Kocam Beni Annesiyle Benzetip Yetersiz Buldu, Ben de Ona Annesinin Evine Dönmesini Teklif Ettim – Gerçek Türk Mutfağı ve Evlilikte Sabrın Sınandığı Bir Akşam Yemek Masasında Başlayan, Bir Aylık ‘Anne Evi Tatiliyle’ Hayata Dair Derslerle Dolu Bir Hikaye

Kocam, beni annesiyle karşılaştırıp yine onun lehine konuşunca, ona annesinin evine dönmesini teklif ettim.

Yıllar önceydi. Daha İstanbulun gürültüsü günlerimizi belirlerken, kocam Kerem akşam yemeğinde yine şikayete başladı:

Bu köfteler neden bu kadar kuru, Sevda? Ekmeği süte batırdın mı? Yine sadece su mu ekledin kıymaya?

Ben o sırada mutfakta, elimde bezle tavayı ovalıyordum. İçimde, tam göğsümdeki o tanıdık gerilim yayı yeniden gerilmişti. Bugünkü akşam yemeğinin sakin geçmesini ummuştum ama ümidim yeşermeden solmuştu.

Arkamı dönmeden, sesimin titrememesine çalışarak yanıt verdim:

Kerem, bu dana eti. Kasaptan iş dönüşü aldım, içine soğan, baharat, yumurta kattım. Köfteler kuru değil, etli.

Hah işte tam da dediğim gibi! dedi Kerem, sesi yargılayıcıydı. Annem her zaman azıcık kuyruk yağı eklerdi. Bir de mutlaka bayat ekmek, sütle değil, yoğurtla ıslatır. Köfteler ağzında erir, yumuşacık olur. Bunlar taban gibi, Sevda. Gerçekten. Kusura bakma ama on beş yıl evlisiniz, artık öğrenmiş olmalıydın.

Elimi sürdüm, suyu kapattım ve havluyla ellerimi sildim. On beş yıl Gerçekten uzun zaman. Bunca yıldır duyup durduğum o sonsuz nakarat: Benim annem olsa veya Annem böyle yapmazdı Başlarda sadece ufak imalar, sonra öğütler, son yıllarda ise iyiden iyiye aleni ve ezici karşılaştırmalara döndü; ben ise hep kaybedendim.

Kerem sofrada oturuyordu, yüzü adeta büyük bir gurmenin çile çekişi gibi. Gömleği mis gibi ütülü ben ütülemişim. Masa örtüsü bembeyaz ben yıkamışım. Ev pırıl pırıl ben temizlemişim. Ama bunların hiçbiri önemli değildi, çünkü köfte annesi gibi olmamıştı.

Beğenmediysen yeme, dedim sessizce. Buzdolabında mantı var.

Yine alındın, dedi Kerem, çatalı bırakarak. Senin için istiyorum. Gelişmeni Eleştiri ilerlemenin anahtarıdır. Yutkundukça böylesini en iyi sandığını düşünürsün. Annem hep der: Gerçek ilaç gibi, acıdır.

Tülay Hanım, dedim, masaya yaklaşarak, otuz yıldır çalışmıyor. Bütün günü ekmek ıslamak, üç çeşit kıyma karıştırmak ve evi ovmakla dolu. Ama ben, Kerem, muhasebe müdürüyüm. Bugün çeyrek dönem kapanışım vardı. Eve yedi buçukta geldim, sekizde karşında sıcak akşam yemeği vardı. Bir kez takdir etsen, köftede kuyruk yağı yok diye aramak yerine

Of yine başladı, elini salladı. Herkes çalışıyor, annem de çalışıyordu ben küçükken. Ama evde her zaman çorba, pilav ve komposto olurdu. Hafta sonları börek, gömlekler nişastayla dimdik Çünkü onun elinde marifet vardı, ailesine sevgisiyle yaklaştı. Sen sadece yüzeysel yapıyorsun, Sevda. O kadın sıcaklığı yok sende.

