Birlikte Hayata Tutunacağız: Yakınlarını Kaybettikten Sonra Aile Olmanın, Affetmenin ve Dayanışmanın Önemiyle Dolu Bir Türk Ailesinin Duygusal Hikâyesi

Anneme veda ettikten sonra biraz toparlandım, artık son zamanlarını hastanede geçirmişti zaten. Ondan öncesinde ise evdeydi, ben ve eşim Sevim dönüşümlü olarak ona bakıyorduk. Evlerimiz yan yana, defalarca bizim evde kalmasını teklif ettim ama kabul etmedi bir türlü.

Oğlum, baban burada öldü, ben de burada öleceğim. Böyle daha huzurluyum, diye ağlardı, ben de ona kıyamazdım.

Doğrusunu söylemek gerekirse, hem benim hem Sevimin işi kolaylaşırdı, ama bir yandan da kızımız inan on üç yaşında, gözümüzün önünde babaannesinin yavaş yavaş hayattan kopmasını istemiyorduk. Ben vardiyalı çalışıyordum, Sevim ise ilkokul öğretmeni. Anneannemiz hep gözetim altındaydı, geceleri bile sırayla yanında kaldık.

Anne, babaannem ne zaman ölecek? Çok üzülüyorum ona, çok iyi bir insan, diye soruyordu İnan.

Bilmiyorum kızım, ama herkesin zamanı geliyor bir gün. Hayat böyle, diyordum.

Annemin durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırıldı. Bir de benden üç yaş küçük kız kardeşim vardı, Melike. Onun bir oğlu vardı, Canberk. Çoğu zaman ya annem ya da Sevim ilgilenirdi Canberkle, Melike ise sürekli iş seyahatindeyim diyerek ortalarda yoktu. Zaten eski kocasından çoktan ayrılmıştı, anneme bakmak istemiyordu. Nasılsa ben ve eşim ilgileniyoruz diye umursamıyordu. Melike tam zıttımdı, ne yumuşak başlılığı ne de vicdanı vardı, tartışmadan duramazdı.

Üç gün sonra annem hastanede hayatını kaybetti. Cenazeden sonra karar verdik, evi satalım dedik, bakımı zor yoksa hemen harap olur. Zaten annem yıllar önce evi bana tapulamıştı, Melike ile arası hiç iyi olmamıştı. Malum, Melikenin bundan haberi vardı ama sürdürmek istemedi ilişkisini ne annemle ne bizimle.

Ev satılınca Sevim sürekli üstüme bastırıyordu:
Elimize geçen parayı hemen ikiye böl, yarısını Melikeye ver, dedi.

Sevim, Melikenin zaten kendi evi var, eski kocası yepyeni bir daire bıraktı. Parayı da har vurup harman savurur nasıl olsa, dedim.

Olsun Yağız, insanın içi rahat olur o zaman. Yoksa sokakta bize demediğini bırakmaz!

Hak verdim, Melikeye hakkını verdim. Ama bana teşekkür etmek yerine,

Hepsi bu mu yani? Başka bir şey yok mu? deyip kalktı gitti.

Zaman geçti, İnan on beş yaşına bastı, hayat yine vurdu: Sevim hastalandı. Uzun süredir kendini iyi hissetmiyordu, yorgunluktandır diyordu. Ta ki bir gün evimizin önünde bayılana kadar. Hemen hastaneye götürdüm, maalesef illet hastalık ve iş işten geçmiş.

Bir umut yok mu, hocam? diye sordum perişan halde. Doktor da çaresizdi.

Geç gelmiş, elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Siz hiç şüphelenmediniz mi? dedi.

Ben hep söyledim doktora git diye ama Sevim hep başkalarını düşünür, kendini hiç önemsemez, dedim.

Bir süre sonra Sevimi eve getirdim, artık yataktan kalkamaz olmuştu. Ben ve İnan başından ayrılmıyor, elimizden geleni yapıyorduk. Durumu giderek kötüleşiyordu. Ben kendi ellerimle iğnelerini yaptım, yanından ayrılmak istemedim diye izin aldım işten. Ama izin bitecek diye işe dönmem gerekti, o zaman da İnan ilgilendi; okuldan gelir gelmez annesini yedirdi, bazen yıkadı, canı çıktı yine de dayandı.

Bir gün Melike çıkageldi.

Yağız, bizim çamaşır makinesi bozuldu. Sen anlarsın, bakar mısın? dedi.

