“Şimdi bizimle mi yaşayacak yani?” diye sordu İgor eşi Vildan Hanım’a, oğluna bakarak…

Şimdi bizimle mi yaşayacak? diye sordu babam anneme, gözlerini bana dikerek…

Fatma Hanım eve geldiğinde beni görünce oldukça şaşırdı. İki yıldır eşimle ayrı evde yaşıyorduk, birbirimizi ayda ancak birkaç kez, çoğunlukla hafta sonları görüyorduk. Oysa bu sıradan bir hafta içiydi.

Biraz kaygılı bir sesle, Bir şey mi oldu? dedi, selam yerine.
Beni görmeye sevinmedin mi? diye şaka yapmak istedim ama annemin o sert bakışını görünce ciddi bir şekilde cevap verdim: Yaseminle ayrıldık.

Nasıl yani ayrıldınız? dedi annem, yüzüme daha da ciddi bakarak.
Kolay kolay şaka kaldırmaz, insanı da hemen sorguya çekerdi. Sonuçta yıllardır cezaevinde çalışmıştı, belli ki işinin etkisi vardı üzerinde.
Biraz tartıştık… diye mırıldandım, konuyu çok da açmak istemediğimi belli ederek.

Eee? dedi, gözlerimi aradı: Her kavga ettiğinde koşa koşa bana mı geleceksin?
Boşanıyoruz! diye patlattım. Annem bakmaktan vazgeçmedi, belli ki açıklama bekliyordu. Derin bir nefes alarak söyledim:
Yasemin, bana ev işleri veriyor, işten yorgun geliyorum zaten, bir de üstüne o işler…

Senin elin mi kırıldı da eşine yardım edemiyorsun? dedi, pek de destek vermeyerek.
Zaten aynı şeyi o da söyledi. Ben de ona dedim ki, kadın evin direğidir, ev işleri onun işi.
Bu saçmalıkları nereden edindin sen? dedi iyice sabırsızlanarak.

Belli ki işten yorgundu, bir duş alıp, sakince babamla yemek yemek istiyordu. Ama ben, pat diye bu dertlerle çıktım karşısına. Hele ki böyle at gözlüğüyle, kuru kuru evde kim ne yapar hesapları. Anne-babam hayatları boyunca iş paylaşımı yapmadan yaşadılar; birlikte çalıştılar, birlikte çocuk büyüttüler, ev işlerini bölüşüp hiç tartışmadılar. Şimdi ise ben çıkmış, Erkeklik havalarındayım.

Ben sana soruyorum! diye bir bağırdı ki, erkek olmasam ödüm kopardı. Bu lafları kimden duydun? Evde işleri ayırıyor! Sen ne, yoruldun da mı bırakıyorsun? İkiniz de çalışıyorsunuz ve ekmeği birlikte kazanıyorsunuz, o zaman evde işi de bölüşeceksiniz. Yok, eşine iş bırak diyorsan, o zaman ona işten ayrılmasını teklif ettin mi? Etmedin! O zaman bu numaralar ne? Benim babanla sırf ev işleri için kavga ettiğimizi hiç gördün mü? Aklımız yetiyor birbirimize omuz vermeye, ondan!

Tam o arada babam işten geldi, beni evde görünce şaşırdı:
Bir şey mi oldu?
İkisi de aynı soruyu soruyor, diye geçirdim içimden, ama dışımdan: Yaseminle ayrılıyoruz.

Ya oğlum, ne boş işlerle uğraşıyorsun! dedi kısa bir şekilde, ardından mutfak alışverişini bırakıp devam etti.

Ahmet, bizim oğlan kafayı yemiş, diye babama seslendi annem ve kavganın sebebini anlattı.
E, şimdi bizimle mi yaşayacak? diye sordu babam anneme, ardından bana dönerek:
Bak evladım, eş kelimesinin kökü eşlik etmekten gelir. Yani birlikte koşan, birlikte taşıyan. Bir aileyi ayakta tutmak için herkes eşit güç harcar. Tek taraf işleri savarsa, yük diğerine kalır. Böyle olursa ya biri tükenir, ya da o aile yıkılır.

Sözler beynimde dolanıp durdu; Yasemine olan öfkem azaldı ama, beklediğim ilgiyi görememenin burukluğu içimden çıkmadı. Ailem, sanırım eski kafalı düşüncelerime katılmadı, tersine karşıma dikildi. Ardından, mutfakta ürünleri yerleştirirken, sanki ben orada yokmuşum gibi davrandılar. Yani, buraya geri dönmemi hiç istemiyorlardı.

Ailemin huzurlu ama kararlı yaşamını izlerken, nasıl bu kadar sert olup birbirlerine bu kadar sevgi gösterebildiklerini anlamaya çalıştım.
Babamdan son bir söz geldi:
Haydi bakalım, ne bekliyorsun? Git eşinle barış! Kafandan kim ne yapmalı saçmalıklarını da at! Birbirinizi kollayın, yardımlaşın; bütün mesele bu. Hadi, git başımızı ağrıtma daha fazla; bizim de işimiz var.

Yavaşça evden çıktım. Hiç beklemediğim bir tepki oldu bu… Yasemine küskünlüğüm uçup gitmişti, aslında kendi kendime iş çıkardığımı şimdi daha iyi anlıyordum. Fakat bir şey netleşti kafamda: Ben de ileride, anne babam gibi mutlu bir aile kurmak istiyorum. Şimdi biliyorum ki mutlu bir aile, ancak fedakarlık ve eşitlikle olur.

Rate article
Lifequest
“Şimdi bizimle mi yaşayacak yani?” diye sordu İgor eşi Vildan Hanım’a, oğluna bakarak…