Sözleri mutfakta ağır ağır yankılandı. Kadın sıcaklığı yok, Yüzeysel. Yıllardır birlikte yaşadığım adamda birdenbire yeni bir şey gördüm: Bir yetişkin değil, büyüyememiş bir çocuk, annesinin gölgesinden çıkamamış ama başka bir kadından tüm hizmeti arzulayan bir adam

Sabrım damla damla dolmuştu; yanlış katlanmış çorap, yanlış mercimek çorbası, mobilya üstünde pamuklu mendiliyle bulduğu toz Evet, bunlar hep olmuştu

Demek kötü bir ev hanımıyım, dedim, tuhaf bir huzur hissettim. Fırtına geçmiş, geriye soğuk bir çöl kalmış gibiydi.

Kötü değil dedi Kerem yumuşakça, ama hemen ekledi: Vasat. Gelişime açık. Annem senin yaşında

Yeter, elimi kaldırıp kestim. Daha fazla annenden dinlemek istemiyorum. Yetmediğimi anladım. Sana çocukluğundan alışık olduğun konforu, mutfağı sağlayamıyorum, belki hiçbir zaman da sağlayamayacağım. Çünkü ne gücüm var, ne de isteğim.

Ne yani, boşanalım mı, köfte yüzünden? Komik olma.

Hayır, boşanma değil. Bir teklif: Tülay Hanım senin için zahmetsiz bir ideal ise, neden eziyet çekesin? Yetenekli, ince ruhlu bir adamın, benim gibi acemiyle uğraşması haksızlık. Gideceğin yer orası.

Nereye varmak istiyorsun? kuşkuyla sordu.

Annende kal, dedim. Orada sana değer veren, anlayan, doğru düzgün yemek veren biri var.

Kerem yüksek sesle güldü.

Beni mi korkutuyorsun? Kendi evimden mi gönderiyorsun?

Unutma, bu evi evlilikle aldık, kredinin tamamını benim maaşımla kapadım, ilk peşinatı ailem verdi. Ama göndermiyorum. Tatil öneriyorum. Anne otelinde sanatoryum gibi bir ay tatil. Uzun zamandır orayı övüyorsun. Git dinlen, kuru köfteden, ütüsüz çarşaftan uzaklaş. Ben de davranışımı gözden geçiririm, magari ekmek yoğurda basmayı öğrenirim.

Ciddisin?

Hem de çok Çok yorgunum Kerem. Evimizde annenden bir hayal ile yarışmaktan ölümüne yoruldum. Eve geldiğimde çatalın yanlış durup durmadığına korkmaksızın yaşamak istiyorum. Şimdi eşyalarını topla.

Kerem sinirli kalktı, sandalyeyi şiddetle çekti.

Öyle mi? Güzel! Sanırsın sensiz kalırım! Annem mutlu olacak zaten, hep derdi bana bakmıyor, zayıfladım diye Gör de nasıl gül gibi yaşarım orada! Sen de yalnız başına darlanırsın. Ampul patlasa kim çağıracaksın?

Usta çağırırım, dedim omuz silkerek. Parasıyla, en azından dırdır etmiyorlar.

Hazırlanış gösterişçeydi. Kerem gömlekleri bavula fırlatıyor, dolap kapaklarını sertçe kapatıyor, nankörlük ve kadın aklı diye mırıldanıyordu. Ben kitapla oturuyordum salonda, hiç bir satırını göremeden. Bir yandan korkuyordum, ama o korku derinlerdeydi; yüzeyde ise büyük bir rahatlama

Gidiyorum! dedi Kerem, kapıda, iki bavulla. Sakın beni çağırmaya kalkma. Değerimi anlayınca uzun uzun özür dilemene gerek olacak.

Anahtarları sehpaya bırak, dedim, yerimden kalkmadan.