Tamam, uğrar bakarım, deyip ertesi gün iş çıkışı tamir ettim.

Giderken bir ricada bulundum:

Melike, arada bir gel de İnanı Sevimle yalnız bırakma. Daha çocuk, hem bedenen hem ruhen çok yoruluyor. Ben işteyken ona kalıyor ne yazık ki. Düşünsene, koskoca adam bile zor dayanıyor buna. Senin de oğlun Canberki neredeyse on yaşına kadar büyüttü Sevim, eski eşin evi paylaşmak istediğinde yine koşturdu sana.

Ya bırak şimdi geçmişi, Canberk bile on yedi oldu baksan. Ha, Verdiği yardım için de altın yüzük takmıştım zaten ona.

Evet, takmıştın, ama o da hemen sana geri verdi. Sen de seve seve aldın.

E madem istemiyor, niye zorlayayım? Ayrıca, hasta birinin başında beklemek mi, çocuk bakmak mı aynı şey mi? Kusura bakma, bana göre hiç değil!

Bu laflardan sonra ben de yolumdan şaşmadım:

Bir daha da benden bir şey isteme. Senin içinde zerre merhamet yokmuş.

O günden sonra Melikeyi hiç düşünmedim. Sevim her geçen gün eriyordu. O gün İnan pencereden beni görünce kapıya fırladı.

Baba, annem çok kötü, ne su içiyor ne ilaç almak istiyor. Hep sırtını dönüyor, hiç konuşmuyor.

Ağlama kızım, halledeceğiz. Biz birbirimize yeteriz, merak etme.

Ama o gece Sevim bu acılara daha fazla dayanamadı ve uyurken gitti. İkimiz de ağladık, artık yalnızdık… Sevimin ardından bir nebze de olsa ferahlık hissettim çünkü Sevim artık acı çekmiyordu, İnan da o çileyi izlemiyordu. Çok seviyordum Sevimi, ama hastalığı hepimizi mahvetmişti.

Cenazeden sonra iyice yıkıldım. Onun sesi, gülüşü, ilgisi olmadan kendimi eksik hissettim. Kızım bile beni teselli etmeye çalıştı:

Baba, elimizden geleni yaptık. Şimdi annem eziyet çekmiyor, rahat. Sen de ben de zamanla alışacağız, en önemlisi birbirimize varız artık.

Oğlum, ne kadar büyümüşsün meğer! Annenin bu hali seni büyüttü.

İnan, bana annesi olmadan daha çok destek oldu. Ben de işten çıkar çıkmaz ona koştum. Öyle güzel yemekler yapmayı öğrendi ki; akşamları yemek yerken günümüzü paylaşır olduk.

Bir gün işten döndüm, kızım anlatmaya başladı:

Baba, okuldan geldiğimde Melike teyzem geldi. Kapıyı kapatamadan girdi. Annemin kürklü paltosunu ve birkaç eşya almak istediğini söyledi, sana söylemişsin sözde.

Vermedim, kızdı çıktı.

Kızım, asla ondan habersiz bir şey verme. Bir daha eve alınma, tamam mı?

Bir gün yine işteydim, birden kalbim sıkıştı. Nefes alamaz hale geldim, bir anda bayıldım. Arkadaşlar hemen ambulans çağırdı, hastaneye götürdüler. İnan da koşturdu yanıma, perişan vaziyette.

Ağlama, baban baygın ama iyi olacak. Hafif bir kalp krizi geçirmiş, dedi doktor.

Şimdi bütün yük yine İnana kaldı; okul, ev, hastane derken iyice yoruldu. Elinden geleni yapıyordu, bana bir tabak bir şeyler hazırlardı, hastaneye koşar gelirdi.

Bir gün Melike elinde bir tepsiyle gelmiş:

İnan, babana hastaneye götür diye börek yaptım, ama ben gidip bakmam, biliyorsun aramız yok. Benim adıma götür, ama benim yaptığımı söyleme.

İnan da teşekkür etti, Melike çıktı. Bir on beş dakika sonra Canberk geldi.

Evde anahtarımı unutmuşum, sana uğradım. Vay be, börek mi yaptın? dedi.

Yok, ben yapmadım, annen getirdi babama götürmem için. Dilersen sana bir dilim de veririm, açsındır.

Canberk de aldı, hatta birlikte çay içtiler. Sonra dediler ki, hastaneye birlikte gidelim. Ama daha hastane kapısında Canberkin rengi attı, birden yere yığıldı. Allahtan oradaydık.

