Kaderin Hediyesi
Kerem gece geç vakitte annesinin evine uğradı, annesi de buna hiç şaşırmadı aslında, oğlunun böyle ani ziyaretleri olurdu arada. Boşandıktan sonra Kerem tek başına yaşamaya başlamıştı, oğlu Emir ise annesiyle kalıyordu.
Emir seni bekledi, birlikte buz patenine gideceğinize söz vermiştin. Yeni uyudu, sakın uyandırma. Hemen bir şeyler ısıtayım, karnını doyur da yatarsın.
Kerem yemeğini yedi, sonra Emirin yattığı odaya girdi, yanında uzandı. Bir türlü uyuyamıyordu, nedense aklına ilk eşi Elif geldi. Ondan sonra iki eşi daha olmuştu ama hiçbiri Elif gibi değildi.
Elifi hiçbir zaman unutamamıştı. Çocukluktan beri beraberdiler. Aynı mahallede oturuyorlardı, ilkokul ve lise arkadaşlığı, sonra aynı üniversiteye yazılmalar… Böyle iç içe büyümüşlerdi. Sonra evlendiler. Aileleri de severdi bu çifti, çok yakıştırırlardı.
Herkes onları parmakla gösterirdi. Elif, anneannesinden kalan evde birlikte yaşıyorlardı. Her şey yolundaydı; fakat Elif bir türlü çocuk sahibi olamıyordu. Her ikisinin de sağlığı yerindeydi ama çocukları olmuyordu işte.
Elife Bir termal kaplıcaya git, orada tedavi gör dediler; Kerem buna yanaşmadı.
Yok artık, oraya gidip bir başkasının çocuğunu mu getireceksin? dedi şakayla karışık.
Kerem, bana güvenmiyor musun? diye sordu Elif gözleri yaşlı.
Aileler Bir çocuk evlat edinin bari dediler. Kerem kulak asmadı.
Benim kendi çocuğuma ihtiyacım var, başka bir şey istemiyorum…
Evliliklerinin 10. yılı için aileler ve dostlar toplandılar. Herkes Keremi bekledi ama o bir türlü gelmedi. Konuklar uzun süre bekledi, neşesiz bir şekilde masada oturdular, sonunda herkes dağılınca sofradaki yiyecekler öylece kaldı.
Kerem o gece eve gelmedi. Elif çok üzülmüştü, zaten taşmasını bekleyen bardak dolmuştu. Keremi son zamanlarda tanıyamaz olmuştu. Sabah Kerem geldi, ağzından çıkanlara Elif inanamadı: Bir kadınla birlikte oldum, onun iki çocuğu var ve bana bir çocuk doğuracak, sonra da bize bırakacak” dedi.
Kerem, nasıl yaparsın bunu? Hem onca yılın ardından kimi çocuğu bana bırakacaksın? Beni aldatmanı asla affetmem, çık hayatımdan! Ama önce, birlikte bir çocuk evlat edinelim diye yardım et bana, diye ağladı.
Tövbe! Bir de o çocuğun soyadı benimki olacak, üstüne üstlük benden nafaka mı isteyeceksin?
Elif bu ayrılığı çok zor atlattı. İlk defa destek aldığı kişiler, akrabaları, dostları oldu. Hayatta en çok istediği şey evlat edinmekti ama bekar kadına çocuk vermezlerdi.
Kapıyı Keremin ardından sonsuza dek kapattı. On yıl… On yıl hayal, umut, hastane kokuları, acı ilaçlar, giderek büyüyen yalnızlık… Kerem sessizce, neredeyse iş bitmiş havasında çıkıp gitti.
Kusura bakma Elif, yoruldum, dedi sadece.
Yarım yıl sonra ortak bir tanıdıktan Keremin bir oğlu olduğunu öğrendi. O an dünya başına yıkılmadı ama siyah beyaz, soluk soluk bir fotoğraf gibi olmuştu hayatı.
