımsadım
Ayrılırken telefonlarımızı değiş-tokuş etmiştik. Döner dönmez aramaya niyetlenmiştim, ama birkaç gün sonra telefonumu çaldırdım.
Arada bir Elifi düşünürdüm. Ama okul, arkadaşlar, yeni ilişkiler beni hayattan sürükleyip götürdü.
Meğerse o aynı şehirde yaşıyormuş. Ne beni unutmuş, ne de bana olan sevgisini; bizim çocuğumuz Barışı tek başına büyütüp, yanına da benim fotoğrafımı koymuş.
Barışa babası olduğumu söylemek üzereydim ki, kapı açıldı, Elif içeri girdi:
Oğlum, geciktim özür dilerim. Tülay babaanneye ambulans çağırdık, hastaneye kaldırdık.
Beni görünce şaşkınlıkla:
Aman Allahım, Noel Babayı çağırmadık ki!
Mutluluk gözyaşları dökülmeye başladı, hemen şapka ve sakalımı çıkardım, sahte kaşlarımı da çözdüm
Barış? diye fısıldadı Elif.
Olduğu yere çöktü, ağlamaya başladı. Öyle yüksek sesle ki, Barış bile korktu bir an.
Elif, oğlunun varlığıyla hemen kendini toparladı.
Ben de Barışa, babasının kutuptan dönüp Noel Baba olup sürpriz yapmak istediğini söyledim.
Barış sevinçten uçuyordu! Güldü, şarkılar söyledi, şiirler okudu, ellerimizi sımsıkı tuttu, sanki bir daha ayrılmamızı istemiyordu.
Hediye aklına bile gelmedi. Nasıl olsa babası, yılbaşı hediyesi bırakacaktı, biliyordu.
Barış uyudu, biz Elifle sabaha kadar konuştuk; sanki arada yıllar yokmuş gibi.
Sabah erkenden bir hediye daha almak için markete koşunca fark ettim yanlış kapıya gitmişim! Gece karanlığında 6A numaraya girmişim, oysa bana verilen adres 6 idi. A harfini görememişim; sonuçta yanlış eve gitmişim ama meğer, tam da olması gereken eve gitmişim!
Ne güzel, ne hayırlı bir hata, diye geçirdim içimden gülümseyerek.
Şimdi üçümüz bir aradayız ve çok mutluyuz!
Annemle babaannem de torunları Barış Barışoğluna doyamıyorlar
Hayattan aldığım en önemli ders: Bazen yanlış seçimler, doğru hayatlara açılan kapı olurmuş insan, sevgisinin ve ailesinin kıymetini bilmeli.