Kanında zehirli bir madde bulunduğu ortaya çıktı.

Ne yedi bu çocuk? diye sordu doktor.

Börek… Annem Canberkin annesi getirmişti, deyince doktor böreği aldı, kesinlikle babana bunu vermiyorsun, araştırmamız lazım, dedi.

Durum Melikeye bildirildi, hemen koştu geldi.

Aman oğlum, ne oldu sana, ne yedin böyle?

Teyze, az önceki börekten yedi, benden aldı, diye atıldı İnan. Birden Melikenin rengi soldu.

Az sonra, Melikeyi polis aldı. Araştırınca anlaşıldı ki, böreğe bir şey kattığı ortaya çıktı. Amacı beni ortadan kaldırmak, evi de satıp parayı almakmış. Kızım nasılsa üniversiteye gider, yurtta kalır diye düşünmüş. Ama böreği kendi oğluna da yedireceğini hesaplamamış.

Beni hastaneden çıkarınca Kızım, Canberk ve ben Melikeyi ziyarete gittik.

Aman Yağız, affet, Canberk, İnan, ne olur bağışlayın beni. Gerçekten çok pişmanım, diyerek ağladı.

Şikayetimi geri çektim, Melikeyi bir süre sonra saldılar. Ama Canberk, annesine hala çok kızgın, bir türlü konuşmak istemedi, daha çok bizim evde kalmayı tercih etti.

Yağız amca, annemi asla affedemem, sevmiyorum onu artık!

Evlat, anne babanı seçemezsin. Annen çok yanlış yaptı, ama insan şaşıp hata edebilir. O da çok acı çekiyor, bahtsızlığını anladı. Şans ver, pişman; ona da yazık.

Zamanla ortalık sütliman oldu. Canberk üniversiteye girdi, İnan son sınıfı bitiriyor, üniversiteye hazırlık yapıyor, ama beni yalnız bırakmak istemiyor.

Hiç sıkıntı yok kızım, sen oku, biz birbirimize yeteriz. Hafta sonları, tatillerde gelirsin, ben de yanımda hissederim seni. Annen de çok istemişti öğretmenlik okumanı… Biz de hayatı birbirimiz için yaşayacağız, kızım.O akşam yemeğimizi birlikte hazırladık, Canberk de vardı masada. Sofrayı İnanla kurarken bir an sustuk; evin içinde yükselen kahkaha, kızımın cılız şarkı denemesi, Canberkin salonu dolduran ayak sesleri hepsi bana yeni bir hayatın kapısını araladı. Yanağımda bir sıcaklık, ailemin eksik parçası yavaş yavaş tamamlanıyordu.

Bazen geceleri, Sevimin fotoğrafına bakıp anlatıyorum günümü. Bak, kızımız büyüdü, Canberk de bizimle. Hatalarımız oldu, yaralarımız sardık. Gidenin arkasından ağlamaktan vazgeçtik, çünkü hayat devam ediyor yeni melodiler, yeni sofralar, yeni umutlarla. Fotoğrafa hafifçe gülümserken İnan içeri giriyor, Baba, çay koydum. Hadi gel, biraz televizyon izleyelim, diyor.

O an anlıyorum ki; eksiklerimiz kadar dayanıklılığımız, kayıplarımız kadar yeni bağlarımız da var. Herkesin bir hikayesi, bir vedası oluyor; ama en güzeli, yeniden başlamaya cesaret edenlerde hayat yeniden anlam buluyor.

Dışarısı karanlık, ama evin içi sıcacık. İnan başını omzuma koymuş, Canberk çaydan bir yudum alırken gülümsüyor. Belki de aile olmak tam budur; kim olursa olsun, kimden geriye kaldıysa, bir masayı ve biraz sevgiyi paylaşabilmek…

Hayatın yıkıntıları arasında, yeni bir yuva inşa etmek de bir meziyet. Biz de işte, böylece; kayıplarımızın ardından, birbirimizi bulup yeniden başlıyoruz. Ve biliyorum, Sevim yanımızda olsaydı bizimle gurur duyardı.

Rate article
Lifequest
Birlikte Hayata Tutunacağız: Yakınlarını Kaybettikten Sonra Aile Olmanın, Affetmenin ve Dayanışmanın Önemiyle Dolu Bir Türk Ailesinin Duygusal Hikâyesi