Bir yılını tamamen otomatik modda geçirdi: işe git, eve gel, uykusuzluk. Sonra bir gün, bir kafede fırtınadan kaçarken karşısına Serhat çıktı, Keremin üniversiteden arkadaşı. Hep pozitif, şakacı biri olarak bilirdi. Ama şimdi karşısında yorgun, elinde çay fincanını sıkıca tutan biri vardı.
Serhat, merhaba! diye yanına yaklaştı Elif, çünkü Serhat karşısındakini görmeyecek kadar dalgındı.
Başını kaldırıp Elifi görünce buruk bir tebessüm etti.
Elif? Ne işin var burada?
Sohbet başladı, her şey ortaya döküldü.
Zeyneple ayrıldık, biliyorsun para takıntısı vardı onda. İşlerim çok kötü gitti; tamirhanede yangın çıktı, borçlar üst üste… Sonra eşim beni kapı dışarı etti. Annemi-babamı yıllar önce kaybettim, sığınacak yerim kalmadı.
Elif bir an düşündü ve kendi de şaşırarak:
Hadi bana gel, dedi.
Bu bir acıma değildi, karar vermişti. Yardım edecekti. Kendi yalnız kalmış kalesinde, birinin ondan daha zor durumda olması farklı bir his uyandırmıştı.
Peki ya Kerem? dedi Serhat.
Bilmiyor musun, Kerem beni terk etti. Çocuğum olmadığı için başka birine gitti…
Serhat çok şaşırdı.
Hiç haberim yoktu. Meğer kader bizi böyle denk getirdi.
Elif gülümsedi:
Alıştım artık…
Serhat salonda, çekyatta kaldı. İlk günler gölge gibi dolaştı, her lokmayı sayıklayarak aldı. Sonra ev içinde yavaş yavaş nefes almaya başladı: damlayan musluğu tamir etti, dağılan rafı toparladı, akşam yemeği yaptı. Meğer ne kadar sabırlı ve yardımsever biriymiş. Onun varlığıyla ev sessizlikten kurtulup huzurlu bir yuvaya döndü.
Her akşam sohbet ettiler, Elif çalıştığı şirkette iş bulmasına da yardım etti. Serhat çok mutlu olmuştu. Zamanla birlikte yaşamaya başladılar. Sonra da evlendiler.
Günün birinde Serhatın eski eşi Zeyneple karşılaştılar. Zeynep bütün alaycılığıyla baktı:
Oh oh, buyur güle güle kullan! Yüz yıl istemem, belki sana bir çocuk yapar, dedi.
Allaha şükür, inşallah, çok teşekkür ederim iyi dileklerin için, diye karşılık verdi Elif.
Serhatla yanında kendini ilk kez, yıllar sonra, hakikaten mutlu hissetti Elif. Artık birinin onunla ilgilendiğini, ona ihtiyaç duyduğunu biliyordu. Gülmeyi bile yeniden öğrenmişti. Sadece hayatta varoşlu bir şekilde yaşamıyor, gerçekten yaşıyorlardı: birlikte planlar yapıyor, tartışıyor, mutfakta sabah kahvesi içiyorlardı.
Günün birinde ciddi bir konuşma oldu. Serhat, Elifin çocuk sahibi olamamanın üzüntüsünü gördü.
Ne dersin Elif, bir çocuk evlat mı edinelim? dedi.
Elif önce inanamamıştı, şaşıp kalmıştı.
Evet evet Elif, yanlış duymadın ki. Ne oldu, şok mu oldun? diye gülümsedi Serhat.
Elif kendine gelir gelmez sarıldı eşine:
Hayalim bu ya, bir çocuğa anne olmak! Serhat, seninle bu konuyu hiç açamamıştım, bana destek olur musun diye düşünüyordum. Bana bu fırsatı verdiğin için çok teşekkür ederim…
Serhat da mutlu olmuştu:
O zaman düşünmeye hiç gerek yok, bu bizim ortak kararımız. Yarın hemen gidip bilgileri alalım diye…
Elif gülerek sarıldı ona:
Canım eşim, sana gerçekten minnettarım, dedim, iyi ki varsın hayatımda.