Kapı kapandı ve sessizlik çöktü. O sessizlik ne uğuldayan bir boşluktu, ne de baskıcı. Hafif, sarmalayan bir dinginlik Mutfakta sofrada yarım kalan köfteye baktım, kaldırıp çöpe attım. Sonra dolaptan bir şişe beyaz şarap çıkarıp kendime bir kadeh doldurdum. Belki de yıllardır ilk kez, Bu yemek adam yemeği değil diye düşünmeden, sadece bal-peynirle akşam yemeği yedim.

Bir hafta, Sevda için pamuk gibi geçti. Hafta sonu onu kahvaltı hazırlamak için sekizde kimse uyandırmadı. Koltuğun altına çorap atan yoktu. Dizisini, haber ve maç için kimse bölmedi. İş çıkışı istediği kadar banyoda oyalandı, kapının ardında Çabuk ol, tuvalete gireceğim! diye dayatılmadı.

Keremin cennet tatili ise büyük sürprizlerle başladı.

Tülay Hanım oğlunu açılmış kollarla karşıladı.

Keremim! Canım oğlum! Sonunda! Kovdu o cadı değil mi? Hep demiştim, sana uygun değil! Gel bakalım, annen sana sahip çıkar.

İlk günler Keremin keyfi yerindeydi. Kahvaltıda kat kat incecik gözlemeler, öğle yemeğinde mis gibi tarhana, akşam köfteler. Annesi dört döndü, şikâyetlerini dinledi, ona hak verdi.

Ama üçüncü günden sonra işler değişmeye başladı.

On beş senelik evliliğinde özgürlüğe alışmış Kerem, cumartesi biraz uyumak istedi. Saat dokuzda kapısı açıldı:

Kerem kalk! Kahvaltı soğuyor! Adam gibi uyku düzeni olmalı! diyen annesi, perdeleri açtı.

Anne, hafta sonu daha Biraz uzanayım, dedi, başını yorganın altına çeken Kerem.

Olmaz! Bak sana lorlu börek yaptım, sıcak sıcak ye. Sonra antrepo temizliğine bakacağız, erkeğe iş düşer.

Kerem zorla kalktı. Börek nefisti. Ama kahvaltı sonrası program başladı.

Al oğlum şu dergileri ayır, bu bağa, şu geri dönüşüme Sonra pazara gidiyoruz, bana patates taşıyacaksın.

Sırtım ağrıyor anne

Herkesin ağrır, oğlum! Hareket şart, göbeğin çıkmış zaten! Sevda seni hep hazır yemeklerle beslemişti, bu evde adam olacaksın.

Akşam televizyonda film izlemek istedi.

Kerem, sesi kıs! Başım şişti. Zaten ne biçim şeyler izliyorsun? Aç biraz sanat görelim.

Anne, ben film istiyorum!

Kendi evinde ne istersen yaparsın, burası benim evim! Ben annelik yaptım, gözümü kırpmadım senin için.

Kerem dişlerini sıktı, televizyonu kapattı. Odasına geçerken yüzünden mutsuzluk akıyordu. Aslında Sevdanın ona hiçbir zaman arkadaş buluşmalarına karşı çıkmadığını, istediği yemekleri yapsa bile, annesi gibi ezberden davranmadığını, ama içtenlikle emek verdiğini ilk defa fark etti.

Bu arada annesinin mutfağı Evet, çok lezzetliydi, ama bol yağlıydı. Her şey tereyağında, kuyruk yağında kızarıyor, salçalar dökülüp, mayonezde yüzüyordu. Sebze ağırlıklı, fırında veya haşlamada olduğuna alışkın Keremin midesi bozuldu.

Anne, bir gün haşlanmış tavuk yesek? dedi çekingen.

Evimizde öyle hastalıklı yemek olmaz! Erkek adamın enerjisi lazım. Gevrek gevrek gulyashı ye.

Üçüncü haftanın sonunda Kerem, annesiyle yaşamanın ideal olmadığını kabullendi. Tam tersi, o güvenli cennetin tam bir askeri kamp gibi olduğunu hissetti ve Sevdayı, hiç olmadığı kadar takdir etti.

