Boşanma sırasında varlıklı bir koca, eşine ıssızlığın ortasında terk edilmiş bir çiftliği bırakmaya karar verdi. Ancak, bir yıl sonra olanlar onu tamamen şaşırttı.

Boşanma sırasında, zengin bir koca, karısına tam ortada, kimsenin gitmediği bir yerde bulunan harabe bir çiftlik bırakmayı aklına koydu. Ama bir yıl sonra olanlar adamcağızı hayretler içinde bıraktı.

Hakan, burada sana ihtiyacım olmadığını biliyorsun, değil mi? dedi Selcen, gayet kararlı bir şekilde. Sana en iyi tavsiyem, dön İstanbula.

Hangi şehirden bahsediyorsun? diye yanıtladı Hakan, yorgun bir sesle. Bir zamanlar en çok güvendiği kişi tarafından aldatılmıştı ve artık tartışacak mecali yoktu. Her şeye sıfırdan başlamışlardı; evlerini satıp bütün birikimlerini ortak işlerine yatırmışlardı. Hakan sadece eski bir apartmanda küçücük bir odasını koymuştu ortaya, başarıya ise Selcenin zekâsı ve çalışkanlığı sayesinde ulaşmışlardı. Yıllarca oradan oraya taşınıp, mütevazı yaşamışlardı; sonunda biraz nefes alabilmişlerdi.

Zaman geçtikçe Hakan gerçek bir patron gibi davranmaya başladı, tabii kendi kafasına göre… Kurnazlıkla, her şeyi kendi üzerine geçirdi, böylece boşandıklarında Selcenin eline bir şey geçmeyecekti. Her şey garantiye alındığında da tereyağından kıl çeker gibi boşanma davası açtı.

Sence adil mi bu yaptığın, Hakan? diye sordu hayal kırıklığı içinde Selcen.

Omuz silkerek cevapladı:
Lütfen gene başlama. Zaten aylardır hiçbir şeye katkın yok. Her şeyi ben yapıyorum, sen hiçbir şey yapmıyorsun.

Sen bana ara vermemi, kendime vakit ayırmamı sen söyledin, dedi Selcen sakin sakin.

Hakan alaycı bir şekilde iç çekti.
Yeter artık bu gereksiz konuşmalar. Bu arada, hatırlıyor musun eski patronum Bay Dursunoğlunun bana bıraktığı o köhne çiftlik var ya? Adam rahmetli oldu, bana da değerinden bir kuruş eksik o araziyi bıraktı. Tam sana göre! İstemiyorsan, hiçbir şey alamazsın.

Selcen buruk bir tebessümle başını salladı. On iki yıl sonra yanında biriyle mi yoksa tam bir yabancıyla mı yaşadığını iyice anlamıştı.

Peki, tek şartla: Çiftliği resmen benim üzerime geçirmeni istiyorum.

Hiç sorun yok. Benim de vergi yüküm azalır, dedi Hakan, sinsi sinsi sırıtıp.

Selcen fazla konuşmadı. Eşyalarını toplayıp doğruca bir otele yerleşti. Öyle ya da böyle, baştan başlamaya kararlıydı: İster çorak arazi olsun, ister yıkık çiftlik… Ne olduğunu oraya vardığında görecekti. Olmazsa İstanbula döner, başka bir yol arardı.

Arabaya en gerekli şeyleri doldurdu, gerisini Hakana ve onun yeni sevgilisine bıraktı. Hakan hâlâ Selcenin zekâsına güvenebileceğini sanıyorsa, yamulduğunu anca zamanla anlardı. Yeni hanımefendiyi Selcen birkaç kere görmüştü; zekâsından çok ukalalığı göze çarpıyordu.

Hakan kâğıtları alaycı bir ifadeyle verdi.
Bol şans.

Sana da, diye cevapladı Selcen sükûnetle.

İneklerin fotoğrafını çekip bana atmayı unutma sakın, diye hınzırca güldü Hakan.

Selcen cevap bile vermeden arabanın kapısını kapatıp uzaklaştı. Şehirden çıkarken gözyaşları birden yanağından süzüldü. Ne kadar ağladığını bilmiyordu ki, bir el arabanın camına yavaşça vurduğunda kendine gelebildi.