Evlat edinme işlemlerine başladılar, belgeler toplandı, sonucu beklemeye başladılar. Arada çocuk esirgeme kurumuna da gidip çocuklarla tanışıyorlardı. Ve o sıra Elif fark etti ki, son bir aydır bambaşka bir tempoda yaşıyor. Serhata bir şey demeden eczaneye gitti, test aldı. Testte iki çizgi parlıyordu. İki canlı, neredeyse ona gülümseyen çizgi: Bak, işte senin yolun, hem de kendi yolun.
Hala inanamasa da hemen Serhata koştu:
Serhat, bak inanmayacaksın ama… İşte, dedi ve testi gösterdi: Bir bebeğimiz olacak!
Vallahi mi Elif! Gerçekten mi? Yarın hemen doktora gidiyoruz…
Doktordan da hamilelik haberi geldi, kaydı da açtılar.
Serhat ve Elifin hayatında yeni bir bayramın kapıları aralandı. Elifin on dört yıllık bekleyişi yerini mutluluk gözyaşlarına bıraktı.
Serhat ise ona daha da hassas davranıyordu, ağır bir şey kaldırmasına izin vermiyor, canı ne isterse alıyor, birlikte tatlı telaşlar yaşıyorlardı.
Sonunda öyle büyük bir mutlulukları oldu ki, kızları dünyaya geldi. Kızın adını Defne koydular. Defne, gür saçlı ve uyanık bakışlı bir bebekti. Serhat, hastane çıkışında kucağına alınca gözyaşlarını tutamadı:
Elif, sonunda hepimiz evdeyiz. Önümüzde upuzun, mutlu bir hayat var. Hayattaki en değerli mücevherimiz artık kucağımızda.
Evlerinde bir anda bambaşka bir hayat başladı: bebek kokusu, çocuksu kahkahalar, uykusuz geceler… Hepsini el ele göğüslediler. Elbette arada tartışmalar, zorlu günler oldu. Ama mutlulukları kök salan bir çınar gibiydi; kolay kolay sarsılmayacak kadar güçlü.
Bir yaz günü parkta bebek arabasıyla dolaşırlarken aniden Keremle karşılaştılar. Yalnızdı, biraz çökmüş, gözleri sönüktü. Elinde bir kutu şişe vardı. Bir an durup kaldılar.
Selam, dedi Kerem kısık sesle.
Bakışları hızlıca Elife, Serhata ve arabaya kaydı.
Duydum, işleriniz yolunda, dedi.
Evet, her şey gayet güzel, diye gülümsedi Elif. Ya sen nasılsın?
Omzunu silkti, bakışlarını kaçırdı.
Boşandım yine, olmayınca olmuyor. Oğlum annemle yaşıyor, ben arada ziyaret ediyorum. Tek başımayım. Kısmet işte…
Ne öfkesi kalmıştı artık, sesinde alışılmış bir burukluk vardı. Serhata da bakıp başını hafifçe salladı.
Hadi fazla tutmayayım sizi, dedi ve parkta kalabalığın içinde birkaç adımda kayboldu.
Serhat Elifin omzuna elini koydu:
Gel bakalım canım, Defne birazdan uyanır, eve geçelim, dedi yavaşça.
Elif bebek arabasının sapını tuttu, birlikte yürüdüler. Hayatları, hayal edilen değil, gerçeklerden doğmuş bir yuva olmuştu. Ama işte, her şeye rağmen, en gerçek, en sağlam olan da buydu.
Canım, dinlediğin için teşekkür ederim. Bütün dualarım sizinle olsun, umarım her şey gönlünüzce olur!




