Sen onu sevmiyorsun, ama biz mutluyduk; yeniden başlasak olmaz mı, ne dersin?
Üç yıl önce, sessiz sedasız bir şekilde boşandık; birbirimize fazla kırgınlığımız yoktu. Tıpkı o gün gazeteye verdiğimiz notta yazdığımız gibi: Karakterlerimiz uyuşmadı. Kızımız başta bunun geçici bir tartışma olduğunu sanmıştı, babası İstanbula kısa süreliğine gitmiş gibi düşündü.
Hafta sonları çok güzel vakit geçiriyorlardı; buluştuklarında neşe doluydular. Akşam eve dönerler, birlikte akşam yemeği yeriz, sonra Kemal gider, Serra ise uzun uzun vedalaşır, pencereye koşup babasını izlerdi ta ki o köşe başını dönene kadar
Geçen hafta kızım Serra altı yaşına girdi. Son bir yıldır, Kemal ve kızım çok az görüşüyordu. İki nedeni vardı; Kemal başka bir kadınla tanışmış, artık her hafta sonunu Serrayla geçiremiyordu; ben ise başka birisiyle beraberdim. Hakan ile Yedigöller gezisinde tanıştık. Serayla ikimiz gruptan biraz geri kalmıştık, Hakan da etrafı incelerken gruptan ayrıldığını fark etmemiş. Sonra rehberi yakaladık, sohbet ettik, telefonlarımızı değiştik, gezimize devam ettik.
Kemale kıyasla Hakan pek konuşkan biri değildi, ama baştan beri güven verir, söz verdi mi tutardı. Onunla tanıştığınızda, asla ihmal etmez, asla geç kalmazdı. Eğer Hakan bir şey söylediyse, hiç şüphe yoktu ki gereğini yapardı. Kemal ile ise ne sözümüzde ne hareketlerimizde bir tutarlılık vardı; muhtemelen çoğu sorunumuz da bundan çıkmıştı, ayrılığı da bu yüzden seçtik
Hem Kemal hem Hakan kızımın doğum günü kutlamasına davetliydi. Endişeliydim, acaba birbirlerine karşı nasıl davranacaklar, benim yanımda rahat olabilecekler miydi? Serra ise elbette babasını bekliyordu, ama Hakan ile de güzel bir dostlukları vardı.
Diğer misafirler tam saatinde geldiler, fakat eski eşim gecikti. Serra, Anne, babamı bekleyelim, dedi; ben de o arada, anılarla, komik dedikodularla ortamı idare etmeye çalıştım.
Sonunda babası kapıda belirdi! Elinde büyük, süslü bir paket; bana ise kocaman bir çiçek buketi getirmişti. Bir an afalladım. Hakan kendini kibarca tanıttı, Kemal ise sanki aradan geçen üç yılı unutmuş gibi evin sahibi rolünü üstlendi. Misafirleri yerleştirdi, ikramları organize etti, eski güzel günlerdeki gibi davranmaya başladı.
Serra babasının peşinden bir an olsun ayrılmadı, Hakan ise tüm bu tabloyu görüp oldukça tedirgin davrandı; ne kadar ilgilensem de içi rahat değildi.
Bir süre sonra Hakan Acil bir işim çıktı, diyerek izin istedi, vedalaşıp ayrıldı.
Onun gidişinden sonra Kemal daha da samimi bir tavır aldı. Mutfakta pasta getirirken ona Biraz sakin ol, lütfen, dedim; o ise birden bire:
Sen onu sevmiyorsun, bizim aramız iyiydi, neden tekrar denemiyoruz, ha?
Şaşırdım, ama net bir cevap verdim:
Hayır Kemal, istemiyorum. Biz ilerleyemedik, bizim bağımız sadece Serra. Onun için her şeyi düzgün tutalım, ama seninle yeniden başlamayalım. Sen ona güzel bir baba olmaya devam et, Serra seni beklesin, ama ben artık seni beklemiyorum, hele ki hayatına bir başkasını almışken.
O başkası benim için başka; kalbim değil, sadece vücudum. Onunla ömür geçirmem
O zaman daha fazla vaktini boşa harcama, kalıcı bir ilişki istiyorsan onu ara, yoksa
Misafirler birer birer dağılmaya başladılar. Kemal en son çıktı; bana mutfakta yardım etti, tabakları yıkadı, Serrayı yatağına yatırdı. Son bir umutla geceyi benimle geçmesini isteyeceğimi umdu. Ama ben teklif etmedim; akşamı bozmadı, teşekkür etti, yanağımdan usulca öptü, sessizce veda etti.
Ben de Hakanı aradım, Yarın pikniğe gidelim mi hep beraber? dedim. Hakan sevincinden çocuk gibi oldu, Her şeyi ertelerim, sabah dokuzda yanınızdayım, dedi.
Ertesi sabah, tam saat dokuzda kapı çaldı; Serra, Yaşasın, kutlama bitmedi! diye sevindi. Üçümüz harika bir gün geçirdik, gökyüzü altında nefes aldık. Eve dönerken kızıma sordum:
Serra, Alan bizimle yaşasa yanlış olur mu sence?
Kızım bana ciddi ciddi bakıp dedi ki:
Anne, sen zaten hep onu bekliyorsun; böylece her gün görebilirsinSerra bir an düşündü, gözleri parlak bir merakla bana baktı. Sonra küçücük ellerini avucuma koydu:
Anne, sen mutluysan ben de mutlu olurum. Bence Alan da bizim gibi güler, bizimle oynar. Evimiz kalabalık olursa, daha çok kahkaha olur!
Öyle bir iç huzuru yayıldı ki bana, sanki o yılların akışında kaybolmuş, eksik bir parça yerine yerleşmişti. Piknikten dönerken araba camından gün batımını izledik; sanki gökyüzü, yeni bir hikâye için açılmıştı.
O akşam mutfağa girdim, Serra ve Hakan salonda kutu oyunu oynuyorlardı. Sessizce izlerken fark ettim: Herkes kendi yolunu seçmişti, kimse kimsenin hayatında zorla durmuyordu; ama seçtiğimiz bağlar, sevgiyle örülen gerçek bağlar, hiç kopmuyordu.
Belki geçmişin tabakları suya karışmış, eski anılar bir köşede duruyordu Ama şimdi evimizde yeni sesler, yeni gülüşler, umutla dolu bir masal başlamıştı.
Ve ben, kapı eşiğinde, kendimi ilk kez tam anlamıyla evde hissettim.




