Herkes Kendi Yolunda
Anne, inanamazsın, şu an emlak piyasası tam bir arapsaçı! Mert bir yığın kağıdı ellerinin arasında sinirle çevirdi; kimi zaman onları düzgünce üst üste koyuyor, kimi zamansa mutfak masasının üstüne yelpaze gibi yayıyordu. Fiyatlar her hafta uçuyor. Şimdi kapora yatırmazsak, bu evi hemen başkası kapacak.
Güldane oğlunun önüne soğumuş çaydan bir fincan sürdü ve karşısına oturdu. Kağıtlarda kat planları, rakamlar, geri ödeme çizelgeleri kayıp gidiyordu. Yeni yapılan üç odalı bir ev, Emir ve Zeynep için nihayet ayrı odalar…
Ne kadar eksik?
Sekiz yüz yirmi bin lira. Mert burnunun üzerini ovuşturdu. Biliyorum, çok para. Ama Asuman çok bunaldı, çocuklar da büyüyor, kirada kalmaktan bıktık…
Güldane oğluna baktı ve seneler öncenin papatya buketleriyle eve dönen küçük oğlanını hatırladı. Otuz iki yaşında, iki çocuk babası, ama kaşlarının arasındaki o buruşukluk değişmemiş, sanki yine ödevini bitiremeyen küçük Mert.
Biraz birikmişim var. Hesapta duruyor.
Anne, vallahi geri öderim. Her şey düzene girer girmez bir kenara koymaya başlarım.
Güldane, mutfakta yılların yorgunluğuyla sertleşmiş elleriyle oğlunun elini okşadı.
Mertciğim, bu torunların için. Geri dönüşü ne konuşuyorsun? Aile, paradan önce gelir.
Bankada belgeleri özenli, yuvarlak harflerle doldurdu Güldane. Sekiz yüz yirmi bin lira yıllarca kara gün, beklenmedik sıkıntılar için biriktirdiği neredeyse her şey idi.
Mert onu veznede sıkıca sarıldı, arkasındaki kuyruktan çekinmeden.
Sen harikasın, anne. Gerçekten. Asla unutmayacağım.
Güldane oğlunun sırtını hafifçe okşadı.
Hadi git, Asuman bekliyordur.
…Ev taşındıktan sonraki ilk aylar, şehir trafiğinde bitmeyen ringlere dönüştü, sanki zaman bir girdaba girmişti. Güldane, elinde BİM poşetleriyle gelir tavuk, bulgur, sıvı yağ, çocuk yoğurdu. Asumanla perdeleri asar, mobilya kurar, cam pervazındaki inatçı inşaat tozunu ovardı.
Emir, o tornavidayı dikkatli kullan! Perde asarken bir yandan da Asumana layıkıyla lahana dolması nasıl yapılır, onu anlatırdı.
Asuman telefonda bir şeylere göz atar, kafası bir orada bir burada. Mert ise akşamdan akşama yorgun gelir, annesinin yemeğini hızla yer, hemen odasına çekilirdi.
Sağ ol, anne, derdi alelacele. Sen olmasan ne yapardık?
…Altı ay geçti, tekrar aynı numara ekranda göründü.
Anne, ufak bir şey var… Bu ayki konut kredisi taksitiyle arabanın tamiri çakıştı. Otuz beş bin lira açığımız var.
Güldane sorgusuz sualsiz gönderdi parayı. Gençlerin durumu zor, belli; yeni harcamalara alışmaları lazım, çocuklar küçük, iş stresli. Elbet bir gün toparlarlar, öderler. Ya da ödemezler. Ailede para için hesap mı tutulur hiç?
Yıllar su gibi akıp geçti. Emir yedi yaşına bastı, Güldane ona Legodan bir set aldı; aylarca dil döktüğü tam da istediği model. Zeynep pembe, ışıltılı, tam bir çizgi film prensesi gibi elbisesiyle etrafta döne döne kutladı yeni yaşını.
Babaanne, en iyisi sensin! Zeynep şeker ve çocuk şampuanı kokarak Güldanenin boynuna sarıldı.
Her hafta sonu Güldane, ya çocukları alır kendi evine götürür, ya tiyatroya, lunaparka, buz pistine sürüklerdi. Dondurma, oyuncak, kitap kefen parası gibi cebinde eksik olmazdı. Kabanının cebinden şeker ve ıslak mendil taşı taşardı.
Beş yıl geçti; bu gönüllü, cömert esaret içinde. Kredi ödemesi için Anne, bu ay çok sıkıştık. Torunlarda hastalık Anne, iş yerinden ayrılamıyoruz. Market alışverişi Anne, zaten dışarı çıkıyorsun, uğraiver.
Artık teşekkür de nadir söylenir olmuştu…
…Bir sabah mutfağındaki tavanda paslı izleri seyretti. Üst kat su bastırmış, yaşadığı evi oturulamaz kılmıştı.
Oğlunu aradı.
Mert, onarımda yardıma ihtiyacım var. Su baskını oldu, ne zaman paramı alırım belli değil…
Anne, araya girdi Mert. Şu an tamamen başka önceliklerimiz var. Çocukların kursu, Emirin sporu, Asuman da hobi atölyesine başladı…
Çok bir şey istemiyorum. Sadece usta bulmaya yardım et. Ya da hiç değilse…
Hiç vaktim yok şimdi, anne. Hem uğraşılır iş mi Allah aşkına… Sonra görüşürüz, olur mu?