İyi misin kuzum? Benimle eşim seni burda birazdan beri izliyoruz, dedi yaşlı bir teyze şefkatle.

Selcen yaşlı hanıma baktı, sonra dikiz aynasında bir otobüs durağı gördü. Hafif bir tebessümle cevapladı:
İyiyim, biraz duygulandım hepsi o kadar.

Kadıncağız başını ciddi ciddi salladı.
Biz hastaneden dönüyoruz. Karşı komşu tek başına, kimse ziyaret etmiyor zavallıyı. Sen de Eskişehir yönüne mi gidiyorsun?

Selcen şaşkınca kaşlarını kaldırdı.
Eskişehir mi? Benim çiftlik dediğim de orada galiba…

Evet evet, ama şimdi çiftlik demeye bin şahit ister. Sahibi vefat etti, kimse ilgilenmedi. Bir avuç komşu, hayvanlara acıyıp bakıyorlar hâlâ, dedi teyze, başını sallayarak.

Selcen gülümsedi.
Tesadüfe bak, ben de oraya gidiyorum. Buyurun, bırakayım sizi de.

Kadıncağız ön koltuğa, eşi de arka koltuğa geçti.

Bu arada ben Selcen, dedi arabayı sürerken.

Ben de Hanife Yalçın, bu da eşim Mahir, diye tanıştırdı kendini yaşlı kadın, içtenlikle.

Yolda giderken Selcen, çiftlikle ilgili bir sürü duyum aldıkim hırsızlık yapıyor, kim hâlâ hayvanlara sahip çıkıyor, harabeler nasıl dökülüyor… Oraya vardığında ise, gözünün önünde bomboş tarlalar, neredeyse yıkılmış bir ahır ve geldiklerinde geriye kalan yirmi kadar inek buldu. Yine de Selcen, orada kalıp baştan başlamaya karar verdi.

Bir yıl geçti… Selcen, kocaman bir tebessümle, yeşil mi yeşil tarlalarda yetmiş-seksen civarı ineği otlarken izliyordu. O terkedilmiş, hayalet çiftliği adeta ekmek teknelerine çevirmişti. Kolay olmamıştı: Bileziklerini bozdurup yem aldı, son kuruşunu ahıra gömdü. Ama yılmak yoktu! Sonra bir baktı; satışlar coşuyor, ürünleri civar illerde aranan markalardan olmuştu.

Günün birinde, köyde yeni işe başlayan gençlerden biri, Ayça, ayaklarına gazete ile geldi ve uygun fiyata soğutuculu kamyonlar ilanı gösterdi. Selcen telefon numarasını fark ettibu Hakanın firmasına aitti! Hınzır bir tebessümle Ayçaya,
Hemen ara ve yüzde beş fazlasını teklif et, ama başka talipliye göstermemeleri şartıyla, dedi.

Selcen kamyonlara bakmaya gittiğinde Hakanı karşısında görünce adam süt dökmüş kedi gibi kaldı.

Gerçekten alacak mısın bunları? diye şaşkın sordu Hakan.

Tabii ki, bana verdiğin o “değersiz” çiftliğe lazım. Gelişiyoruz, büyüyoruz, dedi Selcen, sakin ve kendinden emin şekilde.

Hakan nutku tutulmuş halde bakakaldı. O hayatı dağılırken, Selcen geçmişi gerisinde bırakmıştı.

Sonunda Selcen kalbini tamirci Cengizde buldu. Cengiz çiftlikte yenilikler yapmak için elinden geleni yaptı. İlk kızlarının mevlidinde tüm köy birlikte eğlenirken, Hakan sadece uzaktan bakıp iç geçirmekle kaldı. Hayat, bazen çok tatlı bir ders verirdi işte!

Rate article
Lifequest
Boşanma sırasında varlıklı bir koca, eşine ıssızlığın ortasında terk edilmiş bir çiftliği bırakmaya karar verdi. Ancak, bir yıl sonra olanlar onu tamamen şaşırttı.