Kayınbiraderim tatilde bir tatil köyünde rahatça zaman geçirirken, biz evimizin tadilatını yapıyorduk. Şimdi ise kendi rahatını düşünüp konfor istiyor. Oysa bu tamamen onun seçimi!
Kayınvalidemin annesinden kalan bu ev, eşim ve kız kardeşine miras kalmıştı. Ev oldukça eskiydi ama biz burayı yenileyip yerleşmeye karar verdik. Evin iki girişi vardı, bu yüzden iki ayrı aile birbirini rahatsız etmeden oturabilirdi. Avlusu ve arka bahçesi ortaktı. Her iki tarafın da oda sayısı aynıydı.
Miras bölüşüldüğünde ben ve eşim evliydik. Her şey gayet huzurlu ve sakindi. Kayınvalidem taşrada yaşamak istemedi, şehre alışık olduğu için evi hiç kabul etmedi. İstediğiniz gibi yapın, dedi çocuklarına.
Eşim ve kayınbiraderim kendi aralarında biraz para biriktirip ilk iş olarak çatıyı tamir ettiler, temelleri güçlendirdiler. Sonrasında tadilat işine devam etmek istedik, fakat kayınbiraderimin eşi Tuğba, bu eski köhneye para harcamayacağını söyledi. Eşi Mehmet de her zamanki gibi laf dinlemediği için, başını önüne eğip sustu.
Bizim hayalimiz, bu eve yerleşmekti. Köy şehre uzak değildi, arabamız vardı, rahatça gidip gelirdik. Bir oda bir salon küçük bir evde sıkışıp kalmaktan usanmıştık. Uzun zamandır bir evimiz olsun istiyorduk, sıfırdan ev yaptırmak ise akıl almaz masraf olacaktı.
Tuğba için burası bir yazlık, keyif eviden ibaretti. Yazları gelir mangal yapar, keyfine bakardı. Her fırsatta da, Bana güvenmeyin, dedi.
Biz yaklaşık dört senede kendi tarafımızı baştan aşağı yeniledik. Tabii ki kredi çektik ama önemli olan buydu. Banyoyu yaptık, kalorifer sistemini kurduk, elektrik tesisatını yeniledik, pencereleri değiştirdik, balkonu boyadık. Evde gece gündüz çalıştık, ama hayalimizden vazgeçmedik.
Tuğba bu süre boyunca sürekli tatildeydi. Bize ne yaptığımızı sormaz, kendi evinin durumu umurunda değildi. Hep keyfine göre yaşadı. Taa ki çocuk sahibi olup doğum iznine ayrılana kadar.
Gezmeleri bitip parası azalmaya başlayınca ev aklına geldi. Küçücük dairede çocukla kapalı kalmak zordu, burada çocuk rahatça bahçede oynayacaktı.
O arada biz taşınmış, eski dairemizi de kiraya vermiştik. Tuğbanın evine hiç dokunmamıştık ama yıllar geçtikçe onun tarafta çürümeler başlamıştı. Isıtmasız o evde bir ay yaşaması imkânsızdı ama geldi, valizle bizim tarafa yerleşmek istedi. Bir hafta kalayım dedi, kabul ettik.
Oğlu da annesi gibi haşarıydı. İkisi de herkes yokmuş gibi rahat davranıyordu. Kimseye saygıları yoktu. Ben evden çalıştığım için çok rahatsız oldum, bir arkadaşımda kalmaya gittim. O da yoktu, Tuğba için de iyi oldu hazır yanında eve bakan biri olmuştu.
Yaklaşık bir ay sonra eve döndüm. Arkadaşımda bir hafta kaldım, sonra annem hastalanınca yanında olmak zorunda kaldım. Tuğbayı unutmuştum, nasıl olsa dönmüştür diye düşünüyordum.
Eve geldiğimde Tuğbanın hâlâ orada olduğunu gördüm. Adeta ev sahibi gibi davranıyordu. Ne zaman gideceksin? diye sordum.
Nereye gideyim? Burada iyiyim, çocuğum var, dedi.
Yarın şehre seni gönderiyoruz, dedim.
Şehre gitmek istemiyorum.
Hiç yoktan evi toplamadın, temizlik yapmadın, burası otel değil, dön kendi evine, dedim.
Beni nasıl kovarsın, burası benim evim, diye bağırdı.
Senin evin şu duvarın öbür tarafında, orasıyla ilgilen.
Kocasını bana karşı çevirmeye çalıştı ama Mehmet de onun artık misafirliği uzattığını söyledi. Tuğba alınıp çekip gitti. Birkaç saat sonra kayınvalidem aramaya başladı.
Sen kim oluyorsun da kızımı gönderiyorsun, orası onun hakkı.
Kendi tarafında kalabilirdi, orada istediği gibi yaşayabilir, dedi eşim.
Ama orada çocukla nasıl kalacak? Isıtma yok, tuvalet dışarıda. Biraz düşünceli olsanız ya!
Eşim iyice sinirlendi, annesine her şeyi anlattı: Beraber yenileyelim, çok daha ucuza gelir dedik, kabul etmedi, şimdi niye bize yükleniyorsunuz? dedi.
Biz de başka bir çözüm önerdik, kendi payını anneme satsın istedik. Kabul etti ama öyle bir fiyat istedi ki bu parayla yepyeni, eksiksiz bir ev alınır. Ona da razı olamadık.
Şimdi sürekli huzursuzluk var. Kayınvalide dargın, Tuğba ise tam bir baş belası. Nadiren gelseler de gelir gelmez gürültülü kutlamalar yapıp, küçük zararlar verip ortak alanı berbat ediyorlar.
Artık bahçeye yüksek bir çit yaptırmaya başladık, tamamen sınırları ayırıyoruz. Kimseye taviz vermek yok. Bu Tuğba’nın kendi isteğiyle oldu.
Hayatta en önemli dersleri bazen en yakınlarından alıyorsun; ortak iş yaparken anlaşma ve paylaşım olmadan huzur olmuyor. Şimdi biliyorum ki ailede bile sınır koymak gerek.