Telefon susunca…
Güldane sessizce telefonu masaya koydu. Ekranda geçen yeni yıl fotoğrafı belirdi kendisi, Emir, Zeynep; kocaman gülümsüyorlar. Oğlunun elini bile düşünmeden aldığı o paralar, torunlarına ithaf ettiği hafta sonları, zamanı, emeği, sevgisi… hepsi eskidendi. Şimdi ise başka öncelikler vardı.
Tavandan kopup eline damlayan su… Buz gibi…
Ertesi gün bu kez Asuman aradı. İşi garipti; Güldane daha telefonu açmadan tuhaf bir şey olacağını hissetti.
Güldane Hanım, Mert bana da anlattı. Sesi kaba ve soğuktu. Biliyorsunuz, herkes kendi derdini kendi çözmeli. Biz evimizi, kredimizi kendi başımıza ödedik hep…
Güldane, neredeyse kahkaha atacak gibi oldu. Kredi… Her üç ayda bir parçasını ödediği kredi. Kaporası neredeyse tamamen kendi parası olan o ev.
Tabii, Asumancığım, dedi bir karla. Herkes kendi başına.
İşte, öyle anlaştık. Mert, darılmanı istemiyor. Darılmadın değil mi?
Yok. Asla.
Telefon sustu…
Güldane cep telefonuna uzun uzun baktı, sanki hiç görmediği bir böcekmiş gibi. Sonra camın önüne geçti, hızla geri çekildi bulanık camın ardında teselli edecek hiçbir şey yoktu.
Geceler, tavandaki ağırlığın ve düşüncelerin susturamadığı sonsuz saatlere dönüştü. Güldane karanlıkta son beş yılı boncuk boncuk geriye sardı.
Her şeyi elleriyle kurmuştu; oğlunda anne sınırsız bir kaynaktır inancını da…
Sabah emlakçıya telefon açtı.
Müstakil evi, bahçeyi satmak istiyorum. Gebzede, altı dönüm, elektriği var.
O ve rahmetli eşiyle yirmi yılda yaptıkları o yazlık Emire hamileyken ektiği elma ağaçları Balkonunda geçirilen tüm yaz akşamları…
Bir ayda müşteri çıktı. Güldane belgeleri imzalarken içini zor tuttu, ne sattığını düşünmemeye özen gösterdi. Paralar hesabına düşünce hepsini tek tek planladı: evi tamir, yeni mevduat, biraz da acil durum parası.
Bir hafta sonra ustalar daireye taşındı. Güldane; fayansı, boya rengini, bataryalarını kendi seçti. Yıllar sonra ilk kez sadece kendisi için harcadı; ne kara gün için ayırdı, ne kimse ister mi diye düşündü.
Mert aramadı. İki hafta, üç hafta, bir ay… Güldane de sessizdi.
İlk telefon yeniden yapılmış mutfağında, pencereyi süsleyen perdeleriyle otururken geldi. Artık uçuşan perdeler yok, paslı tomar olmaktan çıkmıştı borular.
Anne, neden gelmiyorsun? Zeynep seni sordu.
Yoğundum.
Neyle?
Hayatla, Mert. Kendi hayatımla.
Bir hafta sonra gitti. Torunlara birer kitap götürdü güzel ama abartısız hediyeler. İki saat çay içip havadan sudan, Emirin okulundan konuştu. Akşam yemeğine kalmadı.
Anne, cumartesi çocuklara bakar mısın? Asumanla
Hayır, olmaz. Planlarım var.
Mertin yüzüne bir gölge indi, anlamadı. Henüz anlamamıştı.
Aylar geçti, yavaş yavaş, sancıyla anladı. Annesiz kredi taksiti evin bütçesini adeta yuttu. Bedava bakıcı olmadığı için kimseye bırakılmayan çocukların yükü omuzlarda ağırlaştı.
Güldane bu sırada güzel faizi olan bir birikim hesabı açtı. Kendine yeni, sıcak bir kaban aldı. İki hafta kaplıcada tatil yaptı. Kuzey yürüyüşü kursuna gitti.
Asumanın annesi ve babasının kayıtsızlığını düşünmeden edemedi. Bayramlarda kibarlık ziyaretleri, nöbetleşe ufak tefek tebrikler, asla para yardımı, asla fedakarlık ve hiçbir suçlama, hiçbir beklenti.
Belki de en doğrusu buydu.
Torunlarla nadiren görüşmek sıradan bir ritüele döndü. Güldane gelir, ufak bir hediye verir, okuldan, arkadaşlardan konuşur, iki saat sonra çıkardı. Artık geceye kalmaz, çocukları hafta sonu almazdı.
Bir gün Emir hafifçe seslendi:
Babaanne, neden bizi artık parka götürmüyorsun?
Babaannenin işleri var, Emirciğim.
Çocuk şaşırdı, anlamadı. Ama kapı aralığında bekleyen Mertin gözlerinde yeni yeni bir kavrayış doğuyordu.
Güldane onarılmış evine dönerdi. Taze boya kokusu, yeni mobilya Güzel bir çay demler, o yazlıktan kazandığı parayla aldığı rahat koltuğa otururdu.
Vicdan? Gece usulca yaklaşırdı, ama gittikçe az. Çünkü sonunda Güldane, çok basit bir gerçeği öğrendi: Sevgi, kendini tamamen eritmek demek değildir. Hele ki kimse anlamıyor, değer vermiyorsa.
İlk defa otuz iki yıllık anneliğinde, kendini seçti.




