Kızımın evlenmesinin üzerinden uzun yıllar geçti ama ne yazık ki damadımız ve ailesiyle işler bir türlü yoluna girmedi. Biz kendi imkanlarımızı çocuklarımızın iyiliği için harcarken, onlar sanki kendi dünyalarında yaşamaya devam ettiler. Kızımız evleneli sekiz yıl oldu, ama hâlâ bu aileyle uğraşmak zorundayız.
Küçük bir evde çocuklarımız ve torunlarımızla kalırlarken, damadımın anne babası geniş ferah evlerinde tüm rahatlıkların tadını çıkarmakta. Bir zamanlar ev sorunu gündeme geldiğinde, damadımın ailesi hemen geri çekildi. Bizim imkanımız yok deyip işin içinden çıktılar.
O zamanlar istemeye istemeye bizim eski, sıcacık, tuğladan yapılan güzel evimizi satmak zorunda kaldık. Gönlümüz razı olmadı ama kızımız ve torunumuzun kendi yuvalarında huzurlu olması daha önemliydi bizim için. Evi tamamen elden geçirip tertemiz, yeni baştan döşedik; tabii yine kendi çabamızla, damadımın ailesinden tek kuruş destek görmeden.
Torunlarıma da elimden geldiğince bakmaya devam ettim. Kızım en küçükle doğum iznindeyken, büyük torunum ilkokula başlamıştı. Hal böyle olunca onu her sabah arabayla okula ben götürüyordum. Kızım tek başına tüm bu işleri bir saate sığdırmakta zorlanıyordu; birini kaldır, giydir, öbürünü de beraber alıp okula yetiştirmek kolay mı? Dedesiyle ikimiz sırayla arabayla götürüp getirir, çocukların büyümesine elimizden geldiğince yardımcı olurduk.
Damadımın annesiyle babasıysa sanki bu olup bitenlerden habersiz gibi davranır, hiçbir şeyle ilgilenmezlerdi. Bazen onlara bakıp içimden nasıl böyle duyarsız büyükanne ve büyükbaba olunur diye düşünmeden edemezdim.
Daha en başında da böyleydi zaten. Düşünebiliyor musunuz, oğulları evleniyor ve hiçbir katkıda bulunmuyorlar! Düğünden kısa bir süre önce arayıp, Çocuklar evleniyor, bir araya gelelim, konuşalım dedim. Verdikleri cevap şuydu:
– Ya bir ay sonra boşanırlarsa? Şimdi evlenenlerin yüzde yetmişi altı ayda boşanıyor, istatistikler ortada!
Sonunda ben ve eşim düğünü organize ettik, ev aldık. Düğüne gelip bir zarfın içine beş yüz lira koydular o kadar, yabancı gibi davrandılar. Oysa damadımız istekte bulunmaktan da geri durmuyordu.
Sekiz yıl önce onlara küçük bir apartman dairesi aldık iki kişi için fazlasıyla yeterdi. Şimdi iki çocuk olmuş, tabii haliyle ev dar gelmeye başladı.
Bazen düşünüyorum, damadım biraz daha gayretli olsa keşke. Diyorum ki, Bak evladım, daha çok kazanamıyorsan, belki ailenden küçük bir destek gelir? Ama hemen, Ben onlardan isteyemem diyor. Eğer istersen ben de konuşabilirim, dedim bir gün. Damadım kesin bir dille, konuyu bir daha açmamı da istemedi.
Böyle bir tavır karşısında şaşırmamak elde değil. Kendi anne babandan istekde bulunmak ayıp ama başkasından almak normal. Sekiz yıl boyunca bizden destek aldı, hâlâ da kazanmayı denemiyor. Herkes bir şekilde ev sahibi oluyor bu memlekette, çalışmak gerek. Gençsin, yeni bir fırsat bulabilirsin, ikinci bir iş bak, istersen yurt dışında bile çalış, dedim.
Ama bir türlü olmadı, kızımla kendi aralarında bile bu konuyu konuşamaz oldular. Kızım da bazen telefon açıp Anne, neden karışıyorsun diye sitem eder. İnsan kayınpederini, kayınvalidesini değiştiremez, onlar yardım etmeyecek kişiler, diyor.
İçim buruk; onlar sefa sürerken, şifa bulmak için termal kaplıcalara giderken kızımın sesi çıkmıyor, çünkü damadım izin vermiyor. Ne vefalı bir evlatmış ama kayınvalidesiyle kayınpederine acımaz.
Bazen geçmişe dönüp düşündüğümde, kendi imkansızlıklarımızı dahi çocuklarımız için bir fırsat saymışız; ama karşı taraftan tek bir destek, tek bir anlayış alamamışız. Hayat işte, bazı aileler böyleymiş, insan zamanla kabul ediyor. Ama yine de insanın içine hüzün düşüyor, torunlarım için daha güzel günler hayal ediyorum.