Sevda ise hayatında ilk kez rahatça nefes aldı. Yoga kursuna yazıldı, dostlarıyla kafelere gitti. Yatak odasındaki hantal koltuğu çıkardı. Yalnızlığın korkutucu olmadığını, aksine huzurlu olduğunu keşfetti.

Bir Cuma akşamı kapı çaldı. Sevda yeni bir kitaplık bekliyordu, ama karşısında Kerem, elinde boynu bükük bir krizantem buketi, valizleriyle duruyordu.

Merhaba, dedi, sesi cılız.

Bir şey mi unuttun? Sevda, kapı eşiğinde kollarını göğsünde kenetlemişti.

Konuşabilir miyiz?

Daha ay dolmadı. Tatil nasıl? Annenden güç aldın mı? İyi beslendin mi?

Keremin göz altları çökmüş, yüzü sarkmıştı.

Sevda, alay etme Eve dönmek istiyorum.

Burası senin evin değil, Kerem. Evin yanında ideal var; yağlı köfteler, nişastalı gömlekler. Benim yanımda ise vasatlık sözde. Neden tekrar buraya dönüyorsun?

Kerem valizlerini bıraktı, derin bir nefes aldı.

Özür dilerim. Gerçekten Değerini bilmemişim. Orada anladım ne kadar kıymetliymişsin.

Anlamamıştın, dedi Sevda. Peki ne değişti? Annen mi etti seni?

Hayır, kendim kaçtım oradan. Annem bana nefes bile aldırmıyor! Her şeyi eleştiriyor. Yemek desen, midemi yakıyor. O kadar baskı ki Seninle geçen sade günler bile ayrı bir huzurmuş. Senin yemeklerin harika. Son hafta haşlanmış kabak çorbanı özledim. İçinde yağ olmasa da

Sevda, Keremin samimiyetini görmüştü. Onun annelik karşısında çocuk gibi ezildiğini şimdi fark ediyordu.

Anlaşılan köftelerim de yeniyormuş, dedi Sevda gülümseyerek.

En güzelleri! Lütfen eve al. Sana söz, annemle asla kıyaslama yapmayacağım.

Sözler rüzgardır, dedi Sevda kararlı. Üç ay deneme süresi. Hiç kıyas kabul etmiyorum. Yemek beğenmezsen kendin yap. Ütüyü ben yapmayacağım. Evlilik ortaklıksa, harfi harfine ortaklık isterim Kerem. Tamam mı?

Kerem başını salladı.

Tamam, Sevda. Hafta sonları bile yemek yaparım. Pilav bile! Ne istersen Lütfen al beni.

Peki, bir de ek: Annene haftada bir kez beni övdüğün bir telefon açacaksın. O da burada zulme uğramadığını bilsin.

Zor olacak O beni kurtardığını sanıyor.

O senin derdin. Kendi annene ne ektirdiysen onu biçersin.

Keremin bakışları ilk defa saygı ile doldu. Sevdanın içindeki o çelik gibi direnci artık görmezden gelememişti.

Söz veriyorum. Sevda, seni seviyorum. Ne kadar şanslı olduğumu geç anladım.

Sevda yana çekilerek kapıyı açtı.

Girebilirsin. Ama valizlerini ben açmam, yemek de hazır değil. Buzdolabında yumurta ve domates var. Yumurta kırabilir misin?

Harika olur! Valizleri alıp koşarak mutfağa geçti, Domatesli, süper! Bir numara!

Akşam, Kerem hafif tuzlu ama zevkle kendi pişirdiği omleti yerken, annesinin katı kurallarını gülerek anlatıyordu.

Sana yemin ediyorum, çöp dökmeye inerken şapka taktırdı! On beş dereceydi

Sevda içten gülümseyerek baktı. Kerem, annelik cennetinden iyi bir ders almıştı. Tülay Hanım, farkında olmadan, aslında evliliklerini kurtarmış, oğluna gerçek hayatla annesinin düzeni arasındaki farkı göstermişti.

Hafta sonu Kerem bütün evi süpürdü. Sessizce. Ne annem daha iyi süpürür dedi, ne de beğenmedi. Yemeğin ardından hiçbir şey demeden iki tabak çorbayı birden yedi ve minnetle bakakaldı.

Bir ay sonra Tülay Hanım aradı.

Eğlendin mi, Sevda? Oğlum yine seni kabullendi mi?

Ben onu kabul ettim, Tülay Hanım. Ve merak etmeyin, burada diktatörlük yok, demokrasi var.

Kayınvalide telefonu kapadı. Sevda biliyordu, o da bir gün yeniden arayacaktır. Nihayetinde nasıl olursa olsun, Kerem onun oğlu. Artık bu evde kurulu sert bir duvar vardı; karşılıklı saygı ve Keremin buruk deneyimleriyle örülmüş bir duvar

Yaşam yavaşça düzene oturdu. Kerem, verdiği sözü tuttu. Bazen ağzından alışkanlıkla Annem diye çıkacak olsa da, hemen sustu. Artık Sevdanın emeğinin sihir değil, çaba olduğunu anlamıştı. Sevda ise, bazen aileyi korumak için boyun eğip idare etmenin yetmediğini, sağlam bir sınır çizmek ve karşı tarafa kıymet mukayesesinde bulunmak gerektiğini anladı. Çünkü her şey kıyasla anlaşılır; fakat mükemmel geçmişin kıstası her zaman gerçek değildir.

Eğer sen de bu hikayeyi okurken bir yerlere dokunduysa; bil ki ileride daha birçok yaşam hikayesi varBir akşam işten dönerken Sevda marketten, kasap reyonunda jemek yapan genç bir kadının arkasında sıraya girdi. Kadının yanındaki eşi, Senin köftenin tadı pek yok, annemin gibi yapsan ya, deyiverdi. Kadın gülerek başını iki yana salladı: Belki de sen annenle evlenmeliydin, dedi alçak sesle ama neşeyle. Sevda göz göze geldi onunla ve hafifçe gülümsedi. Aralarında görünmez bir dayanışma aktı; Bizim tarifle hayat devam eder, der gibiydiler.

Eve vardığında mutfakta Keremi yumurta çırpar halde buldu, tarif defterinden bir şeyler karıştırıyordu. Yanına gidip boynuna hafifçe sarıldı. Kerem başını kaldırmadan, Bugün köfte denemedim, ama çamaşır makinesini güzel doldurdum! dedi.

Sevda kahkaha attı, Dünyanın en iyi köftesini denemesen de olur, bazen en güzel tat sıradan olan. Ne anneminki, ne seninki Bizimki.

Hayat artık kusursuz bir tariften oluşmasa bile, tadını kendi elleriyle, birlikte yoğurarak bulmayı öğrenmişlerdi. Kim bilir, yeni evin duvarlarına bir gün kendi hikâyelerinin kokusu sinecek; kuyruk yağı değil, sabır, emek ve karşılıklı anlayış.

Ve Sevda, bir akşam daha sofraya mükemmel olmayan ama sıcak bir yemek koyarken, her lokmada kendi ezgisini duymaya başladı. Artık evlerindeki huzurun tarifi onlara özeldi. Artık kimseyle kıyaslanmayacak kadar.

Rate article
Lifequest
Kocam Beni Annesiyle Benzetip Yetersiz Buldu, Ben de Ona Annesinin Evine Dönmesini Teklif Ettim – Gerçek Türk Mutfağı ve Evlilikte Sabrın Sınandığı Bir Akşam Yemek Masasında Başlayan, Bir Aylık ‘Anne Evi Tatiliyle’ Hayata Dair Derslerle Dolu Bir Hikaye